Bizi Takip Edin

Lifestyle

Ofiste Sağlığımızı Korumanın 10 Temel Kuralı

Yayınlandı

tarihinde

Ofiste sağlığımızı korumanın 10 temel kuralı Ofix Blog'da...

Günün büyük bir bölümünü geçirdiğimiz ofisimiz hem çalışma, hem de yaşam alanımız. Sağlığımızı bozacak her gelişme hem hayatımızı, hem de çalışmalarımızı olumsuz yönde etkilemekte. Ofix Blog‘da bu haftaki sağlık köşemizde, ofiste sağlığımızı korumanın 10 temel kuralı hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız.

Beslenmenize dikkat etmelisiniz.

Sağlıklı beslenme denildiğinde akla gelen ilk şey kilo vermek oluyor efendim. Oysa kilo verme ihtiyacı, aslında sağlıksız beslenmenin bir sonucu. Sağlıklı beslendiğimiz sürece kilo almaktan kurtulur ve insülin direncinden diyabete, kalp damar hastalıklarından bazı kanser türlerine kadar pek çok sağlık sorunundan korunabiliriz. Ne var ki, hızlı geçen iş temposu içinde maalesef yemek yemeye bile vakit bulamadığımız durumlar olabiliyor. Hatta güne kahvaltı yapmadan başlamak veya sabah kahvaltısını geçiştirmek beyaz yakalılar arasında çok yaygın. Öğle yemeğinde ise fast food yiyecekler tercih edilebiliyor. Hal böyle olunca, pek çok hastalığa davetiye çıkartılıyor. 

Bu nedenlerden dolayı, ofiste sağlığımızı korumanın 10 temel kuralı listemizin ilk sırasına sağlıklı beslenmeyi koyuyoruz. Sağlıklı beslenmek için günlük olarak almamız gereken protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineralleri düzenli olarak almalı, karbonhidrat ağırlıklı ve tek tip beslenme şekillerinden uzak durmalıyız. Öğle yemeğini fast food yiyeceklerle geçiştirmemeli, damak zevkimize uygun şekilde vücudumuzun tüm ihtiyaçları karşılayacak yemekler tercih etmeliyiz. Beyaz yakalılar arasında yaygın olan bozuk beslenme şekillerinden dolayı karaciğer yağlanmasıyla başlayan süreçte beyinden bağırsaklara kadar pek çok doku, organ ve sistem büyük zarar görüyor. Oysa sağlıklı beslenerek pek çok sağlık riskini ortadan kaldırabiliriz.

Ara öğünleri sınırlandırmalısınız.

Beslenme konusundaki en yaygın yanlışlardan biri, az ve sık yemek yemektir. Oysa, ara öğünlerin sayısı arttığında kan şekerimiz daha fazla yükseliyor ve pankreasın salgıladığı insülin miktarı artıyor. Az bile olsa mideye kısa aralıklarla yiyecek gelmesi pankreası yorduğu gibi, hazmı da zorlaştırıyor. Üstelik, ara öğünlerde 1 porsiyondan fazla meyve tüketimi yapılınca insülin direncinden diyabete kadar çeşitli sağlık sorunlarına kapı aralanıyor. Keza, akşam yemeğinden sonra tüketilen fazla meyveler, yorgunluk ve halsizlik hissini arttırıyor ve gece gelen açlık krizleri tetikleniyor.

Ofiste sağlığımızı korumanın 10 temel kuralı içinde ara öğünleri mutlaka sınırlandırmalı, şeker metabolizmamızı korumak için günde 1 porsiyondan fazla meyve tüketmemeliyiz. Ofiste tükettiğimiz atıştırmalıklar için de temkinli olmalı, kronik bir hastalığımız veya kilo sorunumuz varsa bunlardan uzak durmalıyız. Nitekim, paket miktarı küçük bile olsa bisküvi, kraker, gofret gibi atıştırmalıklardaki şeker ve türevleri metabolizmamıza zarar verebilir.

Egzersiz yapmalısınız.

Masa başı işlerde çalışan ve gün içinde yeterince hareket etmeyen beyaz yakalılar arasında kas ve eklem ağrıları oldukça yaygın bir sağlık sorunu. Ofise gelirken özel aracınızı veya toplu taşıma araçlarını kullanıyorsanız, aslında en kolay ve en faydalı spor olan yürüyüşten biraz mahrum kalıyorsunuz demektir. Fakat, öğle paydosunda bir miktar yürüyüş yaparsanız, bu eksiği telafi edebilirsiniz. Ve tabii, işe gelip giderken bir durak önce inebilir, yürüyen merdivenler veya asansörleri kullanmadan da egzersiz ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz.

Ofiste sağlığımızı korumanın 10 temel kuralı içinde yapabileceğimiz basit egzersizler, başı yavaşça öne, arkaya ve yanlara doğru eğmek, omuzları yukarı doğru 3 saniye kaldırmak, öne ve arkaya doğru hareket ettirmek şeklinde olabilir. Ayrıca, oturduğumuz yerde ellerimizi açıp kapamak, ayak bileklerimizle dairesel hareketler çizmek, belimizi yanlara ve geriye doğru esnetmek de oldukça faydalıdır. Bu egzersizler sayesinde kas ve eklem sağlığı açısından pek çok riski ortadan kaldırabiliriz.

Uyku düzeninizi korumalısınız.

Ofiste geçireceğimiz sürenin niteliğini ve yaptığımız işlerin kalitesini doğrudan etkileyen konuların başında uyku sağlığı geliyor. Nitekim, uykumuzu iyi almışsak güne dinç bir şekilde başlar, gün boyunca enerjimizi yüksek tutabiliriz. Kaliteli ve yeterli bir uyku sayesinde algılarımız güçlenir, dikkatimiz yükselir, yaptığımız işlere daha kolay ve iyi bir şekilde yoğunlaşabiliriz. Ayrıca, kısa ve uzun süreli hafızamızı daha iyi kullanır, basit matematiksel işlemleri zihnimizde hızlıca sonuçlandırabiliriz. Duygusal zekamızı daha iyi kullanır, daha yaratıcı düşünür, öfke ve stres yönetimi konusunda daha başarılı oluruz.

Ofiste sağlığımızı korumanın 10 temel kuralı içinde uyku düzenimizi korumak için günlük ortalama 6-8 saat arasında uyumaya dikkat etmeliyiz. Yatış ve kalkış saatlerimizi olabildiğince sabit tutmaya çalışmalı, uyku ritmimizi korumaya çalışmalıyız. Uykumuz gelmese bile uyku saatimizde yatakta olmalıyız. Hafta sonlarında da yine aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmaya dikkat etmeli, hafta sonunu uyuyarak geçirmemeliyiz. Vücudumuz için gerekli besinleri günlük düzenli şekilde alarak sağlıklı beslendiğimiz gibi, sağlıklı uykuyu da günlük düzenli bir şekilde almalıyız.

Kafeinli ve gazlı içecekleri azaltmalısınız.

Beyaz yakalılar arasında çay ve kahve tüketimi oldukça yüksek düzeyde. Masa başı işlerde çalışırken yanımızda enerji veren içecekler olmasını isteyebiliyoruz. Yemeklerin yanında tükettiğimiz gazlı içecekler, yemekten aldığımız keyfi arttırabiliyor. Ne var ki, vücutta biriken kafein nedeniyle bu içecekler, başta uykusuzluk olmak üzere bazı sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Akşam saatlerinde tükettiğimiz çay ve kahveler ile gazlı içecekler ise uyku düzenimizi bozuyor. Nitekim bu içecekler, uyku düzenimizi sağlayan melatoninin etkisini azaltıyor.

Ofiste sağlığımızı korumanın 10 temel kuralı içinde kafeinli ve gazlı içecek tüketimimizi mutlaka azaltmalıyız. Güne sabah kahvesi içmeden başlayamıyorsanız, kahvenizi boş mideye değil, kahvaltınızı yaptıktan sonra içmelisiniz. Günlük kahve tüketim miktarınız 2 bardaktan fazla olmamalı. Ofiste çalışırken metabolizmanızı hızlandırmak ve enerjinizi arttırmak için bitki çaylarından da yararlanabilirsiniz. Fakat, bitki çayı tüketim miktarınız da günlük 2 bardaktan fazla olmamalı.

Yeterince su içmelisiniz.

Bahar ve yaz aylarında havaların ısınmasıyla birlikte günlük su kaybımız artıyor ve başta ishal olmak üzere çeşitli sağlık sorunlarıyla karşılaşıyoruz. Yeterince su içmediğimiz zaman halsizlik, kas ve baş ağrısı, enerji noksanlığı gibi sorunlar yaşayabiliyoruz. Metabolizmamızın sağlıklı bir şekilde çalışabilmesi için, günlük ortalama 2000 kalorilik bir beslenme programımız varsa, tüketeceğimiz su miktarı kesinlikle 2 litrenin altına inmemeli. Hamilelerde ise bu miktar, 2.5 litreden az olmamalı. Ve tabii, bu miktarı çay, kahve veya bitki çaylarıyla değil, doğrudan içme suyuyla karşılamalıyız. Gün içinde tükettiğimiz bu gibi içecekler su ihtiyacınızı karşılamak bir tarafa, su kaybınızı arttırır.

Ofiste sağlığımızı korumanın 10 temel kuralı için günlük su ihtiyacımızı karşılarken, içtiğimiz suyun hijyen şartlarına uygun olduğundan emin olmalıyız. Nitekim, bir suyun içilebilir nitelikte olması, yalnızca temiz olması anlamına gelmez. Temiz suların hijyen şartlarına uygun olup olmadığını çıplak gözle anlamamız mümkün olmadığı için, hijyenik olduğundan emin olmadığımız hiçbir suyu içmemeliyiz. Ofisimizde ayrıca, su sebili ve damacanalar üzerinde gerekli hijyen koşullarının sağlanmış olmasına özen göstermeliyiz. Arıtılmış su tüketeceksek, filtrelerin hijyen şartlarını yerine getirip getirmediğine dikkat etmeliyiz.

Öfke ve stresten uzak durmalısınız.

Modern iş hayatı, kısa sürede büyük başarılar elde etme esasına dayanıyor ve bu yüzden, günlük iş miktarımız hemen her gün artıyor. Zamanında yetişmeyen proje veya raporlardan dolayı strese giriyor ve öfke kontrolümüzü kaybedebiliyoruz. Ofis ortamı içinde yaşadığımız sorunların önemli bir kısmı, öfke ve stresten uzak durmayı başaramamamızdan kaynaklanıyor. Stres aslında, vücudun tehlike veya sorun olarak algıladığı durumlar karşısında verdiği doğal bir tepkidir. Fakat, ofis ortamında yaşadığımız stres, çoğu zaman doğal bir nedene dayanmıyor. Artan öfke ve strese bağlı olarak başta kalp krizi olmak üzere çeşitli sağlık sorunlarına zemin hazırlıyoruz.

Ofiste sağlığımızı korumanın 10 temel kuralı içinde öfke ve stresten uzak durmak için benliğinize odaklanmalı ve günlük duygu, düşünce ve durum zincirini kırıp öfke ve stres yaratan koşullarda iyileşme sağlamalısınız. Gün içinde maruz kaldığınız bilgi bombardımanını sınırlandırmalı, bilgileri mutlaka filtrelemelisiniz. Dikkatinizi dağıtan ve yaptığınız işlere odaklanmanızı engelleyen mail, mesaj veya haberlerden uzak durmalısınız. Öfke ve stresinizi yenmek için ayrıca, gün içinde solunum egzersizleri yapabilir ve sosyal ilişkilere daha fazla zaman ayırabilirsiniz.

Övgü ve takdir cümlelerini daha sık kullanmalısınız.

Övgü ve takdir cümleleri duygusal zeka, yaratıcı düşünme ve problem çözme yeteneklerinin gelişiminde çok önemli. Bu cümleleri duymaktan nasıl keyif alıyorsanız, siz de bu cümleleri sıkça kullanabilirsiniz. Örneğin, size en küçük bir katkı sağlayan herkese teşekkür edebilir, istediğiniz işleri tamamlayan kişilere dönüş yaparken eline sağlık diyebilirsiniz. Nitekim bu ifadeler, verilen emeğe duyulan saygının bir göstergesidir. Bu saygıyı gösterirseniz, daha güzel işler yapılmasının önünü açar, arkadaşlarınızı motive edersiniz. Her güzel işi övüp takdir ettiğinizde, çevrenizde olumlu duygu ve düşüncelerin arttığına tanıklık edeceksiniz.

Sosyal ilişkilerinizi güçlendirmelisiniz.

İnsanın sosyal bir varlık olduğu gerçeğini iş hayatında daha iyi anlıyoruz. Ofis ortamında sosyal ilişkilerimiz zayıfladığında, iş ilişkilerimizi düzgün bir şekilde sürdürmemiz mümkün olmuyor. Ofiste günlük iş yükünüz ne olursa olsun, arkadaşlarınızla bir araya gelmek için yaratıcı çözümler bulabilir, en azından çay kahve molalarında bir araya gelebilirsiniz. Sosyal ilişkileriniz güçlendikçe, ofiste sağlığınızı korumak daha kolay hale gelecektir.

Sosyal etkinliklere zaman ayırmalısınız.

Sosyal etkinlikler gerek mesai saatleri içinde, gerekse de iş dışında geçirdiğimiz zamanlarda pek çok fayda sağlıyor. İş ortamında düzenlenen sosyal etkinlikler, işte geçen sürenin niteliğini olumlu yönde etkilemek gibi bir özelliğe sahip. Birlikte çalıştığımız halde yeterince tanıma fırsatı bulamadığımız insanları iş ortamında düzenlenen sosyal etkinlikler sayesinde daha iyi tanıma fırsatı yakalıyoruz. Birbirlerini daha iyi tanıyan insanlar, birlikte daha iyi çalışabilir ve iş ortamından kaynaklı pek çok sorunu birlikte çözebilirler. Ofiste sağlığımızı korumanın 10 temel kuralı içinde sosyal etkinliklere zaman ayırırsanız, iş arkadaşlarınızla empati kurma beceriniz gelişir ve daha sağlıklı bir iş ortamı yaratabilirsiniz.

30 Ağustos Zafer Bayramı Kutlu Olsun!

30 Ağustos 1922 tarihinde Dumlupınar’da Mustafa Kemal Paşa komutasında kahraman Türk ordusu, işgal kuvvetlerini “Ya istiklal, ya ölüm!” parolasıyla tarihin en büyük yenilgilerinden birine uğratmıştır. 1919 yılında Samsun’da başlayan milli kurtuluş mücadelemizi Türk milletinin kesin zaferiyle sonuçlandıran Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Anadolu’nun ebediyen bir Türk yurdu olarak kalacağını tüm dünyaya ilan etmiştir. Bu şanlı zaferin 96. yıl dönümünü tüm Ofix.com ekibi olarak kutluyoruz.

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler