Bizi Takip Edin

Lifestyle

Ellerinize iyi bakıyor musunuz?

Yayınlandı

tarihinde

El bakımı hakkında merak ettiğiniz konular Ofix Blog'da...

Gün içinde en fazla kullandığımız organlarımızdan biri olan ellerimiz, çeşitli nedenlerden dolayı kolayca yıpranmakta. Koronavirüs salgını nedeniyle günde birkaç kez kullanmak durumunda kaldığımız alkol bazlı el dezenfektanları nedeniyle el bakımı yakın dönemde daha da önemli bir konu haline geldi. Bu ürünlerin yanlış ve aşırı şekilde kullanılması ve soğuk kış aylarında artan cilt kuruluğu şikayetleri nedeniyle el bakımı konusuna ilgi giderek artıyor. Temiz ve bakımlı eller hem sağlığımız, hem de kişisel imajımız açısından büyük önem taşır. El bakımı konusunda gerekli bilgilere sahip olursak, ellerimiz daha temiz ve bakımlı hale gelir, kişisel imajımız güçlenir. Ofix Blog‘da bu haftaki sağlık köşemizde, el bakımı konusunu ele alacağız. El bakımı nasıl yapılır, diye merak ediyorsanız, bu yazımızda çok şey bulabilirsiniz. 

El bakımı nedir?

El bakımı kısaca, ellerin temiz ve bakımlı görünmesi için yapılan çalışmaların ortak adıdır. El temizliği hemen herkesin önem verdiği konulardan biri olsa da el bakımına yeterince özen gösterilmediğini söyleyebiliriz. Oysa el bakımı da el temizliği kadar önemlidir. Nitekim el bakımı, ellerin ihtiyaç duyduğu vitamin ve minerallerin sağlanması yoluyla daha sağlıklı ve güzel hale getirilmesini amaçlar. El temizliği için kullanılan ürünlerin pek çoğu ellerin yıpranmasına yol açar. El bakımı sırasında cilt, ihtiyaç duyduğu vitamin ve mineralleri temin ederek daha sağlıklı ve güzel hale gelir. Yalnızca el temizliğiyle yetinilip el bakımının ihmal edilmesi, ellerde çeşitli cilt hastalıklarına zemin hazırlayabilir. Örneğin el temizliği için kullanılan ürünler nedeniyle oluşan cilt çatlakları, enfeksiyonların vücuda kolayca girmesine yol açabilir.

El bakımı niçin önemlidir?

El bakımı aslında, genel cilt bakımının doğal bir parçasıdır. Fakat bununla birlikte, cilt bakımı denildiğinde daha çok yüz bakımı akla gelir. Oysa el bakımı da en az yüz bakımı kadar önemlidir. Hatta bazı durumlarda, yüz bakımından bile daha önemli hale gelebilir. Özellikle kış aylarında ihmal edilen el bakımı, elde artan cilt çatlakları nedeniyle enfeksiyonların kolayca yayılmasına yol açabilir. Ellerin temiz ve bakımlı olması, cilt bakımı için sarf edilen çalışmalara da anlam katar. Bakımsız eller kişi hakkında olumsuz bir imaj yaratır ve sosyal ilişkilere zarar verir. El bakımına yeterince özen gösterilmemesi durumunda kişinin fiziksel ve psikolojik olarak duyduğu rahatsızlık hissi artar. Bakımlı eller ise kişinin kendisine duyduğu saygıyı arttırır ve çevresinde olumlu etkiler yaratmasını sağlar.

Toplumumuzda el bakımı konusuna daha çok kadınların ilgi duyduğu bilinen bir gerçek. Oysa kadın erkek, genç yaşlı demeden herkesin el bakımı konusuna özen göstermesi gerekir. Özellikle soğuk kış günlerinde el bakımı daha fazla önem taşır. Çünkü soğuyan havalarla birlikte metabolizmamız, vücudumuzun ısı kaybını önlemek için kan dolaşımını yavaşlatır. Buna bağlı olarak ciltte yağ ve ter bezlerinin çalışması yavaşlar. Ve cildin ihtiyaç duyduğu vitaminler, mineraller, antikoksidanlar ve diğer besleyici maddeler cilde yeterince ulaşmaz. Ellerde cilt kuruluğu olarak ortaya çıkan şikayetler, cildin yeterince beslenemediğine işaret eder. El bakımının ihmal edilmesi durumunda ellerde kızarıklık, kaşıntı ve yanma hissi oluşur. Yağ ve ter bezlerindeki yavaşlama nedeniyle ciltte oluşan yüksek miktarda yağ ve nem kaybı, ellerin canlı ve parlak görüntüsünü kaybetmesine yol açar.

El bakımı nasıl yapılır?

El bakımı için her şeyden önce el temizliği gerekir. Elleriniz temiz değilken yapacağınız el bakımı uygulamalarından etkin sonuçlar almanız mümkün değildir. El temizliği konusunda en sık yapılan hataların başında, elleri musluğun altına tutup birkaç saniye ovalamak geliyor. Oysa bu yöntem, el temiziliği için kesinlikle yetersiz bir yöntemdir ve mikroorganizmalardan kurtulmayı sağlamaz. Aynı şekilde, suyun sıcak olması mikroorganizmaları etkisiz hale getirmek için yeterli olmadığı gibi, el üzerinde bulunan cilt çatlaklarının artmasına da yol açabilir. El temizliği sırasında ellerinizi yalnızca suyla değil, su ve sabunla birlikte yıkamaya özen göstermelisiniz. Yıkama işlemi sırasında su ve sabunu gerektiği kadar kullanmalı, israftan kaçınmalısınız.

Toplu yaşam ve çalışma alanlarında el temizliği için katı sabunları değil, sıvı sabunları tercih etmelisiniz. Katı sabunları bu gibi ortamlarda kuru tutmak çok zordur. Uygun koşullarda saklanmayan katı sabunlarda bazı mikroorganizmalar kolayca üreyip yayılabilir. Sıvı sabunlar içinde ilk tercihiniz antibakteriyel sıvı sabunlar olabilir. Koronavirüs salgını nedeniyle son 1 yıldır bu ürünlere talep ciddi ölçüde artmış durumda. Eğer yemekhane veya sağlık kurumları gibi el hijyenine büyük özen göstermeniz gereken bir işte çalışıyorsanız, antibakteriyel sabunlara ek olarak özel dezenfektanlar kullanmanız gerekebilir. Bu gibi işlerde çalışanlar, el temizliği ve el hijyeni konusunda İSG uzmanlarından gerekli bilgileri alabilirler.

El bakımı için el temizliği sağlandıktan sonra tırnak bakımı yapılır, ellerin ölü hücrelerden temizlenmesi ve nem dengesini koruması sağlanır. Tırnak bakımı konusunda yaygın kanaat, tırnak bakımının tırnakları kesmekten ibaret olduğu şeklindedir. Oysa tırnakları düzenli olarak kesmek tırnak bakımı için gerekli olsa da yeterli değildir. Tırnaklarınızın temiz ve bakımlı görünmesi için doğal yöntemleri deneyebilir veya vazelin kullanabilirsiniz. Günlük el bakımı uygulamalarınız sırasında tırnaklarınız için de uygulama yaparsanız tırnaklarınız daha temiz ve bakımlı görünür. Ellerinizi ölü hücrelerden temizlemek için peeling uygulayabilirsiniz. Ellerinizin nem dengesini korumak içinse doğal yöntemleri ve nemlendiricileri kullanabilirsiniz.

Basit el bakımı yöntemleri nelerdir?

El bakımı yapmanın farklı pek çok yönteminden bahsedilebilir. Bunlar içinde basit el bakımı yöntemlerinin doğal maskeler olduğunu söyleyebiliriz. Bu maskeleri zeytinyağı, Hindistan cevizi yağı, limon suyu, bal, karbonat, domates ve salatalık suyu kullanarak farklı cilt türlerine uygun şekilde hazırlayabilirsiniz. Eğer yağlı bir cilde sahipseniz, el bakımı sırasında yağ bileşenlerine yer vermekten kaçınmalısınız. Kuru bir cilde sahipseniz de yağ bileşenlerini gereğinden fazla kullanmaktan kaçınmalısınız. Nitekim, doğal bile olsalar yağ bileşenleri cilt üzerinde gözeneklerin kapanmasına ve cildin havayla temasının kesilmesine yol açabilir. Aynı şekilde, herhangi bir cilt hassasiyetiniz varsa, doğal malzemelerle bile olsa el bakımı uygulaması yapmadan önce bir dermatologa danışmanızda yarar var.

Basit el bakımı yöntemleri içinde ballı limon maskesinin pek çok faydasından bahsedebiliriz. Mucizevi bir arındırıcı olan bal, cildin sakinleşmesi, cilt çatlaklarının onarılması, cilt kuruluğunun giderilmesi konularında çok faydalı bir besin. Bal limonla birleştiğinde çok daha etkili hale gelmekte. Basit el bakımı yöntemleri içinde ballı limon maskesini 1 kaşık bal ve 1 kaşık limon suyunu karıştırarak kolayca hazırlayabilirsiniz. Kuru bir cilde sahipseniz, maskenin içine bir miktar zeytinyağı ekleyebilirsiniz. Cildiniz yağlıysa zeytinyağı eklemenize gerek yok. Ballı limon maskesinin temizliğini ılık suyla yapabileceğiniz gibi, maden suyu ile de yapabilirsiniz. Maden suyu cilt hücrelerinizin sıkılaşmasına ve cilt çatlaklarının kapanmasına katkı sağlar.

Portakal ve domates ile el bakımı nasıl yapılır?

El bakımı için faydalı besinler arasında portakal ve domatesin farklı bir yeri var. C vitamini bakımından zengin olan portakal ve E vitamini bakımından zengin olan domatesi el bakımı için kolaylıkla değerlendirebilirsiniz. Portakal maskesini hazırlamak için 2 portakalın kabuklarını soyarak kurumasını sağlayabilirsiniz. Daha sonra bunları mutfak robotunuzda çekip yoğurt kıvamına gelinceye kadar üzerine süt ekleyebilirsiniz. Maskenizi hazırladıktan sonra ellerinize 15 dakika uygulayabilirsiniz. Portakal maskesi, cildinizin ihtiyaç duyduğu C vitaminini karşılamasına büyük katkı sağlar. C vitamini ciltte lezyon oluşumunu engeller, lekelere iyi gelir, ultraviyole ışınlarına karşı etkin bir koruma sağlar.

El bakımı konusunda domates maskesi de iyi bir çözüm olabilir. Domates maskesini 1 adet domatesi dilimleyerek hazırlayabilir, cildinize 15 dakika uygulayabilirsiniz. Temizliğini ise ılık suyla yapabilirsiniz. Kuru bir cildiniz varsa, domatesleri küçük küçük doğrayıp içine 2 kaşık badem tozu ekleyebilirsiniz. Kuru ciltlerde domates maskesi badem tozlarıyla daha etkili olmakta. Fakat yağlı bir cildiniz varsa, domates maskesinde badem tozu kullanmamalısınız. E vitamini bakımından zengin olan domates, cilde zarar veren serbest radikallerin dolaşımını önler, cildin daha fazla su tutmasına yardımcı olur ve bariyer fonksiyonunu güçlendirir. Soğuk kış günlerinde el bakımı için domates maskesinden yararlanırsanız cilt kuruluğu şikayetlerinizde azalma gözlemleyebilirsiniz. Uzun süreli şikayetleriniz içinse dermatologa başvurmanızda yarar var.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler