Bizi Takip Edin

Lifestyle

Lavabo nasıl temizlenir?

Yayınlandı

tarihinde

Lavabo temizliğinin püf noktaları Ofix Blog'da...

Koronavirüs salgını nedeniyle evimizde ve ofisimizde lavaboları daha sık kullanmaya başladık. Temizlik kurallarına ve hijyen koşullarına uygun şekilde yapılan lavabo temizliği, kullanıcıların sağlığını korumasına ve kendilerini daha iyi hissetmelerine katkı sağlıyor. Kir pas içindeki lavabolar ise hem enfeksiyonların yayılmasına, hem de motivasyonun düşmesine yol açabiliyor. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, lavabo nasıl temizlenir konusunu ele alacağız.

Lavabo temizliği niçin önemlidir?

Mutfak, banyo ve tuvalet temizliğinde en son sırayı lavabo temizliği almakta. Fakat bunun nedeni, lavabo temizliğinin önemsiz olması değil, en sona bırakılmasının emek ve zaman kaybına yol açmamasıdır. Lavabolar sık kullanıldığı için çok kolay kirlenir ve temizliği en sona bırakıldığı için çoğu zaman ihmal edilir. Oysa lavabo ve çevresindeki nem, mikropların kolayca çoğalıp yayılmasını sağlar ve bu durum, çeşitli sağlık risklerini beraberinde getirir.

Temizlik ve hijyen daha çok fiziksel koşullarla ilgili olmakla birlikte, insan psikolojisi üzerinde de olumlu etkilere sahiptir. Günlük temizliği yapılmayan lavabolar daha hızlı sararır, musluk ve çevresinde kararmalar ve su lekeleri artar. Böyle bir lavaboda ellerimizi yıkadığımızda, psikolojik açıdan ellerimizi yeterince temiz hissetmemiz zordur. Günlük temizliği hijyen şartlarına uygun şekilde yapılan lavabolar ise temizlikten aldığımız keyfi arttırır ve kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlar.

Lavabo temizliğine kendimiz için olduğu gibi, birlikte yaşadığımız insanlar ve misafirlerimiz için de özen göstermeliyiz. Lavabolar mutfak, banyo ve tuvaletlerin vitrini gibidir. Evimize veya ofisimize gelen misafirlerimizin bizim için olumlu düşünceler geliştirmelerini istiyorsak lavabo temizliğini kesinlikle ihmal etmemeliyiz. 

Lavabolar hangi sıklıkla temizlenmeli?

Aslında en güzeli, lavabo temizliğini günlük temizlik rutinlerinin bir parçası haline getirmektir. Hatta ofis ortamı gibi çok sayıda kişinin bulunduğu ortamlarda lavabo temizliğinin günde birkaç kez yapılması gerekebilir. Bu yapılamıyorsa şayet, en geç 2 günde bir bunu yapmak gerekir. Ofisinizde bu temizlik haftada 1 yapılıyorsa, gerekli temizlik ve hijyen koşullarının sağlanması konusunda ilgili kişileri mutlaka uyarmalısınız.

Lavabonuz tıkanmışsa, önce tıkanıklığı aşmalısınız.

Temizliğe başlarken ilk olarak, lavabonuzun tıkalı olup olmadığını kontrol etmelisiniz. Tıkanıklık varsa önce tıkanıklığı aşmalısınız. Uzun süre temizliği yapılmayan lavaboların tıkanması daha kolaydır. Fakat günlük temizliği yapılan lavabolarda da zaman içinde tıkanma oluşabilir. Tıkanıklığı aşmak için lavabo açıcı kullanabilirsiniz. Kullandığınız ürün yeterince güçlüyse, lavabonuzun gider kısmında biriken kirler ve kalıntılardan tamamen ve kolayca kurtulabilirsiniz.

Lavabo açıcı kullanırken nelere dikkat etmek gerekir?

Piyasada farklı markalara ait pek çok ürün bulunmakta. Seçtiğiniz ürünü nasıl kullanmanız gerektiğini üzerindeki kullanma talimatından öğrenebilirsiniz. Bazı ürünler atık maddeler, donmuş yağlar ve benzeri atıklarla tıkanan giderin üzerine doğrudan uygulanabildiği gibi, bazılarını sıcak suyla birlikte uygulamak gerekmekte. Hatta bazı ürünler, oda sıcaklığındaki suyla bile kullanılabilmekte. Seçtiğiniz ürünü kullanma talimatında belirtildiği şekilde kullanırsanız iyi bir sonuç alabilirsiniz. Aksi takdirde, en güçlü ürünler bile iyi bir sonuç vermeyebilir ve tıkanıklık devam edebilir.

Lavabo açıcısını kullanırken ayrıca, ürüne kesinlikle temas etmemeye, ürünü üzerinize sıçratmamaya ve solunum yolunuzdan uzak tutmaya dikkat etmelisiniz. Elle temas oluşmuşsa, ellerinizi bol suyla birlikte yıkamalısınız. Lavabo açıcısını lavabonuzun diğer kısımlarının temizliğinde kullanmamalı, miktar konusunda belirtilen ölçüye uygun şekilde kullanmaya dikkat etmelisiniz. 

Lavabo türlerine göre lavabo temizliği nasıl yapılır? 

Lavabo temizliği, lavabonun türüne göre farklı konulara dikkat etmeyi gerektirir. En yaygın lavabo türleri mermer ve paslanmaz çelik olduğu için, lavabo temizliği konusunu bu iki tür için ayrı ayrı ele alacağız.

Mermer lavabolar nasıl temizlenir?

Mermer dayanıklı bir malzeme olsa da temizlenmediği zaman çok kolay sararır. Leke oluşumu mermer lavabolarda daha kolaydır ve leke temizliği paslanmaz çelik lavabolara oranla daha zordur. Bu nedenle, mermer lavabonuzu sık aralıklarla temizlemeniz gerekir. Mermer lavabo temizliği için en ideal ürün amonyaklı çamaşır suyudur. Kurumuş çay ve kahve lekeleri ile diğer lekeleri hızlı bir şekilde çözen bu ürünler, mermer yüzeyin zarar görmesini önlemekte. Temizlik sırasında amonyaklı çamaşır suyunu yüzeye uyguladıktan sonra lavaboyu yumuşak bir süngerle ovmanız yeterli. İşlemin ardından lavabonuzu bol suyla durulamalı, yüzeyde çamaşır suyu kalıntısı bırakmamalısınız.

Çamaşır suları iyi bir temizleyici olsa da kokusu ve ciltte yol açabileceği zararlardan dolayı bazı kullanıcılar tarafından tercih edilmeyebiliyor. Lavabo temizliği için eğer çamaşır suyu kullanmak istemiyorsanız, yağ ve benzeri lekeleri temizlemek için yağ çözücüler kullanabilirsiniz. Lekeleri temizlemek için bu ürünleri yüzeye uyguladıktan sonra bir süre beklemeli, daha sonra yüzeyi bol suyla durulamalısınız. Mermer yüzeyinde oluşan daha büyük lekeler için yağ çözücülerle birlikte oksijenli su kullanabilirsiniz. Yüzeyde pas lekesi oluşmuşsa, oksalit asit içeren çözücüler kullanmanız gerekebilir. Bununla birlikte, mermer lavaboya bu gibi kimyasalları çok sık uygulamamalısınız. Daha hafif sararmalar içinse Arap sabunu kullanabilirsiniz.

Paslanmaz çelik lavabolar nasıl temizlenir?

Paslanmaz çelik lavabolar günümüzde daha sık kullanılmakta. Hem dayanıklı, hem de şık olan bu lavaboların temizliği mermer lavabolara oranla daha kolaydır. Üstelik, ömürleri daha uzundur ve maliyetleri daha düşüktür. Paslanmaz çelik lavaboların temizliği için kullanılabilecek temizlik ürünü çeşitleri daha fazladır. Lavabonuzu temizlemeden önce üzerine bir miktar sıcak su dökerseniz, kir ve lekelerin yumuşamasını sağlar, temizlik işlerinizi daha kısa sürede tamamlayabilirsiniz.

Lavabonuzun temizliğini yaparken lavabonuza çamaşır suyu, yağ çözücü veya bulaşık deterjanı uyguladıktan sonra nemli bir sünger ile lavabonuzu ovmanız yeterli. Zor lekeler için süngerinizin sert kısmını kullanabilirsiniz. Fakat bulaşık teli gibi sert cisimler kullanmaktan kaçınmalısınız. Ovma işlemi bittikten sonra lavabonuzu bol suyla durulayabilirsiniz. Lavabonuzun ışıl ışıl parlaması için çelik parlatıcı uygulayabilirsiniz.

Editörün Tavsiyesi: Domestos Dağ Esintisi Çamaşır Suyu

Lavabo temizliği hakkında faydalı bilgiler paylaştığımız bu yazımızı bitirmeden önce, online ofis marketiniz Ofix’in verilerine göre ofislerin en çok sipariş verdiği çamaşır suyu olan Domestos Dağ Esintisi çamaşır suyunu kısaca tanıtmak istiyoruz. Dünya genelinde 190 ülkede faaliyet gösteren Unilever firmasının bir markası olan Domestos, temizlik ürünleri piyasasında çok önemli bir hacme sahip. Yoğun kıvamlı özel formülü sayesinde Domestos ürünleri mutfak, banyo ve tuvaletlerde mükemmel bir temizlik kalitesi ve hijyen sağlamakta. 750 gram ağırlığında ve dağ esintisi kokulu bu ürünlerle lavabonuzda temizlik ve hijyen konusunda etkin sonuçlar alabilirsiniz. 

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler