Bizi Takip Edin

Lifestyle

Mevsim geçişlerinde cilt bakımında nelere dikkat etmek gerekir?

Yayınlandı

tarihinde

Mevsim geçişlerinde cilt bakımı hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Efendim, bugün günlerden 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Öncelikle tüm kadınların bu anlamlı gününü tüm Ofix.com ekibi olarak kutlamak istiyoruz. Mart ayının bu ilk günlerinde hava sıcaklığındaki değişimler ve vücudumuzun su kaybı epeyce artıyor. Hal böyle olunca, cilt sağlığımızı korumak zorlaşıyor. Bu konuda kadınların farkındalıkları erkeklere oranla çok daha yüksek düzeyde. Ofix Blog’da bu haftaki sağlık köşemizde, mevsim geçişlerinde cilt bakımı konusunu ele alacağız ve cilt sağlığımızı korumak için faydalı bilgiler paylaşacağız.

Mevsim geçişlerinde cilt bakımı niçin önemlidir?

Mevsim geçişlerinde tüm vücudumuzda olduğu gibi cildimizde de bazı değişimler ortaya çıkıyor ve cilt sağlığımız, bazı çevresel ve fizyolojik etkilerden dolayı bozulabiliyor. Bu dönemlerde günlük sıcaklık değişimleri ve vücudumuzun su kaybı arttığı için, cildimizin nem dengesini korumak zorlaşıyor. Buna bağlı olarak pek çok cilt hastalığıyla karşılaşabiliyoruz. Üstelik, çevresel etkilerin yanı sıra bu hastalıklara genetik yatkınlığımız varsa, cilt sağlığımızı korumak daha da zor hale gelebiliyor.

Bahar aylarında ısınmaya başlayan havayla birlikte, cilt gözeneklerimiz açılıyor ve kılcal damarlarımız genişliyor. Sıcaklık artışı devam ettikçe, cildimizin en üst tabakası olan epiderm tabakasında kalınlaşma ortaya çıkıyor. Isı ve nemin yanı sıra ultraviyole etkiler de mevsim geçişlerinde cilt bakımı için dikkat edilmesi gereken konular arasında. Ultraviyole ışınlara en fazla maruz kalan bu tabakanın kalınlaşması devam ederken, cildimizin orta tabakasında incelme başlıyor.

Kılcal damarları cilt yüzeyinde görünür hale getiren bu incelme, cilt sağlığımıza özen göstermediğimizde bazı hastalıkları beraberinde getiriyor efendim. Bu nedenle, mevsim geçişlerinde cilt bakımı için en önemli nokta, orta deri tabakasını güçlendirip nem dengesini korumaktır. Mevsim geçişlerinde cilt bakımı konusunda gereken özeni göstermediğimizde, yaşlanma belirtilerini önlemek veya azaltmak da oldukça güçtür.

Mevsim geçişlerinde cilt bakımı nasıl yapılır?

Mevsim geçişlerinde cilt bakımı, değişen çevresel ve fizyolojik ihtiyaçlar ile cilt türlerine göre farklılıklar gösterebilmekte. Kış aylarına girerken gözenekler sıkılaşır ve ciltte yağlanma artar. Vücut ısısını korumak için dolaşım sistemimiz, cildimizdeki kan miktarını azaltır. Bu azalma nedeniyle, cildimiz yeterince beslenemez ve rengini kaybetmeye başlar. Yaz aylarına girerken ise gözenekler açılıp kılcal damarlar genişler ve cildimizin üst tabakası kalınlaşırken orta tabakası incelir. Bununla birlikte, mevsim geçişlerinde cilt bakımı için dikkat edilmesi gereken bazı temel konular var. Yazımızın bu kısmında, bu konuları kısaca özetleyeceğiz.

Cildinizi temiz tutmalısınız.

Cilt sağlığının temel kuralı cilt temizliğidir efendim. Ofix Blog‘da daha önce yayınlamış olduğumuz Cilt temizliğinde nelere dikkat etmek gerekir? yazımızda cilt temizliğinin farklı cilt türlerine göre nasıl yapılabileceğini ele aldığımız için, burada bu konuya çok fazla girmeyeceğiz. Sadece şu kadarını belirtelim ki, düzenli olarak yapılan cilt temizliği, cildin doğal nemini korumasını sağlar ve mevsim geçişlerinde ciltte oluşabilecek zararları en aza indirger. Cilt türünüz ne olursa olsun, cilt temizliği yapmadan nemlendirici kullanmamalısınız, cilt türünüze uygun olmayan hiçbir ürünü kesinlikle kullanmamalısınız. Cilt temizliği yapmadan kozmetik ürünlerin üzerine uygulayacağınız nemlendiriciler, gözeneklerinizin tıkanmasına yol açacaktır. Cilt türünüze uygun olmayan ürünler ise cildinizin nem dengesini bozacaktır.

Cildinizin nemini korumalısınız.

Farklı cilt türlerine göre cildin nem miktarı farklı olabilmekte. Fakat, mevsim geçişlerinde günlük sıcaklık değişimleri yüksek olduğu için nem kaybı da yüksek olmakta ve bunun önlemek için cilt bakımımıza özen göstermeliyiz. Mevsim geçişlerinde kuru ciltler, neme daha fazla ihtiyaç duyar. Cildinizde nem miktarı azalıp kuruluk arttıkça, çizgiler daha belirginleşecektir. Cilt kuruluğunuz yüksek düzeydeyse, nemlendiricilerin yanı sıra onarıcı gece kremleri de kullanabilirsiniz. Yağlı cildiniz varsa, cildinizi nemlendirmek için kesinlikle yağlı ürünler veya maskeler uygulamamalısınız. Yoksa cildinizdeki yağ miktarı artar ve sivilce veya akne oluşumu artar.

Karma bir cildiniz varsa, kendi cilt türünüz için özel olarak geliştirilen nemlendiricileri kullanmalı, “doğal maske” diye adlandırılan ezbere birtakım reçetelerden kesinlikle uzak durmalısınız. Ayrıca, cildinizi nemlendirmek için tonik kullanıyorsanız, bunun etkili bir yöntem olmadığını belirtelim efendim. Tonik bir nemlendirici değildir, bir cilt temizliği ürünüdür. Yağlı bir cildiniz varsa ve cildinizde parlama oluşuyorsa, günlük cilt bakımınız içinde tonikten sadece cilt temizliği amacıyla yararlanabilirsiniz. Hazır tonikler yerine doğal ürünler kullanmayı tercih ediyorsanız, gül suyu ve soda kullanabilirsiniz. Ancak, cilt hassasiyetiniz varsa bunları kullanmadan önce bir dermatologa başvurmanızda yarar var.

Su tüketiminize dikkat etmelisiniz.

Günlük su tüketimi, metabolizmamız açısından hayati bir öneme sahip. Yeterince su tüketmediğimiz zaman vücudumuzda hiçbir doku veya sistem, işlevini tam olarak yerine getiremiyor. Tükettiğimiz su miktarı, dolaşım sistemimizden sindirim sistemimize kadar tüm metabolizmamızı etkiliyor. Vücudumuzdan toksinleri atamadığımızda, ortaya çıkan değişim ilk olarak cildimizde beliriyor. Bahar ve yaz aylarında kan dolaşımınız artması gerektiği halde artmayıp cildinizde matlaşma ortaya çıkıyorsa, bu durumun nedenleri arasında yeterince su tüketmemek mutlaka yer alacaktır.

Bu bakımdan, mevsim geçişlerinde cilt bakımı için yalnızca dermokozmetik ürünler yeterli değildir, günlük su tüketiminize de dikkat etmelisiniz. Günde ortalama 1.500 kalorilik bir beslenme programınız varsa, tüketeceğiniz su miktarı 1.5 litreden az olmamalı. Eğer hamileyseniz, günlük su tüketim miktarınız 2 litrenin altına inmemeli. Bu miktarları koruyarak, cildinizde kırışıklık ve diğer yaşlanma belirtilerini de önleyebilirsiniz. Göz etrafı bakımı için de yine su tüketim miktarınıza dikkat etmeli ve fazla tuz tüketmekten kaçınmalısınız.

Ultraviyole ışınlarından korunmalısınız.

Mevsim geçişlerinde ultraviyole ışınlarına ne zaman maruz kalacağımızı kestirmekte zorlanabiliyoruz. Kapalı görünen hava aniden değişip yoğun miktarda güneş ışığına maruz kalabiliyoruz. Cildinizde güneş ışığına karşı özel bir hassasiyet olsun ya da olmasın, mevsim geçişlerinde ultraviyole ışınlarından koruyan bakım kremleri kullanmayı ihmal etmemelisiniz. Gün içinde maruz kalınan yoğun güneş ışığı, cilt kuruluğunun yanı sıra kırışıklıkların da artmasına yol açıyor ve başta cilt kanseri olmak üzere çeşitli sağlık risklerini beraberinde getiriyor.

Sağlıklı beslenmeli ve egzersiz yapmalısınız.

Sağlıklı beslenme ve egzersiz yapma, mevsim geçişlerinde cilt bakımı için olduğu kadar tüm yaşamımız için de çok önemli. Cildin güzel görünmesi, bu konularla da doğrudan ilişkili. Mevsim geçişlerinde vücudun karbonhidrat isteği artıyor ve vücutta biriken toksik kaloriler, ciltte aşırı yağlanma meydana getiriyor. Mevsim geçişlerinde cildinizde yağ dengesini korumak için protein ağırlıklı bir beslenme programı deneyebilirsiniz. Protein için esas kaynak ise hayvansal gıdalar olmalı. Demir yönünden de zengin bu besinler, kan dolaşımınızı hızlandırır ve cilt sağlığınızı güçlendirir Ayrıca, omega-3 ve selenyum da mevsim geçişlerinde cilt sağlığınızı korumanıza büyük katkı sağlar. Bunlar için en çok ceviz, fındık ve badem gibi kuruyemişler tüketebilirsiniz.

A, C ve E vitaminine önem vermelisiniz.

Mevsim geçişlerinde cilt bakımı için dikkat etmeniz gereken bir diğer konu da A, C ve E vitaminlerinden yararlanmaktır. Nitekim A vitamini, cildin kolajen üretmesini destekleyerek kırışıklıkları azaltır, cildi gençleştirir, deri pullanması ve egzamaya iyi gelir, cilde elastikiyet kazandırır. C vitamini, ciltte lezyon oluşumunu engeller, lekelere iyi gelir, ultraviyole ışınlarına karşı etkin bir koruma sağlar. E vitamini ise cilde zarar veren serbest radikallerin dolaşımını önler, cildin daha fazla su tutmasına yardımcı olur ve bariyer fonksiyonunu güçlendirir.

Mevsim geçişlerinde cilt bakımı konusunda etkin sonuçlar almak için ayrıca, stres düzeyinizi dengelemeli, uyku sürenizi korumalı, güne mutlaka kahvaltı yaparak başlamalı ve antioksidan alımınızı arttırmalısınız. Tüm bu önlemleri aldığınız takdirde, mevsim geçişlerinde ortaya çıkan çevresel ve fizyolojik değişimlerden fazla etkilenmeden cilt sağlığınızı koruyabilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

8 Mart Dünya Kadınlar Günü‘nüz kutlu olsun…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler