Bizi Takip Edin

Lifestyle

İyi Bir Selfie Çekmenin 10 Temel Kuralı

Yayınlandı

tarihinde

İyi bir selfie çekmenin 10 temel kuralı Ofix Blog'da...

Her gün ne kadar çok selfie çekiyoruz, öyle değil mi efendim!?… Ünlülerin selfieleriyle popüler hale gelen selfie çekimleri, günlük rutinlerimizden biri haline geldi. Sosyal medya kullanımının hızla arttığı ülkemizde günlük paylaşımların önemli bir bölümünü selfieler oluşturuyor. Üstelik, çektiğimiz selfielerin büyük bir bölümünü beğenmeyip siliyoruz. Selfie çekerken bazı konulara dikkat edersek, gereksiz emek ve zaman kaybından kurtulabiliriz. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, iyi bir selfie çekmenin 10 temel kuralı hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız.

Işığı doğru ayarlamalısınız.

Nerede, ne zaman ve nasıl bir fotoğraf çekerseniz çekin, ilk dikkat etmeniz gereken konu, fotoğraf çektiğiniz aracın ışık ayarlarını doğru yapmaktır. Aksi durumda, fotoğrafınızın görüntü kalitesi sizi memnun etmeyecektir. İyi bir selfie çekmenin 10 temel kuralı listemizin ilk sırasına, ışık ayarını doğru yapmayı koyuyoruz. Fotoğraf çekmek için kullandığımız araçların bir çoğunda otomatik ışık ayarları mevcut olsa da bu ayarları bazen manüel yapmamız gerekebiliyor. Fotoğrafınızda doğru ışık miktarını yakalamak için cihazınızı çok iyi tanımalı, gece ve gündüz çekim ayarlarının nasıl yapıldığını öğrenmelisiniz.

Selfie çekerken ışık konusunda ayrıca, ışığın arkanızdan veya tepenizden gelmemesine dikkat etmelisiniz. Arkanızdan gelen ışık, yüzünüzün karanlık çıkmasına yol açar. Tepenizden gelen ışık ise yüzünüzün bir kısmının aydınlık, bir kısmının karanlık çıkmasına yol açar ve yüzünüzde istenmeyen gölgeler oluşturur. Işık için doğru açıyı seçerken, yüzünüzü hangi profilden çekmek istediğinize karar vermelisiniz. Işık miktarı ne çok fazla, ne de çok az olmalı. Doğru ışık miktarını yakalarsanız, net ve güzel selfieler çekebilirsiniz.

Selfie açınızı belirlemelisiniz.

Çekilen selfielerin beğenilmeyişinin en önemli iki nedeninden biri ışığın kötü olması, diğeri ise selfie açısının yanlış olmasıdır. Fotoğraf ve resim sanatında perspektif ne kadar önemliyse, selfie çekerken doğru açıyı yakalamak da aynı derecede önemli. Fakat, herkes için doğru tek bir selfie açısı yok. İyi bir selfie çekmenin 10 temel kuralı içinde kendinize en uygun selfie açısını mutlaka bulmalısınız. Bunu yapmak için, en beğendiğiniz selfielerinizi dikkatle inceleyebilirsiniz. Doğru selfie açınızı bulursanız, selfie çekmek için harcadığınız emek ve zaman kısalacaktır.

Kişisel bakımınızı ihmal etmemelisiniz.

Yüzümüzdeki en küçük detaylar, selfielerde çok net bir şekilde görülebilmekte. Kişisel bakım konusunda en küçük bir ihmal, selfielerde sonradan düzeltilmesi zor görüntüler oluşturabilir. Günlük kişisel bakımımıza özen gösterirsek, bu gibi istenmeyen durumların önüne geçebiliriz. Ayrıca güneş gözlüğü, küpe, kolye veya fular gibi aksesuarlar selfielerde daha güzel görünmemize yardımcı olabilir. Fakat yine de aksesuarlar konusunda fazla abartıya kaçmamanızı ve günlük kişisel bakımınızı ihmal etmemenizi tavsiye ederiz.

Doğal görünmeli, vesikalık çektirir gibi bakmamalısınız.

Selfie çekimleri, alışılmış vesikalık çekimlerinden bütünüyle farklıdır. Selfienizde ne kadar doğal görünürseniz, yakaladığınız anın güzelliğine güzellik katabilirsiniz. Vesikalık çektirir gibi poz verirseniz, selfienizin hiçbir çekiciliği kalmaz. Bununla birlikte, selfie çekerken tuhaf dudak ve yüz hareketleri yapmaktan da kaçınmalısınız. Bu gibi yapay pozlar, selfienizin son derece itici görünmesine yol açacaktır. Selfie çekerken yüzünüzde bir miktar gülümseme olmasına dikkat etmelisiniz. Fazla ciddi olmak selfie için hoş olmayacağı gibi, abartılı duruşlar da hoş olmayacaktır. 

Selfie için doğru yer ve zamanı seçmelisiniz.

Selfieleri kendimiz için olmaktan çok, başkalarıyla paylaşmak için çekiyoruz. Yaptığımız paylaşımlara güzel yorumlar geldiğinde seviniyor, bu yorumları defalarca okuyabiliyoruz. Hoşlanmadığımız yorumlar ise keyfimizi kaçırıyor, bunları genellikle silmeyi tercih ediyoruz. Çektiğimiz selfielerle ilgili istemediğimiz durumların oluşmasını önlemek için, doğru yer ve zamanlarda selfie çekmeye ve beğenmediğimiz hiçbir selfieyi paylaşmamaya dikkat etmeliyiz.

Tek kişilik selfielerden kaçınmalısınız.

Tek kişilik selfieler ışık ve görüntü kalitesi bakımından ne kadar iyi olursa olsun, karşı taraf üzerinde olumsuz etkiler uyandırabilmekte. Hatta bu tür bazı selfieler, birçok insana itici bile gelebilmekte. İyi bir selfie çekmenin 10 temel kuralı içinde tek kişilik selfieler çekmek yerine ailenizle, arkadaşlarınızla veya bitki ya da hayvanlarınızla birlikteyken selfie çekebilirsiniz. Başkalarıyla birlikte yansıttığınız atmosfere bağlı olarak selfieniz çok daha güzel görünecektir. Üstelik, tek kişilik selfielere oranla iki ve daha fazla kişinin yer aldığı selfielerde kol uzunluğunuzu ayarlamak daha kolaydır. Bu selfielerde kolunuz diğerlerine göre daha kısa çıkar.

Arka planı geniş almak için selfie çubuğu kullanmalısınız.

Bir iş toplantısında, kalabalık bir arkadaş grubunun içinde veya güzel bir manzaranın önünde selfie çekerken arka planı geniş göstermek için mutlaka selfie çubuğu kullanmalısınız. Kollarınızı fazla uzatarak selfie çekerseniz, kollarınız fotoğrafın önemli bir kısmını kaplar ve görüntüyü bozar. Oysa selfie çubukları, geniş arka planları fotoğrafınıza en iyi şekilde yansıtmanıza imkan verir. Selfie çubuğuyla en iyi görüntüyü yakalamak için birkaç deneme çekimi yapabilirsiniz. Bluetooth özelliğine sahip selfie çubuğu kullanırsanız, istediğiniz pozu yakalamanız daha kolay hale gelir.

Kamera lenslerini denemelisiniz.

Akıllı telefonlarda farklı özelliklere sahip kamera lensleri bulunabilmekte. Bu lenslerden her biri, çekeceğiniz selfieye farklı nitelikler kazandıracaktır. Selfie çekmek için kamera lensleri içinde en çok balık gözü ve makro lensler tercih edilmekte. Selfienize farklı açı ve derinlikler kazandıracak bu lensleri doğru bir şekilde kullanırsanız, birbirinden güzel ve yaratıcı selfielere imza atabilirsiniz. Üstelik bu lensler, selfie çekerken zoom yapmanız durumunda görüntü kalitesinin bozulmasını önlemekte.

Rötuş yaparken dikkatli olmalısınız.

İlerleyen teknolojiyle birlikte fotoğraflarda rötuş yapmak son derece kolay hale geldi. Fakat bu kolaylık, aynı zamanda hata yapmayı da kolaylaştırmakta. Çektiğiniz selfienin ışığı, açısı ve diğer özellikleri hoşunuza gitmiş fakat selfienizde birkaç küçük kusur gözünüze ilişmişse, bunları basit birkaç dokunuşla kolayca halledebilirsiniz. Bununla birlikte, rötuş yaparken selfienizde hiç ummadığınız sonuçlarla da karşılaşabilirsiniz. Bu gibi durumların önüne geçmek için, selfienizde rötuş yaparken dikkatli olmalı, yaptığınız rötuşlar içinize sinmedikçe kaydet tuşuna basmamalısınız.

Filtreleri gereksiz yere kullanmamalısınız. 

Akıllı telefonlarımızda selfie için yararlanabileceğimiz pek çok filtre mevcut. Bu filtreleri kullanarak selfiemizin renginde, dokusunda ve diğer görüntü ayarlarında istediğimiz değişikliği yapmamız mümkün. Bu filtreleri selfienizi daha farklı kılmak için kullanabileceğiniz gibi, ışığı ya da açısı kötü olan selfielerinizi daha güzel hale getirmek için de kullanabilirsiniz. Fakat filtreler konusunda da abartıya kaçmamalısınız. Filtreleri gereksiz yere kullanır veya abartırsanız, selfienizin anlaşılması ve beğenilmesi zorlaşır.

Okula Dönüşe Hediye Çeki Yakışır!

İyi bir selfie çekmenin 10 temel kuralı hakkında faydalı bilgiler paylaştığımız bu yazımızı bitirmeden önce, online ofis marketiniz Ofix.com‘da yeni başlayan Ofix Hediye Çeki Kazandırıyor! kampanyamızı okurlarımıza duyurmak istiyoruz. Okulların açılmasına kısa bir süre kalmışken Ofix kullanıcılarının okul alışverişlerine katkı sağlamak için, Kalemlik.com sitesinde geçerli 30 TL değerinde hediye çeki veriyoruz. Kampanyamızın detaylarını buradan okuyabilir, okul alışverişlerinizde Kalemlik.com sitesinin sunduğu fırsatlardan yararlanabilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Türkiye İlk Kez Sabah Maçlarına Çıkıyor: Ülkece Uyku Düzeni Dağılıyor

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye olarak yıllardır gece maçına alışmış insanlarız.
20.45 mi? Mis gibi saat.
Çay koy, kanepeye yayıl, maçı aç.

Ama sabah 06.00’da milli maç izlemek…
İşte orada pek alışık değiliz gibi.

Bu Dünya Kupası’yla birlikte ilk kez “güne Türkiye maçıyla başlama” dönemine giriyoruz.
Yani artık alarm sesi bile stres yaratacak.

Sabah Alarmıyla Milli Duygu Aynı Anda Yaşanır mı?

Muhtemelen yaşanacak.

Çünkü milyonlarca insan ilk kez kendi isteğiyle 05.30 alarmı kuracak.
Normalde işe zor uyanan insanlar, Türkiye maçı için karanlıkta ayakta olacak.

Ve o sabah herkesin evinde aşağı yukarı aynı sahne dönecek:

  • Tek göz açık televizyonu açma çabası
  • Mutfakta sessiz sessiz kahve yapma
  • “Daha hava bile aydınlanmadı ya” söylemleri
  • İlk düdükle birlikte bir anda kendine gelme

Ofisler Birkaç Gün Hafif Dağılabilir

Şimdiden söyleyelim…
Bu maç saatleri ofis düzenini biraz bozacak gibi duruyor.

Çünkü biri maçı izlemek için 3 saat uyuyacak.
Biri “Uyumam ben” diyecek, öğleden sonra ekrana boş boş bakacak.
Birileri toplantıda istemsizce maç yorumu yapacak.

Hatta bazı ofislerde şu konuşmaların geçme ihtimali çok yüksek:

— “Kaçta yattın?”
— “Yatmadım.”
— “Maçı izledin mi?”
— “İkinci yarıyı hatırlamıyorum bile.”

FIFA Biraz Bizi Zorlamış Gibi

Maç saatleri şöyle:

  • 07.00
  • 06.00
  • 05.00

Yani biri özellikle “Türk halkının sabır seviyesi ölçülsün” istemiş gibi.

Ama işin garip tarafı şu:
Ne kadar erken olursa olsun, konu milli maç olunca insanlar yine ekran başına geçiyor.

Normalde sabah yürüyüşüne çıkmayan adam, Türkiye maçı için gün doğmadan kahveyle koltuğa kurulacak.

Bu Turnuvanın Gizli Kahramanı Kahve Olabilir

Bu süreçte en yoğun mesaiyi futbolcular kadar kahveler de yapacak gibi duruyor.

Çünkü sabah 5’te maç izlemek normal seyircilik değil.
Bir noktadan sonra hayatta kalma mücadelesine dönüyor.

Şimdiden bazı klasikler oluştu bile:

  • “Ben maçı ofisten açarım”cılar
  • Termosu akşamdan hazırlayanlar
  • Maç günü toplantıyı ertelemeye çalışanlar
  • Ve “Ben zaten erken kalkıyorum” diye hava atanlar

Ama Güzel Tarafı da Bu Galiba

Ne kadar uykusuz olursak olalım…
O saatlerde yine milyonlar aynı anda aynı maçı izleyecek.

Bir yanda kahve, bir yanda milli heyecan.
Göz yarı kapalı ama yorumlar tam gaz.

Çünkü Türkiye’de milli maç sadece futbol değil.
Biraz stres, biraz umut, biraz da “Bu maçı alırız” inadıdır.

Ve galiba ilk kez,
Dünya Kupası’nı “günaydın” diyerek yaşayacağız.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Eskiden “Çıkıp Alalım” Diyorduk, Şimdi Kargo 1 Gün Gecikince Sinirleniyoruz..

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’de e-ticaret artık sadece “internetten alışveriş” meselesi değil.
İnsanların günlük alışkanlıklarını değiştiren bambaşka bir düzene dönüştü.

Bir dönem internetten sipariş vermek insanlara riskli gelirdi.
Şimdi ise kargo bir gün geç kalsa herkesin canı sıkılıyor.

Çünkü alıştık.
Hem de çok hızlı alıştık.

Son 5 yılda Türkiye’de e-ticaret hacminin yaklaşık 12 kat artıp 10,6 trilyon liraya ulaşması da bunu açıkça gösteriyor.

Üstelik sadece para büyümüyor.
İşlem sayısı da inanılmaz seviyelere çıktı.

Bugün Türkiye’de e-ticaret işlem sayısı 25,85 milyara ulaşmış durumda.
Yani insanlar artık büyük küçük fark etmeksizin birçok ihtiyacını internetten çözmeye başladı.

Bir kulaklık…
Bir kahve makinesi…
Bir paket fotokopi kağıdı…
Hatta ofisin çayı kahvesi bile artık birkaç dakikada sipariş veriliyor.

Dolar bazında bakıldığında da tablo aynı.
Türkiye’nin e-ticaret hacmi 43 milyar dolardan 115,4 milyar dolara yükseldi.

Aslında bu değişimi anlamak için istatistiklere bile çok gerek yok.

Çevremize bakmamız yeterli.

Eskiden biri bir şey alacağı zaman mağaza mağaza gezerdi.
Şimdi önce telefondan fiyat bakılıyor.
Yorum okunuyor.
“Yarın gelir mi?” diye teslimat süresi kontrol ediliyor.

Hatta bazen mağazada görülen ürün bile internetten sipariş ediliyor.

Çünkü artık insanlar sadece ürün almıyor.
Kolaylık satın alıyor.

Özellikle şirketler tarafında bu durum çok daha net hissediliyor.

Kimse tek bir eksik için gün içinde farklı yerlere yetişmeye çalışmak istemiyor.
Kırtasiye ayrı yerden, temizlik ürünü başka yerden, kahve başka yerden derken iş uzayıp gidiyor.

Bu yüzden Ofix gibi platformlar son dönemde şirketlerin işini ciddi anlamda kolaylaştırmaya başladı.

İnsanlar artık ofis ihtiyaçlarını tek tek düşünmek yerine, tek noktadan hızlıca çözmek istiyor.
Ürün bulunsun, fiyat uğraştırmasın, sipariş zamanında gelsin yeterli oluyor çoğu zaman.

Geldiğimiz noktada e-ticaret artık ekstra bir seçenek değil.
Günlük hayatın normal akışına dönüşmüş durumda.

Ve görünen o ki insanlar bu hızdan kolay kolay vazgeçmeyecek.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden Her İki Beyaz Yakalıdan Biri “Ben Bunu Daha Ne Kadar Yapacağım” Diyor?

Yayınlandı

tarihinde

İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası.
Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.

İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi.
Bir nevi kimlik.

Ama işte tam burada işler karışıyor.
Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.


Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil

Modern iş hayatı sana şunu söylüyor:
Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.

Yani bir nevi:
“Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”

Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor.
Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”

Spoiler: Fazla.


Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor

Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor.
Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj gelirse cevaplanıyor.
“Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.

Sonra bir de hayat var:
Ev, düzen, sorumluluklar…

Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun,
sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.


Aynı iş, farklı hayatlar

Aynı pozisyonda iki kişi düşün.
Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.

Ya da şöyle:
Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.

İşte o an bir şey kırılıyor.

Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.


Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor:
“Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”

Çünkü mesele işin kendisinden çok,
o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.

Ve belki de asıl ihtiyaç,
daha fazla çalışmak değil…
daha dengeli yaşamak.

Okumaya Devam Et

Trendler