Bizi Takip Edin

Lifestyle

Buzdolabında mevsim ayarı nasıl yapılır?

Yayınlandı

tarihinde

Buzdolabında mevsim ayarı yapmak için faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Her yıl olduğu gibi bu yıl da havaların ısınmasıyla birlikte buzdolabında mevsim ayarı konusu yeniden gündeme geldi. Hangi markanın hangi model buzdolabını kullanırsanız kullanın, yılda iki defa buzdolabında mevsim ayarı yapmanız gerekir. Buzdolabı kullanıcıları için buzdolabında sıcaklık ayarı aslında basit bir iştir. Şu şartla ki, konu hakkında doğru bilgilere sahip olmak ve ayarlamayı zamanında yapmak lazım. Buzdolabınızı ilkbahar ve yaz aylarında kış ayarlarıyla çalıştırırsanız içindekiler hızla bozulur. Sonbahar ve kış aylarında ise yaz ayarlarında çalıştırırsanız buzdolabınızın enerji sarfiyatı ciddi ölçüde artar. Bu da elektrik faturanız üzerinde gereksiz bir yük oluşturur. Buzdolabında sıcaklık ayarları her ne kadar markadan markaya değişse de bu konuda değişmeyen bazı noktalar var. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, buzdolabında mevsim ayarı hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız. Buzdolabını yaz ve kış ayarlarına getirme konusunda ihtiyaç duyduğunuz tüm bilgileri bu yazımızda bulabilirsiniz. 

Buzdolabında mevsim ayarı nedir?

Yiyecek ve içeceklerimizi saklamak için kullandığımız buzdolabında sıcaklık derecesini mevsim şartlarına göre ayarlamaya mevsim ayarı yapmak denir. Mevsim geçişlerinde değişen hava koşulları, buzdolabı iç sıcaklığı kaç derece olmalı diye düşünmemize yol açar. Nitekim buzdolapları, ortam sıcaklığından doğrudan etkilenir. Bu nedenle her yıl geçiş dönemlerinde “Buzdolabı kaç derecede olmalı?” sorusu merak konusu olur. Havaların soğuk olduğu dönemlerde buzdolapları soğutma işlemini kolayca yapar. Bunun için fazla enerji harcamalarına gerek yoktur. Buzdolabında kış ayarı dediğimiz sıcaklık ayarı, buzdolabının düşen hava sıcaklıkları nedeniyle fazla efor sarf etmeden çalışmasını sağlar. Ülkemiz koşullarında buzdolabında kış ayarları için ideal sıcaklık aralığı 4 ile -18 arasıdır. Kış aylarında havaların çok soğuk olduğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da buzdolabını çok düşük derecede çalıştırmaya gerek yoktur. Hatta birçok evde buzdolapları tasarruf amacıyla kullanım dışı bırakılır ve geleneksel yöntemler kullanılır. Ancak diğer bölgelerimizde hava sıcaklığına göre uygun bir değerde buzdolabında sıcaklık ayarı yapmak gerekir. 

Havaların ısınmasıyla birlikte buzdolaplarının da sıcaklık derecesini yeniden ayarlamak gerekir. Çünkü en sıcak havalarda buzdolabının en soğuk derecesinin devreye girmesi gerekir. Sonbahar ve kış aylarına uygun sıcaklık değerleri, ilkbaharın gelişiyle birlikte yetersiz kalmaya başlar. İlkbaharda artan hava sıcaklıkları nedeniyle buzdolabınız soğutma işlemini kış ayarında yapmada zorluk çeker. Bu durumdan en fazla etkilenen gıda maddelerinin başında süt ve süt ürünleri gelir. Özellikle açık sütler, buzdolabında mevsim ayarı doğru yapılmadığında hızla bozulur. Yoğurtta ekşime başlar. Peynirde ise küf oluşumu artar. Ülkemizde buzdolaplarında yaz ayarı konusunda en yaygın sıcaklık aralığı 2 ile -20 arasıdır. Bazı buzdolabı çeşitlerinde en soğuk derece -24’e kadar çıkar. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yaz aylarında sıcaklık çok arttığı için buzdolabı iç sıcaklığı genellikle -20’inin altındadır. Batı bölgelerimize doğru yaklaştıkça buzdolabının iç sıcaklığı konusunda ideal aralık değişmeye başlar. Bu konuda en doğru bilgileri buzdolabınızın kullanım kılavuzunda bulabilirsiniz. 

Termostat üzerindeki rakamlar ne anlama geliyor?

Buzdolabının en önemli parçalarından biri termostattır. Nitekim buzdolabında sıcaklık ayarı yapmak için kullandığımız araca termostat diyoruz. Buzdolaplarında termostat çeşitleri mekanik veya dijital olabilir. Buzdolabınızda mekanik termostat varsa üzerinde 0 ile 5 arasında değişen rakamlar görebilirsiniz. Bazı buzdolabı çeşitlerinde en yüksek termostat kademesi 7’dir. Buzdolabı kaç derecede olmalı diye merak eden kullanıcılar aslında buzdolabında termostat ayarlarını öğrenmek ister. Buzdolabının temel işlevi olan soğutma işlevini yerine getirmesi, termostatın doğru çalışmasıyla mümkündür. Bu nedenle “Buzdolabı sıcaklığı kaç derecedir?” sorusu önemli bir sorudur. İdeal buzdolabı derecesi mevsim koşullarına göre değişir. Termostat üzerindeki 1 rakamı, buzdolabının en sıcak derecesidir. Kademeler 5’e veya 7’ye doğru ilerledikçe buzdolabının soğutma derecesi artar. Dolayısıyla buzdolabınızın termostatındaki en yüksek kademe, en yüksek soğutma derecesine karşılık gelir. Fakat buzdolabınızı bu kademede çalıştırmak için hava sıcaklıklarının gerçekten de çok yüksek olması gerekir. Oysa örneğin buzdolabınıza koyduğunuz ayranı hızlıca soğutmak adına termostatı 5’e çıkarmamalısınız. 

Buzdolaplarını sonbahar ve kış aylarında düşük termostat kademesinde çalıştırmak gerekir. Bu bağlamda kış aylarında buzdolabı sıcaklığı kaç derece olmalı diye merak ediyor olabilirsiniz. Mekanik termostata sahip buzdolabında mevsim ayarı için en soğuk bölgelerde 1. kademe uygundur. Hava sıcaklıklarının daha yüksek olduğu bölgelerde ise 2. kademe uygundur. Fakat bununla birlikte, bu kademeleri sıcaklık derecesi zannetmemek gerekir. Yani termostatınızın üzerindeki 1 rakamının anlamı 1 santigrat derece değildir. Nitekim 1. kademe, en düşük soğutma derecesini, yani en yüksek santigrat derecesini ifade eder. 1. kademenin dijital termostatta karşılığı yaklaşık 4 ile -5 santigrat aralığıdır. Mekanik termostatta 5. kademe ise en yüksek soğutma derecesini, yani en düşük santigrat derecesini gösterir. Dijital termostatta bunun karşılığı ise -20 santigrat derece dolaylarıdır. Bazı buzdolabı çeşitlerinde 5’in yanı sıra 6 ve 7 şeklinde iki kademe daha vardır. Bu kademeler ise -20’den daha düşük santigrat dereceleri olan -22 ile -24 derecelerine karşılık gelir. 

Buzdolabını her mevsim 3. kademede çalıştırmak doğru mudur?

Ülkemizde buzdolabında mevsim ayarı konusunda en yaygın hatalardan biri, buzdolabını her mevsim 3. kademede çalıştırmaktır. Buzdolabı termostatını 3. kademeye getirmek mevsim geçişleri için uygundur. Ancak dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de artık mevsim geçişlerini pek hissetmiyoruz. Üstelik kış aylarını eskiye oranla daha ılık, yaz aylarını ise daha sıcak geçiriyoruz. Kış aylarında buzdolabında mevsim ayarı için 3. kademe gereksiz bir enerji sarfiyatıdır. Özellikle Doğu Anadolu’da bu uygulamaya hiç gerek yoktur. Buzdolabında tasarruf yöntemleri içinde kış aylarında termostat kademesini 1’e getirmek gerekli ve faydalıdır. Yaz aylarında ise 3. kademe hemen tüm bölgelerimizde yetersiz kalır. Çünkü doğu bölgelerimizde buzdolabının bu kademede soğutma yapması mümkün değildir. Batı bölgelerimizde de 3. kademe yetersiz kalır. Dolayısıyla, buzdolabında mevsim ayarı konusunda buzdolabını her mevsim 3. kademede çalıştırmak doğru değildir. Buzdolabınızın sıcaklığını mevsim şartlarına göre mutlaka değiştirmeniz gerekir. Çok sıcak bölgelerde buzdolabının termostatının 6 veya 7. kademede olması gerekir. 

Buzdolabında mevsim ayarı için doğru termostat kademesi nasıl belirlenir?

Ne tür bir buzdolabınız olursa olsun, buzdolabında mevsim ayarı konusunda yapmanız gereken işler aslında çok basittir. Bunun için öncelikle hava sıcaklıklarını dikkate almanız gerekir. Hava sıcaklıklarındaki artış, buzdolabında mevsim ayarı konusunda yaz ayarına geçiş işaretidir. Hava sıcaklıklarının 20-25 derece dolaylarında seyrettiği zaman dilimleri için 4. kademe uygundur. 30 derece ve üzerine çıktığında ise termostat kademesini 5. kademeye çıkarabilirsiniz. Buzdolabınız 7 kademeli termostata sahipse sıcaklıklar 40 derece ve üzerine çıktığında termostatı 6 veya 7. kademeye getirebilirsiniz. Kış aylarında buzdolabında mevsim ayarı için termostat kademesini düşürmek gerekir. Bulunduğunuz ortamda hava sıcaklıkları çok düşükse, termostat kademesi için 1. kademe uygundur. Fakat daha ılık bir kış geçiriyorsanız buzdolabı termostatı 2. kademede olabilir. Termostatta kademelerin sayısı arttıkça sıcaklık dereceleri arasındaki sınırlar azalır. Bu konuda en doğru bilgileri buzdolabınızın kullanım kılavuzunda bulabilirsiniz. Böylelikle buzdolabınız mevsim şartlarına en uygun ve en ekonomik soğutma kapasitesiyle çalışır. 

Hızlı soğutma yapmak için buzdolabında mevsim ayarını değiştirmek doğru mudur?

Buzdolabı sıcaklığını ayarlama konusunda ülkemizde en yaygın hatalardan biri de termostat ayarı ile soğutma süresi arasında kurulan yanlış ilişkidir. Hangi mevsimde olursa olsun hiçbir zaman hiçbir yiyecek veya içeceği hızlıca soğutmak adına buzdolabınızın mevsim ayarını değiştirmemelisiniz. Nitekim termostattaki bu tür değişimler, buzdolabınızın kompresör ve diğer ünitelerine zarar verir. Aynı zamanda da enerji tasarrufu konusunda kayıp yaratır. Diğer taraftan, buzdolabınıza hiçbir zaman sıcak yiyecek veya içecek koymamalısınız. Oda sıcaklığına gelmeden önce buzdolabına koyacağınız her şey buzdolabının iç sıcaklığını arttırır. Bu durum içerideki diğer yiyecek ve içeceklere de zarar verir. Buzdolabında biriken su buharı, soğutucu gazların işlevini yerine getirmesini engeller. Bu tür davranışları sık yapmanız durumunda buzdolabı arızası ile karşılaşmanız da mümkündür. Oysa hızlı soğutma işlemleri için buzdolabını değil, derin dondurucuyu kullanmak gerekir. Şu şartla ki, derin dondurucuyu kullanmadan önce de yiyecek veya içeceğinizin oda sıcaklığında olması gerekir. Derin dondurucuya hiçbir zaman sıcak bir şeyler koymamak gerekir. 

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz… 

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler