Bizi Takip Edin

Lifestyle

Buzdolabında tasarruf nasıl yapılır?

Yayınlandı

tarihinde

Buzdolabında tasarruf yöntemleri Ofix Blog'da...

Merhaba sevgili okurlarım! Nasılsınız, nasıl geçiyor Ramazan? Yağmur gibi yağan zamlarla baş edebiliyor musunuz? Umarım keyfiniz yerindedir. Bana soracak olursanız, zamlarla baş etmesi zor. Hayır, bırak kiloyu, üç tane domates alacaksın, 10 lira. Tasarruf konulu blog dizime bu hafta buzdolabında tasarruf yöntemleri ile devam edeceğim. Malumunuz, son zamlardan sonra buzdolabımıza artık pek fazla şey koyamıyoruz. Gıda fiyatları almış başını gidiyor. Bununla birlikte aldıklarımızı çok daha iyi saklamamız lazım. Buzdolabında tasarruf yöntemleri bir taraftan elektrik sarfiyatımızı azaltır. Bir taraftan da yiyeceklerimizi bozulmadan saklamamızı sağlar. Örneğin buzdolabına sıcak yemek koymak, buzdolabının daha fazla elektrik harcamasına yol açar. Aynı zamanda da yemeğin bozulmasına neden olur. Buzdolabının kapısını açık bırakmak, temizliğini ihmal etmek gibi konular da aynı sonuçları doğurur. Bu hafta böyle daha birçok konuya kısaca işaret edeceğim. Buzdolabının fazla elektrik harcamaması için yapacağım öneriler umarım çok işinize yarar. Buzdolabında tasarruf yöntemleri işte huzurlarınızda… 

Buzdolabının kapısını açık bırakmayın.

Bu cümleyi çocukluk yıllarımızdan hatırlıyoruz, öyle değil mi sevgili arkadaşlar? Buzdolabının kapısını açık bıraktığımızda annemiz hemen bu cümleyi söylerdi. Haksız da değildi üstelik. Gerçekten de buzdolabının kapısını açık bırakmak enerji sarfiyatını ciddi ölçüde arttırıyor. Enerji tasarruflu buzdolabı kullansanız bile buna dikkat etmelisiniz. Çünkü aksi durumda tüm enerji tasarrufu heba olur gider. Bazen buzdolabının kapısı kapalı gibi görünse de aslında aralık kalabilir. Düşünsenize, kapattığınızı zannettiğiniz buzdolabı kapısı tüm gece boyunca açık kalmış. Bu durum sadece enerji maliyetine yansımaz. Aynı zamanda da motora zarar verir. Çünkü buzdolabındaki soğutucu gazlar mutfağa yayılır. Bu nedenle motor aşırı zorlanır. Buzdolabının kapısını her açtığımızda soğutucu gazlarda bir miktar kayıp oluşur. Açık bıraktığımızda ise motor ömrünü daha kısa sürede tamamlar. Dolayısıyla buzdolabında tasarruf yöntemleri içinde bu konuya özellikle dikkat etmenizi tavsiye ederim. Lütfen anne sözü dinleyip buzdolabının kapısını açık bırakmayın sevgili arkadaşlar. 

Buzdolabından ne alacağınıza kapısını açmadan önce karar verin.

Eğer buzdolabının kapısını açıp içinde ne var ne yok diye seyretmek gibi bir alışkanlığınız varsa bu alışkanlıktan kurtulmanın şimdi tam zamanı sevgili arkadaşlar! Karnınız açken bu davranışı daha fazla yapıyor olabilirsiniz. Veya ne yemek istediğinize karar veremediğiniz zamanlarda. Oysa kapısı açık buzdolabı cüzdanınızdan yemeye başlar. Siz ne yiyeceğinize karar verene kadar buzdolabı paranızı yemeye çoktan başlamıştır. Bir de tabii ki yemek yaparken bu hatayı çok sık yapıyor olabilirsiniz. Beni soracak olursanız, ben yemek yapmadan önce gerekli malzemeleri buzdolabından çıkarıp masa veya tezgah üzerine alıyorum. İşimi tek seferde ve hızlıca hallediyorum. Böylece buzdolabının kapısı uzun süre açık kalmıyor. Buzdolabında tasarruf yöntemleri içinde bu konuya da özellikle dikkat etmek lazım. Çünkü buzdolabının kapısı açıkken uzayan bekleme süresi enerji tasarrufu için kayıptır. Buzdolabında tasarruf için bu tür kayıpları önlemek şart. Gerçi bu sayede faturanız yarıya inmez. Ama olsun, bunların da elbet faturanıza katkısı olacaktır. 

Buzdolabının kapısını sık sık açmayın.

Hiç sevmediğim insan tiplerinden biri karar verme güçlüğüne sahip insan tipidir sevgili arkadaşlar. Birlikte yemeğe gidersin mesela, ne yiyeceğine karar veremez. Film izlemek istersin, filme karar veremez. Bu kişiler tasarruf konusunda da başarılı olamaz. Neyi nasıl yapacaklarına karar veremedikleri için birçok şeyi tekrar tekrar yapmak zorunda kalırlar. Bir komşumuzu hatırlıyorum mesela. Bir defasında çamaşır makinesine sıvı deterjan koymuş ama içi rahat etmemiş; ayrıca bir de toz deterjan koymuş. Çamaşır makinesinde tasarruf yöntemleri konusunda bu kişi avantaj sağlayabilir mi? Buzdolabında tasarruf yöntemleri için de benzer durum geçerli. Sahanda yumurta yapacaksın mesela. Margarin mi yoksa tereyağı mı kullanacağına önceden karar vereceksin. Margarini alıp sonra tereyağına dönünce olmaz. Buzdolabının kapısını sık sık açmak gibi bir alışkanlığınız varsa tasarruf konusundan önce karar verme yetinizi gözden geçirmelisiniz. Bir konuda karar değiştirecekseniz bunun gerçekten haklı bir nedeni olmalı. Anlık duygu geçişleri kendinize de bütçenize de zarar verir sevgili arkadaşlar. 

Buzdolabına sıcak yemek koymayın.

Akşam yemek yaptınız ve biraz erken yatmak istediniz diyelim. Sabaha kadar tencere dışarıda kalmasın diye yemeği buzdolabına koyuyorsanız çok yanlış bir iş yapıyorsunuz demektir sevgili arkadaşlar. Sıcak yemeklerin adı üstünde, sıcaklığı yüksektir. Buzdolabına sıcak yemek koyduğunuzda buzdolabı ile yemek arasında ısı alışverişi gerçekleşir. Bunun sonucunda buzdolabındaki sıcaklık artar. Dolayısıyla buzdolabınız soğutma işlemi için daha fazla enerji harcar. Üstelik yemeğiniz buzdolabında hızlı bir ısı değişimine uğrar. Bu durum tencere üzerinde buhar oluşmasına neden olur. Tencereyi buzdolabından çıkardığınızda buharın suya dönüştüğünü görebilirsiniz. Bu durum yemeğin tadına zarar verir. Eğer tencere bu şekilde buzdolabında epeyce kalırsa yemeğiniz yenilemeyecek duruma gelir. Ki bu da oluşacak israfın artmasına yol açar. Bu durumu özellikle pilav ve benzeri yemeklerde daha sık görebilirsiniz. Buzdolabında tasarruf yöntemleri içinde sıcak yemek konusuna da özellikle dikkat edin. Tencereniz bırakın mutfakta soğusun. Veya balkonda soğusun. Her iki durumda da buzdolabında soğumasından daha iyi sonuçlar alırsınız. 

Buzdolabı çevresinde ısı yayan araçlar kullanmayın.

Mutfakta sıcaklık derecesi genel olarak diğer odalara göre daha yüksektir sevgili arkadaşlar. Çünkü mutfakta ısı yayan birçok araç vardır. Yemek yaparken tencereden yükselen su buharı ortamın sıcaklığını yükseltir. Kettle kullanıyorsanız aynı durum onun için de geçerli. Fırın da yine sıcaklığı yükseltir. Buzdolabınız bu araçlara yakın olursa artan sıcaklıktan daha fazla etkilenir. Benden size bir tavsiye, yemek yaparken mutfağın penceresini veya balkon kapısını açın. Bu sayede sıcaklık dengeye oturur. Yoğun kokular için davlumbaz kullanıyorsanız peki ama davlumbazın sıcaklığa etkisi yok. Hele bir de buzdolabınız ocağınıza çok yakın bir noktadaysa belki pencere açmanız bile yetersiz kalabilir. Gerçi binaların tasarım aşamasında bu konulara dikkat edilir. Yeni yapılan binalarda buzdolabı ile ocak arasında epeyce mesafe var. Fakat eski tip binalarda aynı durum söz konusu olmayabiliyor. Bu gibi durumlarda ortamda sıcaklığın fazla yükselmemesine dikkat edin. Buzdolabında tasarruf yöntemleri içinde ortam sıcaklığını düşük tutmak da etkili bir yöntemdir. 

Mevsim ayarı yapmayı ihmal etmeyin.

Ne tür bir buzdolabı kullanırsanız kullanın, buzdolabı sıcaklığının yılda iki kez mevsim şartlarına göre ayarlanması gerekir sevgili arkadaşlar. Kış döneminde malumunuz, havalar epeyce soğuyor. Bu nedenle buzdolabınızı fazla düşük sıcaklıkta çalıştırmanıza gerek yok. Yaz aylarında ise durum tersine dönüyor. Buzdolabında tasarruf adına kış ayarlarını yaz mevsiminde kullanmanızı tavsiye etmem. Kış aylarında düşen hava sıcaklıkları buzdolabı enerji tasarrufu için fırsat yaratır. Fakat yaz aylarında enerji tasarrufu buzdolabı için kritik bir konu haline gelir. Çünkü yaz aylarında buzdolabınızı kış ayarlarında çalıştırırsanız yemekleriniz ekşir. Bu nedenle mevsim ayarı yapmak buzdolabında tasarruf yöntemleri içinde gerekli ve faydalı bir yöntemdir. Buzdolabınızı yaz aylarında 2 ile -20 arasında bir değerde tutabilirsiniz. Kış aylarında ise 4 ile -18 arasında tutabilirsiniz. Bu bakımdan buzdolabı tasarrufu enerji maliyetinin yanı sıra mevsim şartlarıyla da ilgili bir konudur. Eğer tasarruflu buzdolabı kullanırsanız, elektrik tüketiminiz yaz aylarında da düşük düzeyde seyreder. 

Buzdolabında kalın ambalajlı ürün bulundurmayın.

Bu maddeyi belki birçoğunuz ilk defa duyacak sevgili arkadaşlar. Hemen herkesin buzdolabında ambalajlı ürünler mutlaka vardır. Örneğin kutu süt çeşitleri bunlardan biridir. Hazır yemekler, salçalar derken bu liste epeyce uzar. Ne var ki bir ürünün ambalajı ne kadar kalın olursa buzdolabının harcayacağı enerji o kadar artar. Başka bir deyişle buzdolabınıza koyacağınız ürünlerin ambalajının ince olması enerji tasarrufunda avantaj sağlar. Aslında ambalajlı gıdaların hepsi buzdolabının enerji tüketimini arttırır. Bu nedenle bu ürünleri ambalajsız olarak saklamak daha iyi bir yöntemdir. Fakat bu her zaman mümkün olmuyor. Dahası, ambalajlı ürünlerin ağzı açık şekilde buzdolabına konması da içerdeki nemi arttırıyor. Bunun sonucunda buzdolabında bir taraftan kötü koku oluşuyor. Bir taraftan da enerji sarfiyatı artıyor. Buzdolabında tasarruf yöntemleri içinde en iyisi, ambalajlı ürünleri buzdolabına ambalajsız şekilde koymaktır. Bunun için cam saklama kaplarından yararlanabilirsiniz. Ambalajlı koyacaksanız ağzını mutlaka kapatın ki kötü koku oluşmasın ve enerji sarfiyatı artmasın. 

Buzdolabınızı temiz tutun.

Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, kendi kendini temizleyen buzdolabı henüz icat edilmedi sevgili arkadaşlar. Aslında icat edilse ne güzel olur, öyle değil mi? Buzdolabını sık kullandığımız için çabuk kirlenmesine yol açıyoruz. Çoğu zaman da temizliği ihmal ediyoruz. Buzdolabı temizliği daha çok üzerine yemek veya içecek döküldüğünde hızlıca silmekten ibaret kalıyor. Dondurucu deseniz onu belki yılda bir kez bile temizlemiyoruz. Oysa başta dondurucu temizliği olmak üzere buzdolabı temizliği de tasarruf yöntemleri içinde önemli bir konudur. Ayrıca buzdolabının arkasında veya altındaki kondenser borularının temizliği de enerji sarfiyatınızı etkiler. Şimdi demeyin ki bu borular da neyin nesi? Sevgili arkadaşlar, buzdolabınızdaki kondenser boruları kirliyse ısı atımı yavaşlar. Bu nedenle motor daha fazla enerji harcar. Buzdolabı temizliği bu nedenlerle tasarrufa katkı sağlar. Enerji tasarruflu buzdolabı kullansanız bile temizliği ihmal etmemelisiniz. Çünkü az elektrik harcayan buzdolabı bile temiz değilse daha fazla enerji harcar. 

Temizlik yaparken fişi çekmelisiniz.

Diyelim ki buzdolabınızdaki kirler tahammül sınırlarınızı aştı ve buzdolabınızı temizlemeye karar verdiniz. Bu durumda öncelikle fişi çekmelisiniz sevgili arkadaşlar. Belki söylememe bile gerek yok ama yine de hatırlatmış olayım. Buzdolabınızı çalışır durumdayken temizlemeye kalkışırsanız ay sonunda epeyce kabarık bir elektrik faturasıyla karşılaşırsınız. Temizlik sırasında fişi çekmek de yetmez. Ardından buzdolabının içini boşaltmalısınız. Daha sonra bir bulaşık süngeri ve deterjanla birlikte yüzey temizliği yapabilirsiniz. Temizlik sırasında içeride köpük veya deterjan kalıntısı bırakmamaya dikkat edin. Silme işlemi bittikten sonra kuru bir bezle tüm yüzeylerin üzerinden geçerseniz kalıntı kalmaz. Aynı şekilde dondurucu temizliği için de fişi çekmek ve içindeki yiyecekleri güneş almayan bir yere taşımak gerekir. Tabii bu işlerin fazla uzamaması lazım. Yoksa yiyecekler çözünür ve bozulur. Bu da israfa neden olur. Buzdolabında tasarruf yöntemleri içinde en azından aylık temizlik rutinleri oluşturabilirsiniz. Kondenser boruları için de yine fişi çekmeyi ihmal etmeyin. 

İhtiyaçlarınıza uygun bir buzdolabı kullanın.

Önceki haftalarda belirttiğim bir konuyu bu vesileyle bir kez daha hatırlatayım sevgili arkadaşlar. Evde tasarruf yöntemleri sadece ürünlerin kullanım şekilleriyle ilgili değildir. Aynı zamanda da doğru ürün seçimiyle ilgilidir. Hatta çoğu zaman doğru ürün seçimi, ürünün kullanım şeklinden daha önemli bir konu haline gelir. Bildiğiniz gibi buzdolapları arasında hacim ve kullanım şekilleri bakımından çeşitli farklar mevcut. Eğer ihtiyaçlarınızın üzerinde bir buzdolabı kullanırsanız evde enerji tasarrufu konusunda istediğiniz sonuçları alamazsınız. Bana sorarsanız, örneğin üç kişilik bir ailenin gardırop tipi buzdolabına ihtiyacı yoktur. Bununla birlikte, kalabalık bir aile ortamında tek kapılı ve küçük hacimli bir buzdolabı yetersiz kalır. Buzdolabında tasarruf yöntemleri içinde doğru ürün seçimine de dikkat etmelisiniz. Kullanacağınız buzdolabı ihtiyaçlarınıza gerçekten de uygun olmalı. Aksi durumda enerji sarfiyatı başınıza bela olur. Uygun ürünleri seçmek sadece buzdolabında enerji tasarrufuna katkı sağlamaz. Ev tasarruf yöntemleri içinde bütçenize önemli katkılar sağlar. 

A+++ sınıfı buzdolabı tercih edin.

Bu konuya da önceki haftalarda sıkça temas ettim sevgili arkadaşlar. Enerji sarfiyatı en düşük ürünler A+++ sınıfı ürünlerdir. Bu grupta yer alan az elektrik yakan buzdolabı çeşitleri, yüzde 30 ile 40 arasında bir enerji tasarrufu sağlar. Derin dondurucuda enerji tasarrufu için de yine A+++ sınıfı ürünleri tercih edebilirsiniz. Malumunuz önümüz yaz, havalar ısınacak. Yılın bu zaman diliminde iyi bir buzdolabı veya derin dondurucu almak isteyebilirsiniz. Fakat lütfen dikkat edin; A, A+ ve A++ ürünler artık cazibesini yitirdi. Şimdi bir kampanya çıkar karşınıza, enerji tasarruflu buzdolabı diye size A+ buzdolabı satmaya çalışırlar. Bunlar birer pazarlama hilesidir sevgili arkadaşlar. Enerji tasarruflu ürün arıyorsanız yöneleceğiniz ürünler A+++ sınıfı ürünlerdir. Hangi marka veya modeli seçeceğinizi paşa gönlünüz bilir. Ancak birkaç yüz lira ucuz diye diğer enerji sınıflarına yönelmeyin derim. Çünkü A+++ sınıfı ürünlerle orta ve uzun vadede önemli bir maliyet avantajı elde edersiniz. 

Buzdolabınız ile duvar arasında en az 10 cm mesafe olmalı.

Buzdolabınızı seçtiniz diyelim. Adresinize gelmiş ve yerleştirme başlamış olsun. Teknik servis yetkilileri buzdolabını nasıl yerleştireceklerini iyi bilirler. Bu konuda kritik eşik 10 cm’dir. Yani buzdolabınız duvardan en az 10 cm uzakta durmalı. Aksi takdirde buzdolabındaki hava döngüsü zorlaşır. Bu bir taraftan motorun daha fazla enerji harcamasına neden olur. Bir taraftan da yemeklerin ekşimesine yol açar. Örneğin aradaki mesafe 5 cm düzeyine indiğinde buzdolabınız içerideki ısıyı atmada ciddi bir zorluk yaşar. Bu noktada en yaygın hata, buzdolabının iyi soğutmadığını düşünüp sıcaklığı daha da düşürmektir. Oysa doğru mesafeyi ayarlarsanız buzdolabınız normal sıcaklıkta soğutma işlemini sorunsuz şekilde yapar. Dolayısıyla buzdolabı alırken ve yerleştirme aşamasında bu konuya da dikkat etmelisiniz. Yoksa buzdolabında tasarruf yöntemleri konusunda alacağınız diğer önlemler yetersiz kalır. En iyi elektrik tasarruflu buzdolabı bile 5 cm boşluk payıyla iyi bir tasarruf sağlamaz. Evde elektrik tasarrufu işte böyle geniş düşünmeyi gerektirir. 

İmkanınız varsa 3 zamanlı tarifeye geçin.

Bu konu da yine önceki haftalarda sıkça temas ettiğim bir konu sevgili arkadaşlar. Buzdolabını ekonomik çalıştırmanın yöntemlerinden biri de 3 zamanlı tarifeye geçmektir. Bu sayede buzdolabınız düşük enerji maliyeti yaratır. Ev tasarruf yöntemleri içinde 3 zamanlı tarifenin avantajları büyük. Çünkü saat 22:00’den sonra maliyet ciddi ölçüde düşüyor. Gerçi 17:00 ile 22:00 arasında maliyet artışı var. Ancak gün geneline baktığımızda 3 zamanlı tarife enerji sarfiyatında avantaj sağlamakta. Buzdolapları sürekli fişe takılı çalışan araçlardır. Eğer uzun süre evde olmayacaksanız elbette fişi çekebilirsiniz. Ancak fişte kaldığı sürece elektrik harcamaya devam eder. Burada önemli bir püf noktası olarak şuna dikkat etmelisiniz. Akşam saatlerinde birim fiyat artacağı için dolaba sıcak yemek koymayın. Bırakın yemekleriniz oda sıcaklığında veya balkonda soğusun. Yeterince soğuduktan sonra buzdolabına koyarsanız enerji sarfiyatı artmaz. Söz gelişi saat 21:00 civarında dolaba sıcak tencere koyup da faturayı coşturmanın anlamı yok. 

Ofixboy’un Tercihi: Koroplast Buzdolabı Poşeti Orta Boy 24 x 38 cm 20 Adet

Buzdolabında tasarruf yöntemleri ile bu haftanın da sonuna geldik sevgili arkadaşlar. Sizlere bu hafta önereceğim ürün, Koroplast Buzdolabı Poşeti Orta Boy 24 x 38 cm 20 Adet ürünümüzdür. Bu ürünler buzdolabı veya dondurucuda bir şey saklamak istediğim zaman benim tercih ettiğim ürünlerdir. Yukarıda kalın ambalajların yol açtığı sorunlardan kısaca bahsetmiştim. Burada bunları tekrar etmeyeceğim. Bence bu ürünler sebze ve meyve saklamak için iyi bir seçim. Ürün özelliklerini linkten öğrenebilirsiniz. Sipariş için de aynı linki kullanabilirsiniz. Tasarruf konulu blog dizim önümüzdeki haftalarda devam edecek. Beni izlemeye devam edin. Hepinize bir kez daha hayırlı Ramazanlar diliyorum. 

Haftaya görüşmek üzere.

Ofixboy… 

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler