Bizi Takip Edin

Lifestyle

Ütüde tasarruf nasıl yapılır?

Yayınlandı

tarihinde

Ütüde tasarruf yöntemleri Ofix Blog'da...

Merhaba sevgili okurlarım! Tasarruf konulu blog dizimi her hafta istikrarlı bir şekilde sürdürmeye devam ediyorum. Bu haftaki bölümde ütüde tasarruf yöntemleri hakkında faydalı bilgiler paylaşacağım. Eğer içinizde, “Yahu ütünün yaktığı elektrik ne ki, zaten yarım saat sürüyor” diyenler varsa çok yanlış düşündüklerini söyleyebilirim. Hangi markanın hangi model ütüsü olursa olsun, elektrikli aletler içinde ütünün enerji sarfiyatı hepsinden daha yüksek düzeyde. Haftada yarım saatlik bir ütü işiniz bile tasarruf yöntemlerine dikkat etmezseniz önemli sonuçlar yaratır. Kalabalık bir ailede yaşıyorsanız bu konu çok daha önemli hale gelir. Haftada iki-üç defa ütü yapıyorsanız tasarruf yöntemleri daha da önem kazanır. Eğer ütü hizmeti veren bir işte çalışıyorsanız, zaten bu yöntemleri uygulamazsanız işletmeniz büyük bir elektrik faturasıyla karşılaşır. Devir tasarruf devri arkadaşlar. Bulabildiğimiz her fırsatı değerlendirip faturalarımızı düşürmeye çalışmamız lazım. Hadi bakalım, blog dizimin bu haftaki bölümü olan ütüde tasarruf yöntemleri işte huzurlarınızda… 

Çamaşır yıkarken yumuşatıcı kullanın.

Konuya öncelikle çamaşır yıkamadan başlayalım sevgili arkadaşlar. Belki birçoğunuz biliyordur, ama bilmeyenler için söyleyeyim. Çamaşır yıkarken yumuşatıcı kullanmak çamaşırlara birçok bakımdan fayda sağlar. Öncelikle çamaşır yıkarken liflerin hareketini kolaylaştırır. Bu sayede sürtünmeden kaynaklı elektriklenmeyi önler. Çamaşırlar birbirine değerken dokularda yıpranma oluşmaz. Çünkü yumuşatıcı sayesinde liflerin etrafında koruma gerçekleşir. Yumuşatıcı ayrıca çamaşırlara güzel bir koku verir ve ferahlık hissini arttırır. Çamaşır yıkarken yumuşatıcı kullanırsanız bir taraftan çamaşırlarınız daha iyi korunur. Bir taraftan da ütülenmesi kolaylaşır. Öyle ki düşük sıcaklıkta bile bu çamaşırlar çok daha iyi ütülenir. Üzerlerinde statik elektrik bulunmadığı için ütü kolayca hareket eder. Hem ütüyü düşük sıcaklıkta çalıştırmak çamaşırların da korunmasını sağlar. Yumuşatıcı kullanmazsanız çamaşırlarınız hem yıkama, hem de ütüleme sırasında daha fazla yıpranır. Aynı zamanda da ütü yaparken enerji sarfiyatı artar. Bu yüzden ütüde tasarruf yöntemleri içinde ilk olarak yumuşatıcının önemine dikkat çekmek isterim. 

Çamaşırlarınızı asarken fazla kırıştırmayın.

Eğer çamaşır kurutma makineniz varsa çamaşır asmak gibi bir derdiniz yok demektir. Fakat böyle bir imkanınız yoksa çamaşırları asarken dikkatli olmalısınız sevgili arkadaşlar. Çamaşırları nasıl asmak gerektiğini hepimiz annemizden görmüşüzdür. Eskiden çamaşır makineleri bu kadar yaygın değildi. Hatta ben hatırlıyorum, anneannemin evinde merdaneli çamaşır makinesi vardı. Adı çamaşır makinesiydi ama birçok işlemi elde yapmak gerekiyordu. Artık bunlar çok geride kaldı. Günümüzde çamaşır makineleri çamaşırları fazla kırıştırmadan yıkayabiliyor. Ancak tabii ki de ağzına kadar doldurmamak şartıyla. Sonuçta çamaşırlarınız en güzel şekilde yıkanıp kurumaya hazır halde makineden çıkacak. Bunları asarken özenli davranmazsanız fena halde kırışırlar. Bu da ütüleme işini zorlaştırır. Ütü kullanımı aslında basit bir iştir. Ama bu işi maalesef birçok nedenden dolayı bizler zorlaştırıyoruz. Bazı durumlarda kazanlı ütü kullanımı bile zor oluyor. Özellikle elde çamaşır yıkamak çamaşırları çok kırıştırıyor. Bunları bir de özensiz asarsanız ütü tasarrufunuz epeyce zorlaşır. 

Çamaşırlarınız hafif nemliyken ütüye başlayın.

Havalar ısındı sevgili arkadaşlar, ne güzel değil mi? Özlediğimiz yaz günleri hızla yaklaşıyor. Üstelik bu yıl pandemi önlemleri de yok. Dışarıda güzel güzel gezip tozacağız. Ve tabii kıyafetlerimiz kirlenecek, çamaşır makinesini çalıştıracağız. Eskiden evlerde sabit bir çamaşır yıkama ve ütü günü olurdu. Genellikle Cumartesi günü çamaşır yıkanır, Pazar günü ütü yapılırdı. Artık pek böyle değil. Haftada belki iki, belki üç defa çamaşır makinesi çalıştıran aileler var. Çamaşırların kuruması için de artık eskisi kadar pek vaktimiz yok. Modern hayat bizi hızlı olmaya zorluyor. Ütüde tasarruf yöntemleri bağlamında çamaşırları hafif nemliyken ütülemek faydalıdır. Bu şekilde bir taraftan çamaşırın kuruma süresi kısalır. Bir taraftan da ütünün harcayacağı enerji azalır. Çamaşırlarınız günlerce çamaşırlıkta kalıyorsa olduğundan çok daha sert hale gelir. Bu nedenle ütülemesi zorlaşır. En iyi kazanlı ütü kullanımı bile bu gibi durumlarda gereksiz sarfiyat yaratır. Ütüde tasarruf yöntemleri bağlamında nemli çamaşırların sunduğu fırsatlar yüksek. 

Buhar kapasitesi yüksek ütüler tasarrufta avantaj sağlar.

Günümüzde bütün ütüler zaten buharlı. Buharsız ütüleri artık dekorasyon amaçlı nostaljik bir obje olarak kullanıyoruz. Buharlı ütüler kırışıklıkları açmada büyük bir kolaylık sunuyor. Ancak her birinin buhar kapasitesi farklı. Otel ve restoran gibi ütüsü çok olan işletmelerde buhar kapasitesi yüksek ütüler tercih edilir. Çünkü aksi durumda maliyet artar. Ütüde tasarruf yöntemleri içinde ütünün buhar kapasitesinin yüksek olması faydalıdır. Buhar yoğunluğu arttıkça çamaşır yıkama sırasında oluşan kırışıklıklar o kadar kolay açılır. Ütüde tasarruf yöntemleri içinde bu da ütü kullanımını azaltır. Buharlı ütü kullanımı konusunda markalardan ziyade buhar kapasitesi önemlidir. Bu konuda en iyi seçim aslında buhar kazanlı ütülerdir. Çünkü bunlar dakikada ortalama 100 ile 120 gram arasında buhar üretirler. Bunların basınç kapasiteleri 4.5 ile 6.5 bar arasında değişir. Ütü işlerinin yoğun olduğu otellerde, tekstil atölyelerinde 5 bar ve üzeri buhar kazanlı ütüler daha yaygındır. Ütüde tasarruf yöntemleri konusunda bu ütüler daha avantajlıdır. 

Buhar kazanlı ütüler günümüzde evlerde henüz yeterince yaygın değil. Oysa bu ürünlerin en buruşuk kumaşları bile hızlı ve kolayca açmak gibi bir özelliği var. Ayrıca buhar türünü kumaş çeşidine göre ayarlama konusunda da imkanları daha geniş. Eğer imkanınız varsa buhar kazanlı ütülerle çok daha iyi bir tasarruf sağlarsınız. Bu ürünler ek bir buhar kazanına bağlı şekilde çalıştığı için buharlı ütülere oranla daha yüksek kapasitelere ulaşıyor. Böyle bir imkanınız yoksa buharlı ütü almadan önce su haznesine ve elektrik gücüne mutlaka dikkat edin. Genel olarak 1.5 litre su haznesine sahip ve 2000 W gücündeki ürünlerin buhar kapasitesi yüksektir. Ancak yine de bu ürünlerin buhar kazanlı ütülerin basınç kapasitesinin çok altında kaldığını unutmayın. En iyi şartlarda aradaki fark yüzde 50 ile 60 arasındadır. Ütüde tasarruf yöntemleri içinde buna da dikkat etmek lazım. Kırışıklıkları açmak için harcadığınız güç ne kadar artarsa enerji sarfiyatınız da o kadar artar. 

Tabanı çizilmeye dayanıklı ve ısı iletimi yüksek bir ütü kullanın.

Belki birçoğunuz bugüne kadar hiç dikkat etmemiştir ama ütü tabanları arasında bazı farklılıklar vardır sevgili arkadaşlar. Piyasada en yaygın ütü çeşitlerinde dört farklı tabandan biriyle karşılaşabilirsiniz. Bunlardan biri alüminyum tabandır. Bu ütülerin fiyatları düşüktür. Ancak yapışmaya karşı dirençleri de düşüktür. Hatta ütüledikçe kıyafetlerde kırışmaya neden olurlar. Yapışmaz tabanlı ütüler, yüzeyde yapışmaya imkan vermez ve kırışıklık oluşturmaz. Paslanmaz çelik tabanlı ütüler, kıyafetler üzerinde çok yumuşak hareketlere imkan sağlar. Üstelik ısıyı eşit şekilde dağıtırlar. Seramik taban da dayanıklı ve sağlamdır. Isıyı da güzel iletir. Bu çerçevede alüminyum tabanlı ütülerden uzak durmanızı tavsiye ederim. Yapışmaz tabanlı ütüler ise enerji tasarrufu konusunda yetersiz kalabilir. Paslanmaz çelik ve seramik tabanlı ütüler tasarruf konusunda iyi bir seçimdir. Bütçenize göre bunlar arasında tercih yapabilirsiniz. Eğer fermuarı ve düğmesi çok olan ütü işleriniz varsa seramik taban daha iyi bir seçim olabilir. Çünkü paslanmaz çelik tabanlı ütülerde de bazen çizik oluşur. 

Ütünüzün buhar ve sıcaklık derecesini kumaş türlerine göre ayarlamalısınız.

Aslında bunu söylemeye gerek var mı, bilmiyorum sevgili arkadaşlar. Ama ben yine de bilmeyenler için söyleyeyim. Buharlı ütü kullanımı birçok avantaja sahip. Bu avantajlardan biri, kumaş türüne uygun buhar ve ısı ayarına sahip olmalarıdır. Giysileri düzleştirmek için öteden beri pek çok farklı yöntem kullanıldı. Mesela bundan uzun zaman önce ütülerin içinde kor halinde kömür kullanılıyordu. Fakat kumaşın yanmaması için korun sıcaklığını takip etmek gerçekten çok zordu. Günümüzde artık her ütüde buhar ve sıcaklık ayarı mevcut. Özellikle hassas kumaşları yüksek buhar ve sıcaklık derecesinde ütülemeye çalışırsanız bir daha kullanılamaz hale gelmelerine yol açabilirsiniz. Kumaş türlerine göre buhar ve sıcaklık derecesi ayarı ütüde tasarruf yöntemleri konusunda önemli kazanımlar sağlar. Böylelikle ütünüz fazla enerji sarf etmez. Enerji tasarrufu için alacağınız küçük önlemler büyük farklar yaratır. Tasarruf konulu blog dizimde daha önce de bu noktayı birçok defa vurgulamıştım. 

Ütü masanız yetersiz kalıyorsa değiştirmeniz lazım.

Biliyor musunuz sevgili arkadaşlar, ütü masasını 19. yüzyılda ütü yapmaktan sıkılan bir köle buldu. Afro-Amerikalı Sarah Boone tüm zamanını ütü yaparak geçiriyordu. Üstelik bu yorucu işin ardından birçok hakarete maruz kalıyordu. Sonunda isyan etti ve ütü yapmayı kolaylaştırmak üzere ütü masasını icat etti. Zaten insanlık tarihinde ortaya çıkan hemen tüm icatların ardında böyle bir ihtiyaç vardır. Yani hiç kimse hiçbir şeyi durup dururken icat etmiyor. 19. yüzyıldan beri ütü masaları çok değişti. Böylelikle farklı fonksiyonlar kazandı, farklı kullanım seçeneklerine imkan oluştu. Fakat ütü yaparken kullandığınız ütü masası ihtiyaçlarınıza karşılık vermiyorsa enerji tasarrufu konusunda hayal kırıklığı yaratabilir. Piyasada birbirinden güzel ve pek çok amaca uygun ütü masaları var. Ütüde tasarruf yöntemleri içinde eğer iyi bir ütü masası kullanırsanız bu size avantaj sağlar. Aynı zamanda da ütü yaparken daha az efor sarf etmenizi sağlar. Dolayısıyla ütü yapma süreniz kısalınca kalan süreyi başka işlerde değerlendirebilirsiniz. 

Ütülediğiniz çamaşırı asmak için fazla vakit kaybetmeyin.

Ütüde tasarruf yöntemleri konusunda dikkat çekmek istediğim noktalardan biri de ütü yaparken boşa harcadığımız zaman dilimleridir sevgili arkadaşlar. Sizi bilmem ama ben ütüyü gardırobumun hemen yanında yapıyorum. Ütülediğim kıyafetimi hemen asıyor, böylelikle vakit kaybetmiyorum. Eğer oturma odasında veya başka bir yerde ütü yapmak gibi bir alışkanlığınız varsa bundan vazgeçin derim. Çünkü giysilerinizi asmak için harcayacağınız zaman enerji tasarrufu konusunda başarısız olmanıza neden olur. Buhar kazanlı ütü kullanımı bile tasarruf yöntemleri dikkate alınmadığında hayal kırıklığı yaratır. Arada geçen süre, ütünün su haznesindeki suyun buharlaşmasına yol açar. Ütü işiniz çoksa, hazneyi tekrar tekrar doldurmak zorunda kalırsınız. Perde ütülemek için de yine fazla oyalanmamalısınız. Perdeyi ütüledikten hemen sonra asmanız lazım. Ancak bu iş uzun süreceği için ütünün fişini mutlaka çekmelisiniz. Aksi durumda ütüde tasarruf yöntemleri yetersiz kalır. Hep söylediğim gibi, tasarruf yöntemleri bütünlüklü bir konudur. Birini yapıp diğerini yapmazsanız elde edeceğiniz kazanımlar uçar gider. 

Ütü yaparken başka bir işle ilgilenmeyin.

Şu yaşıma geldim, “Ütü yaparken çok keyif alıyorum, hiç bitmesin istiyorum,” diyen birilerine hiç rastlamadım sevgili arkadaşlar. Buna ben de dahil olmak üzere, ütü yapmayı herkes yorucu ve sıkıcı bir iş olarak görür. Bu yüzden ütü yapmayı kolaylaştıracak ve can sıkıntımızı azaltacak şeylere ihtiyaç duyarız. Örneğin birçok kişi ütü yaparken televizyonu açar. Bazıları da telefonla konuşur. Aşağıdaki görsele iyi bakın. Görseldeki abimiz, ütü yaparken kendisini telefona fena halde kaptırmış. Şimdi demeyin ki ütü yapmak erkek işi değil, buna şükret! Hayır arkadaşlar, böyle cinsiyetçi yaklaşımların hiçbirini kabul etmiyorum. Çünkü kadın işi, erkek işi diye bir şey yok. Hayatta herkes her işi bir dereceye kadar yapar. Fakat önemli olan, yaptığımız işleri güzel şekilde yapmaya çalışmak. Bu abi, iş başa düştüğü için olsa gerek, ütüsünü kendisi yapmak istemiş. Ama ütü yaptığını unutmuş. Yanda bir de çocuk var. Böyle bir ortamda ve bu şekilde ütü yapılmaz. 

Ütüleme bitmeden fişi çekip tabanda kalan ısıdan yararlanın.

Ütüde tasarruf yöntemleri içinde bu yöntemi eskiler çok iyi biliyordu sevgili arkadaşlar. Bizim ailede kimi ütü yaparken görmüşsem bu yöntemi kullandıklarını da görmüşümdür. Bilmeyenler için söyleyeyim. Hangi marka ütü olursa olsun, ütünün fişini çektiğinizde ütünüz hemen soğumaz. Soğumanın gerçekleşmesi için belli bir süreye ihtiyaç vardır. İşte bu süre kravat, atkı, bere, eldiven ütülemek için en uygun zamandır. Bunları ütülemeniz için ütünün fişte olmasına gerek yok. Ütüleme zamanına dikkat ederseniz tasarruf yöntemleri konusunda avantaj sağlarsınız. Hatta bazı durumlarda ütüyü dik şekilde tutup yüzeye buhar püskürtmek bile yeterlidir. Çünkü yün eldivenlerin veya bazı atkıların öyle aman aman bir ütüye ihtiyaçları yoktur. Ancak zamanlamaya dikkat etmelisiniz. Aksi durumda ne yazık ki tek parça kravat için ütüyü yeniden ısıtmanız gerekir. Bu da enerji sarfiyatını arttırır. Tüm bu yöntemleri uyguladığınızda ütüde tasarruf yöntemleri eminim çok işinize yarayacaktır. 

Ütüde tasarruf yöntemleri ile bu haftanın da sonuna geldik sevgili arkadaşlar. Haftaya başka bir konuda tasarruf yöntemleri ile buluşuncaya kadar kendinize iyi bakın.

Ofixboy… 

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler