Bizi Takip Edin

Lifestyle

Scrabble nasıl oynanır?

Yayınlandı

tarihinde

Scrabble oyunu hakkında merak ettikleriniz Ofix Blog'da...

Kelime oyunlarının atası diyebileceğimiz scrabble oyunu, dünya genelinde milyonlarca kişi tarafından beğeniyle oynanmakta. 1948 yılında James Brunot tarafından geliştirilen bu oyun o kadar çok beğenildi ki, oyunun toplam satış rakamının 150 milyonun üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Akıllı cihazların yaygınlaşması sonucu scrabble oyununa benzeyen oyunlar internet üzerinden erişilebilir hale geldi. Fakat scrabble oyununu evde veya ofiste sevdiklerinizle birlikte oynamanın keyfi bir başka olsa gerek. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, scrabble oyunu hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız. Scrabble oyunu ile henüz tanışmadıysanız, bu keyifli oyunu nasıl oynayabileceğinizi bu yazımızda bulabilirsiniz. 

Scrabble nedir?

Scrabble oyunu kısaca, bir kelime türetme oyunudur. 15 x 15’lik kare bir oyun alanı üzerinde 2, 3 veya 4 oyuncuyla oynanan scrabbleda oyuncular, anlamlı kelimeler türeterek daha fazla puan almaya çalışır. Scrabble kelimesinin Türkçe karşılığı olarak kimi kaynaklarda dilmece kelimesi kullanılmakta. Oysa dilmece kelimesinin genel kabul gördüğünü söylememiz oldukça güç. Dilimize yerleşen bir kelime olduğu için scrabble kelimesini bu şekilde kullanmak daha uygun görünüyor. Scrabble kuralları oldukça basit olduğu için hemen her yaş grubuna hitap eden çok keyifli bir oyun. Kelimelere karşı farkındalıkları arttırdığı için aynı zamanda da oldukça faydalı. Evde veya ofiste boş vakitlerinizde sevdiklerinizle birlikte scrabble oynayarak hem keyifli vakit geçirebilir, hem de dil hakimiyetinizi geliştirebilirsiniz. 

Scrabble oyunu nasıl ortaya çıktı?

Scrabble oyunu, 1948 yılında James Brunot tarafından geliştirildi. Amerikalı mimar Alfred Mosher Butts, daha önce lexico isimli bir kelime türetme oyunu geliştirmişti. Butts‘un oyununda harflere belirli puanlar verilmiş, oyuncular en yüksek skoru yapmak için uzun kelimeler türetmeye çalışmıştı. Lexicoyu çok seven James Brunot, oyunun telif haklarını satın aldı ve scrabbleın bugün oynandığı şekle gelmesini sağladı. Brunot‘un lexicoya kazandırdığı en önemli yenilik, belirli karelere rastlayan kelimelerin daha fazla puan kazandırmasıydı. Bu sayede scrabble, lexicoya oranla daha eğlenceli hale geldi. Daha sonra piyasaya sunulan scrabble junior ile birlikte bu oyun, daha küçük yaş gruplarının oynayabileceği hale getirildi. Ülkemizde scrabble Türkçe hemen her yaş grubundan kullanıcı tarafından keyifle oynanıyor. Scrabble fiyatı piyasa şartlarına göre makul düzeyde olup genel kitlenin alım gücüne uygun düzeyde seyretmekte. Oyunun App versiyonları da meraklıları tarafından oynanmakta. 

Scrabble oyunuyla ilgili olarak en fazla merak edilen konuların başında “Scrabble ne demek?” sorusu geliyor. Oyunun ismi aslında “karalamak” anlamına gelen scrabble kelimesinden gelmekte. Scrabble aynı kelime oyunları gibi harflerden kelimeler türetmeye dayalı bir oyun. Bu kelimenin aynı zamanda da “tırmalamak” gibi bir anlamı var. Kelimenin bu çağrışımı, oyunda kelime türetmek için sarf edilen emeğe işaret ediyor. İlk olarak 1949 yılında piyasaya sunulan bu oyun, kısa sürede geniş bir kullanıcı kitlesine ulaşmayı başardı. Artan talebi karşılamakta güçlük çeken James Brunot, oyunun telif haklarını Selchow & Righter şirketine devretti. Oyunun kıtalar arası bir üne kavuşması ise 1984 yılında NBC televizyonunda bir programda tanıtılmasından sonra gerçekleşti. 1990 yılında oyunun telif haklarını dünyaca ünlü oyun tasarımcısı Hasbro satın aldı. 

Scrabble nasıl oynanır?

Scrabble oyunu 15 x 15’lik kare bir oyun alanı üzerinde 2, 3 veya 4 oyuncuyla oynanmakta. Oyun setinin içinde oyun alanı, 4 adet ıstaka, 100 adet oyun taşı ve 1 adet taş torbası bulunuyor. Scrabble boyutları farklı markalara göre değişse de oyunun en yaygın oynanma şeklinde 15 x 15’lik bir kare alan kullanılmakta. Oyun taşlarının 98’i harflerden, 2’si joker taşından oluşuyor. Oyuna başlarken, taşların bulunduğu oyun torbasından her oyuncu bir taş çeker. Çekilen taşlardaki harflerden hangisi A harfine yakınsa, o taşı çeken oyuncu oyuna başlama hakkı kazanır. Oyunculardan biri eğer joker taşı çekmişse, oyuna başlama hakkı onun olur. Bu kural, tüm scrabble çeşitleri için geçerlidir. Scrabbleda joker taşının böyle çok önemli bir ayrıcalığı vardır. 

Oyuna kimin başlayacağına karar verildikten sonra, taşlar torbaya geri konur. Her oyuncu torbadan 7 adet taş çeker. Ve çektiği taşlardan anlamlı kelimeler türetmeye çalışır. Scrabbleda geçerli kelimeler türetmek esastır. Türetilen kelimelerin sözlükte bir karşılığının olması gerekir. Oyuna başlama hakkı kazanan oyuncu, 2 veya daha fazla taşını kullanarak oluşturduğu kelimenin ilk harfini oyun alanının ortasındaki kareye denk getirecek şekilde yerleştirir. Ardından diğer oyuncular, ellerindeki taşlarla anlamlı kelimeler oluşturdukça oyun alanına yerleştirir. Oluşturulan her kelime, daha önce yazılmış kelimelerin biriyle mutlaka birleşmelidir. Scrabble kelime kuralları içinde oyun alanının başka herhangi bir yerinde kelime oluşturmak mümkün değildir. 

Scrabbleda kelimeler, tıpkı bulmacalarda olduğu gibi, soldan sağa veya yukarıdan aşağıya olacak şekilde dizilmelidir Bu oyunda sağdan sola, aşağıdan yukarıya veya çapraz kelimeler geçerli değildir. Bununla birlikte, günümüzde bazı scrabble çeşitleri kelimelerin çapraz dizimine de izin vermekte. Fakat bu durum, oyunun klasik oynanma şekli söz konusu olduğunda geçerli değildir. Scrabbleda türetilen her kelime, oyun içinde daha önce yerleştirilen kelimelerin en az bir tanesiyle birleşmelidir. Her kelime için kaç taş harcandıysa, taş torbasından yine o sayıda taş alınır ve ıstakaya eklenir. Taşlar bitene kadar bu durum devam eder. Çektiği taşlardan kelime oluşturamayan oyuncu pas der ve puan almadan sıra bir sonraki oyuncuya geçer. Oyuncular diledikleri takdirde, ıstakalarındaki bir taşı veya tüm taşları değiştirebilirler. Fakat değiştirdikleri eli pas geçip puansız kapatmak zorundalar. Bu kural, tüm scrabble çeşitleri için geçerlidir. 

Scrabble oyununda kelime türetme kuralları nelerdir?

Scrabbleda anlamlı kelimeler türetmek esastır. Fakat anlamlı her kelime, oyunun kurallarına göre geçerli olmayabilir. Örneğin özel isimler anlamlı olmakla birlikte kelime kurallarına göre geçerli kabul edilmez. Scrabbleda özel isimlere izin verilmemektedir. Ne var ki bir kelime hem özel isim, hem de bir cins ismi olabilir. Bu durumda kelime kurallarına göre geçerli kabul edilir. Örneğin Şahin bir özel isim olduğu halde aynı zamanda bir cins ismidir ve scrabbleda geçerli bir kelimedir. Ayrıca, oyun kurallarına göre türetilen kelimelerin kesme işaretiyle ayrılmamış olması gerekmekte. Bu nedenle, şahinin şeklinde bir kelime geçerli değildir. Kısaltmalar da yine, scrabbleda geçerli kabul edilmeyen kelimeler arasındadır. Örneğin TSK, TBMM gibi kısaltmalar scrabbleda geçerli birer kelime olarak değerlendirilmez. Scrabbleda iki kelime veya tamlamalar da geçersiz kabul edilmekte. 

Scrabble oyununda puanlama nasıl yapılır?

Scrabbleda oyun alanı üzerinde her hücrenin sahip olduğu renge göre farklı bir puanı vardır. Scrabbleda puanlama yapılırken bu puanlar dikkate alınır. Dolayısıyla, oyuncular kelime türetirken bu puanları dikkate alırlarsa daha yüksek bir skor elde edebilirler. Oyunda içteki hücrelerden dıştaki hücrelere doğru ilerledikçe kazanılan puanlar artar. Ayrıca, scrabble harfleri de belirli bir puana sahiptir. Scrabbleda her taşın puanı farklı olduğu için skora etkisi de farklıdır. Üstelik, oyunda yer alan hücrelere göre harfin veya kelimenin 2 veya 3 katı puan almak da mümkündür. Puanlamayı etkileyen bu unsurlar, oyunu aynı zamanda da bir tür dikkat ve strateji oyunu haline getirmekte. Scrabbleda hangi kelimelerin hangi dizilimde daha yüksek puan getireceğini oyuncu önceden planlarsa daha yüksek bir skor elde eder. 

Başka deyişle, scrabbleda her oyuncu, kelime türetme ve dikkat konusundaki yeteneklerine göre daha yüksek puanlara ulaşabilir. Puanlamada önce harfin katı puanlar toplanır, ardından kelimenin katı puanlar hesaplanır. Taş çekme sırasında yüksek puana sahip harf çeken oyuncular, bu harfleri doğru şekilde kullanırsa yüksek skorlar elde edebilir. Kelimedeki harfler 2 defa 2 katı karesinden geçerse, harflerin toplamı 4 ile çarpılır. Oyun sonunda elde kalan taşların puanı ise toplam puandan düşülür. Bu durumda harf sayıları oyuncunun aleyhine bir sonuç yaratır. Oyuncu tüm taşlarını kullanmışsa, toplam puanına 2 puan eklenir. Scrabbleda puanlama konusu oyunun içinde yer alan kural kitapçığı içinde ayrıntılı olarak anlatılır. Oyuncular bu kitapçık içinde verilen bilgilere göre elde ettikleri skoru hesaplayabilirler. 

Scrabble oyununun faydaları nelerdir?

Scrabble oyununun en önemli faydası, kelime dağarcığını geliştirmesidir. Çektiği harflerden anlamlı bir kelime türetmek için çaba sarf eden oyuncular, kelime dağarcıklarını geliştirmek konusunda büyük bir istek duyuyor. Bu yönüyle bu oyun, kelimeler üzerindeki farkındalıkları arttırıcı bir etkiye sahip. Aynı zamanda da kelime türetmeyi eğlenceli hale getiriyor, dikkat, düşünme ve odaklanma yeteneklerini geliştiriyor. Scrabbleda puanlama sistemi kendine özgü birtakım özelliklere sahip. Bu oyunu eğer kurallarına uygun şekilde oynamak isterseniz, harflerin ve hücrelerin puanlarını gözetmeniz gerekir. Ki bu da türeteceğiniz kelimelerin belirli bir plan doğrultusunda ve hedefe uygun şekilde oluşmasını sağlar. Dolayısıyla bu oyun, aynı zamanda da bir tür strateji oyunudur. Siz de boş zamanlarınızda bu oyunu oynayarak dil hakimiyetinizi ve belirli bir strateji doğrultusunda kelime seçme becerinizi geliştirebilirsiniz. 

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz… 

Okumaya Devam Et
1 Yorum

1 Yorum

  1. Şekilli Nick

    20 Nisan 2021 saat 07:47

    Harika bir oyundur

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler