Bizi Takip Edin

Lifestyle

Migren nedir?

Yayınlandı

tarihinde

Migren hakkında merak ettiğiniz konular Ofix Blog'da...

Günlük hayatta sıkça karşılaşılan baş ağrısı şikayetlerinin önemli bir bölümü migrenle ilgilidir. Bu konuda kadınlar daha dezavantajlı konumda. Sıradan baş ağrılarına oranla çok daha şiddetli olan migren ağrıları nedeniyle hastanın yaşam kalitesi ve iş performansı ciddi ölçüde düşmekte. Yaz sıcaklarının dayanılmaz hale geldiği bu zaman diliminde oluşan çevresel faktörler migren ağrılarını kolaylıkla tetikleyebilir. Eğer migreniniz varsa bu zaman dilimini sağlıklı geçirmek için bazı konulara mutlaka dikkat etmeniz gerekmekte. Migrenle baş etmenin en sağlıklı yolu migreni iyi tanımaktan geçer. Ofix Blog‘da bu haftaki sağlık köşemizde, migren hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız. “Migren nedir?”, “Migren çeşitleri nelerdir?”, “Migren belirtileri nelerdir?” gibi soruların cevaplarını merak ediyorsanız, bu yazımızda çok şey bulabilirsiniz. 

Kısaca Migren

Migreni kısaca, şiddetli bir baş ağrısı olarak tanımlayabiliriz. Tıp literatüründe bugüne kadar tanımlanabilmiş pek çok baş ağrısı çeşidinden bahsetmek mümkün. Bunların sayısı 160’ın üzerindedir. Tüm bu baş ağrıları esasen iki temel kategoride incelenir; fonksiyonel baş ağrıları ve patolojik baş ağrıları. Bunlardan fonksiyonel baş ağrıları, herhangi bir hastalığa bağlı olmadan ortaya çıkan baş ağrılarıdır. Bu ağrılar daha çok sinirsel, damarsal ya da hormonal etkenler tarafından tetiklenir. Ve nedenin ortadan kalmasıyla birlikte genellikle sona erer. Günlük hayatta karşılaşılan baş ağrılarının büyük bir bölümü bu ağrılardan oluşur. Fonksiyonel baş ağrıları için kimi zaman gerilim türü baş ağrıları ifadesi de kullanılabilir. Günlük hayatta örneğin susuzluk, aşırı çay veya kahve tüketmek ve benzeri nedenlerden dolayı gerilim türü baş ağrılarına sıkça rastlanır. Patolojik baş ağrıları ise genetik faktörler, travmalar veya nörolojik nedenlerle oluşabilir. Fonksiyonel baş ağrılarına oranla patolojik baş ağrıları çok daha şiddetlidir. 

Baş ağrısıyla ilgili sınıflandırmalarda migren primer baş ağrısı grubunda değerlendirilmekte. Bu grupta yer alan baş ağrısı çeşitleri, başka bir hastalığa bağlı olmaksızın gelişen baş ağrılarından oluşur. Migren atakları kimi zaman fonksiyonel baş ağrısı çeşitlerinde olduğu gibi daha az etki gösterirken, çoğu zaman patolojik baş ağrılarında olduğu gibi şiddetli hale gelir. Başka deyişle, herhangi bir hastalığa bağlı olarak baş ağrısı şikayeti yaşıyorsanız, bu şikayetiniz migren kapsamında değerlendirilmez. Migren ağrıları daha çok şakak bölgesinde gelişen, zonklayıcı türde ve dayanılması çok güç ağrılardır. Migrenin görülme sıklığı kadınlarda yaklaşık yüzde 20 düzeyindeyken, erkeklerde bu oran yüzde 8 civarındadır. Genç yaşlarda migrenin görülme sıklığı ise orta yaş ve üzerine göre 3 kat daha fazla olabilir. Migrene bağlı olarak hastanın günlük hayatı ve iş performansı ciddi ölçüde etkilenir. Migreni tetikleyen herhangi bir nedenden dolayı hasta, şiddetli bir baş ağrısına maruz kalarak günlük işlerini bile yapmakta ciddi zorluk yaşayabilir. 

Migren çeşitleri nelerdir?

Migrenle ilgili olarak literatürde farklı sınıflandırma şekillerine rastlamak mümkün. Bunlar içinde en yaygın olanının aurasız migren, auralı migren ve kronik migren şeklinde üçlü bir sınıflandırma olduğunu söyleyebiliriz. Aurasız migren, 4 ile 72 saat arasında tekrarlayan şiddetli baş ağrılarıyla karakterize edilir. Migrenin en sık görülen türü budur. Aurasız migrende hasta, baş ağrısını sınırlı bir bölgede hisseder. Ağrıların şiddeti orta ile ciddi arasında değişebilir. Bu hastalarda ışığa, sese ve fiziksel aktivitelere duyarlılık yüksektir. Bu konularda oluşabilecek herhangi bir ani değişim, migrenin tetiklenmesine yol açabilir. Auralı migrende ise belirtiler, genellikle baş ağrısının gelişimi sırasında ortaya çıkar ve 1 saat içinde son bulur. Auralı migrende hasta, çeşitli görsel bozukluklar ve konuşma güçlüğü yaşar. Baktığı yerlerde renkli lekeler ve yıldızımsı şekiller görür. Görüş alanında bazı kör bölgeler oluşur. Kronik migren ise en az 3 ay boyunca her ayın en az 15 gününü şiddetli baş ağrısı şikayetleriyle geçiren hastalar için söz konusudur. 

Migren belirtileri nelerdir?

Migrenin en önemli belirtisi şiddetli baş ağrısıdır. Migren ağrısı o kadar şiddetli bir ağrıdır ki, kişinin herhangi bir iş yapmasını ciddi ölçüde zorlaştırır, istirahat etmesini zorunlu kılar. Migren ağrıları genellikle tek taraflıdır. Beynin belli bir bölgesinde hissedilen ağrı, daha çok o bölgede tekrarlama eğilimi gösterir. Nadiren diğer tarafta da hissedilebilir. Ağrıların en çok hissedildiği yer ise şakaklar ve çevresidir. Kimi zaman göz çevresinde, başın arka tarafında ve kulakların arkasında da migren ağrıları oluşabilir. Migrenin diğer belirtileri arasında aşırı duyarlılık ve tepkisellik, duygu durum bozukluğu, aşırı ve gereksiz neşelenme, dikkat eksikliği gibi şikayetlere de rastlanabilir. Migreni olan hastanın düşünce kontrolü ve muhakeme yeteneği zayıflar. Konuşurken sözcük bulmakta güçlük çeker ve yavaş konuşur, dili dolanır. Hastada sürekli uyku isteği, esneme, aşırı iştah ve karbonhidrat krizi görülebilir. 

Migrenin hangi türü olursa olsun hastanın ışığa, sese ve kokuya karşı aşırı bir duyarlılığı vardır. Bu konularda en küçük bir değişim bile hastanın şiddetli bir baş ağrısı duymasına yol açabilir. Hastanın maruz kaldığı değişimin miktarı arttığında, hissedeceği ağrıların şiddeti de artabilir. Migrene iyi gelen şeyler veya migren için ağrı kesici kullanmak, bu gibi durumlarda yetersiz kalabilir. Migrene bağlı olarak gelişen aşırı su içme ihtiyacı nedeniyle karında şişlik oluşabilir. Kabızlık ve ishal de migrenin belirtileri arasında değerlendirilebilir. Bu bağlamda en fazla dikkat edilmesi gereken konulardan biri de kokuya karşı artan duyarlılıktır. Öyle ki, parfüm ve deodorant bile migrenin tetiklenmesine yol açabilir. Auralı migrende hasta, görsel aurasında titrek parıldayan ışıklar tarif edebilir. Duyusal aurada ise belirtiler el, ağız ve dilde uyuşma ya da karıncalanma şeklindedir. 

Migren nedenleri nelerdir?

Migrenin nedenleri günümüzde kesin olarak bilinmemekte. Fakat genetik faktörler, hormonal değişimler ve çevresel faktörler nedeniyle migrenin daha sık görüldüğünü söyleyebiliriz. Migren nedenleri arasında genetik faktörlerin diğerlerinden daha etkili olduğu bilinmekte. Ailede migren hastası varsa migrene yakalanma olasılığı yüzde 40 düzeyindedir. Eğer anne ve babada migren varsa, bu durumda migrene yakalanma olasılığı yüzde 80 düzeyine kadar çıkabilir. Genetik faktörlerin ardından en etkili faktörler hormonal değişimlerdir. Bu konuda kadınlar daha dezavantajlı olduğu için migrene yakalanma oranı kadınlar arasında daha yüksektir. Genç kadınlarda bu oran 3 kata kadar artabilir. Özellikle regl döneminde yaşanan hormonal değişimler nedeniyle migrenin şiddeti artabilir. Regl döneminde artan ağrıların nedeni de migren olabilir. Çevresel faktörlere bağlı olarak metabolizmada meydana gelen değişimler de migrenin ortaya çıkmasına neden olabilir. 

Migren ataklarını hızlandıran faktörler nelerdir?

Migren ataklarını etkileyen faktörler arasında atakları hızlandıran faktörlere karşı hastanın farkındalıklarını yüksek tutması gerekmekte. Aksi durumda migrene bağlı şikayetlerde ciddi bir artış oluşabilir. Bu faktörler kişiden kişiye değişse de genel olarak uzun süreli açlık, öğün atlama, stres, uyku bozukluğu gibi nedenlerden dolayı migrenin daha şiddetli hale geldiğini söyleyebiliriz. Migreni olan kişilerin bir anda ve yüksek miktarda gerçekleşen ışık, ses ve koku değişimlerinden aşırı derecede etkilendiğini biliyoruz. Güçlü bir ışığa maruz kalmak, aşırı parfüm kokusu ve bunlar gibi pek çok çevresel etken nedeniyle migren atakları hızlanabilir. Bunların yanı sıra hava değişimi ve kirlilik, yükseklik değişimi, sert esen lodos, hatta sigara dumanı bile migrenin hızlanmasına neden olabilir. Kişi eğer alkol ve sigara kullanıyorsa, atakların hızı daha da artabilir. Bu gibi faktörlere sıkça maruz kalan hastaların vakit geçirmeden tedavi süreçlerini başlatmaları gerekir. 

Migren teşhisi nasıl konur?

Yaşanan her şiddetli baş ağrısı migren olarak değerlendirilemez. Bir kimseye migren teşhisinin konulabilmesi için uzun bir süreç ve hekim kontrolü gerekmekte. Migrenle ilgili yapılan araştırmalara göre toplumumuzda migren teşhisi konulmamış kişilerin oranı, teşhis konulanlara göre çok daha yüksek düzeyde. Konulan teşhislere göre migrenle ilgili ilk bulgular, çocukluktan ergenliğe geçiş döneminde ortaya çıkıyor. İlk atakların ise yaklaşık yüzde 80’i 30 yaşından önce gerçekleşmekte. 30 yaşından sonra oluşan migren şikayetlerinin çok küçük bir bölümü hekimlere bildiriliyor. Kendinizde veya çocuğunuzda migrenle ilgili olduğunu düşündüğünüz herhangi bir şikayet gözlemlerseniz, vakit geçirmeden hekime başvurmanızı tavsiye ederiz. Aksi durumda şikayetleriniz giderek artar ve yaşamınızı ciddi ölçüde etkiler. Dahası, yaşadığınız şiddetli baş ağrısı şikayeti başka bir hastalığın da habercisi olabilir. Bu değerlendirmeyi ancak hekiminiz yapabilir. 

Migren tedavi edilebilir mi?

Migren tedavisi oldukça zor ve hastanın tüm yaşam şeklini etkileyen bir tedavi sürecini ifade etmekte. Süreç ilk olarak hekim tarafından hastaya migren teşhisinin konulmasıyla başlar. Bu teşhisi koyabilmek için hastanın baş ve boyun bölgesi ile kas yapısı incelenir, ağrıların esas nedeni tespit edilmeye çalışılır. Vücutta şiddetli baş ağrısına yol açabilecek pek çok nedenle karşılaşılabilir. Migren tedavisi için öncelikle ağrıların esas nedenlerinin tespit edilmesi gerekir. Tedavi sürecinde hastanın günlük su tüketimi, beslenme ve uyku düzeni, stres derecesi, mide ve bağırsak sistemi gibi pek çok konuda incelemeler yapılır. Hastanın herhangi bir fizyolojik bozukluğu varsa, bu bozuklukları gidermek üzere gerekli önlemler alınır. Örneğin duruş bozukluğu nedeniyle kişi boyun ve sırt ağrıları yaşıyor, baş ağrısı şikayetleri bundan kaynaklanıyor olabilir. Böyle bir durumda hastanın duruş bozukluğu konusunda bilinçlendirilmesi, ağrılardan kurtulmak için yeterli olabilir. Bununla birlikte, migrenin tedavisinde çoğu zaman beyin cerrahisi, nöroloji, psikiyatri ve fizyoterapi birimlerinin ortak çalışması gerekebilir.

Migren ataklarını hafifletmek mümkün müdür?

Migren ataklarını hafifletmek için hastanın öncelikle tedavi sürecine başlamış olması gerekir. Hangi türde olursa olsun, migrenin ciddi bir hastalık olduğunu unutmamalısınız. Migrene iyi gelen şeyler atakların bir miktar hafiflemesine yardımcı olabilir. Ancak kesin sonucu hiçbir zaman vermez. Bu konuda özellikle kronik migren hastalarının dikkatli olması gerekir. Kaldı ki, kronik migren ataklarını bitki çayları ve diğer bazı besinlerle hafifletmek de mümkün olmayabilir. Genel olarak baktığımızda, hasta üzerinde sakinleşme sağlayan, stresi azaltan, kas ve eklem ağrılarına iyi gelen bitki çayları ve besinlerin atakları hafiflettiğini söyleyebiliriz. Bazı durumlarda ise bitki çayları atakların artmasına yol açabilir. Bitki çaylarındaki etken maddelerin hastanın kullandığı ilaçlardaki etken maddelerle nasıl bir etkileşim göstereceğini tahmin etmek güçtür. Bu konuda en doğru bilgileri hekiminizden alabilirsiniz. 

Migren depresyona neden olur mu?

Migren ve depresyon birbirini besleyen iki büyük sağlık sorunudur. Kişinin yaşadığı ağır bir depresyon, migrenin tetikleyicisi olabilir. Migrene bağlı olarak da hasta, büyük bir depresyon yaşayabilir. Bu konuda kronik migreni olanlar daha dezavantajlı konumdadır. Kronik migrene bağlı olarak hastada kronik depresyon gelişebilir. Bu süreçte hastanın mutlaka hekime konuyla ilgili bilgi vermesi gerekir. Migrenin tedavisinde ilerleme gösterebilmesi için hastanın depresyonla ilgili sorunlarının çözülmesi gerekir. Depresyona ek olarak hastada anksiyete bozukluğu varsa bunun da yine tedavi edilmesi gerekir. Ne zaman nerede geleceği belli olmayan migren atakları nedeniyle hasta, panik atak krizleri yaşayabilir ve şikayetleri daha da dayanılmaz hale gelebilir. Baş ağrısı şikayetinden kurtulmak adına hastanın yanlış antidepresan kullanması sonucu migren atakları sıklaşabilir. 

Migren hastaları kafein ve yeşil çay tüketebilir mi?

Migren hastalarının tüketmemesi gereken bazı içecekler vardır. Bunların başında kafeinli içecekler ve yeşil çay gelir. Her ikisi de metabolizmanın hızlanmasına yol açar ve atakların artmasına zemin hazırlar. Bu konuda en önemli yanlışlardan biri, kafeinin migrene iyi geldiğini düşünmektir. Bu düşüncenin temelindeki dayanak, bazı migren ilaçlarında kafeinin de kullanılmasıdır. Oysa migren ilaçlarında kullanılan kafein, ilaçtaki etken maddelerin vücut tarafından hızlıca emilmesini kolaylaştırmak için kullanılır. Bu kullanım şeklini günlük çay ve kahve gibi içeceklerde tüketilen kafeinle karıştırmamak gerekir. Bu içeceklerde tüketilen kafein hem miktar olarak fazladır, hem de metabolizmayı hızlandırıcı etkisi yüksektir. Migreniniz başladığında size lazım olan şey metabolizmanızı hızlandırmak değil, sakinleştirmektir. Yeşil çay için de yine aynı şey söylenebilir. Metabolizmayı hızlandırıcı etkisi yüksek olan yeşil çay, atakların şiddetlenmesine yol açabilir. Migren hastalarının kafein ve yeşil çaydan uzak durmaları, bunların yerine su tüketmeleri atakların kontrol altında tutulmasına yardımcı olur. 

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz… 

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Türkiye İlk Kez Sabah Maçlarına Çıkıyor: Ülkece Uyku Düzeni Dağılıyor

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye olarak yıllardır gece maçına alışmış insanlarız.
20.45 mi? Mis gibi saat.
Çay koy, kanepeye yayıl, maçı aç.

Ama sabah 06.00’da milli maç izlemek…
İşte orada pek alışık değiliz gibi.

Bu Dünya Kupası’yla birlikte ilk kez “güne Türkiye maçıyla başlama” dönemine giriyoruz.
Yani artık alarm sesi bile stres yaratacak.

Sabah Alarmıyla Milli Duygu Aynı Anda Yaşanır mı?

Muhtemelen yaşanacak.

Çünkü milyonlarca insan ilk kez kendi isteğiyle 05.30 alarmı kuracak.
Normalde işe zor uyanan insanlar, Türkiye maçı için karanlıkta ayakta olacak.

Ve o sabah herkesin evinde aşağı yukarı aynı sahne dönecek:

  • Tek göz açık televizyonu açma çabası
  • Mutfakta sessiz sessiz kahve yapma
  • “Daha hava bile aydınlanmadı ya” söylemleri
  • İlk düdükle birlikte bir anda kendine gelme

Ofisler Birkaç Gün Hafif Dağılabilir

Şimdiden söyleyelim…
Bu maç saatleri ofis düzenini biraz bozacak gibi duruyor.

Çünkü biri maçı izlemek için 3 saat uyuyacak.
Biri “Uyumam ben” diyecek, öğleden sonra ekrana boş boş bakacak.
Birileri toplantıda istemsizce maç yorumu yapacak.

Hatta bazı ofislerde şu konuşmaların geçme ihtimali çok yüksek:

— “Kaçta yattın?”
— “Yatmadım.”
— “Maçı izledin mi?”
— “İkinci yarıyı hatırlamıyorum bile.”

FIFA Biraz Bizi Zorlamış Gibi

Maç saatleri şöyle:

  • 07.00
  • 06.00
  • 05.00

Yani biri özellikle “Türk halkının sabır seviyesi ölçülsün” istemiş gibi.

Ama işin garip tarafı şu:
Ne kadar erken olursa olsun, konu milli maç olunca insanlar yine ekran başına geçiyor.

Normalde sabah yürüyüşüne çıkmayan adam, Türkiye maçı için gün doğmadan kahveyle koltuğa kurulacak.

Bu Turnuvanın Gizli Kahramanı Kahve Olabilir

Bu süreçte en yoğun mesaiyi futbolcular kadar kahveler de yapacak gibi duruyor.

Çünkü sabah 5’te maç izlemek normal seyircilik değil.
Bir noktadan sonra hayatta kalma mücadelesine dönüyor.

Şimdiden bazı klasikler oluştu bile:

  • “Ben maçı ofisten açarım”cılar
  • Termosu akşamdan hazırlayanlar
  • Maç günü toplantıyı ertelemeye çalışanlar
  • Ve “Ben zaten erken kalkıyorum” diye hava atanlar

Ama Güzel Tarafı da Bu Galiba

Ne kadar uykusuz olursak olalım…
O saatlerde yine milyonlar aynı anda aynı maçı izleyecek.

Bir yanda kahve, bir yanda milli heyecan.
Göz yarı kapalı ama yorumlar tam gaz.

Çünkü Türkiye’de milli maç sadece futbol değil.
Biraz stres, biraz umut, biraz da “Bu maçı alırız” inadıdır.

Ve galiba ilk kez,
Dünya Kupası’nı “günaydın” diyerek yaşayacağız.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Eskiden “Çıkıp Alalım” Diyorduk, Şimdi Kargo 1 Gün Gecikince Sinirleniyoruz..

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’de e-ticaret artık sadece “internetten alışveriş” meselesi değil.
İnsanların günlük alışkanlıklarını değiştiren bambaşka bir düzene dönüştü.

Bir dönem internetten sipariş vermek insanlara riskli gelirdi.
Şimdi ise kargo bir gün geç kalsa herkesin canı sıkılıyor.

Çünkü alıştık.
Hem de çok hızlı alıştık.

Son 5 yılda Türkiye’de e-ticaret hacminin yaklaşık 12 kat artıp 10,6 trilyon liraya ulaşması da bunu açıkça gösteriyor.

Üstelik sadece para büyümüyor.
İşlem sayısı da inanılmaz seviyelere çıktı.

Bugün Türkiye’de e-ticaret işlem sayısı 25,85 milyara ulaşmış durumda.
Yani insanlar artık büyük küçük fark etmeksizin birçok ihtiyacını internetten çözmeye başladı.

Bir kulaklık…
Bir kahve makinesi…
Bir paket fotokopi kağıdı…
Hatta ofisin çayı kahvesi bile artık birkaç dakikada sipariş veriliyor.

Dolar bazında bakıldığında da tablo aynı.
Türkiye’nin e-ticaret hacmi 43 milyar dolardan 115,4 milyar dolara yükseldi.

Aslında bu değişimi anlamak için istatistiklere bile çok gerek yok.

Çevremize bakmamız yeterli.

Eskiden biri bir şey alacağı zaman mağaza mağaza gezerdi.
Şimdi önce telefondan fiyat bakılıyor.
Yorum okunuyor.
“Yarın gelir mi?” diye teslimat süresi kontrol ediliyor.

Hatta bazen mağazada görülen ürün bile internetten sipariş ediliyor.

Çünkü artık insanlar sadece ürün almıyor.
Kolaylık satın alıyor.

Özellikle şirketler tarafında bu durum çok daha net hissediliyor.

Kimse tek bir eksik için gün içinde farklı yerlere yetişmeye çalışmak istemiyor.
Kırtasiye ayrı yerden, temizlik ürünü başka yerden, kahve başka yerden derken iş uzayıp gidiyor.

Bu yüzden Ofix gibi platformlar son dönemde şirketlerin işini ciddi anlamda kolaylaştırmaya başladı.

İnsanlar artık ofis ihtiyaçlarını tek tek düşünmek yerine, tek noktadan hızlıca çözmek istiyor.
Ürün bulunsun, fiyat uğraştırmasın, sipariş zamanında gelsin yeterli oluyor çoğu zaman.

Geldiğimiz noktada e-ticaret artık ekstra bir seçenek değil.
Günlük hayatın normal akışına dönüşmüş durumda.

Ve görünen o ki insanlar bu hızdan kolay kolay vazgeçmeyecek.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden Her İki Beyaz Yakalıdan Biri “Ben Bunu Daha Ne Kadar Yapacağım” Diyor?

Yayınlandı

tarihinde

İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası.
Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.

İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi.
Bir nevi kimlik.

Ama işte tam burada işler karışıyor.
Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.


Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil

Modern iş hayatı sana şunu söylüyor:
Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.

Yani bir nevi:
“Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”

Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor.
Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”

Spoiler: Fazla.


Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor

Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor.
Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj gelirse cevaplanıyor.
“Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.

Sonra bir de hayat var:
Ev, düzen, sorumluluklar…

Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun,
sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.


Aynı iş, farklı hayatlar

Aynı pozisyonda iki kişi düşün.
Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.

Ya da şöyle:
Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.

İşte o an bir şey kırılıyor.

Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.


Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor:
“Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”

Çünkü mesele işin kendisinden çok,
o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.

Ve belki de asıl ihtiyaç,
daha fazla çalışmak değil…
daha dengeli yaşamak.

Okumaya Devam Et

Trendler