Bizi Takip Edin

Lifestyle

Buzdolabında yiyecekler nasıl saklanır?

Yayınlandı

tarihinde

Buzdolabında yiyecek saklama yöntemleri Ofix Blog'da...

Dünya genelinde ve ülkemizde her yıl milyonlarca ton yiyecek, yanlış saklama koşullarından dolayı bozuluyor ve çöpe gidiyor. Satın aldığımız sebze, meyve, süt ve süt ürünleri ile diğer yiyecekleri buzdolabında doğru şekilde sakladığımızda uzun süre taze kalmalarını sağlarız. Aksi takdirde ne yazık ki en kaliteli buzdolapları bile yiyeceklerin çürümesini önlemede yetersiz kalır. Bu bağlamda örneğin meyveler ile sebzeleri bir arada buzdolabında saklama en yaygın yanlışlardan biridir. Nitekim meyveler bozulmaya başladığında etrafa etilen gazı yayarlar. Bu gazdan en çok yeşil sebzeler zarar görür. Bunun sonucunda israf meydana gelir. Oysa buzdolabında yiyecek saklama konusundaki farkındalıklar israfı önler. Aynı zamanda da gıda zehirlenmesi riskini azaltır. Ofiste veya evde buzdolabında yanlış koşullarda sakladığınız yiyecekler israfın ve gıda zehirlenmesi riskinin artmasına neden olur. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, buzdolabında yiyecek saklama konusunu ele alacağız. Buzdolabında hangi yiyeceklerin nasıl saklanması gerektiğini merak ediyorsanız, ihtiyaç duyduğunuz tüm bilgileri bu yazımızda bulabilirsiniz. 

Buzdolabınızda mevsim ayarı yapmalısınız.

Hangi marka ve modelde buzdolabı kullanırsanız kullanın, yılda iki defa buzdolabında mevsim ayarı yapmanız gerekir. Buzdolapları dış ortam sıcaklığından doğrudan etkilenen araçlardır. Buzdolabının içindeki sıcaklık derecesi mevsim şartlarına uygun değil ise yiyecekleri uzun süre taze tutması mümkün olmaz. Her buzdolabında mevsim ayarı yapmak için mekanik veya dijital bir termostat mevcuttur. Buzdolabınızı kış aylarında kış ayarıyla çalıştırmanız gerekir. Yaz aylarında ise yaz ayarına getirmelisiniz. Buzdolabınızda yapacağınız mevsim ayarı bir taraftan yiyecekleri daha uzun süre taze tutmanızı sağlar. Bir taraftan da enerji tasarrufu konusunda avantaj sağlar. Nitekim buzdolabınızı kış aylarında yaz ayarında çalıştırmanız büyük bir israf yaratır. Diğer taraftan, buzdolabının mevsim ayarını yiyecek veya içecekleri soğutmak için kullanmamak gerekir. Bu tür yanlış kullanım şekilleri de buzdolabında yiyecek saklama konusunda kötü sonuçlar doğurur. Dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de her yıl sırf mevsim ayarı nedeniyle bozulan yiyecekler birçok bakımdan sorun yaratıyor. 

Saklayacağınız yiyecekler için uygun kaplar kullanmalısınız.

Buzdolabında yiyecek saklama konusunda en önemli noktalardan bir diğeri uygun kap seçimidir. Bu konuda ülkemizde en yaygın yanlışların başında, dondurma veya yoğurt kaplarında yiyecek saklama geliyor. Ne var ki, dondurma veya yoğurt kapları buzdolabında yiyecek saklama için uygun değildir. Bu yanlışın temelinde, kapların üzerinde yer alan tavsiye edilen tüketim tarihinin (kısaca TETT) sadece yiyecekleri kapsadığı düşüncesi vardır. Oysa örneğin yoğurt kabının üzerindeki TETT sadece yoğurt için geçerli değildir. Yoğurt kabını da bu sürenin ardından kullanmamak gerekir. Aksi durumda ne yazık ki kapta da kimyasal değişimler gerçekleşir. Aynı şekilde dondurma kapları için de buna dikkat etmek gerekir. Nitekim dondurma kaplarının daha dayanıklı olması, TETT’nden sonra kullanılabilecekleri anlamına gelmez. Buzdolabında yiyecek saklama için bu amaçla üretimi gerçekleşen saklama kabı kullanmanız daha doğru bir yaklaşımdır. Plastik saklama kaplarında 4 numara veya PE, LD, HD sembolleri varsa bu kaplar buzdolabında yiyecek saklama için uygundur. 

Çiğ et veya balığı buzlukta saklamalısınız.

Buzdolabının en soğuk kısmını buzluk oluşturur. Buzluğa koyduğunuz yiyecekler daha uzun süre taze kalır. Ne var ki her yiyeceği buzluğa koymamak gerekir. Buzdolabında yiyecek saklama konusunda bu bağlamda da pek çok yanlış uygulama oldukça yaygın. Buzlukta yiyecek saklamak ancak çiğ yiyecekler için uygundur. Dolayısıyla çiğ et veya balığı buzlukta uzun süre saklamanız mümkün. Fakat pişmiş yiyecekler, pişirme işlemi sırasında kimyasal değişime uğrar. Bu nedenle buzlukta kısa sürede ekşimeye başlar. Dahası, buzlukta çiğ et veya balık saklarken bunları açıkta bırakmamak gerekir. Bunun için uygun bir saklama kabı veya saklama poşeti kullanmalısınız. Bu sayede bir taraftan buzlukta kötü koku oluşmasını önlersiniz. Bir taraftan da olası bir çürümenin etrafa yayılmasını engellersiniz. TETT geçen ürünleri ise buzlukta bile olsa saklamamak gerekir. Nitekim buzlukta bile olsalar çiğ ürünlerde zararlı mikroorganizma oluşumu olanaksız değildir. TETT geçen ürünlerde artan zararlı mikroorganizmalar insan sağlığı için çeşitli riskler meydana getirir. 

Sebze ve meyveleri bir arada saklamamalısınız.

Meyve çeşitleri bozulmaya başladıklarında çevrelerine çeşitli gazlar yayarlar. Bu gazlar içinde en önemlisi etilen gazıdır. Nitekim etilen gazının güçlü kimyasal bileşimi, meyveyle doğrudan temas içinde olmasa bile sebzelerde bozulmaya neden olur. Meyvelere oranla yeşil sebzelerin dayanıklılığı çok daha düşüktür. Bu nedenle, bozulmaya başlayan meyvelerden en fazla zararı yeşil sebzeler görür. Dolayısıyla buzdolabında taze sebze ve meyve saklamanın en iyi yolu, sebzeler ile meyveleri bir arada saklamamaktır. Çabuk bozulan ve hızlı pörsüyen sebze ve meyveler bir araya gelince en kaliteli buzdolabının bile saklama kalitesi düşer. Dahası, çabuk pörsüyen brokoli, fasulye, biber gibi sebzeler için buzdolabınızın sebze çekmecesinin nemli olması gerekir. Enginar ve kereviz gibi sebzeler ise bileşimindeki suyu kaybetmedikleri sürece taze kalır. Meyveler içinde özellikle çilek daha kısa sürede pörsür. Fakat elma, kivi, kavun ve muz nemden hoşlanmaz. Bu meyveler için buzdolabındaki meyve çekmecesinin nem miktarını düşürme imkanınız varsa bunu yapmanızda yarar vardır. 

Şarküteri ürünlerini üst raflarda saklamalısınız.

Pastırma, sucuk, kavurma, sosis gibi şarküteri ürünlerini saklamak için buzdolabında en uygun yer üst raflardır. Ne var ki şarküteri ürünlerinin çoğu zaman buzdolabı kapısında yer alan raflarda saklandığını görüyoruz. Oysa bu raflar buzdolabının kapısı üzerinde yer aldığı için günlük sıcaklık değişimlerinden fazlaca etkilenir. Bunun sonucunda şarküteri ürünlerinde küf oluşumu artar. Buzdolabında yiyecek saklama konusunda yiyecekleri buzdolabına doğru yerleştirmek kritik bir öneme sahiptir. Çünkü aksi durumda ne yazık ki yiyecekler daha kısa sürede çürür. Söz konusu olan şarküteri ürünleri olduğunda, yiyeceklerdeki bozulmalar daha kısa sürede gerçekleşir. Sucuk veya sosis üzerinde artan küf miktarı, bu bağlamda önemli bir işarettir. Bu ürünlerin buzdolabında olması, zararlı mikroorganizmalara karşı yeterince güvende oldukları anlamına gelmez. Sucuk veya sosis üzerinde artan küfler buzdolabındaki diğer yiyeceklere de zarar verir. Buzdolabında yiyecek saklama konusunda en küçük bir ihmal bazen tüm yiyecekler için kötü sonuçlar doğurur. 

Süt ve süt ürünleri için orta raflar uygundur.

Buzdolabında yiyecek saklama ile ilgili önemli konulardan bir diğeri de buzdolabında süt ve süt ürünlerini saklama şeklidir. Özellikle açık sütler bu bağlamda dikkat gerektirir. Nitekim satın aldığınız kutu süt, ağzı kapalı kaldığı sürece uzun süre taze kalır. Ancak kutu sütü ağzı açık şekilde buzdolabına koyarsanız hızla ekşimesine neden olursunuz. Buzdolabınızda mevsim ayarı doğru değil ise bu süre daha da düşer. Satın aldığınız hazır yoğurdu ise en geç 1 hafta içinde tüketmelisiniz. Oysa ev yapımı yoğurtlar daha uzun bir tüketim süresine sahiptir. Kaşar peyniri, beyaz peynir gibi ürünleri de ortalama 3 hafta buzdolabında saklamanız mümkün. Bu ürünler için buzdolabındaki en uygun kısım ise orta raflardır. Buzdolaplarında alt kısımlara doğru indikçe nem artar. Bu nedenle en alt kısımlar taze sebze ve meyveler için uygundur. Ancak üst kısımlar da süt ve süt ürünleri için uygun değildir. Çünkü düşük sıcaklık, süt ve süt ürünlerinde ekşime meydana getirir. 

Buzdolabında yiyecek saklarken market poşetlerini kullanmamalısınız.

Market poşetleri gıda alışverişleri sırasında ürünleri taşımak için pratik çözümler sunar. Küçük, orta veya büyük boy market poşetleri ürün taşımak için gerekli dayanıklılığa sahiptir. Ne var ki bu poşetler buzdolabında yiyecek saklama için uygun değildir. Poşette uzun süre bekleyen sebze ve meyveler daha kısa sürede çürür. Üstelik bekleme süresince poşetler ile yiyecekler arasında plastik geçişi meydana gelir. Oysa ülkemizde maalesef sebze ve meyveleri market poşeti içinde saklamanın çürümeyi engellediği düşüncesi oldukça yaygın. Gerçekte market poşetleri buzdolabındaki sebze ve meyvelerin çürüme hızını arttırır. Aynı şekilde buzlukta yiyecek saklamak için de market poşetleri uygun araçlar değildir. Buzdolaplarındaki sebze ve meyve çekmeceleri, yiyeceklerin su kaybını önlemek için özel tasarımlara sahiptir. Market poşetleri bu konuda hiçbir zaman başarılı çözümler sunmaz. Buzdolabında saklayacağınız sebze ve meyveleri poşete koymadan, sebze ve meyve çekmecesinde daha uzun süre taze tutmanız mümkün. 

Oda sıcaklığına gelmeden buzdolabına yiyecek koymamalısınız.

Buzdolabında yiyecek saklama konusunda en yaygın yanlışlardan biri de buzdolabına sıcak yemek koymaktır. İster kış mevsiminde olsun, isterse yaz mevsiminde bu uygulama buzdolabına ve yiyeceklere çok zarar verir. Sıcak yemeklerin yaydığı ısı, buzdolabının soğutma işlemi için daha fazla enerji harcamasına yol açar. İçerideki ısı yükseldikçe zararlı mikroorganizmaların üremesi için daha elverişli koşullar meydana gelir. Buzdolabında gerçekleşen bu tür sıcaklık değişimleri, sadece pişmiş yiyecekleri bozmaz. Aynı zamanda çiğ yiyeceklere de zarar verir. İçeride artan su buharı küfler için ideal bir zemin hazırlar. Tencere kapağındaki buhar suya dönüşüp tencereye düşer. Bu konuda özellikle pilav ve benzeri yiyecekler daha dezavantajlıdır. Yemeği ekşiten su buharı, ilk başlarda sadece tat duygusuna zarar verir. Gerçekte zararlı mikroorganizmaların vücuda girişiyle mide ve bağırsak sağlığı da zarar görür. Buzdolabında yiyecek saklama konusunda farkındalıklarınız arttıkça ekşi yemek sorunu ile daha nadir karşılaşırsınız. Aynı zamanda da buzdolabında tasarruf yöntemleri konusunda avantaj elde edersiniz. 

Ofis dostu buzdolabı poşetleri Ofix.com’da!

Buzdolabında yiyecek saklama konusunda faydalı bilgiler paylaştığımız bu yazımızı küçük bir hatırlatmayla tamamlamak istiyoruz. Online ofis marketiniz Ofix.com, ofislerin en çok sipariş verdiği buzdolabı poşetlerine uygun fiyat avantajıyla sahip olma fırsatı sunmakta. Sitemizde satışı devam eden tüm buzdolabı poşeti çeşitlerini buradan inceleyebilirsiniz. Kurumsal müşterilerimiz için sunduğumuz özel fırsatlardan yararlanmak için ise burayı tıklayabilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz… 

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Türkiye İlk Kez Sabah Maçlarına Çıkıyor: Ülkece Uyku Düzeni Dağılıyor

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye olarak yıllardır gece maçına alışmış insanlarız.
20.45 mi? Mis gibi saat.
Çay koy, kanepeye yayıl, maçı aç.

Ama sabah 06.00’da milli maç izlemek…
İşte orada pek alışık değiliz gibi.

Bu Dünya Kupası’yla birlikte ilk kez “güne Türkiye maçıyla başlama” dönemine giriyoruz.
Yani artık alarm sesi bile stres yaratacak.

Sabah Alarmıyla Milli Duygu Aynı Anda Yaşanır mı?

Muhtemelen yaşanacak.

Çünkü milyonlarca insan ilk kez kendi isteğiyle 05.30 alarmı kuracak.
Normalde işe zor uyanan insanlar, Türkiye maçı için karanlıkta ayakta olacak.

Ve o sabah herkesin evinde aşağı yukarı aynı sahne dönecek:

  • Tek göz açık televizyonu açma çabası
  • Mutfakta sessiz sessiz kahve yapma
  • “Daha hava bile aydınlanmadı ya” söylemleri
  • İlk düdükle birlikte bir anda kendine gelme

Ofisler Birkaç Gün Hafif Dağılabilir

Şimdiden söyleyelim…
Bu maç saatleri ofis düzenini biraz bozacak gibi duruyor.

Çünkü biri maçı izlemek için 3 saat uyuyacak.
Biri “Uyumam ben” diyecek, öğleden sonra ekrana boş boş bakacak.
Birileri toplantıda istemsizce maç yorumu yapacak.

Hatta bazı ofislerde şu konuşmaların geçme ihtimali çok yüksek:

— “Kaçta yattın?”
— “Yatmadım.”
— “Maçı izledin mi?”
— “İkinci yarıyı hatırlamıyorum bile.”

FIFA Biraz Bizi Zorlamış Gibi

Maç saatleri şöyle:

  • 07.00
  • 06.00
  • 05.00

Yani biri özellikle “Türk halkının sabır seviyesi ölçülsün” istemiş gibi.

Ama işin garip tarafı şu:
Ne kadar erken olursa olsun, konu milli maç olunca insanlar yine ekran başına geçiyor.

Normalde sabah yürüyüşüne çıkmayan adam, Türkiye maçı için gün doğmadan kahveyle koltuğa kurulacak.

Bu Turnuvanın Gizli Kahramanı Kahve Olabilir

Bu süreçte en yoğun mesaiyi futbolcular kadar kahveler de yapacak gibi duruyor.

Çünkü sabah 5’te maç izlemek normal seyircilik değil.
Bir noktadan sonra hayatta kalma mücadelesine dönüyor.

Şimdiden bazı klasikler oluştu bile:

  • “Ben maçı ofisten açarım”cılar
  • Termosu akşamdan hazırlayanlar
  • Maç günü toplantıyı ertelemeye çalışanlar
  • Ve “Ben zaten erken kalkıyorum” diye hava atanlar

Ama Güzel Tarafı da Bu Galiba

Ne kadar uykusuz olursak olalım…
O saatlerde yine milyonlar aynı anda aynı maçı izleyecek.

Bir yanda kahve, bir yanda milli heyecan.
Göz yarı kapalı ama yorumlar tam gaz.

Çünkü Türkiye’de milli maç sadece futbol değil.
Biraz stres, biraz umut, biraz da “Bu maçı alırız” inadıdır.

Ve galiba ilk kez,
Dünya Kupası’nı “günaydın” diyerek yaşayacağız.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Eskiden “Çıkıp Alalım” Diyorduk, Şimdi Kargo 1 Gün Gecikince Sinirleniyoruz..

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’de e-ticaret artık sadece “internetten alışveriş” meselesi değil.
İnsanların günlük alışkanlıklarını değiştiren bambaşka bir düzene dönüştü.

Bir dönem internetten sipariş vermek insanlara riskli gelirdi.
Şimdi ise kargo bir gün geç kalsa herkesin canı sıkılıyor.

Çünkü alıştık.
Hem de çok hızlı alıştık.

Son 5 yılda Türkiye’de e-ticaret hacminin yaklaşık 12 kat artıp 10,6 trilyon liraya ulaşması da bunu açıkça gösteriyor.

Üstelik sadece para büyümüyor.
İşlem sayısı da inanılmaz seviyelere çıktı.

Bugün Türkiye’de e-ticaret işlem sayısı 25,85 milyara ulaşmış durumda.
Yani insanlar artık büyük küçük fark etmeksizin birçok ihtiyacını internetten çözmeye başladı.

Bir kulaklık…
Bir kahve makinesi…
Bir paket fotokopi kağıdı…
Hatta ofisin çayı kahvesi bile artık birkaç dakikada sipariş veriliyor.

Dolar bazında bakıldığında da tablo aynı.
Türkiye’nin e-ticaret hacmi 43 milyar dolardan 115,4 milyar dolara yükseldi.

Aslında bu değişimi anlamak için istatistiklere bile çok gerek yok.

Çevremize bakmamız yeterli.

Eskiden biri bir şey alacağı zaman mağaza mağaza gezerdi.
Şimdi önce telefondan fiyat bakılıyor.
Yorum okunuyor.
“Yarın gelir mi?” diye teslimat süresi kontrol ediliyor.

Hatta bazen mağazada görülen ürün bile internetten sipariş ediliyor.

Çünkü artık insanlar sadece ürün almıyor.
Kolaylık satın alıyor.

Özellikle şirketler tarafında bu durum çok daha net hissediliyor.

Kimse tek bir eksik için gün içinde farklı yerlere yetişmeye çalışmak istemiyor.
Kırtasiye ayrı yerden, temizlik ürünü başka yerden, kahve başka yerden derken iş uzayıp gidiyor.

Bu yüzden Ofix gibi platformlar son dönemde şirketlerin işini ciddi anlamda kolaylaştırmaya başladı.

İnsanlar artık ofis ihtiyaçlarını tek tek düşünmek yerine, tek noktadan hızlıca çözmek istiyor.
Ürün bulunsun, fiyat uğraştırmasın, sipariş zamanında gelsin yeterli oluyor çoğu zaman.

Geldiğimiz noktada e-ticaret artık ekstra bir seçenek değil.
Günlük hayatın normal akışına dönüşmüş durumda.

Ve görünen o ki insanlar bu hızdan kolay kolay vazgeçmeyecek.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden Her İki Beyaz Yakalıdan Biri “Ben Bunu Daha Ne Kadar Yapacağım” Diyor?

Yayınlandı

tarihinde

İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası.
Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.

İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi.
Bir nevi kimlik.

Ama işte tam burada işler karışıyor.
Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.


Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil

Modern iş hayatı sana şunu söylüyor:
Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.

Yani bir nevi:
“Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”

Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor.
Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”

Spoiler: Fazla.


Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor

Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor.
Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj gelirse cevaplanıyor.
“Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.

Sonra bir de hayat var:
Ev, düzen, sorumluluklar…

Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun,
sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.


Aynı iş, farklı hayatlar

Aynı pozisyonda iki kişi düşün.
Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.

Ya da şöyle:
Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.

İşte o an bir şey kırılıyor.

Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.


Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor:
“Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”

Çünkü mesele işin kendisinden çok,
o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.

Ve belki de asıl ihtiyaç,
daha fazla çalışmak değil…
daha dengeli yaşamak.

Okumaya Devam Et

Trendler