Bizi Takip Edin

Kitap

İş Hayatı İçin Okunması Gereken 10 Kitap

Yayınlandı

tarihinde

İş hayatı için okunması gereken 10 kitap tavsiyesi Ofix Blog'da...

Hangimizin iş hayatıyla ilgili sorunları yok ki… Modern dünyada işimiz hayatımız oldu. İş hayatımızdaki en küçük bir olumsuzluk, tüm hayatımızı etkileyen zincirleme sonuçlar doğurabiliyor. Bunların önüne geçmek için doğru bilgi şart. Ne var ki, kendi deneyimlerimize büyük değer atfedip başkalarının deneyimlerine yeterince önem vermiyoruz. Peki, iş hayatında deneyim kazanmak için faydalı olacak birkaç kitap tavsiyesi ister misiniz? Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, iş hayatı için okunması gereken 10 kitap tanıtacağız. 

1- Steve Jobs Gibi Düşünmek; Daniel Smith, NTV Yayınları

1976 yılında Steve Wozniak’la birlikte Apple’ı kuran Steve Jobs, çağdaş inovasyonun öncülerinden biri olarak pek çok yeniliğe imza attı. Bu başarılarının yanı sıra girişkenliği ve iyimserliğiyle de örnek bir iş adamı profili çizen Steve Jobs, iş hayatında ileri görüşlülüğün, cesaretin ve cüretkarlığın en önemli sembollerinden biri. Hayata onun penceresinden bakmak isteyenler bu kitabı mutlaka okumalı.

2- Zengin Baba Yoksul Baba; Robert T. Kiyosaki, Alfa Yayınları

“Yoksullardan ve orta sınıftakilerden farklı olarak zenginler, çocuklarına para hakkında neler öğretir?” sorusunu zihnimize kazıyan Robert T. Kiyosaki, doğru sanılan tüm ezberlerin altını oyuyor. Ve para kazanma tutkusunu doğru şekilde yönetmenin yollarını öğretiyor.

3- İşbaşında Duygusal Zekâ; Daniel Goleman, Varlık Yayınları

İşbaşında Duygusal Zekâ kitabında Daniel Goleman, iş hayatında başarının ölçütünü yeniden tanımlıyor ve iş ilişkileri yönetiminde yeni bir vizyon sağlıyor. Pek çok bilimsel veriyle desteklediği bu kitapta şirketlerin çalışma biçimlerinin yanı sıra yöneticilerin liderlik davranışlarını da yeniden tanımlıyor.

4- Hızlı ve Yavaş Düşünme; Daniel Kahneman, Varlık Yayınları

“Düşünmek” üzerine hiç düşündünüz mü? Peki, “düşünmek” üzerine çok düşünmüş ve vardığı sonuçları büyük bir sevecenlikle paylaşmak isteyen bir yazarla sohbet etmek ister misiniz? Daniel Kahneman‘a göre iş hayatında sürdürülebilir başarının yolu, “zihinsel hastalık”lardan kurtulmaktan geçiyor. Bunun anlamı ise “düşünmek” üzerine düşünmek. Bu kitabın sizi çok “düşündüreceğine” eminiz.

5- Ekiplerin Beş Temel Aksaklığı; Patrick Lencioni, Optimist Yayınları

Yöneticiyi Yoldan Çıkaran Beş Tutku ve Ölümcül Toplantılar isimli kitabından tanıdığımız Patrick Lencioni, bu kitabında sürükleyici bir dille bu kez ekip olmanın önemine işaret ediyor ve önerilerini 5 maddede sıralıyor. Bunların neler olduğunu kitaptan okuyabilirsiniz.

6- İş Modeli Üretimi; Alexander Osterwalder, Optimist Yayınları

Alexander Osterwalder’a göre iş hayatına damgasını vuran tüm büyük şirketlerin ayırıcı özelliği, kendi iş modeli üretimini gerçekleştirmiş olmaları ve inovasyon tekniklerinden etkin şekilde yararlanmalarıdır. Bu kitapta Osterwalder, mevcut iş modellerinin nasıl analiz edileceğini ve aksayan yönlerinin nasıl düzeltileceğini, yeni bir iş modelinin nasıl tasarlanacağını anlatıyor.

7- Dijital Pazarlama; Damian Ryan, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

E-ticaretin hızla gelişmesi, dijital pazarlama alanında hızlı değişimleri beraberinde getirmekte. Günümüz dünyasında bu alanlarda yalnızca bilgi sahibi olmak yetmiyor, etkileşim ve iletişim konularında çok önemli deneyimler kazanmak da gerekiyor. Bu kitapta dijital pazarlama tekniklerinden dijital iletişim ve etkileşim kanallarına kadar pek çok konuda aydınlatıcı bilgiler bulabilirsiniz.

8- Performans Yönetimi; Richard Luecke, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Richard Luecke‘ye göre başarıya giden yolda, ancak birlikte çalıştığımız insanlarla yürüyebiliriz. İnsan kaynaklarının doğru yönetimi, bu birlikteliğin sağlanmasına bağlı. Bu yoksa, kariyer basamaklarında yükselmek veya kalıcı başarılar elde etmek olanaklı değil. Bu kitapta Richard Luecke, iş hayatında açık hedefler koymanın, çalışanları motive etmenin ve performans değerlendirmelerinin önemine işaret etmekte.

9- Mor İnek; Seth Godin, Mediacat Yayıncılık

Başarıya giden yolun farklılaşmadan geçtiğine inanan Seth Godin, bu kitapta küçük işletmelerin farklılaşarak nasıl büyüyeceklerini incelemekte. Tom Kelley tarafından “kalk borusu” olarak değerlendirilen ve eğlenceli bir dille kaleme alınmış olan Mor İnek, farklılaşma ve büyüme arasındaki ilişkiyi keyifli bir dille okuyucusuyla paylaşıyor.

10- İknanın Psikolojisi; Robert B. Cialdini, Mediacat Yayıncılık

İkna sanatının inceliklerini bilmek, hayatın pek çok alanında her zaman gerekli ve faydalıdır. Bu konuda çeşitli laboratuvar deneyleri ve hayat deneyimlerinden yola çıkan Cialdini, ikna sanatının yalnızca doğuştan gelen bir yetenek olmayıp aynı zamanda öğretilen bir bilgi olduğuna açıklık getirmekte. İkna sürecinin psikolojik derinliklerine indikçe, hayatınızı güçleştiren sorunlar karşısında çözüm yolları bulmada özgüveninizi arttırabilirsiniz. 

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
1 Yorum

1 Yorum

  1. Yaşar Karaçengel

    23 Haziran 2021 saat 22:09

    Seth Godin, “Mor İnek” adlı eserinde işletmelerin ancak farklılaşarak başarılı olabileceklerini; yani farklılaşma yoluyla büyüyebileceklerini anlatmıştır. Bu bağlamda müşterinin karşısına farklı bir ürünle çıkmanın ne denli önemli olduğunu vurgulamıştır. Bence yeni yayımlanan yerli kitaplar arasında yer alan “Bukalemunun Akıllısı” adlı eser, “Mor İnek”de işlenen bu konuyu çok iyi özetlemiş ve farklı olarak da Türkiye örneklemini ele alarak işletmelerin karlı olarak büyüyebilmeleri için somut öneriler geliştirmiştir. “KDY” yayıncılıktan çıkan “Bukalemunun Akıllısı” adlı eser, ek olarak mini sosyal bilimler sözlüğüne de yer vermiş ve konuyla ilişkili kavramlara da değinerek farklı bir eser olduğunu kanıtlamıştır. Bu eseri de okumanızı şiddetle öneriyorum.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Kitap

Tolstoy’u Anlama Rehberi

Yayınlandı

tarihinde

Tolstoy okumak biraz garip bir deneyimdir.
Kitap okuyorum dersin ama bir süre sonra kendini birinin hayatına karışmış gibi hissedersin.
Sanki uzaktan izlemiyorsundur da, içindesindir.

Ama dürüst olalım:
Tolstoy herkesin eline alıp akıp gideceği bir yazar değil.
Karakter çok, detay çok, hayat fazla gerçek.

O yüzden Tolstoy’u “bitirmek” için değil, “anlamak” için okumak lazım.

Hikâyeden çok insanı anlamaya çalışmak gerekiyor

Tolstoy’un kitaplarında olaylar elbette var ama asıl mesele olaylar değil. Bir şeyin ne olduğu kadar neden olduğu daha önemli. Karakterlerin verdiği kararlar, yaşadığı çelişkiler, kendi içlerinde yaşadıkları o gelgitler… Aslında Tolstoy’un asıl anlattığı yer tam olarak burası.

Mesela Anna Karenina’yı sadece bir aşk hikâyesi gibi okumak mümkün. Ama biraz dikkatli okuyunca şunu fark ediyorsun: Bu hikâye, bir insanın kendi hayatıyla, yaptığı seçimlerle ve toplumla kurduğu ilişkiyle baş etmeye çalışmasının hikâyesi. Yani yüzeyde gördüğün şey ile altındaki şey çoğu zaman aynı değil.

Tolstoy’un gücü de burada zaten. Karakter yaratmıyor, insanı olduğu gibi koyuyor önüne.

Yavaş okumak bu işin bir parçası

Tolstoy okurken en sık yapılan hata, tempoyu başka kitaplara göre ayarlamak. Oysa burada biraz yavaşlamak gerekiyor. Çünkü bazı bölümler ilk bakışta gereksiz gibi gelebiliyor. Uzun betimlemeler, detaylı anlatımlar, bitmek bilmeyen iç konuşmalar…

Ama işin ilginç tarafı şu: O detaylar aslında boş değil. Tam tersine, karakterin ruh halini, o anki duygusunu ve bakış açısını kuran şeyler. Yani hızlı geçince olayları takip edersin ama hissi kaçırırsın.

Bu yüzden Tolstoy okurken bazen durmak, bir paragrafı tekrar okumak ya da sadece düşünmek gayet normal. Hatta çoğu zaman en doğru okuma biçimi bu.

Karakterlere kızmak yerine anlamaya çalışmak

Tolstoy’un dünyasında “tam kötü” ya da “tam iyi” diye bir şey pek yok. Karakterler hata yapıyor, yanlış kararlar veriyor, bazen seni sinirlendiriyor. Ama bir süre sonra şunu fark ediyorsun: Onların yaptıkları şeyler tamamen yabancı değil.

Bir karaktere kızdığın yerde durup düşününce, “Ben olsam ne yapardım?” sorusu geliyor. Ve çoğu zaman bu sorunun net bir cevabı olmuyor. İşte o noktada Tolstoy’un yazdığı şey daha gerçek bir hâl alıyor.

Çünkü hayat da zaten böyle. Net cevaplar yok, sadece seçimler var.

Dönemin içinde kaybolmak yerine duyguyu yakalama

Tolstoy’un anlattığı dünya bugünden çok farklı. Başka bir ülke, başka bir dönem, başka kurallar… İlk başta bu mesafe biraz zorlayıcı olabiliyor. Ama bir noktadan sonra şunu fark ediyorsun: Değişmeyen şeyler var.

İnsanların hissettikleri değişmiyor. Aşk, pişmanlık, yalnızlık, kararsızlık, arayış… Bunlar bugün de aynı, o zaman da aynıydı.

Bu yüzden Tolstoy okurken tarihi detaylara fazla takılmak yerine o duyguyu yakalamaya çalışmak çok daha anlamlı oluyor. Çünkü yazarın asıl kurduğu bağ orada.

Okudukça kendine dönmeye başlıyorsun

Tolstoy’un belki de en etkili tarafı bu. Okurken bir noktada hikâyeden çıkıp kendine dönüyorsun. Okuduğun şey sadece bir karakterin yaşadıkları olmaktan çıkıyor, senin hayatına değmeye başlıyor.

“Ben olsam ne yapardım?”
“Bu doğru mu?”
“Mutluluk dediğimiz şey gerçekten neye bağlı?”

Bu sorular kitap bittikten sonra bile kalıyor. Ve çoğu zaman cevabı da net olmuyor. Ama zaten Tolstoy’un amacı cevap vermek değil, seni o sorularla baş başa bırakmak.

Her şeyin net bir sonucu olmayabilir

Bazı kitaplar vardır, bittiğinde her şey yerine oturur. Tolstoy’da ise genelde böyle bir netlik yok. Hikâye biter ama düşünce devam eder. Okudukların bir süre daha seninle kalır.

Başta bu durum biraz eksik gibi hissettirebilir ama aslında Tolstoy’un gücü tam olarak burada. Hayat gibi yazıyor. Hayatta da her şey net bir şekilde kapanmaz zaten.

Sonuç olarak

Tolstoy’u anlamanın tek bir doğru yolu yok. Ama belki şöyle bakmak daha doğru olur:

Onu çözmeye çalışma, onunla birlikte düşün.

Çünkü Tolstoy’un anlattığı şeyler ilk bakışta uzak gibi görünse de, biraz dikkatli bakınca oldukça tanıdık geliyor. Okudukça fark ediyorsun ki aslında mesele Rusya değil, dönem değil… insan.

Ve o insan, sandığından çok daha yakın.

Okumaya Devam Et

Kitap

Liderlik Sadece Yönetmek Değil, Kendini İnşa Etmektir

Yayınlandı

tarihinde

Cem Kozlu’nun Liderin Kitaplığı kitabı, klasik anlamda “liderlik nasıl yapılır” anlatan bir kitap değil. Daha çok, iyi bir liderin nasıl düşündüğünü ve bu düşünce yapısının nasıl oluştuğunu gösteren bir rehber gibi ilerliyor. Kitabı okurken bir yönetim kılavuzu değil, yıllar içinde oluşmuş bir birikimin izlerini görüyorsun.

Kozlu’nun en çok üzerinde durduğu nokta, liderliğin sadece iş bilgisiyle sınırlı olmadığı. Aksine, farklı alanlardan beslenmeyen bir liderin bakış açısının dar kalacağını açıkça hissettiriyor. Bu yüzden kitapta sadece iş dünyasına değil; tarihe, felsefeye, ekonomiye ve hatta edebiyata kadar uzanan geniş bir okuma dünyası var. Çünkü ona göre doğru kararlar verebilmek, ancak farklı perspektifleri tanımakla mümkün.

Kitap boyunca önerilen eserler ve düşünceler aslında tek bir noktaya bağlanıyor: Bir liderin en büyük gücü, nasıl düşündüğüdür. Bu düşünce yapısı da tesadüfen oluşmuyor; okudukların, öğrendiklerin ve kendine kattıklarınla şekilleniyor. Kozlu burada okumanın altını özellikle çiziyor ama bunu bir alışkanlık gibi değil, neredeyse bir zorunluluk gibi ele alıyor.

Aynı zamanda kitapta sert kurallar ya da “doğru lider böyle olur” gibi kesin yargılar yok. Daha çok, okuyucunun kendi yolunu bulmasına yardımcı olacak bir çerçeve çiziliyor. Hangi kitap neden önemli, hangi düşünce neyi değiştirir gibi sorular üzerinden ilerleyerek, seni de kendi okuma listeni ve bakış açını sorgulamaya itiyor.

Okurken fark ediyorsun ki mesele sadece daha fazla bilgi sahibi olmak değil; o bilgiyi nasıl yorumladığın. Çünkü aynı şeyi okuyan iki insan, bambaşka sonuçlara varabiliyor. Kozlu da tam olarak bu noktada, zihinsel esnekliğin ve çok yönlü düşünmenin önemini hatırlatıyor.

Kitap bittiğinde geriye şu düşünce kalıyor:
Liderlik, sadece bir unvan değil…
okuduklarınla, düşündüklerinle ve kendine kattıklarınla sürekli inşa edilen bir süreç.

Kitap satış linki : Liderin Kitaplığı

Okumaya Devam Et

Kitap

Doris Lessing’i Okuma Rehberi

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

En güzel 5 Doris Lessing kitabı hakkında önemli bilgiler Ofix Blog'da...

2007 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi İngiliz yazar Doris Lessing, 50’den fazla roman, yüzlerce öykü ve şiir, sayısız makale ve denemeleriyle dünya edebiyatında önemli bir yere sahip. 2013 yılında hayata veda eden Doris Lessing en çok romanlarıyla anılsa da anı, bilimkurgu, libretto, hatta çizgi romanlarıyla çok geniş bir okuyucu kitlesine ulaştı. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği Zimbabwe’de yaşadıklarının etkisiyle eserlerinde en çok eşitsizliğe, ırkçılığa, erkek egemenliğine meydan okudu. Samimiyet ve masumiyete duyduğu derin hayranlıkla yazdığı bu eserlerinde karakterlerini tüm boyutlarıyla yansıttı. Böylelikle okurların empati yeteneklerini geliştirmelerini sağladı. Başta Altın Defter olmak üzere Şikeste, Büyükanneler, Beşinci Çocuk gibi birbirinden önemli eserlerinde sadeliğin görkemiyle ışıldayan anlatılarda bulundu. Edebiyata yüklediği anlam, insani sorumluluk duygusuyla iç içeydi. Okurlarını hayatın en naif gerçekleriyle karşı karşıya getirirken kendileri hakkında düşünmelerini sağladı. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, Doris Lessing‘i kısaca tanıtmak ve en güzel 5 Doris Lessing kitabı hakkında bazı bilgiler paylaşmak istiyoruz. 

(daha&helliip;)

Okumaya Devam Et

Trendler