Bizi Takip Edin

Lifestyle

Burak Solak’la Bayram Sohbeti

Yayınlandı

tarihinde

Burak Solak'la Bayram Sohbeti

11 ayın sultanı Ramazan ayı bu yıl da göz açıp kapayıncaya kadar geçti ve bayrama kavuştuk sevgili beyaz yakalılar. Bayramlarda âdettir, büyükler ziyaret edilir, bayramları tebrik edilir. Oysa bu yıl, malum nedenlerden dolayı bayramı evimizde geçireceğiz, sevdiklerimizle uzaktan görüşeceğiz.

Ofix Blog‘da bu hafta, Ofix ailesinden çok değerli bir ismi misafir edeceğim. Satış direktörümüz Burak Solak‘la bayram ziyareti lezzetinde bir sohbet gerçekleştirdik. Çalışkanlığı, dürüstlüğü, espri yeteneği ve örnek kişiliğiyle hepimizin takdirini kazanan Burak beyin şahsında tüm Ofix ailesi olarak mübarek Ramazan Bayramı‘nızı kutluyoruz. 

Merhaba Burak bey, öncelikle bize zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Nasılsınız, nasıl gidiyor hayat? 

Merhabalar, ben çok iyiyim. Çok şükür, şimdiye kadar ailemde ve çevremde koronavirüs salgınıyla alakalı kötü bir haber almadım. Doğrusunu isterseniz, ben bu olay başladığından beri gerekli tedbirleri alarak kendi çalışma düzenimi hiç değiştirmedim. Aynı saatte ofise geldim, işlerimi buradan takip ettim, kısacası günlük rutinlerimle ilgili olarak bende herhangi bir değişiklik olmadı. Ama elbette, korunma önlemlerine ve sosyal mesafeye hep dikkat ettim. 

Bu bayrama biraz buruk giriyoruz. 2 aydır sevdiklerimizle pek bir araya gelemedik, bu bayram da uzaktan görüşeceğiz. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Hep söylediğim bir söz vardır, özellikle ekibimdeki arkadaşlarım iyi bilir; biz burada sadece işi değil, hayatı paylaşıyoruz ve bu hayatın içerisinde her şey var. Bu anlamda bizim Ofix ailesi olarak birbirimize duyduğumuz sevgi ve saygı, kesinlikle mekansal bir alana, dört duvar arasına sığdırılamaz veya sınırlandırılamaz.

Elbette insanın ailesinden ve sevdiklerinden uzak olması kolay değil. Özellikle ilk günlerde sadece boş odalar, masalar ve sandalyelerle karşılaşmak hiç hoş değildi. Buraya anlam katan, burayı bana sevdiren, bana her koşulda güç veren Ofix‘in o güzel ruhlu insanlarını çok aradım. Her şeye rağmen bu dükkan, buraya gelen arkadaşlarımın sayesinde 1 gün bile kapalı kalmadı, benim için önemli olan buydu.

Unutmadan, operasyonumuzu lojistik birimimizde sürdürmekte olan kardeşlerimin hakkını teslim etmeliyim. İşin başından itibaren büyük bir özveriyle çalıştılar. Bu vesileyle onlara da canı gönülden bir kere daha teşekkür ediyorum. Umarım, bir daha böyle günler yaşamayız. 

Her kuşak kendi çocukluğunun bayramlarını özler ve “Nerede o eski bayramlar?” der. Siz de çocukluğunuzdaki bayramları özlüyor musunuz? 

Evet, tabii ki özlüyorum eski bayramları. Aslında hepimiz özlemiyor muyuz? Ne vardı o eski bayramlarda? Neden hepimiz, yaşadığımız o kadar güne rağmen söz birliği etmişçesine o eski bayramların peşine düşüyor, o günleri yad ediyoruz? Çünkü hepimizin hafızası, hatıraların temiz kısımlarını kaydediyor. Bayramları da en değerli hatıralarımızı barındırdığı için özlüyoruz. Sizi bilmem ama, benim için öyle. 

Bayramlar eskimiyor esasında, hatıralara özlem duyulduğu için sanırım, “eski bayramlar” diye ifade ediyoruz. Peki neden o günleri günümüze taşıyamıyoruz? Yaşadıklarımızı yeni nesillere aktarmak yine bize düşmüyor mu? Eğer bunu gerçekten yapmak istiyorsak, çocukluğumuzun bayramlarını biz de kendi çocuklarımıza yaşatalım. Yani demek istediğim, işin kolayına kaçmayalım. Çocuklarımız bizim yarınımız, ümidimiz. Gelin bu bayram, evde kalmak zorunda olsak bile, geçmişte yaşadığımız o güzellikleri onlarla birlikte yeniden yaşamaya çalışalım. Böyle yaparsak, bu bayramın inanın tadına doyum olmaz.

Çocukken bayramlar nasıl geçiyordu? Bize bir bayram gününüzü anlatır mısınız? 

Ben 1972 Ankara Küçükesat doğumluyum. Ben küçükken bayramın telaşı, heyecanı 1 hafta önce başlardı. Bayramlık almak büyük olaydı. Yani o zamanlar bir okul zamanı, bir de bayram zamanı olmak üzere yılda iki kere alışveriş yapılırdı. Bayram sabahı önce anne ve babadan başlanarak el öpülür, hayır duası alınırdı. Daha sonra, apartmandaki büyüklerin ziyaretine gidilirdi. Büyüklerimizin ellerini öperdik, onlar da çocuklara mendil içinde harçlık verirlerdi. Buradaki zarafete bakar mısınız! Harçlığı veren kişi, bunu açıktan göstermez, çocukları utandırmak istemezdi.

O zamanlar tabii, mahallede şimdiki gibi çok araba yoktu. Ben abimle birlikte, mahallemize gelen arabaların plakaları tek mi çift mi diye oyun oynardım. Fakat pek araba gelmediği için ikimiz de sıkılır, başka bir eğlence bulurduk kendimize, hey gidi günler. Bayramlarda İstanbul’daki dayılarımla görüşürdük, hatta bu görüşmelerin bir sırası vardı. Bir bayram onlar gelirse, diğer bayram biz giderdik, herkes sırasını bilirdi. Sonra, akrabalardan gelen rengarenk bayram kartpostalları babam tarafından yüksek sesle okunurdu.

Aile faslı bittikten sonra, evin arkasındaki arsada tüf tüf savaşları yapar, misket yuvarlar, yamalı topla maç oynardık. Akşam genellikle ailecek Kızılay meydanına gider, orada bayram eğlencesi seyrederdik. Abimle birlikte, gün içinde topladığımız harçlıklarla dondurma veya pamuk şeker alırdık.

Peki ya şimdi? Günümüzde bayramlar nasıl geçiyor? 

Teknolojideki akıl almaz gelişim bir taraftan insanlığa büyük hizmetler sunarken, bir taraftan da insanı insan yapan değerleri süratle eskitiyor. Şimdi de telaşımız var, fakat bu daha çok bayramı tatil fırsatı olarak görüp bir yerlere kaçma telaşı. Nasıl olsa elimizde her türlü iletişim aracımız var, bir araya gelip muhabbeti arttırmak yerine süslü püslü bir mesaj yazarak ve aynı mesajı herkese göndererek kendimizi iyi hissediyoruz. Ya da görüntülü konuşma var değil mi, dünyanın neresinde olursanız olun, yüz yüze konuşabiliyorsunuz, daha ne isteriz! Eskiden anne ve babamız bize, filanca teyzene gittin mi diye sorarlardı, şimdi filancayı aradın mı diye biz çocuklarımıza soruyoruz. Bence geçmişle en büyük fark bu.

Bu bayramı malum nedenlerden dolayı evde geçireceğiz. Bu durum sizi ve ailenizi nasıl etkiliyor? 

Onları bilmem ama, beni fena etkiliyor! 🙂 Şaka bir yana, çok fazla sabit durmayı seven bir insan olmadığım için beni bayağı zorluyor. En son diş fırçasıyla motorun jantlarını temizliyordum mesela. Evde ailecek monopoly oynuyoruz. Bu oyunun henüz çözemediğim bir kuralı var galiba; ben bir kez kazanırsam üç defa yenilmek zorunda kalıyorum, neden böyle oluyor bilmiyorum. 🙂 Malumunuz, Ramazan ayındayız; iftara yemek hazırlıyoruz, farklı tatlar deneyelim diye bir şeyleri bir şeylerle karıştırıyoruz, sonra yiyemiyoruz. 🙂 Film izliyoruz, ben sıkılıyorum, yarısı bitmeden gidiyorum diye bana kızıyorlar. Ne bileyim işte, ev halleri, yuvarlanıp gidiyoruz… 🙂 

Bayram sonrasında “normalleşme” sürecinin hız kazanacağına dair beklentiler yüksek. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? 

Bu konuyla ilgili farklı kaynaklardan birçok yorum görebilirsiniz. Bu konunun ticari, sosyal, ekonomik, politik birçok sonucu olacaktır. Normalleşme süreci uzun bir zaman alacaktır diye düşünüyorum. Bu olayın bireysel alanda en önemli neticesi ise bence, elimizdeyken ne kadar önemli olduğunu fark etmediğimiz sağlığımız, özgürlüğümüz, yaşam tarzımız ve işimizin kıymetini anlamamızdır. Ben de zaman zaman ekibime şunu söylüyorum; belki de bir daha kendinizi, hayatınızı ve geleceğinizi düşünmek için böyle bir fırsatınız olmayacak. Bunu iyi değerlendirin ve tekrar eskiye dönüldüğünde geçmiş hatalarınızı yapmamaya çalışın.

Salgın bittiğinde, borsalar ve petrol piyasaları yükselmeye başladığında, tüketiciler günlük harcamaları konusunda bugünkünden daha tereddütlü ve kuşkucu olabilir. Bu doğru ürün mü, bunu mu yoksa öbürünü mü almalıyım, doğru yerden mi alıyorum gibi. Bundan sonra tüketicinin gözünde firmaların güvenirliliği, fiyat istikrarı ve hizmet kalitesi ön planda olacak diye düşünüyorum.

Son olarak, Ofix Blog okurları için bayram mesajınızı alabilir miyiz? 

Anne ve babanızı özellikle bayram günlerinde ihmal etmeyin arkadaşlar. Ramazan Bayramı‘nızı en içten dileklerimle kutluyor, sizlere ve ailelerinize mutluluklar diliyorum. Büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin gözlerinden öpüyorum.

Bu keyifli sohbet için çok teşekkür ederiz. 

Ben teşekkür ederim. Sevgiyle…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Yaz Sıcaklarında Kurtarıcı: Vantilatör Seçmenin ve Kullanmanın Püf Noktaları

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Vantilatör alacaklar için yaz geldiğinde herkesin aklından aynı şey geçer:
“Biraz serinlesek yeter.”

İşte tam bu noktada devreye en pratik çözümlerden biri girer: vantilatörler.
Klimaya göre daha ulaşılabilir, daha az elektrik tüketen ve neredeyse her ortamda kullanılabilen bu cihazlar, özellikle son yıllarda yeniden popüler hale geldi.

Ama iş sadece “bir vantilatör alayım” demekle bitmiyor.
Doğru ürünü seçmek, doğru şekilde kullanmak ve biraz da bakımını yapmak gerekiyor.

Bu yazıda vantilatörlerle ilgili bilmen gereken her şeyi sade sade anlatıyoruz.

Vantilatör Kullanmanın Avantajları

Vantilatör basit bir cihaz gibi görünür ama sağladığı konfor düşündüğünden daha fazladır.

Sıcak havalarda en büyük etkisi, ortamı gerçekten “soğutmak” değil, havayı hareket ettirmesidir.
Bu hareket, vücudun terleme yoluyla serinlemesini hızlandırır. Yani aslında seni serinleten şey rüzgâr hissidir.

Kapalı bir ortamdaysan, vantilatörün bir diğer avantajı da hava sirkülasyonudur.
Uzun süre kapalı kalan bir odada oluşan o ağır hava hissi, vantilatör çalıştığında kısa sürede dağılır. Özellikle ofis ortamlarında bu fark çok net hissedilir.

Bir de işin ekonomik tarafı var.
Klimalarla kıyaslandığında çok daha az elektrik tüketir. Bu da özellikle uzun süreli kullanımlarda ciddi bir tasarruf anlamına gelir.

Üstelik çoğu model hafif ve taşınabilirdir.
Yani sabit bir yere bağlı kalmazsın. İhtiyaç neredeyse vantilatör de orada olur.

Vantilatör Seçerken Nelere Dikkat Etmeli?

Burada en sık yapılan hata şu:
Görüntüsüne bakıp karar vermek.

Oysa asıl önemli olan nerede ve nasıl kullanacağın.

Küçük bir çalışma masası için dev bir sanayi tipi vantilatör almak da, geniş bir salon için mini bir masaüstü model seçmek de aynı şekilde verimsiz olur.

Alan büyüdükçe, cihazın gücü de artmalı.
Aksi halde çalışır ama etkisini hissettirmez.

Hız ayarları da önemli bir detay.
Günün her saatinde aynı rüzgârı istemezsin. Bazen hafif bir esinti yeterli olur, bazen daha güçlü bir hava akışı gerekir. Bu yüzden farklı hız seçenekleri sunan modeller her zaman daha kullanışlıdır.

Bir de ses konusu var.
Özellikle uyurken ya da odaklanman gereken bir iş yaparken, vantilatör sesi can sıkıcı olabilir. Bu yüzden sessiz çalışan modeller bir adım öne çıkar.

Son olarak yön ayarı.
Havanın sabit bir noktaya değil, odanın geneline yayılması genelde daha konforlu bir kullanım sağlar.

Vantilatörler Hakkında Kapsamlı Bir Kılavuz

Vantilatör Çeşitleri

Piyasada çok fazla seçenek var ama aslında kullanım şekline göre ayrılıyorlar.

Ayaklı vantilatörler en bilinen model.
Yüksekliği ayarlanabilir, geniş alanlarda etkili olur ve ev–ofis dengesini en iyi kuran tiptir.

Duvar tipi vantilatörler daha çok yer kazanmak isteyenler için.
Özellikle dar alanlarda oldukça işe yarar.

Sanayi tipi vantilatörler ise bambaşka bir kategori.
Depolar, atölyeler, büyük iş alanları… Güçlüdür, geniş alanı rahatlıkla çevirir.

Masaüstü modeller ise daha kişisel kullanım içindir.
Çalışma masasında, küçük bir alanda direkt serinlik sağlar.

Tavan vantilatörleri ise biraz daha kalıcı çözümdür.
Hem dekoratif durur hem de geniş alanlarda dengeli bir hava akışı sağlar.

Vantilatörle Tasarruf Gerçekten Mümkün mü?

Kısa cevap: Evet.

Ama biraz doğru kullanım gerekiyor.

Örneğin vantilatörü pencereye yakın konumlandırırsan, dışarıdaki serin havayı içeri taşıyabilirsin.
Ya da içerideki sıcak havayı dışarı atacak şekilde kullanabilirsin.

Gece saatlerinde, hava zaten serinlemişken vantilatörle desteklemek çoğu zaman klimaya ihtiyaç bırakmaz.

Yani mesele sadece cihazı çalıştırmak değil, biraz doğru konumlandırmak.

Vantilatör Bakımı Nasıl Yapılmalı?

Genelde ihmal edilen ama performansı direkt etkileyen konu bu.

Zamanla pervanelerde toz birikir.
Bu hem hava kalitesini düşürür hem de cihazın verimini azaltır.

Aslında çözümü basit:
Belirli aralıklarla pervaneleri ve ızgarayı temizlemek yeterli.

Temizlik yaparken cihazın fişini çekmek önemli.
Basit bir detay gibi görünür ama çoğu kişi bunu atlıyor.

Bazı modellerde yağlama ihtiyacı da olabilir.
Kullanım kılavuzuna bakarak ilerlemek en sağlıklısı.

Bir de kablo kontrolü.
Ufak bir hasar bile ileride sorun çıkarabilir, o yüzden gözden kaçırmamakta fayda var.

Evde ve Ofiste Kullanım

Vantilatörün en güzel tarafı şu:
Neredeyse her ortama uyum sağlar.

Evde salon, yatak odası, mutfak…
Nerede ihtiyaç varsa orada kullanılır.

Ofiste ise çoğu zaman fark yaratan detaylardan biridir.
Hava dolaşımı arttığında ortam daha yaşanabilir hale gelir, bu da direkt çalışan konforuna yansır.

Açık alanlarda bile işe yarar.
Balkon, bahçe, küçük organizasyonlar… Taşınabilir modeller burada ciddi avantaj sağlar.

Vantilatörler Hakkında Kapsamlı Bir Kılavuz

İşyerlerinde ve Evlerde Vantilatör Kullanımı

Vantilatörün en güzel tarafı şu:
Neredeyse her ortama uyum sağlar.

Evde, ofiste ya da açık alanda… Nerede ihtiyaç varsa orada devreye girer. Ama kullanım şekli biraz ortama göre değişir.

İşyerlerinde kullanım

Yaz aylarında ofis ortamı çok hızlı bunaltıcı hale gelebilir. Özellikle kalabalık alanlarda hava kısa sürede ağırlaşır. İşte bu noktada vantilatör, ortamın havasını hareketlendirerek ciddi bir rahatlama sağlar.

Sadece serinlik değil, çalışma konforu açısından da fark yaratır. Hava dolaşımı arttıkça ortam daha yaşanabilir hale gelir, bu da çalışanların odağını ve verimini doğrudan etkiler.

Bir de işin maliyet tarafı var.
Klima kullanımını biraz dengelemek ya da tamamen azaltmak isteyen işletmeler için vantilatörler oldukça iyi bir alternatif sunar.


Evlerde kullanım

Evde ise kullanım daha esnek.
Salon, yatak odası, mutfak… Günün hangi saatinde neredeysen vantilatör de oraya taşınır.

Özellikle akşam saatlerinde, hava biraz serinlediğinde vantilatör tek başına bile yeterli olur. Klimaya göre daha hafif bir serinlik verir ama çoğu zaman aranan şey de zaten bu.

Ayrıca kapalı kalan odalarda oluşan o ağır havayı dağıtmak için de oldukça işe yarar. Kısa sürede ortamın daha ferah hissettirmesini sağlar.


Açık alanlarda kullanım

Vantilatör sadece kapalı alan işi değil.
Balkon, veranda, bahçe… Hatta küçük organizasyonlarda bile rahatlıkla kullanılabilir.

Pikniklerde, yaz akşamı buluşmalarında ya da barbekü sırasında taşınabilir bir vantilatör, ortamın havasını tamamen değiştirir. Özellikle rüzgâr olmayan günlerde farkı daha net hissedersin.


Kısaca…

Vantilatör küçük bir dokunuş gibi görünür ama bulunduğu ortamın havasını gerçekten değiştirir.
Serinlik sağlar, havayı dolaştırır, ortamı daha yaşanabilir hale getirir.

Doğru yerde ve doğru şekilde kullanıldığında, hem konforu artırır hem de gereksiz enerji tüketiminin önüne geçer.

Evinde ya da ofisinde daha ferah bir ortam yaratmak istiyorsan, ihtiyacına uygun vantilatör modellerine göz atabilirsin.
Farklı kullanım alanlarına hitap eden pratik ve tasarruflu seçenekler Ofix’te seni bekliyor.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Trendler