Bizi Takip Edin

Lifestyle

Anksiyete nedir?

Yayınlandı

tarihinde

Anksiyete hakkında merak ettiğiniz konular Ofix Blog'da...

Modern toplumda anksiyete, en sık karşılaşılan psikolojik rahatsızlıklardan biridir. Anksiyeteyle ilgili yapılan araştırmalara göre modern toplumda anksiyete hastalarının oranı yüzde 15 ile 20 arasında seyretmekte. Koronavirüs salgınıyla birlikte artan sağlık endişeleri başta olmak üzere ekonomik, sosyal ve diğer endişeler, anksiyetenin de artmasına yol açmakta. Tedavi edilmediği takdirde hastanın yaşam kalitesini ve iş performansını ciddi ölçüde düşüren anksiyeteyle mücadele etmek için her şeyden önce, anksiyeteyi iyi tanımak gerek. Ofix Blog‘da bu haftaki sağlık köşemizde, anksiyete hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız. 

Kısaca Anksiyete

Halk arasında kaygı bozukluğu olarak bilinen anksiyete, psikolojik bir rahatsızlıktır. Aslına bakarsanız, büyük küçük herkes hemen her gün çeşitli nedenlerden ötürü kaygı yaşayabilir. Kişinin karşılaştığı olgu ve olaylar, şu ya da bu nedenle kaygı duymasına yol açabilir. Başka deyişle kaygı aslında, insan hayatının doğal bir bileşenidir. İnsan psikolojisindeki kaygı mekanizması, karşılaşılan sorunlarla mücadele etmek üzere kişiyi ruhsal ve fiziksel bakımdan hazırlayan bir mekanizmadır. Kaygı anında vücutta kan dolaşımı hızlanır, beyne daha fazla oksijen gider, bilişsel yetiler daha hızlı çalışır. Kaygı mekanizmasını aynı zamanda da beynin strese verdiği tepki olarak ifade edebiliriz. Stres anında beyin, bilişsel yetilerini etkin şekilde kullanmak üzere kaygı mekanizmasını aktive eder. Bu yönüyle kaygı mekanizması, kişinin çeşitli sorunlar karşısında çözüm üretmesine yardımcı olan bir mekanizmadır.

Bununla birlikte, kaygı mekanizmasında meydana gelen çeşitli sorunlar, kişide kaygı düzeyinin yüksek noktalara ulaşmasına yol açabilir. Kaygı bozukluğu veya anksiyete olarak ifade edilen bu durumda kişi, bilişsel fonksiyonlarını çözüm üretmek yönünde kullanamaz. “Anksiyete nedir?” sorusunun cevabı tam da bu noktayla ilgilidir. Kaygıya yol açan durumların kalıcı olduğuna inanan anksiyete hastası, kendisini savunma refleksiyle duygu ve düşüncelerinde aşırılık gösterir. Kaygının bu derece yüksek düzeyde seyretmesi, hastanın ruh sağlığının yanı sıra bedeninde de çeşitli rahatsızlıkların oluşmasına yol açar. Nitekim anksiyete hastalarında nefes darlığı, kalp atışlarında aşırı hızlanma, aşırı terleme, ellerde titreme ve hazımsızlık gibi şikayetlere sıkça rastlanır.

Anksiyete nedenleri nelerdir?

Anksiyetenin nedenleri kesin olarak bilinmemekte. Bununla birlikte, kişinin yaşadığı çeşitli travmatik olaylar ve deneyimler, sağlık sorunları ve genetik faktörler, anksiyetenin en önemli nedenleri olarak değerlendirilmekte. Bazen bu nedenlerin biri bile anksiyeteyi tetikleyebileceği gibi, bazen hepsi bir arada anksiyete bozukluğuna yol açabilir. Anksiyetenin nedenleri arasında özellikle genetik faktörler, anksiyeteye yatkınlık konusunda en güçlü nedenler arasındadır. Dolayısıyla, anne veya babada anksiyete bozukluğu varsa çocuklarda anksiyete görülme ihtimali yüksektir.

Anksiyetenin daha az rastlanan nedenleri arasında beyindeki fonksiyon bozuklukları belirleyici olmakta. Nitekim beynimiz, kaygı mekanizmasını etkin şekilde kullanmak için başta korku olmak üzere çeşitli duyguları kontrol etmek için gerekli yapısal özelliklere sahiptir. Fakat travmatik veya çevresel nedenlerle beyinde oluşan fonksiyon bozuklukları, kaygı mekanizması üzerinde beynin etkisini azaltabilir veya sonlandırabilir. Bu gibi durumlarda anksiyete hastası, panik atak krizlerini çok daha yoğun şekilde yaşar. Ve kendisine olduğu kadar çevresindekilere de zarar verebilir.

Anksiyetenin çok daha az rastlanan nedenleri arasında bazı kronik hastalıklar gösterilmekte. Özellikle kalp, akciğer ve diyabet hastalarında metabolik sorunlardan dolayı kaygı mekanizması bozulabilmekte. Veya kullanılan ilaçlar da anksiyeteye yol açabilmekte. Anksiyetenin bu türleri, daha kolay tedavi edilebilmekte. Anksiyeteye yol açan unsur örneğin kullanılan ilaçsa, hekimin başka bir ilaç yazması bu sorunu ortadan kaldırabilir. Metabolik nedenlere bağlı olarak gelişen anksiyete bozukluğunun en ideal çözümü, kişinin sağlıklı beslenmesi ve kendisine dikkat etmesidir. Bozuk beslenme şekillerinden uzak durması halinde, metabolik nedenlere bağlı olarak gelişen anksiyete bozukluğu kolayca son bulabilir. 

Anksiyete belirtileri nelerdir?

Anksiyetenin en önemli belirtisinin aşırı kaygı ve endişe olduğunu söyleyebiliriz. Anksiyete hastalarının yaşadığı kaygı ve endişeler kimi durumlarda dışsal bir nedene dayansa da daha çok nedensiz kaygı ve endişelerdir. Kendisini sürekli gergin ve huzursuz hisseden anksiyete hastaları, en sıradan olaylardan bile kaygı ve endişeye kapılabilirler. Sürekli kötü bir şey olacakmış gibi düşünen ve yaşayan bu hastalarda nefes darlığı, ağız kuruluğu ve aşırı terleme sıkça görülür. Kalp atışlarında aşırı hızlanma oluştuğunda, panik atak krizleri kendisini iyice hissettirir. Ellerde titreme yaşayan hastanın dikkat dağınıklığı ve odaklanma güçlüğü yaşaması mümkündür. Panik atak krizleri nedeniyle hastanın uyku sağlığı bozulur. Hazımsızlık sorunları da bu hastalarda sıkça görülmekte.

Anksiyete kimlerde daha sık görülür?

Anksiyeteyle ilgili istatistiklere göre anksiyete bozukluğu, erkeklere oranla kadınlarda daha sık görülmekte. Hasta profiline baktığımızda, aşırı korumacı yaklaşımla büyütülmüş çocuklarda anksiyete bozukluğu daha fazla görülmekte. Çevresinde çok eleştirilen, hatta kişiliği baskılanan çocuklar, yetişkinlik dönemlerinde anksiyete sorununa maruz kalabiliyor. Özellikle alay edilme korkusu, kişiliği baskılanan çocukların ileride anksiyete bozukluğu yaşamasına yol açabiliyor. Ayrıca, çocuklukta yaşanan çeşitli olumsuzluklar ve travmalar, aile yakınlarının kaybı, baskıcı aile ortamı vb. koşullar da ileride anksiyete bozukluğuna neden olabilmekte. Örneğin, çocuklukta maruz kalınan cinsel istismar olayları, kişinin karşı cinsle ilişkilerinde anksiyete bozukluğunun tetikleyicisi olabilir.

Ansiyete hastalarının günlük hayatları nasıldır?

Anksiyete bozukluğu olan kişiler, günlük hayatta yoğun ve sürekli bir endişe haliyle karşı karşıyadır. Her zaman ve her konuda en kötü senaryoyu düşünür, bu senaryonun gerçekleşeceğine inanırlar. Bu durum karşısında mantıklı bir şekilde düşünüp gerekli önlemleri almak yerine, nasıl davranmaları gerektiğine karar veremezler. Ve buna bağlı olarak büyük bir çaresizlik hissine kapılırlar. Hissettikleri çaresizlik nedeniyle sosyal ilişkilerinde birçok sorun yaşar, hatta ilişkilerini sonlandırma noktasına gelirler. Kişide endişe düzeyinin yüksek seyretmesi, beklenmedik olaylar karşısında aşırı tepki vermesine yol açar. Psikolojide panik atak krizi olarak ifade edilen bu durum, kişinin kendisine olduğu kadar çevresindekilere de zarar verici bir nitelik gösterebilir.

Panik atak krizlerinin ileriki aşamalarında kişi, psikolojik açıdan olduğu kadar fiziksel açından da kendisini yorgun ve bitkin hisseder. Günlük aktivitelerini yerine getirmekte bile zorluk çekebilir. Yataktan kalkmakta zorlanır, kesik kesik konuşur, cümleleri arasında bağlantı kuramaz. Kendisini güvende hissetmeyen panik atak hastaları, kendilerini her şeyden dolayı suçlar, kendileriyle en alakasız konulardan bile pişmanlık duyarlar. Hayattan zevk almama duygusu, panik atak hastalarını kimi zaman intihar noktasına bile getirebilir. Hiçbir şeye gücünün yetmediğini düşünen hastanın panik atak krizlerini kontrol etmesi veya yönetmesi son derece güçtür. Krizin ne zaman geleceğini bile tahmin edemez. Panik atak krizinin ne zaman ve nasıl sona ereceği konusunda da herhangi bir öngörüde bulunamaz.

Anksiyete türleri nelerdir?

En sık karşılaşılan anksiyete türlerinin genelleştirilmiş anksiyete bozukluğu, sosyal anksiyete bozukluğu, ayrılık anksiyetesi ve belirli fobiler şeklinde dört başlık altında incelemek mümkün. Bu anksiyete türleri hastada kimi zaman tekil olarak görülebileceği gibi, kimi zaman da birden fazla anksiyete çeşidi bir arada görülebilir. Bunlar içinde genelleştirilmiş anksiyete bozukluğu, herhangi bir nedene bağlı olmaksızın gelişen aşırı endişe ve gerginlik hissi yaratır. Anksiyetenin en sık karşılaşılan türü de budur. Anksiyeteye yol açan somut bir neden olmadığı için, kişinin ne zaman panik atak krizi geçireceğini tahmin etmek zordur.

Sosyal anksiyete bozukluğu, kişinin sosyal ilişkilerinde başkaları tarafından eleştirilme, yargılanma, alay edilme korkuları sonucu gelişen aşırı kaygı ve endişe durumudur. Okul veya iş hayatında çevresi tarafından sıkça eleştirilen veya alay edilen kişilerde anksiyete bozukluğunun bu türü daha sık görülür. Sosyal anksiyete bozukluğu nedeniyle kişi, ilişkilerini sürdürmek için kendisinden taviz vermek zorunda olduğuna inanır. Bir süre bu şekilde devam ettirdiği sosyal ilişkiler, bir zaman sonra kişiyi mutsuz etmeye başlar. Bunun sonucunda kişi, sosyal ilişkilerini sonlandırmaya karar verir. Bu durum eğitim hayatında okul değiştirme, iş hayatında iş değiştirmeye yol açar.

Ayrılık anksiyetesi, kişinin sevdiklerinden ayrı kaldığında veya ayrıldığında yaşadığı yoğun kaygı ve endişe durumudur. Anksiyetenin bu türünde kişi, sevdiklerinden bir an olsun ayrı kalmak istemez. Ayrı kalması durumunda kendisinin ve sevdiklerinin zarar göreceğine inanır. Koruma içgüdüsünün baskın olduğu bu anksiyete türünde kişi, kendisini ve sevdiklerini korumak adına pek çok aşırı davranış şekilleri sergileyebilir. Ve bu nedenle, kendisine olduğu kadar sevdiklerine de zarar verebilir. Belirli fobiler ise yükseklik korkusu, uçağa binememek, kapalı alanda kalamamak gibi fobilerdir. Bu gibi fobiler nedeniyle hastanın yaşadığı anksiyete bozukluğu, çoğu zaman nedenin ortadan kalkmasıyla sona erer. Kalıcı hale gelmesi ise genelleştirilmiş anksiyete bozukluğuna işaret eder.

Anksiyete tanı, teşhis ve tedavi yöntemleri nelerdir?

Bir kişiye anksiyete teşhisinin konulabilmesi için kişinin fiziksel ve ruhsal açıdan muayene edilmesi gerekmekte. Sağlık kuruluşlarının psikiyatri servislerinde yapılabilecek bu muayene sırasında kişinin anamnezi, yani hastalığının öyküsü çıkarılır ve teşhis konulması için bazı testleri yaptırması istenir. Laboratuvar testleri, anksiyete bozukluğunun yalnızca klinik belirtilerini tespit etmeyi sağlar. Bu belirtilerden hareketle uzman hekim, anksiyetenin türünü belirler ve hasta için uygun tedavi yöntemine karar verir. Bu yöntemler içinde ilaç tedavisi olabileceği gibi, psikoterapi veya bilişsel davranışçı terapi de kullanılabilir. İlaç tedavisi, anksiyetenin klinik belirtilerini gidermede etkilidir. Fakat anksiyetenin tedavisi için psikoterapi ve bilişsel davranışçı terapinin daha etkili olduğunu söyleyebiliriz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Türkiye İlk Kez Sabah Maçlarına Çıkıyor: Ülkece Uyku Düzeni Dağılıyor

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye olarak yıllardır gece maçına alışmış insanlarız.
20.45 mi? Mis gibi saat.
Çay koy, kanepeye yayıl, maçı aç.

Ama sabah 06.00’da milli maç izlemek…
İşte orada pek alışık değiliz gibi.

Bu Dünya Kupası’yla birlikte ilk kez “güne Türkiye maçıyla başlama” dönemine giriyoruz.
Yani artık alarm sesi bile stres yaratacak.

Sabah Alarmıyla Milli Duygu Aynı Anda Yaşanır mı?

Muhtemelen yaşanacak.

Çünkü milyonlarca insan ilk kez kendi isteğiyle 05.30 alarmı kuracak.
Normalde işe zor uyanan insanlar, Türkiye maçı için karanlıkta ayakta olacak.

Ve o sabah herkesin evinde aşağı yukarı aynı sahne dönecek:

  • Tek göz açık televizyonu açma çabası
  • Mutfakta sessiz sessiz kahve yapma
  • “Daha hava bile aydınlanmadı ya” söylemleri
  • İlk düdükle birlikte bir anda kendine gelme

Ofisler Birkaç Gün Hafif Dağılabilir

Şimdiden söyleyelim…
Bu maç saatleri ofis düzenini biraz bozacak gibi duruyor.

Çünkü biri maçı izlemek için 3 saat uyuyacak.
Biri “Uyumam ben” diyecek, öğleden sonra ekrana boş boş bakacak.
Birileri toplantıda istemsizce maç yorumu yapacak.

Hatta bazı ofislerde şu konuşmaların geçme ihtimali çok yüksek:

— “Kaçta yattın?”
— “Yatmadım.”
— “Maçı izledin mi?”
— “İkinci yarıyı hatırlamıyorum bile.”

FIFA Biraz Bizi Zorlamış Gibi

Maç saatleri şöyle:

  • 07.00
  • 06.00
  • 05.00

Yani biri özellikle “Türk halkının sabır seviyesi ölçülsün” istemiş gibi.

Ama işin garip tarafı şu:
Ne kadar erken olursa olsun, konu milli maç olunca insanlar yine ekran başına geçiyor.

Normalde sabah yürüyüşüne çıkmayan adam, Türkiye maçı için gün doğmadan kahveyle koltuğa kurulacak.

Bu Turnuvanın Gizli Kahramanı Kahve Olabilir

Bu süreçte en yoğun mesaiyi futbolcular kadar kahveler de yapacak gibi duruyor.

Çünkü sabah 5’te maç izlemek normal seyircilik değil.
Bir noktadan sonra hayatta kalma mücadelesine dönüyor.

Şimdiden bazı klasikler oluştu bile:

  • “Ben maçı ofisten açarım”cılar
  • Termosu akşamdan hazırlayanlar
  • Maç günü toplantıyı ertelemeye çalışanlar
  • Ve “Ben zaten erken kalkıyorum” diye hava atanlar

Ama Güzel Tarafı da Bu Galiba

Ne kadar uykusuz olursak olalım…
O saatlerde yine milyonlar aynı anda aynı maçı izleyecek.

Bir yanda kahve, bir yanda milli heyecan.
Göz yarı kapalı ama yorumlar tam gaz.

Çünkü Türkiye’de milli maç sadece futbol değil.
Biraz stres, biraz umut, biraz da “Bu maçı alırız” inadıdır.

Ve galiba ilk kez,
Dünya Kupası’nı “günaydın” diyerek yaşayacağız.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Eskiden “Çıkıp Alalım” Diyorduk, Şimdi Kargo 1 Gün Gecikince Sinirleniyoruz..

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’de e-ticaret artık sadece “internetten alışveriş” meselesi değil.
İnsanların günlük alışkanlıklarını değiştiren bambaşka bir düzene dönüştü.

Bir dönem internetten sipariş vermek insanlara riskli gelirdi.
Şimdi ise kargo bir gün geç kalsa herkesin canı sıkılıyor.

Çünkü alıştık.
Hem de çok hızlı alıştık.

Son 5 yılda Türkiye’de e-ticaret hacminin yaklaşık 12 kat artıp 10,6 trilyon liraya ulaşması da bunu açıkça gösteriyor.

Üstelik sadece para büyümüyor.
İşlem sayısı da inanılmaz seviyelere çıktı.

Bugün Türkiye’de e-ticaret işlem sayısı 25,85 milyara ulaşmış durumda.
Yani insanlar artık büyük küçük fark etmeksizin birçok ihtiyacını internetten çözmeye başladı.

Bir kulaklık…
Bir kahve makinesi…
Bir paket fotokopi kağıdı…
Hatta ofisin çayı kahvesi bile artık birkaç dakikada sipariş veriliyor.

Dolar bazında bakıldığında da tablo aynı.
Türkiye’nin e-ticaret hacmi 43 milyar dolardan 115,4 milyar dolara yükseldi.

Aslında bu değişimi anlamak için istatistiklere bile çok gerek yok.

Çevremize bakmamız yeterli.

Eskiden biri bir şey alacağı zaman mağaza mağaza gezerdi.
Şimdi önce telefondan fiyat bakılıyor.
Yorum okunuyor.
“Yarın gelir mi?” diye teslimat süresi kontrol ediliyor.

Hatta bazen mağazada görülen ürün bile internetten sipariş ediliyor.

Çünkü artık insanlar sadece ürün almıyor.
Kolaylık satın alıyor.

Özellikle şirketler tarafında bu durum çok daha net hissediliyor.

Kimse tek bir eksik için gün içinde farklı yerlere yetişmeye çalışmak istemiyor.
Kırtasiye ayrı yerden, temizlik ürünü başka yerden, kahve başka yerden derken iş uzayıp gidiyor.

Bu yüzden Ofix gibi platformlar son dönemde şirketlerin işini ciddi anlamda kolaylaştırmaya başladı.

İnsanlar artık ofis ihtiyaçlarını tek tek düşünmek yerine, tek noktadan hızlıca çözmek istiyor.
Ürün bulunsun, fiyat uğraştırmasın, sipariş zamanında gelsin yeterli oluyor çoğu zaman.

Geldiğimiz noktada e-ticaret artık ekstra bir seçenek değil.
Günlük hayatın normal akışına dönüşmüş durumda.

Ve görünen o ki insanlar bu hızdan kolay kolay vazgeçmeyecek.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden Her İki Beyaz Yakalıdan Biri “Ben Bunu Daha Ne Kadar Yapacağım” Diyor?

Yayınlandı

tarihinde

İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası.
Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.

İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi.
Bir nevi kimlik.

Ama işte tam burada işler karışıyor.
Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.


Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil

Modern iş hayatı sana şunu söylüyor:
Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.

Yani bir nevi:
“Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”

Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor.
Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”

Spoiler: Fazla.


Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor

Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor.
Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj gelirse cevaplanıyor.
“Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.

Sonra bir de hayat var:
Ev, düzen, sorumluluklar…

Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun,
sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.


Aynı iş, farklı hayatlar

Aynı pozisyonda iki kişi düşün.
Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.

Ya da şöyle:
Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.

İşte o an bir şey kırılıyor.

Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.


Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor:
“Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”

Çünkü mesele işin kendisinden çok,
o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.

Ve belki de asıl ihtiyaç,
daha fazla çalışmak değil…
daha dengeli yaşamak.

Okumaya Devam Et

Trendler