Bizi Takip Edin

Lifestyle

Ağır kaldırırken nelere dikkat etmek gerekir?

Yayınlandı

tarihinde

Ağır kaldırırken nelere dikkat etmek gerektiği hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Hem günlük hayatımızda, hem de iş hayatımızda zaman zaman ağır kaldırmamız gereken durumlar olabiliyor. Ağır kaldırırken çoğu zaman bilgisizlik ve dikkatsizlik nedeniyle bel ağrıları, bel fıtığı, kas ve eklem zedelenmeleri gibi rahatsızlıklar gelişebiliyor. İş gücü kaybının en önemli nedenlerinden biri olan ağır kaldırma nedeniyle oluşan rahatsızlıkları önlemenin en iyi yolu, bu konudaki farkındalıklarımızı arttırmaktır. İster tek başımıza, isterse başkalarıyla birlikte olsun, ağır kaldırırken nelere dikkat etmemiz gerektiğini bilirsek istenmeyen pek çok durumun önüne geçebiliriz. Ofix Blog‘da bu haftaki sağlık köşemizde, ağır kaldırırken nelere dikkat etmek gerektiği konusunu ele alacağız.

Malzemenin türü ve ebatlarına dikkat etmelisiniz.

Ağır kaldıracağınız malzemenin türü ve ebatlarına dikkat etmemek, ağır kaldırırken yaşanan sorunların en önemli nedenleri arasında. Ağır kaldırmaya başlamadan önce ilk olarak, malzemeyi kontrol etmeli ve güvenli bir şekilde nasıl kaldıracağınıza karar vermelisiniz. Malzemeniz eğer kavranması zor bir yapıda ve fazla yer kaplıyorsa, ağırlığı hafif olsa bile tutuş zorlukları nedeniyle eklem ağrıları veya omuz ağrıları oluşabilir. Üstelik, ağır kaldıracağınız malzemenin içinde hareketli parçalar varsa, taşıma sırasında ağırlık merkezi değişecek ve bu da bel ağrılarına, kas ve eklem zedelenmelerine, hatta düşme ve yaralanmalara yol açacaktır.

Ağır kaldırırken yapılan yanlış hareketlerden dolayı en çok bel ve boyun kasları ile eklemler ve diskler zarar görür. Görüntüsü nedeniyle hafif gibi görünen bazı yükler veya koliler, kaldırma sırasında yapılan yanlış hareketlerden dolayı sakatlanma risklerini arttırır. Bu risklerin önüne geçmek için ağır kaldırmadan önce malzemenin ağırlığını mutlaka öğrenmeli, türü ve ebatlarına uygun şekilde önlemlerinizi almalısınız. Malzemenin içinde hareketli parçalar varsa bunları mutlaka sabitlemelisiniz. Malzemenin üzerinde kesiğe veya yaralanmalara yol açabilecek çıkıntı veya keskin yüzeyler varsa bunlara karşı da mutlaka önlem almalısınız.

Yapacağınız hareketleri zihninizde tasarlamalısınız.

Ağır kaldıracağınız malzemenin türünü ve ebatlarını analiz ettikten sonra, kaldırma sırasında yapacağınız hareketleri zihninizde tasarlamalısınız. Nitekim, ağır kaldırırken yapacağınız ani ve yanlış hareketler kaza ve yaralanma risklerini arttıracaktır. Yapacağınız hareketleri zihninizden geçirirseniz, kaldırma işlemini çok daha sağlıklı bir şekilde ve kolayca yapabilirsiniz. İşyerinizde taşıma araçları kullanarak yapabileceğiniz kaldırma işlemlerini kendiniz yapmaya çalışmamalı, bu araçlardan etkin bir şekilde yararlanmaya çalışmalısınız.

Yükler görüş alanınızı kapatmamalı.

Ağır kaldırırken yalnızca yüke odaklanmamalı, görüş alanınızı kapatacak şekilde yükleri üst üste koymaktan kaçınmalısınız. Taşıma yönünüzü görmenizi engelleyen üst üste taşıma şekli, birçok kaza ve yaralanmaya yol açabileceği gibi, taşıdığınız malzemelerin de zarar görmesine yol açabilir. Ağır kaldırırken yüklerin taşıma kapasitenizin üzerinde üst üste konulmamış olması gerekir. Taşıma kapasitenizin üzerindeki yükleri kaldırmadan önce bölmeye çalışmalı veya başkalarından yardım istemelisiniz.

Başkalarıyla birlikte ağır kaldıracaksanız yükü eşit paylaşmalısınız.

Ağır kaldırırken ve yük taşırken dengeyi sağlamak ve korumak çok önemli. Kaldırma işlemi sırasında oluşabilecek bir denge problemi yalnızca sizi değil, iş arkadaşlarınızın da güvenliğini tehdit edecektir. Bu gibi durumların önüne geçmek için yükü eşit şekilde paylaşmalı, kaldırma ve taşıma sırasında ağırlık merkezinin kaymamasına özen göstermelisiniz. Bunu sağlamanın en kolay ve etkin yolu, yükün tam karşısında olmanızdır. Siz veya iş arkadaşısınız vücudunuz belli bir öne dönük halde ağır kaldırmaya çalışırsanız, dengeyi sağlamanız son derece zor olacaktır. 

Ağır kaldırırken yükün tam karşısına gelecek şekilde çömelmeli, omurganıza binen yükü dengede tutmalı, ağırlığı tek elinizde veya yanınızda toplamamalısınız. Yük kaldırma işlemi sırasında omurganız olabildiğince dik durmalı. Fakat omurganızı tam dik konuma getirmek için kendinizi zorlamamalısınız. Burada önemli olan, ağır kaldırırken omurganızın eğik olmamasıdır. Ayrıca tek el veya ayakla itme veya çekme hareketleri yapmamalı, yükü sürüklemeye çalışmamalısınız. Sürükleme hareketi, yükü olduğundan daha ağır hissetmenize yol açar. Ağırlığı hiçbir zaman omuz seviyenizin üzerine çıkartmamalısınız. Bu seviyenin üzerine çıkartmanız gereken yükler için mutlaka taşıma araçları kullanmalısınız.

Belinizden değil, dizlerinizden destek almalısınız.

Ağır kaldırırken belinize yüklenmeniz, oluşabilecek kaza ve yaralanma risklerini arttıracaktır. Belinize fazla yüklenmemek için mutlaka dizlerinizi kırarak çömelmeli, belinizi yere dik olacak şekilde tutmalı ve destek almak için dizlerinizi kullanmalısınız. Yere çömelmek yerine belinizi eğerek yapacağınız kaldırma hareketleri gün içinde bel ağrılarına yol açacak, aşırı zorlama durumunda bel fıtığı riski artacaktır. Unutmayın ki bükülme hareketi, bel fıtığının en önemli nedenidir ve ağır kaldırırken doğru şekilde hareket ederseniz bunu önlemek mümkündür.

Yükü vücudunuza yakın tutmalısınız.

Taşıyacağınız malzemeyi vücudunuzdan uzak tutarsanız, ağırlık merkezi vücudunuzun dışında bir noktada olacağı için dengede durmanız zorlaşır. Üstelik, yükü taşırken sarf edeceğiniz güç artar ve bu da kaza ve yaralanma risklerini arttırır. Yükü kaldırdıktan sonra mümkün olduğunca vücudunuza yakın, hatta bitişik şekilde taşımaya dikkat etmelisiniz. Taşıma sırasında destek almak için zayıf olan sırt kaslarınızı değil, güçlü olan bacak kaslarınızı kullanmalısınız.

Taşıma işlemi sırasında ayrıca, zemine dikkat etmeli, düz ve engelsiz yüzeylerde taşıma işlemini yapmalısınız. Taşıma sırasında önünüzü görmekte güçlük çekmemeli, engelleri aşmak için gereksiz enerji kaybı yaşamamalısınız. Taşıdığınız malzemeleri yüksek bir yere bırakmanız gerekiyorsa, olası kaza ve yaralanma risklerini ortadan kaldırmak için sandalye veya kutu gibi güvenilir olmayan nesneler kullanmamalı, mutlaka sağlam bir merdiven veya platform kullanmalısınız.

Editörün Tavsiyesi: Nitril İş Eldiveni 2G

İş sağlığı ve güvenliği alanında nitril eldivenler birçok riski önlemekte. Nitril kaplama, kauçuk, pamuklu astar ve bilek kısmındaki örgü ya da metal kısımdan oluşan bu eldivenler, sarı eldiven olarak da adlandırılmakta. İşyerlerinde montaj, nakliye, temizlik, paketleme ve ambalaj işlemleri sırasında kullanılabilecek bu ürünler, özellikle de orta ağır işler sırasında ellerde oluşabilecek zararları önlemede oldukça etkin. Tümüyle pamuktan üretilen iç astarı sayesinde elde terleme ve rahatsızlık hissi uyandırmayan nitril eldivenleri ağır kaldırırken kullanabilir, kavrama güçlüğü nedeniyle oluşabilecek kaza ve yaralanmaların önüne geçebilirsiniz. Online ofis marketiniz Ofix.com üzerinden nitril eldiven siparişi vermek için burayı tıklayabilirsiniz. 

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
1 Yorum

1 Yorum

  1. Affan

    30 Eylül 2020 saat 23:18

    Teşekkür ederim.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler