Bizi Takip Edin

Lifestyle

Ofiste İlk Yardım

Yayınlandı

tarihinde

Ofiste ilk yardım hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

İnsan hayatını kurtarmada ilk yardımın önemi son derece büyük. Her yıl ülkemizde ve dünya genelinde çeşitli kaza ve yaralanmalarda ilk yardım eksikliğinden dolayı binlerce insan hayatını kaybediyor. İlk yardımın önemine dikkat çekmek için 2003 yılından bu yana Eylül ayının ikinci Cumartesi günü Dünya İlk Yardım Günü olarak kutlanmakta. Bu anlamlı gün vesilesiyle, Ofix Blog‘da bu haftaki sağlık köşemizde ofiste ilk yardım konusunu ele alacağız.

İlk yardım nedir?

Kısaca ifade etmek gerekirse ilk yardım, herhangi bir kaza veya yaşamı tehlikeye düşüren bir durumda sağlık görevlilerinin yardımı sağlanıncaya kadar hayatın kurtarılması veya durumun daha kötüye gitmesini önlemek için olay yerinde ve ilaçsız yapılan uygulamalardır. İlk yardımda herhangi bir tıbbi araç ve gereç kullanılmaz, hastanın veya yaralının sadece ilk yardım ekipmanları ile hayatının kurtarılması sağlanır veya durumunun daha da kötüleşmesi önlenir. İlk yardımın esas amacı, hastanın veya yaralının yaşamsal fonksiyonlarını sürdürmesini sağlamak ve iyileşmesini kolaylaştırmaktır.

Kimler ilk yardım yapabilir?

Günlük hayatımızda ve iş hayatımızda irili ufaklı çok sayıda kaza veya yaralanmaya tanık olabiliyoruz. Bunların bir kısmı basit sıyrık veya zedelenme şeklinde olurken, bir kısmı çok daha ağır şiddette olabiliyor. İlk yardımda bulunacak kişinin, ilk yardım konusunda mutlaka eğitim almış olması gerekli. Basit bile olsa bilinçsizce yapılan yardım ve müdahaleler, hastanın veya yaralının durumunun kötüleşmesine yol açabiliyor. İlk yardım konusunda bilgi ve eğitiminiz yoksa, bilen kişiler tarafından ilk yardımın uygulanması için yardımcı olabilirsiniz. 

Okullarda, sürücü kurslarında veya işyerlerinde ilk yardım konusunda çeşitli eğitimler verilmekte. Fakat işyerlerinde ilk yardım uygulamaları, ilkyardımcı sertifikasına sahip kimseler tarafından yerine getirilmeli. Nitekim, işyerlerinde yaşanan can kayıpları, sakatlanma veya felç gibi vakıaların önemli bir kısmı yanlış ilk yardım uygulamalarından kaynaklanmakta. Bu gibi durumların önüne geçmek için, işyerinizde ilk yardım uygulamalarını ilkyardımcı sertifikasına sahip kişilere bırakmalısınız.

İlkyarcımcı istihdamında yasal zorunluluklar nelerdir?

İlk yardım konusundaki yasal mevzuata göre işyerlerinde ilkyardımcı bulundurma zorunluluğu, bazı koşullara bağlanmış durumda ve bu koşulları yerine getirmeyen işyerleri için para cezası uygulanmakta. Mevzuata göre, az tehlikeli işyerlerinde her 20 çalışan için 1, tehlikeli işyerlerinde her 15 çalışan için 1, çok tehlikeli işyerlerinde ise her 10 çalışan için 1 ilkyardımcı bulundurulması gerekmekte. İlkyardımcı çalıştırma yükümlülüğünün iş verene mali bakımdan ek yük oluşturmaması için ilkyardımcı yükümlülüğü çalışanlar tarafından karşılanmakta. Bunun için, işyerinin tehlike sınıfına ve çalışan sayısına uygun sayıda çalışanın ilkyardımcı sertifikası alması gerekmekte.

İlkyardımcı sertifikası nasıl alınır?

İlkyardımcı sertifikası, Sağlık Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş eğitim merkezleri tarafından düzenlenen 16 saatlik ilk yardım eğitimi sonucunda yapılan teorik ve uygulamalı sınavların her ikisinden de 100 tam puan üzerinden 85 ve üzeri puan alanlara verilmekte. Eğitime katılabilmek için ilkokul mezunu olmak yeterli.

İlkyardımcı sertifikasının geçerlilik süresi ne kadardır?

İlkyardımcı sertifikasının geçerlilik süresi 3 yıldır. Sürenin bitimini takiben en geç 3 ay içinde ilkyardımcının güncelleme eğitimi alması ve sertifikasını yenilemesi gerekmekte. Güncelleme eğitimi, ilkyardımcının aldığı eğitimde kazandığı bilgi ve becerilerin güncel tutulmasını sağlamak amacıyla, ilk eğitimin yarısı kadar olacak şekilde düzenlenmekte. Yenileme eğitimine katılmayan ilkyardımcıların sertifikaları geçerliliğini yitirmekte.

Ofiste ilk yardım sırasında nelere dikkat etmek gerekir?

Kalabalık bir ofiste çalışıyorsanız ve işvereniniz ilk yardım konusundaki yükümlülüklerini yerine getirmişse, ofiste kaza veya yaralanma durumunda derhal ilkyardımcınıza bilgi vermeli ve ona yardım etmelisiniz. İlkyardımcınızın bilgisi ve onayı olmaksızın hastaya veya yaralıya müdahale etmemelisiniz. Fakat daha küçük bir ofiste çalışıyorsanız ve ofisinizde ilkyardımcı yoksa, temel ilk yardım uygulamaları konusunda bilgi sahibi olmanızda yarar var.

İlk yardımın 3 temel uygulaması bulunmakta; koruma, bildirme ve kurtarma. İlk yardım uygulanırken hasta veya yaralı, öncelikle sert bir zemine yatırılmalı ve vücudunu sıkan giysiler gevşetilmeli. Ofisinizde eğer çok heyecanlı veya telaşlı kimseler varsa, onları çevreden uzaklaştırmalı ve bilinçsiz müdahaleleri önlemelisiniz. Ofiste ilk yardım sırasında çevresel riskleri önlemek en önemli konuların başında geliyor. İlk yardımda koruma aşamasında daha sonra, hastanın veya yaralının omuzlarına hafifçe dokunarak “İyi misin?” diye sorulur. Nefes alıp vermekte zorluk çekiyorsa, ağız içi kontrol edilir ve hava yolu açılır.

Hasta veya yaralının solunum kontrolü bak-dinle-hisset yöntemiyle sağlanır. En az 10 saniye uygulanması gereken bu yöntemde göğüs kafesinin hareketlerine bakılır, soluk sesi dinlenir, soluğu hissedilmeye çalışılır. Solunumu olduğu halde bilinci kapalıysa, koma pozisyonunu alması sağlanır. Solunumu var ve bilinci açıksa, basit sorular sorularak durumu hakkında kendisinden bilgi alınmaya çalışılır. Daha sonra, baştan ayağa değerlendirme yapılır ve dolaşım sistemi kontrol edilir, cilt rengine bakılır, kırık tespiti yapılır. Olası bir omurilik zedelenmesini önlemek için bu işlemler sırasında hareket ettirilmemesine dikkat edilir.

Bu işlemler sayesinde hastanın veya yaralının durumu hakkında hem bilgi sahibi olunur, hem de hayati tehlikeler ortadan kaldırılarak durumunun daha da kötüleşmesi önlenir. Ofiste ilkyardımcı sertifikasına sahip hiç kimse yoksa, bu basit önlemlerle iş arkadaşınızın hayatını kurtarabilirsiniz. Ve tabii, vakit geçirmeksizin 112 acil servisini arayıp yetkililere gerekli bilgileri vermelisiniz. Yetkililerle konuşurken kesinlikle heyecanlanmamalı, sordukları tüm sorulara açık ve net cevap vermelisiniz. Vereceğiniz yanlış ya da eksik bilgiler hayati riskler yaratabilir.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
2 Yorum

1 Yorum

  1. Yusuf Sarı

    3 Ağustos 2019 saat 12:15

    İlk yardım hayatımızın her alanında ihtiyaç duyabileceğimiz bir şey. Blog yazınızda güzel bilgiler vermişsiniz, teşekkür ederim. Ama ben bu konuda profesyonel eğitim alınması taraftarıyım. Temel bilgiler her ne kadar ilk müdahalelerde işe yarar bilgiler içerse de öyle kötü durumlarla karşılaşabiliyoruz ki bu durumlarda profesyonel ilk yardım eğitimi almış olmamızın büyük yararı olabilir. Ben geçtiğimiz günlerde İstanbul Boğaziçi Enstitüsü kurumundan aldım bu eğitimi tavsiye de ederim. Üstelik eğitim sonunda sertifika da veriyorlarmış.

  2. Yağmur

    22 Ocak 2020 saat 12:44

    İlk yardım herkesin eğitimini alması gereken bir konudur. Hayatımızın her yerinde karşımıza çıkabilir. Eğer bu konuda bilinçli insan sayısı artarsa belki de ölüm sayılarında bile bir azalma yaşanabilir.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Türkiye İlk Kez Sabah Maçlarına Çıkıyor: Ülkece Uyku Düzeni Dağılıyor

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye olarak yıllardır gece maçına alışmış insanlarız.
20.45 mi? Mis gibi saat.
Çay koy, kanepeye yayıl, maçı aç.

Ama sabah 06.00’da milli maç izlemek…
İşte orada pek alışık değiliz gibi.

Bu Dünya Kupası’yla birlikte ilk kez “güne Türkiye maçıyla başlama” dönemine giriyoruz.
Yani artık alarm sesi bile stres yaratacak.

Sabah Alarmıyla Milli Duygu Aynı Anda Yaşanır mı?

Muhtemelen yaşanacak.

Çünkü milyonlarca insan ilk kez kendi isteğiyle 05.30 alarmı kuracak.
Normalde işe zor uyanan insanlar, Türkiye maçı için karanlıkta ayakta olacak.

Ve o sabah herkesin evinde aşağı yukarı aynı sahne dönecek:

  • Tek göz açık televizyonu açma çabası
  • Mutfakta sessiz sessiz kahve yapma
  • “Daha hava bile aydınlanmadı ya” söylemleri
  • İlk düdükle birlikte bir anda kendine gelme

Ofisler Birkaç Gün Hafif Dağılabilir

Şimdiden söyleyelim…
Bu maç saatleri ofis düzenini biraz bozacak gibi duruyor.

Çünkü biri maçı izlemek için 3 saat uyuyacak.
Biri “Uyumam ben” diyecek, öğleden sonra ekrana boş boş bakacak.
Birileri toplantıda istemsizce maç yorumu yapacak.

Hatta bazı ofislerde şu konuşmaların geçme ihtimali çok yüksek:

— “Kaçta yattın?”
— “Yatmadım.”
— “Maçı izledin mi?”
— “İkinci yarıyı hatırlamıyorum bile.”

FIFA Biraz Bizi Zorlamış Gibi

Maç saatleri şöyle:

  • 07.00
  • 06.00
  • 05.00

Yani biri özellikle “Türk halkının sabır seviyesi ölçülsün” istemiş gibi.

Ama işin garip tarafı şu:
Ne kadar erken olursa olsun, konu milli maç olunca insanlar yine ekran başına geçiyor.

Normalde sabah yürüyüşüne çıkmayan adam, Türkiye maçı için gün doğmadan kahveyle koltuğa kurulacak.

Bu Turnuvanın Gizli Kahramanı Kahve Olabilir

Bu süreçte en yoğun mesaiyi futbolcular kadar kahveler de yapacak gibi duruyor.

Çünkü sabah 5’te maç izlemek normal seyircilik değil.
Bir noktadan sonra hayatta kalma mücadelesine dönüyor.

Şimdiden bazı klasikler oluştu bile:

  • “Ben maçı ofisten açarım”cılar
  • Termosu akşamdan hazırlayanlar
  • Maç günü toplantıyı ertelemeye çalışanlar
  • Ve “Ben zaten erken kalkıyorum” diye hava atanlar

Ama Güzel Tarafı da Bu Galiba

Ne kadar uykusuz olursak olalım…
O saatlerde yine milyonlar aynı anda aynı maçı izleyecek.

Bir yanda kahve, bir yanda milli heyecan.
Göz yarı kapalı ama yorumlar tam gaz.

Çünkü Türkiye’de milli maç sadece futbol değil.
Biraz stres, biraz umut, biraz da “Bu maçı alırız” inadıdır.

Ve galiba ilk kez,
Dünya Kupası’nı “günaydın” diyerek yaşayacağız.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Eskiden “Çıkıp Alalım” Diyorduk, Şimdi Kargo 1 Gün Gecikince Sinirleniyoruz..

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’de e-ticaret artık sadece “internetten alışveriş” meselesi değil.
İnsanların günlük alışkanlıklarını değiştiren bambaşka bir düzene dönüştü.

Bir dönem internetten sipariş vermek insanlara riskli gelirdi.
Şimdi ise kargo bir gün geç kalsa herkesin canı sıkılıyor.

Çünkü alıştık.
Hem de çok hızlı alıştık.

Son 5 yılda Türkiye’de e-ticaret hacminin yaklaşık 12 kat artıp 10,6 trilyon liraya ulaşması da bunu açıkça gösteriyor.

Üstelik sadece para büyümüyor.
İşlem sayısı da inanılmaz seviyelere çıktı.

Bugün Türkiye’de e-ticaret işlem sayısı 25,85 milyara ulaşmış durumda.
Yani insanlar artık büyük küçük fark etmeksizin birçok ihtiyacını internetten çözmeye başladı.

Bir kulaklık…
Bir kahve makinesi…
Bir paket fotokopi kağıdı…
Hatta ofisin çayı kahvesi bile artık birkaç dakikada sipariş veriliyor.

Dolar bazında bakıldığında da tablo aynı.
Türkiye’nin e-ticaret hacmi 43 milyar dolardan 115,4 milyar dolara yükseldi.

Aslında bu değişimi anlamak için istatistiklere bile çok gerek yok.

Çevremize bakmamız yeterli.

Eskiden biri bir şey alacağı zaman mağaza mağaza gezerdi.
Şimdi önce telefondan fiyat bakılıyor.
Yorum okunuyor.
“Yarın gelir mi?” diye teslimat süresi kontrol ediliyor.

Hatta bazen mağazada görülen ürün bile internetten sipariş ediliyor.

Çünkü artık insanlar sadece ürün almıyor.
Kolaylık satın alıyor.

Özellikle şirketler tarafında bu durum çok daha net hissediliyor.

Kimse tek bir eksik için gün içinde farklı yerlere yetişmeye çalışmak istemiyor.
Kırtasiye ayrı yerden, temizlik ürünü başka yerden, kahve başka yerden derken iş uzayıp gidiyor.

Bu yüzden Ofix gibi platformlar son dönemde şirketlerin işini ciddi anlamda kolaylaştırmaya başladı.

İnsanlar artık ofis ihtiyaçlarını tek tek düşünmek yerine, tek noktadan hızlıca çözmek istiyor.
Ürün bulunsun, fiyat uğraştırmasın, sipariş zamanında gelsin yeterli oluyor çoğu zaman.

Geldiğimiz noktada e-ticaret artık ekstra bir seçenek değil.
Günlük hayatın normal akışına dönüşmüş durumda.

Ve görünen o ki insanlar bu hızdan kolay kolay vazgeçmeyecek.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden Her İki Beyaz Yakalıdan Biri “Ben Bunu Daha Ne Kadar Yapacağım” Diyor?

Yayınlandı

tarihinde

İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası.
Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.

İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi.
Bir nevi kimlik.

Ama işte tam burada işler karışıyor.
Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.


Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil

Modern iş hayatı sana şunu söylüyor:
Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.

Yani bir nevi:
“Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”

Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor.
Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”

Spoiler: Fazla.


Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor

Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor.
Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj gelirse cevaplanıyor.
“Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.

Sonra bir de hayat var:
Ev, düzen, sorumluluklar…

Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun,
sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.


Aynı iş, farklı hayatlar

Aynı pozisyonda iki kişi düşün.
Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.

Ya da şöyle:
Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.

İşte o an bir şey kırılıyor.

Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.


Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor:
“Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”

Çünkü mesele işin kendisinden çok,
o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.

Ve belki de asıl ihtiyaç,
daha fazla çalışmak değil…
daha dengeli yaşamak.

Okumaya Devam Et

Trendler