Bizi Takip Edin

Lifestyle

Domino nasıl oynanır?

Yayınlandı

tarihinde

Domino oyunu hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Ofisimiz yalnızca işyerimiz değil, aynı zamanda da yaşam alanımız. Günün büyük bir bölümünü geçirdiğimiz ofisimizde öğle paydosunda veya molalarda arkadaşlarımızla oynayacağımız basit ve eğlenceli oyunlar, hem keyifli vakit geçirmemizi sağlar, hem de zihnimizi açıp yaratıcılığımızı geliştirir. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, ofiste keyifli vakit geçirmemizi sağlayan ve analitik düşüncemizi geliştirmemize yardımcı olan domino oyununu tanıtacağız.

Domino nedir?

Kısaca ifade etmek gerekirse domino, iki ya da en fazla dört kişi arasında tahta, fildişi, kart, pul veya domino taşı adı verilen küçük taşlarla oynanan bir masa oyunudur. Bu oyunda, sayı değerleri üzerindeki noktalarla belirtilen 28 taş kullanılır. Taşlardan her biri, enlemesine bir çizgiyle ikiye ayrılmıştır. Oyunda amaç, sayıları aynı olan taşları birbiriyle eşleştirerek dizmektir. Elindeki tüm taşları dizen oyuncu, domino diyerek oyunu bitirir. Oyun bittikten sonra yapılan puanlamada, oyuncuların ellerinde kalan taşların sayı değeri ceza puanı olarak hanelerine eklenir.

Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte domino oynamak için bilgisayarlar veya çeşitli oyun platformlarından yararlanmak mümkün olsa da bu ortamlarda gerçek bir rakiple oynamanın heyecanını bulmak biraz güç. Bu oyun eskiden kahvehanelerde sıkça oynanırdı. Günümüzde pek çok Avrupa ülkesinde ve Güney Amerika’da kahvehanelerde oynanmaya devam ediyor. Bu oyunu siz de ofiste arkadaşlarınızla oynayarak keyifli vakit geçirebilirsiniz.

Domino oyunu nasıl ortaya çıktı?

Domino oyununun kökeni hakkında farklı kaynaklarda farklı bilgilere rastlamak mümkün. Bunun en önemli nedeni, benzer oyunların farklı coğrafyalarda farklı tarih kesitlerinde oynanmış olması ve birbirlerinden bir şekilde etkilenerek gelişmesidir. Nitekim, kimi kaynaklarda domino oyununun ilk olarak 3. yüzyılda, kimi kaynaklarda ise 12. yüzyılda Çin’de oynanmaya başlandığı belirtilmekte. Fakat, Çin’de oynanan dominonun taşlarında boş kısımlar, yani 0 değeri yoktu. Taşların üzerindeki noktalar, bir çift zarla yapılabilecek olası atışlara denk düşecek şekilde işaretlenmişti.

Bugün oynandığı şekliyle dominonun 18. yüzyılda İtalya’da ortaya çıktığı şeklinde genel bir kabul var. İtalya’da bir salon oyunu olarak oynanan dominonun önce Fransa’ya, sonra da Fransız mahkumlar aracılığıyla İngiltere ve Kuzey Amerika’ya geçtiği sanılıyor. Bununla birlikte, Kuzey Amerika yerlileri arasında oynanan ve taş sayısı 150’yi bulan benzer bir oyunun olduğu da bilinmekte. İtalyanların dominosunun Amerika’da bu oyundan etkilenerek farklı şekillerde oynandığı düşünülüyor.

Oyuna domino isminin verilmesinin ise ilginç bir hikayesi var. İtalyancada “kukuletalı ruhban cübbesi” anlamına gelen domino sözcüğünün bu oyuna ismini vermesi, oyunda kullanılan kara taşların festivallerde giyilen ve yalnızca gözlerin görünmesine izin veren cübbelere benzetilmesinden kaynaklanıyor. Bu giysiler günümüzde de kış aylarında kilise korolarında kullanılmakta.

Domino taşlarının özellikleri nelerdir?

Normal bir takım domino taşlarının üzerinde 1’den 6’ya kadar sayı değeri belirten noktalar bulunmakta. Çizginin her iki tarafını gösterecek biçimde bu sayılar 6-6, 6-5, 6-4, 6-3, 6-2, 6-1, 6-0, 5-5, 5-4, 5-3, 5-2, 5-1, 5-0, 4-4, 4-3, 4-2, 4-1, 4-0, 3-3, 3-2, 3-1, 3-0, 2-2, 2-1, 2-0, 1-1, 1-0 ve 0-0 şeklindedir. Bununla birlikte, bazı takımlarda sayı dizileri 9-9, hatta 12-12’ye kadar çıkmakta.

Dominoda bir uç sayısı ortak olan taşlar bir dizi oluşturur ve çiftler yalnızca bir dizide, diğerleri ise iki ayrı dizide yer alır. Taş üzerindeki boş kısımlar 0’ı temsil eder. Oyunda 6 taşın bir kısmında hiçbir nokta bulunmaz. Oyundaki en büyük taş, iki tarafında da 6 nokta bulunan taştır. Üzerinde daha fazla nokta bulunan taşlara ağır taşlar, diğerlerine hafif taşlar denir.

Domino nasıl oynanır?

Domino oyunu dünya genelinde oynanan bir oyun olduğu için, bazı ülkelerde zaman içinde farklı oynama şekilleri ortaya çıkmış. Nitekim dominonun vist, muggins, matador ve aznif gibi farklı oynama şekilleri mevcut. Fakat, dominonun bazı değişmez kuralları da var. Biz burada domino oyununu tanıtırken, bu oyunun en yaygın oynama şeklini esas alacağız.

Oyuna başlarken, tüm taşlar numaralı kısımları alta gelecek şekilde yüzleri kapalı olarak masaya konur ve karıştırılır. Banka denilen kısma tüm taşlar yerleştirilir ve her oyuncu sırayla bir taş çeker. En yüksek taşı çeken oyuncu, başlama hakkı kazanır. Taşların yeniden karıştırılmasının ardından her oyuncu, bankadan sırayla ikişer veya üçer taş çekerek eline toplam 7 taş alır. Başlama hakkına sahip olan oyuncu, elindeki en yüksek çift taşı veya varsa ayaz taşını ya da istediği herhangi bir taşı masaya koyarak oyunu başlatır. Oyun başlangıcında ilk konan taş, masaya dik şekilde konur.

Oyunun başlamasıyla birlikte her oyuncu, yerdeki taşın uç sayılarından biriyle eşleşen bir taş koymaya başlar. Örneğin, oyunun başlangıç taşı 5-4 ise sıradaki oyuncu ya 5 ya da 4 uç sayısıyla oyunu devam ettirmelidir. Oyunda eşit uçlar yan yana dizilir, tek taşlar masaya paralel, çift taşlar ise dik şekilde konur. Elinde masadakiyle eşleşen bir taş olmayan oyuncu, uygun taşı buluncaya kadar bankadan taş çeker.

Domino oyununda puanlama nasıl yapılır?

Elindeki tüm taşları bitiren oyuncu, domino diyerek oyunu bitirir. Eğer oynayacak herhangi bir hamle kalmamışsa oyun kendiliğinden de bitebilir. Oyun bittikten sonra puanlamaya geçilir. Oyuncuların ellerinde kalan taşların üzerindeki tüm noktaların sayı değeri ceza puanı olarak hesaplanır ve hanelerine eklenir. 

Örneğin, 3-2 taşının ceza puanı 5’tir. Ayaz taşı olarak da adlandırılan 0-0 taşının ceza puanı ise 20’dir. Oyunun hangi ceza puanında biteceğini önceden belirleyebilirsiniz. Söz gelişi, oyun başlangıcında oyunun 100 veya 150 puanda bitmesine karar vermişseniz, bu puanı kim önce doldurursa yenilmiş olacaktır.

Domino oynarken nelere dikkat etmek gerekir?

Dominoda en önemli şey, rakibin taşlarını takip etmektir. Normal bir domino takımında her sayıdan toplam 7 adet vardır. Eğer taşları doğru bir şekilde takip ederseniz, rakibinizin önünü kesip bankadan taş çekmesini sağlayabilirsiniz. Uygun taşı bulana kadar bankadan taş çekecek olan rakibiniz, oyun bitiminde yüksek bir ceza puanı alacaktır. Oyunun en güzel tarafı ise rakiplerin analitik düşünce gücü ve strateji kurma yetenekleri hakkında doğru bir kanaat geliştirme fırsatı sunmasıdır. 

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
6 Yorum

1 Yorum

  1. Yusuf

    23 Mart 2019 saat 07:56

    Selam

  2. Yasin

    5 Ağustos 2019 saat 10:16

    Domino gerçekten eğlenceli bir oyun, faydalı bilgiler için teşekkürler

  3. Göcek

    31 Mart 2020 saat 04:46

    Domino oyunu hakkında güzel bir çalma olmuş teşekkürler.

  4. Arda

    25 Nisan 2020 saat 18:06

    Güzel

  5. lighttours

    16 Mayıs 2020 saat 17:35

    good

  6. serhan

    28 Haziran 2020 saat 12:57

    domino zeka acan aynı zamanda 2 el sonra kı hamleyi düşünmenize sebebiyet veren beynı devamlı çalıştıran sıkı bir oyun ..

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Yaz Sıcaklarında Kurtarıcı: Vantilatör Seçmenin ve Kullanmanın Püf Noktaları

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Vantilatör alacaklar için yaz geldiğinde herkesin aklından aynı şey geçer:
“Biraz serinlesek yeter.”

İşte tam bu noktada devreye en pratik çözümlerden biri girer: vantilatörler.
Klimaya göre daha ulaşılabilir, daha az elektrik tüketen ve neredeyse her ortamda kullanılabilen bu cihazlar, özellikle son yıllarda yeniden popüler hale geldi.

Ama iş sadece “bir vantilatör alayım” demekle bitmiyor.
Doğru ürünü seçmek, doğru şekilde kullanmak ve biraz da bakımını yapmak gerekiyor.

Bu yazıda vantilatörlerle ilgili bilmen gereken her şeyi sade sade anlatıyoruz.

Vantilatör Kullanmanın Avantajları

Vantilatör basit bir cihaz gibi görünür ama sağladığı konfor düşündüğünden daha fazladır.

Sıcak havalarda en büyük etkisi, ortamı gerçekten “soğutmak” değil, havayı hareket ettirmesidir.
Bu hareket, vücudun terleme yoluyla serinlemesini hızlandırır. Yani aslında seni serinleten şey rüzgâr hissidir.

Kapalı bir ortamdaysan, vantilatörün bir diğer avantajı da hava sirkülasyonudur.
Uzun süre kapalı kalan bir odada oluşan o ağır hava hissi, vantilatör çalıştığında kısa sürede dağılır. Özellikle ofis ortamlarında bu fark çok net hissedilir.

Bir de işin ekonomik tarafı var.
Klimalarla kıyaslandığında çok daha az elektrik tüketir. Bu da özellikle uzun süreli kullanımlarda ciddi bir tasarruf anlamına gelir.

Üstelik çoğu model hafif ve taşınabilirdir.
Yani sabit bir yere bağlı kalmazsın. İhtiyaç neredeyse vantilatör de orada olur.

Vantilatör Seçerken Nelere Dikkat Etmeli?

Burada en sık yapılan hata şu:
Görüntüsüne bakıp karar vermek.

Oysa asıl önemli olan nerede ve nasıl kullanacağın.

Küçük bir çalışma masası için dev bir sanayi tipi vantilatör almak da, geniş bir salon için mini bir masaüstü model seçmek de aynı şekilde verimsiz olur.

Alan büyüdükçe, cihazın gücü de artmalı.
Aksi halde çalışır ama etkisini hissettirmez.

Hız ayarları da önemli bir detay.
Günün her saatinde aynı rüzgârı istemezsin. Bazen hafif bir esinti yeterli olur, bazen daha güçlü bir hava akışı gerekir. Bu yüzden farklı hız seçenekleri sunan modeller her zaman daha kullanışlıdır.

Bir de ses konusu var.
Özellikle uyurken ya da odaklanman gereken bir iş yaparken, vantilatör sesi can sıkıcı olabilir. Bu yüzden sessiz çalışan modeller bir adım öne çıkar.

Son olarak yön ayarı.
Havanın sabit bir noktaya değil, odanın geneline yayılması genelde daha konforlu bir kullanım sağlar.

Vantilatörler Hakkında Kapsamlı Bir Kılavuz

Vantilatör Çeşitleri

Piyasada çok fazla seçenek var ama aslında kullanım şekline göre ayrılıyorlar.

Ayaklı vantilatörler en bilinen model.
Yüksekliği ayarlanabilir, geniş alanlarda etkili olur ve ev–ofis dengesini en iyi kuran tiptir.

Duvar tipi vantilatörler daha çok yer kazanmak isteyenler için.
Özellikle dar alanlarda oldukça işe yarar.

Sanayi tipi vantilatörler ise bambaşka bir kategori.
Depolar, atölyeler, büyük iş alanları… Güçlüdür, geniş alanı rahatlıkla çevirir.

Masaüstü modeller ise daha kişisel kullanım içindir.
Çalışma masasında, küçük bir alanda direkt serinlik sağlar.

Tavan vantilatörleri ise biraz daha kalıcı çözümdür.
Hem dekoratif durur hem de geniş alanlarda dengeli bir hava akışı sağlar.

Vantilatörle Tasarruf Gerçekten Mümkün mü?

Kısa cevap: Evet.

Ama biraz doğru kullanım gerekiyor.

Örneğin vantilatörü pencereye yakın konumlandırırsan, dışarıdaki serin havayı içeri taşıyabilirsin.
Ya da içerideki sıcak havayı dışarı atacak şekilde kullanabilirsin.

Gece saatlerinde, hava zaten serinlemişken vantilatörle desteklemek çoğu zaman klimaya ihtiyaç bırakmaz.

Yani mesele sadece cihazı çalıştırmak değil, biraz doğru konumlandırmak.

Vantilatör Bakımı Nasıl Yapılmalı?

Genelde ihmal edilen ama performansı direkt etkileyen konu bu.

Zamanla pervanelerde toz birikir.
Bu hem hava kalitesini düşürür hem de cihazın verimini azaltır.

Aslında çözümü basit:
Belirli aralıklarla pervaneleri ve ızgarayı temizlemek yeterli.

Temizlik yaparken cihazın fişini çekmek önemli.
Basit bir detay gibi görünür ama çoğu kişi bunu atlıyor.

Bazı modellerde yağlama ihtiyacı da olabilir.
Kullanım kılavuzuna bakarak ilerlemek en sağlıklısı.

Bir de kablo kontrolü.
Ufak bir hasar bile ileride sorun çıkarabilir, o yüzden gözden kaçırmamakta fayda var.

Evde ve Ofiste Kullanım

Vantilatörün en güzel tarafı şu:
Neredeyse her ortama uyum sağlar.

Evde salon, yatak odası, mutfak…
Nerede ihtiyaç varsa orada kullanılır.

Ofiste ise çoğu zaman fark yaratan detaylardan biridir.
Hava dolaşımı arttığında ortam daha yaşanabilir hale gelir, bu da direkt çalışan konforuna yansır.

Açık alanlarda bile işe yarar.
Balkon, bahçe, küçük organizasyonlar… Taşınabilir modeller burada ciddi avantaj sağlar.

Vantilatörler Hakkında Kapsamlı Bir Kılavuz

İşyerlerinde ve Evlerde Vantilatör Kullanımı

Vantilatörün en güzel tarafı şu:
Neredeyse her ortama uyum sağlar.

Evde, ofiste ya da açık alanda… Nerede ihtiyaç varsa orada devreye girer. Ama kullanım şekli biraz ortama göre değişir.

İşyerlerinde kullanım

Yaz aylarında ofis ortamı çok hızlı bunaltıcı hale gelebilir. Özellikle kalabalık alanlarda hava kısa sürede ağırlaşır. İşte bu noktada vantilatör, ortamın havasını hareketlendirerek ciddi bir rahatlama sağlar.

Sadece serinlik değil, çalışma konforu açısından da fark yaratır. Hava dolaşımı arttıkça ortam daha yaşanabilir hale gelir, bu da çalışanların odağını ve verimini doğrudan etkiler.

Bir de işin maliyet tarafı var.
Klima kullanımını biraz dengelemek ya da tamamen azaltmak isteyen işletmeler için vantilatörler oldukça iyi bir alternatif sunar.


Evlerde kullanım

Evde ise kullanım daha esnek.
Salon, yatak odası, mutfak… Günün hangi saatinde neredeysen vantilatör de oraya taşınır.

Özellikle akşam saatlerinde, hava biraz serinlediğinde vantilatör tek başına bile yeterli olur. Klimaya göre daha hafif bir serinlik verir ama çoğu zaman aranan şey de zaten bu.

Ayrıca kapalı kalan odalarda oluşan o ağır havayı dağıtmak için de oldukça işe yarar. Kısa sürede ortamın daha ferah hissettirmesini sağlar.


Açık alanlarda kullanım

Vantilatör sadece kapalı alan işi değil.
Balkon, veranda, bahçe… Hatta küçük organizasyonlarda bile rahatlıkla kullanılabilir.

Pikniklerde, yaz akşamı buluşmalarında ya da barbekü sırasında taşınabilir bir vantilatör, ortamın havasını tamamen değiştirir. Özellikle rüzgâr olmayan günlerde farkı daha net hissedersin.


Kısaca…

Vantilatör küçük bir dokunuş gibi görünür ama bulunduğu ortamın havasını gerçekten değiştirir.
Serinlik sağlar, havayı dolaştırır, ortamı daha yaşanabilir hale getirir.

Doğru yerde ve doğru şekilde kullanıldığında, hem konforu artırır hem de gereksiz enerji tüketiminin önüne geçer.

Evinde ya da ofisinde daha ferah bir ortam yaratmak istiyorsan, ihtiyacına uygun vantilatör modellerine göz atabilirsin.
Farklı kullanım alanlarına hitap eden pratik ve tasarruflu seçenekler Ofix’te seni bekliyor.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Trendler