Koşuşturmalı bir hayatın içinde hepimiz şöyle soluklanabileceğimiz anlar peşindeyiz. Kimisi yalnız kalıp kafasını dinlemek kimisi de tatlı bir sohbet ile günlük yorgunluğunu gidermeyi ister. Ama herkes Kurukahveci Mehmet Efendi tek fincanlık Türk kahvesi ile ister evinde ister ofisinde rahatlamanın keyfini çıkartabilir. Kahve severler için tek kullanımlık olarak üretilen “tek fincanlık” dilediğiniz zamanda kahve keyfini doyasıya yaşamanıza imkân sağlıyor. Peki, Kurukahveci Mehmet Efendi tek fincanlık Türk kahvesi nasıl yapılır mı diyorsunuz? Gelin bu sorunuzun yanıtına birlikte bakalım.
Mehmet Efendi Tek Fincanlık Türk Kahvesi Nasıl Yapılır?
Gün içinde enerjiniz mi düşüyor? Kendinizi yorgun ve uykulu mu hissediyorsunuz? O zaman Kurukahveci Mehmet Efendi tek fincanlık Türk kahvesi imdadınıza yetişiyor. Bu enfes kahveyi yapmak için sadece 2 dakikanızı ayırmanız yeterli. Pratik adımlarla aşağıdaki gibi kahvenizi yapabilirsiniz. Böylelikle kahve keyfini yaşayabilirsiniz.
Önce fincanınızla içme suyunu ölçüp cezveye koyun.
6 gramlık Mehmet Efendi tek fincanlık kahvenizin tamamını suya ilave edin. Eğer 2 kişilik yapmak istiyorsanız suyu buna göre ayarlayıp 2 paket ilave etmeniz yeterli.
Şekerli içiyorsanız dilediğiniz oranda şekeri ilave edin.
Kısık ateşte kahvenizin dağılmasını sağlamak için karıştırın.
Kabarmaya başlayan köpüğü fincana aktarın.
Kalan kahveyi bir taşım daha pişirin. Ardından tamamını fincana boşaltın.
İşte bu kadar basit bir tarif ile kahvenizi hazırlayabilirsiniz. İçmeden önce telvesinin dibe çökmesi için kısa bir süre beklemelisiniz. Kahvenizin yanında su koymayı ihmal etmeyin. İsterseniz lokum ya da çikolata gibi tatlılarla ağzınızı tatlandırabilirsiniz.
Kategorinin popüler ürünleri
Kurukahveci Mehmet Efendi Hangi Çekirdeği Kullanıyor?
1871 yılından bu yana kaliteden ödün vermeyen Mehmet Efendi kahvelerinin çekirdekleri, Güney ve Orta Amerika menşelidir. Arabica türü olarak geçen kahve çekirdeklerinden harmanlanmaktadır. Titizlikle kavrulur ardından çok ince zerreler haline gelene kadar öğütülür.
Günlük Popülaritenizi Arttıracak Hap Bilgiler
UNESCO tarafından 2013 yılında Somut Olmayan Kültürel Miras listesine giren Türk kahvesi hem lezzeti hem de sohbetleri ile hepimizin çok sevdiği bir içecektir. Özellikle kahve sohbetlerinde, kahve hakkında konuşmak da yazılı olmayan bir kaide gibidir. Çünkü kimin daha iyi kahve yaptığının bir göstergesidir adeta. O halde sizinle paylaştığımız bilgiler sayesinde arkadaş çevrenizde herkesin merak ettiği bilgileri sohbete dahil edebilirsiniz.
Türk Kahvesi Neden Küçük Fincanlarda İkram Edilir?
Türk kahvesi Mehmet Efendi lezzeti ile damaklarda şenlenirken elbette bazılarının kafasına o meşhur soru takılabilir. Bu soru: “Türk kahvesi neden küçük fincanlarda ikram edilir?” O halde gelin sorunuza yanıt verelim.
Dünya genelinde her kahvenin kendine has bir pişirme ve servis şekli vardır. Ancak Türk kahvesi söz konusu olduğunda yüzyıllara dayanan bir kültür ortaya çıkar. Diğer milletlerden farklı bir pişirme ve servis biçimi kullanan Türkler, yaptıkları kahveler ile Dünya genelinde adını duyurmayı başarmıştır. 14.yüzyılda Yemen Valisi Özdemir Paşa’nın kahveyi İstanbul’a getirmesi ile bu kültür şekillenmeye başlamıştır. Türk kahvesi, yoğun bir aromaya ve lezzete sahiptir. Kavrulma derecesine göre hafif, orta ve çok kavrulmuş kahve arasında sertlik farkı vardır. İnce kenarlı küçük fincanlarla ikram edilir. Bu yapıda küçük fincanların kullanılma sebebi ise kahvenin uzun süre sıcak kalmasını sağlamaktır. Üzerinde bulunan köpük sayesinde Türk kahvesi diğer kahvelere oranla daha uzun süre sıcak kalabilme özelliğine sahiptir. Kurukahveci Mehmet Efendi tek fincanlık Türk kahvesi ile tek kişilik kahvenizi yapabilirsiniz. İster yalnız ister arkadaş sohbeti eşliğinde tüketebilirsiniz.
Kahve Neden Köpüklü İçilir?
Esasında kahvenin üstünde köpük olması içimi için elzem değildir. Ancak kahve üstündeki köpük, kahvenin ideal bir şekilde pişirildiğinin ve taze olduğunun bir göstergesidir. Ayrıca yukarıda da bahsettiğimiz üzere üstünde köpüğü olan kahve daha yavaş soğur. Peki, pişirme esnasında neden köpük oluşuyor? Kahve ısınmaya başladığında bir gaz çıkışı meydana gelir. Çözünme hızı arttığı için ortaya köpük çıkar. Isının artmasına paralel olarak köpükler daha çok büyür. Doğru zamanda ocaktan almazsanız kahveniz taşar. Böylece kahve fazla pişer ve köpükleri gider. Ayrıca bayat kahveler gereğinden fazla beklediği için içeriğindeki karbondioksit oranı azalır ve köpük oluşmaz. KurukahveciMehmet Efendi 6 gr. ile bu tarz bir bayatlama sorunu yaşamaz ve kahve keyfinizi bozmak zorunda kalmazsınız.
Türk Kahvesi İçtikten Sonra Fincanın Altında Kalan Kısma Ne Denir?
Kahvenin altında kalan ve içmediğimiz bölüme “telve” adı verilmektedir. Bu noktada vermemiz gereken bilgi; Türk kahvesi, telvesi ile servis edilen tek kahve türüdür. Dünya genelinde diğer kahve çeşitlerine baktığımız zaman kahve telvesinin servis öncesi süzüldüğünü görürüz.
Kahve Pişerken Karıştırılır mı?
Türk kahvesinin pişirimi sırasında karıştırılıp karıştırılmayacağı çoğu zaman bir muammadır. Kimileri karıştırmadan yapılmayacağını kimileri ise karıştırmamak gerektiğini söyler. Ancak bilmemiz gereken nokta; kahveyi ne kadar çok karıştırırsanız o kadar az köpüklü olur. Bu yüzden minimum düzeyde karıştırarak bol köpüklü bir kahve elde edebilirsiniz. Bu iyi bir Türk kahvesi pişirmenin püf noktaları arasındadır.
Kahve İçmek Cildi Güzelleştirir mi?
Bilimsel araştırmalar gösteriyor ki kahvenin içerisinde cilde fayda sağlayan güçlü antienflamatuvar ve antioksidanlar var. Bu yüzden düzenli kahve tüketimi yüz sivilceleri ve aknelere sebep olabilecek iltihapları azaltmaya yardımcı olur. İltihaplanmaya bağlı ortaya çıkan cilt rahatsızlıklarına karşı güçlü bir koruyucudur. Ancak altını çizmemiz gereken nokta aşırıya kaçmamanız yönündedir. Cildinizi güzelleştirmek için fazladan tüketmek istediğiniz kahve, ilerleyen evrelerde çeşitli rahatsızlıklara sebebiyet verir. Günde bir fincan kahveyi rahatlıkla tüketebilirsiniz.
Ofiste Kahve Bitti Derdine Ofix ile Son Ver!
Mehmet Efendi tek kullanımlık kahve, pratik bir üründür. Türk kahvesinin enfes lezzetine bu minik paket ve 2 dakikalık yapım süresi ile ulaşabilirsiniz. Taşıması kolaydır. Bu yüzden kahve severlere hitap eden bir üründür. Ayrıca ofislerde gelen misafirleriniz için ya da zamandan kazanmak için hızlıca kahvenizi yapabilmenizi sağlar. Kişisel kullanımı dışında ofis çalışanlarının işyerlerinde en çok sevdikleri ürünler arasındadır. Mehmet Efendi tek fincanlık Türk kahvesi minik paketi ve pratik kullanımı ile çalışanların gözdeleri arasındadır. Siz de damaklarınız şenlensin istiyorsanız Ofix ile bu lezzete hızlıca ulaşabilirsiniz. Kaliteli Türk kahvesi çeşitlerimizi sizlere sunmaya devam ediyoruz.
Türkiye olarak yıllardır gece maçına alışmış insanlarız. 20.45 mi? Mis gibi saat. Çay koy, kanepeye yayıl, maçı aç.
Ama sabah 06.00’da milli maç izlemek… İşte orada pek alışık değiliz gibi.
Bu Dünya Kupası’yla birlikte ilk kez “güne Türkiye maçıyla başlama” dönemine giriyoruz. Yani artık alarm sesi bile stres yaratacak.
Sabah Alarmıyla Milli Duygu Aynı Anda Yaşanır mı?
Muhtemelen yaşanacak.
Çünkü milyonlarca insan ilk kez kendi isteğiyle 05.30 alarmı kuracak. Normalde işe zor uyanan insanlar, Türkiye maçı için karanlıkta ayakta olacak.
Ve o sabah herkesin evinde aşağı yukarı aynı sahne dönecek:
Tek göz açık televizyonu açma çabası
Mutfakta sessiz sessiz kahve yapma
“Daha hava bile aydınlanmadı ya” söylemleri
İlk düdükle birlikte bir anda kendine gelme
Ofisler Birkaç Gün Hafif Dağılabilir
Şimdiden söyleyelim… Bu maç saatleri ofis düzenini biraz bozacak gibi duruyor.
Çünkü biri maçı izlemek için 3 saat uyuyacak. Biri “Uyumam ben” diyecek, öğleden sonra ekrana boş boş bakacak. Birileri toplantıda istemsizce maç yorumu yapacak.
Hatta bazı ofislerde şu konuşmaların geçme ihtimali çok yüksek:
Türkiye’de e-ticaret artık sadece “internetten alışveriş” meselesi değil. İnsanların günlük alışkanlıklarını değiştiren bambaşka bir düzene dönüştü.
Bir dönem internetten sipariş vermek insanlara riskli gelirdi. Şimdi ise kargo bir gün geç kalsa herkesin canı sıkılıyor.
Çünkü alıştık. Hem de çok hızlı alıştık.
Son 5 yılda Türkiye’de e-ticaret hacminin yaklaşık 12 kat artıp 10,6 trilyon liraya ulaşması da bunu açıkça gösteriyor.
Üstelik sadece para büyümüyor. İşlem sayısı da inanılmaz seviyelere çıktı.
Bugün Türkiye’de e-ticaret işlem sayısı 25,85 milyara ulaşmış durumda. Yani insanlar artık büyük küçük fark etmeksizin birçok ihtiyacını internetten çözmeye başladı.
Bir kulaklık… Bir kahve makinesi… Bir paket fotokopi kağıdı… Hatta ofisin çayı kahvesi bile artık birkaç dakikada sipariş veriliyor.
Dolar bazında bakıldığında da tablo aynı. Türkiye’nin e-ticaret hacmi 43 milyar dolardan 115,4 milyar dolara yükseldi.
Aslında bu değişimi anlamak için istatistiklere bile çok gerek yok.
Çevremize bakmamız yeterli.
Eskiden biri bir şey alacağı zaman mağaza mağaza gezerdi. Şimdi önce telefondan fiyat bakılıyor. Yorum okunuyor. “Yarın gelir mi?” diye teslimat süresi kontrol ediliyor.
Hatta bazen mağazada görülen ürün bile internetten sipariş ediliyor.
Çünkü artık insanlar sadece ürün almıyor. Kolaylık satın alıyor.
Özellikle şirketler tarafında bu durum çok daha net hissediliyor.
Kimse tek bir eksik için gün içinde farklı yerlere yetişmeye çalışmak istemiyor. Kırtasiye ayrı yerden, temizlik ürünü başka yerden, kahve başka yerden derken iş uzayıp gidiyor.
Bu yüzden Ofix gibi platformlar son dönemde şirketlerin işini ciddi anlamda kolaylaştırmaya başladı.
İnsanlar artık ofis ihtiyaçlarını tek tek düşünmek yerine, tek noktadan hızlıca çözmek istiyor. Ürün bulunsun, fiyat uğraştırmasın, sipariş zamanında gelsin yeterli oluyor çoğu zaman.
Geldiğimiz noktada e-ticaret artık ekstra bir seçenek değil. Günlük hayatın normal akışına dönüşmüş durumda.
Ve görünen o ki insanlar bu hızdan kolay kolay vazgeçmeyecek.
İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası. Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.
İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi. Bir nevi kimlik.
Ama işte tam burada işler karışıyor. Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.
Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil
Modern iş hayatı sana şunu söylüyor: Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.
Yani bir nevi: “Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”
Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor. Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor: “Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”
Spoiler: Fazla.
Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor
Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor. Mail gelirse bakılıyor. Mesaj gelirse cevaplanıyor. “Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.
Sonra bir de hayat var: Ev, düzen, sorumluluklar…
Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun, sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.
Aynı iş, farklı hayatlar
Aynı pozisyonda iki kişi düşün. Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.
Ya da şöyle: Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.
İşte o an bir şey kırılıyor.
Çünkü mesele sadece para değil. Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.
Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor: “Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”
Çünkü mesele işin kendisinden çok, o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.
Ve belki de asıl ihtiyaç, daha fazla çalışmak değil… daha dengeli yaşamak.