Bizi Takip Edin

Lifestyle

Ofiste Yoga Vakti

Yayınlandı

tarihinde

Ofiste yoga hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Günün büyük bir bölümünü masa başı işlerde geçiren beyaz yakalılar, yeterince hareket etmedikleri için kas iskelet sistemlerinde çeşitli sorunlar yaşıyor, duruş bozukluğundan fıtığa kadar pek çok sağlık sorununa maruz kalabiliyor. Yeterince hareket etmemek fiziksel olduğu kadar, psikolojik açıdan da bazı sorunlara yol açabilmekte. Beyaz yakalıların hem beden, hem de zihin sağlığını korumaları için ofiste yoga uygulamaları etkili olabilir. Ofix Blog‘da bu haftaki sağlık köşemizde, ofiste yoga hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız. 

Ofiste yoga nasıl yapılır?

Ofiste yoga yapmak için fazla şeye ihtiyacınız yok. Yoga için tam bir sessizlik veya yalnız kalmak da gerekmiyor. Bununla birlikte, kendinizi olabildiğince telefon veya bilgisayar gibi araç ve gereçlerden uzak tutmanızda yarar var. Bu sayede, dikkatinizi kendinize odaklamakta zorluk çekmezsiniz. Bunu yapmak için odanızın dışına çıkmaya veya odadakileri dışarı çıkartmanıza da gerek yok. Ofis koltuğu veya sandalyenizi ekranın tersi yöne çevirmeniz yeterli olabilir.

Asana olarak da bilinen yoga pozları, kişinin bedenen ve ruhen rahatlamasına büyük katkı sağlıyor. Fakat tüm yoga pozları ofiste yapmak için uygun olmayabilmekte. Bizim bu yazıda bahsedeceğimiz konular, yoga hakkında en genel ve basit uygulamaları içeren ofis yogası ile sınırlı olacak. Bunun dışında hamile yogası, yogakioo, omyoga gibi konular hakkında daha geniş bilgileri yoga konusunda uzman kişilerden alabilirsiniz.

Ofiste tüm gününüz masa başında geçiyorsa, hareketsizlikten kaynaklı olarak bazı kas ağrıları ve tutulmalar yaşayabilirsiniz. Ayrıca kireçlenme, sinir sıkışması, tendon yırtılması, parmaklarda uyuşma, göz yorgunluğu gibi sorunlarla da karşılaşabilirsiniz. Günlük temponuza küçük bir ara vererek burada paylaşacağımız genel bilgilerle ofiste yoga yapmaya çalışırsanız, bu gibi sorunları büyük ölçüde önleyebilirsiniz.

Dik oturmalısınız.

Ofiste yoga yapmaya başlarken dik oturmalı, avuç içleriniz birbirine bakacak şekilde ellerinizi yukarıya kaldırmalısınız. Omuzlarınız ne kadar dik olursa, gün içinde sırtınızda oluşan baskı o kadar azalır. Omuzlarınız başınızdan uzaklaştıkça, boyun kaslarınızda rahatlama başlayacaktır. Ofis koltuğu veya sandalyenizde dik otururken kollarınızı üç-dört kez kaldırıp indirebilirsiniz. Her seferinde birkaç saniye bekleyebilirsiniz.

Beyaz yakalılar arasında en sık görülen sağlık sorunları arasında boyun ağrıları üst sıralarda yer alıyor. Çalışma ortamında ergonominin sağlanamaması, boyun kaslarının fazla gerilmesi veya yırtılması, ani ve yanlış hareketler gibi nedenlerle oluşan boyun ağrıları nedeniyle beyaz yakalıların yaşam kalitesi ve iş performansı olumsuz etkilenebiliyor. Ofiste yoga yaparken derin derin nefes alabilir, nefes alırken başınızı hafifçe yana döndürebilir, nefes verirken boynunuzu doğal konumuna getirebilirsiniz. Ardından, nefes alırken başınızı bir miktar yukarı kaldırabilir, nefes verirken hafifçe öne eğebilirsiniz.

Ellerinizi başınızın üzerinde kenetlemelisiniz.

Dik oturuş ve nefes egzersizlerinin ardından ellerinizi başınızın üzerinde kenetlemeli, başınızı ellerinize doğru iterken aynı anda ellerinizle başınıza doğru bastırmalısınız. Bu ters yönlü iki kuvveti iki saniye arayla birkaç kez tekrar edebilirsiniz. Bu sayede omuz ve boyun bölgenizdeki kas, bağ doku ve tendonlarda rahatlama sağlayabilirsiniz. Bu hareketi birkaç kez tekrarladıktan sonra omuzlarınızı kendi ekseni etrafında arkaya ve aşağı doğru döndürebilirsiniz. Ellerinizi başınızın arkasında birleştirdikten sonra, dirseklerinizi geriye alıp nefesinizi tutarak 30 saniye kadar bekleyebilirsiniz.

Bileklerinizi tutarak sağa ve sola esnemelisiniz.

Ofiste yoga yaparken nefes ve boyun egzersizlerinin ardından vücudunuzu esnetmeye geçebilirsiniz. Bu aşamada ilk olarak, sağ elinizle sol bileğinizi yakalayabilir, yavaşça çekip sağa doğru eğilebilirsiniz. Bu hareket sırasında gövdenizi dik tutmaya çalışmalı, göğsünüzü kapatmamaya dikkat etmelisiniz. Sol omzunuzun esnediğini hissettiğinizde, hareketi diğer omzunuza yapabilirsiniz. Bu hareketleri yaparken, esneteceğiniz taraftaki kolunuzu göğsünüze zıt yönde yaklaştırabilirsiniz. Sırtınızı esnetmek içinse omuzlarınızı dairesel bir hareketle önce öne, sonra geriye doğru çevirebilirsiniz. Bununla birlikte, orta yaş üzerindeyseniz bu hareketleri yaparken abartıya kaçmamalı, kendinizi fazla zorlamamalısınız.

Bacaklarınızı germeli, parmak uçlarınızı yere çevirmelisiniz.

Ofiste yoga yaparken vücudunuzu esnettikten sonra bacaklarınızı germeli, parmak uçlarınızı yere çevirmelisiniz. Bacaklarınızı kalçanızın hizasına kadar dizinizi kırmadan uzatabilir, bu şekilde 10 saniye bekleyebilirsiniz. Ardından, sağ bacağınızı sol bacağınızın üzerine doğru alıp bacak bacak üstüne atabilirsiniz. Bu hareketi yaparken zorlanıyorsanız, sağ bacağınız nereye kadar gelebiliyorsa o noktaya kadar getirebilirsiniz. Daha sonra sol bacağınız için de aynı hareketi yapabilirsiniz. Bu hareketleri yaparken derin derin nefes almalı, fakat başınızı döndürecek kadar derin nefes almaktan kaçınmalısınız. Bu hareketler sayesinde, gün içinde bacaklarınızda hissettiğiniz yanma, karıncalanma veya uyuşma gibi birçok şikayetinizde azalma gözlemleyebilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler