Bizi Takip Edin

Lifestyle

Hangi sosyal ağ sizin işinize hitap ediyor?

Yayınlandı

tarihinde

Sosyal ağlar hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Selamlar sevgili beyaz yakalılar, nasılsınız? Baktınız mı bütün kedili Instagram resimlerine? Attınız mı Facebook like’larınızı? Ünlüleri fav’layıp yarı ünlülere ‘mention’ attıysanız tamamdır, 15 dakikalık kahve molanızda bütün sosyal medya işlerinizi bitirmişsiniz demektir! 🙂 Sosyal ağlar madem günlük rutinlerimizin ayrılmaz bir parçası oldu, o halde gelin bu ağları işlerimiz için nasıl kullanabileceğimizi konuşalım biraz. 

Sosyal medyanın şirketler için ne kadar önemli olduğu, müşterilere ulaşmak için yepyeni, daha verimli ve daha ucuz bir platform olduğu 10 yıldır konuşuluyor. Gerçi, sosyal medyanın yeni bir tarafı da kalmadı artık, hemen her gün hepimizin eli bir şekilde sosyal medyaya takılıyor. Ofixboy kardeşiniz bendeniz, ikide bir açıp Mashable, Entrepreneur, Business vb. sitelerden yazı okumaya vakit bulamayan siz beyaz yakalılar için küçük bir derleme hazırladım. Hangi sosyal ağ tam sizlikmiş, hadi beraber bakalım…

Facebook mu?

Dünyada 2 milyarın üzerinde insan aktif olarak Facebook kullanıyor. Ki bu oran, dünyadaki internet kullanıcılarının yüzde 80’inden fazlasını ifade etmekte. Bu nedenle, Facebook‘ta hesabı olmayan kurumsal işletme artık yok gibi. Ülkemizde Facebook daha çok aile ilişkileri, akrabalarla paylaşımlar vb. işler için kullanılsa da Facebook‘un diğer sosyal ağlardan farklı olarak çok önemli bazı avantajları var. Diğer ağlarda görseller ve videolar ilgi çekse de Facebook‘ta en çok ilgi çeken paylaşımlar yazılı olanlar. Üstelik, karakter sınırlaması olmadığı için kendinizi ve işinizi rahat rahat anlatabiliyorsunuz. Yaptığınız iş eğer yazı dilini aktif bir şekilde kullanmanızı gerektiriyorsa, sosyal ağlar içinde Facebook tam size göre demektir. 

SoundCloud mu? iTunes mu?

Daha az bilinen iki sosyal ağ ile devam edeceğim. Şirketinizi, girişiminizi tanıtabileceğiniz, hedef kitlenizle iletişim kurabileceğiniz en büyük silahınız konuşma ve ses ise SoundCloud veya iTunes‘da podcast (online radyo) yapmayı deneyebilirsiniz. Ürünlerinizin kulağa hitap etmesine de gerek yok. Etkileyici bir ses tonu ve yaratıcı cümlelerle bu platformlar sayesinde tıpkı radyo reklamı gibi yayınlar yapabilirsiniz. Küçük bir örnek; spor ürünleri satan bir şirketin online radyodan maç yayını yapması güzel olmaz mı? 

YouTube mu?

Hem yazılı, hem sesli, hem de görsel anlatım olanaklarını kullanmanız gereken bir iş yapıyorsanız YouTube tam size göre bir platform. Ürünleriniz için hazırlayacağınız videolar, belki röportajlar, öğretici yayınlar… Bütün bu içerikler YouTube‘dan etkin bir şekilde yararlanmanızı sağlayacaktır. Yalnızca ürünleriniz veya hizmetleriniz hakkında değil, örneğin ofis dekorasyonunuzdan çalışanlarınızın sizin hakkındaki görüşlerine kadar birçok içeriği basit bir telefon kamerası ile çekip şirketinizin tanıtım videosuna dönüştürebilirsiniz.

Instagram mı? Pinterest mi? 

Sabit görsellerle tanıtabileceğiniz ürünlere sahipseniz Instagram ve Pinterest tam size göre. Belki harika mobilyalar üretiyorsunuzdur, belki dizüstü bilgisayar satıyorsunuzdur. Sabit görsel paylaşımları için bu iki platform daha uygun. Tek kareye sığdırabileceğiniz tüm ürünlerinizin reklam ve tanıtımlarını bu ortamlardan yapabilirsiniz. 

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ!

Sevgili beyaz yakalılar, dünyanın bütün ülkelerinde denizciler, bir yerden geçtiklerinde seyir defterlerine “geçildi” ifadesini not düşer. Bunun tek istisnası Çanakkale’dir. Çünkü, Çanakkale’ye varılır ama ÇANAKKALE GEÇİLMEZ! Dünya deniz savaşları tarihinin en büyük zaferiyle sonuçlanan Çanakkale Deniz Savaşı‘nın 104. yıl dönümünde Ofix.com ekibi olarak Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları ile tüm şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyoruz.

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Türkiye İlk Kez Sabah Maçlarına Çıkıyor: Ülkece Uyku Düzeni Dağılıyor

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye olarak yıllardır gece maçına alışmış insanlarız.
20.45 mi? Mis gibi saat.
Çay koy, kanepeye yayıl, maçı aç.

Ama sabah 06.00’da milli maç izlemek…
İşte orada pek alışık değiliz gibi.

Bu Dünya Kupası’yla birlikte ilk kez “güne Türkiye maçıyla başlama” dönemine giriyoruz.
Yani artık alarm sesi bile stres yaratacak.

Sabah Alarmıyla Milli Duygu Aynı Anda Yaşanır mı?

Muhtemelen yaşanacak.

Çünkü milyonlarca insan ilk kez kendi isteğiyle 05.30 alarmı kuracak.
Normalde işe zor uyanan insanlar, Türkiye maçı için karanlıkta ayakta olacak.

Ve o sabah herkesin evinde aşağı yukarı aynı sahne dönecek:

  • Tek göz açık televizyonu açma çabası
  • Mutfakta sessiz sessiz kahve yapma
  • “Daha hava bile aydınlanmadı ya” söylemleri
  • İlk düdükle birlikte bir anda kendine gelme

Ofisler Birkaç Gün Hafif Dağılabilir

Şimdiden söyleyelim…
Bu maç saatleri ofis düzenini biraz bozacak gibi duruyor.

Çünkü biri maçı izlemek için 3 saat uyuyacak.
Biri “Uyumam ben” diyecek, öğleden sonra ekrana boş boş bakacak.
Birileri toplantıda istemsizce maç yorumu yapacak.

Hatta bazı ofislerde şu konuşmaların geçme ihtimali çok yüksek:

— “Kaçta yattın?”
— “Yatmadım.”
— “Maçı izledin mi?”
— “İkinci yarıyı hatırlamıyorum bile.”

FIFA Biraz Bizi Zorlamış Gibi

Maç saatleri şöyle:

  • 07.00
  • 06.00
  • 05.00

Yani biri özellikle “Türk halkının sabır seviyesi ölçülsün” istemiş gibi.

Ama işin garip tarafı şu:
Ne kadar erken olursa olsun, konu milli maç olunca insanlar yine ekran başına geçiyor.

Normalde sabah yürüyüşüne çıkmayan adam, Türkiye maçı için gün doğmadan kahveyle koltuğa kurulacak.

Bu Turnuvanın Gizli Kahramanı Kahve Olabilir

Bu süreçte en yoğun mesaiyi futbolcular kadar kahveler de yapacak gibi duruyor.

Çünkü sabah 5’te maç izlemek normal seyircilik değil.
Bir noktadan sonra hayatta kalma mücadelesine dönüyor.

Şimdiden bazı klasikler oluştu bile:

  • “Ben maçı ofisten açarım”cılar
  • Termosu akşamdan hazırlayanlar
  • Maç günü toplantıyı ertelemeye çalışanlar
  • Ve “Ben zaten erken kalkıyorum” diye hava atanlar

Ama Güzel Tarafı da Bu Galiba

Ne kadar uykusuz olursak olalım…
O saatlerde yine milyonlar aynı anda aynı maçı izleyecek.

Bir yanda kahve, bir yanda milli heyecan.
Göz yarı kapalı ama yorumlar tam gaz.

Çünkü Türkiye’de milli maç sadece futbol değil.
Biraz stres, biraz umut, biraz da “Bu maçı alırız” inadıdır.

Ve galiba ilk kez,
Dünya Kupası’nı “günaydın” diyerek yaşayacağız.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Eskiden “Çıkıp Alalım” Diyorduk, Şimdi Kargo 1 Gün Gecikince Sinirleniyoruz..

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’de e-ticaret artık sadece “internetten alışveriş” meselesi değil.
İnsanların günlük alışkanlıklarını değiştiren bambaşka bir düzene dönüştü.

Bir dönem internetten sipariş vermek insanlara riskli gelirdi.
Şimdi ise kargo bir gün geç kalsa herkesin canı sıkılıyor.

Çünkü alıştık.
Hem de çok hızlı alıştık.

Son 5 yılda Türkiye’de e-ticaret hacminin yaklaşık 12 kat artıp 10,6 trilyon liraya ulaşması da bunu açıkça gösteriyor.

Üstelik sadece para büyümüyor.
İşlem sayısı da inanılmaz seviyelere çıktı.

Bugün Türkiye’de e-ticaret işlem sayısı 25,85 milyara ulaşmış durumda.
Yani insanlar artık büyük küçük fark etmeksizin birçok ihtiyacını internetten çözmeye başladı.

Bir kulaklık…
Bir kahve makinesi…
Bir paket fotokopi kağıdı…
Hatta ofisin çayı kahvesi bile artık birkaç dakikada sipariş veriliyor.

Dolar bazında bakıldığında da tablo aynı.
Türkiye’nin e-ticaret hacmi 43 milyar dolardan 115,4 milyar dolara yükseldi.

Aslında bu değişimi anlamak için istatistiklere bile çok gerek yok.

Çevremize bakmamız yeterli.

Eskiden biri bir şey alacağı zaman mağaza mağaza gezerdi.
Şimdi önce telefondan fiyat bakılıyor.
Yorum okunuyor.
“Yarın gelir mi?” diye teslimat süresi kontrol ediliyor.

Hatta bazen mağazada görülen ürün bile internetten sipariş ediliyor.

Çünkü artık insanlar sadece ürün almıyor.
Kolaylık satın alıyor.

Özellikle şirketler tarafında bu durum çok daha net hissediliyor.

Kimse tek bir eksik için gün içinde farklı yerlere yetişmeye çalışmak istemiyor.
Kırtasiye ayrı yerden, temizlik ürünü başka yerden, kahve başka yerden derken iş uzayıp gidiyor.

Bu yüzden Ofix gibi platformlar son dönemde şirketlerin işini ciddi anlamda kolaylaştırmaya başladı.

İnsanlar artık ofis ihtiyaçlarını tek tek düşünmek yerine, tek noktadan hızlıca çözmek istiyor.
Ürün bulunsun, fiyat uğraştırmasın, sipariş zamanında gelsin yeterli oluyor çoğu zaman.

Geldiğimiz noktada e-ticaret artık ekstra bir seçenek değil.
Günlük hayatın normal akışına dönüşmüş durumda.

Ve görünen o ki insanlar bu hızdan kolay kolay vazgeçmeyecek.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden Her İki Beyaz Yakalıdan Biri “Ben Bunu Daha Ne Kadar Yapacağım” Diyor?

Yayınlandı

tarihinde

İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası.
Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.

İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi.
Bir nevi kimlik.

Ama işte tam burada işler karışıyor.
Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.


Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil

Modern iş hayatı sana şunu söylüyor:
Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.

Yani bir nevi:
“Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”

Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor.
Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”

Spoiler: Fazla.


Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor

Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor.
Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj gelirse cevaplanıyor.
“Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.

Sonra bir de hayat var:
Ev, düzen, sorumluluklar…

Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun,
sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.


Aynı iş, farklı hayatlar

Aynı pozisyonda iki kişi düşün.
Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.

Ya da şöyle:
Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.

İşte o an bir şey kırılıyor.

Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.


Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor:
“Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”

Çünkü mesele işin kendisinden çok,
o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.

Ve belki de asıl ihtiyaç,
daha fazla çalışmak değil…
daha dengeli yaşamak.

Okumaya Devam Et

Trendler