Bizi Takip Edin

Lifestyle

Ceviz hafızayı güçlendirir mi?

Yayınlandı

tarihinde

"Ceviz hafızayı güçlendirir mi?" sorusunun cevabı Ofix Blog'da...

Hafızamız zayıflıyor, kaydetmediğimiz şeyleri hatırlamada ciddi güçlükler yaşıyoruz. Bu noktada akıllara ister istemez ceviz geliyor. Acaba ceviz hafızayı gerçekten de güçlendirir mi? Hafıza üzerinde ceviz gerçekten de anlatıldığı kadar etkili midir? 

“Ceviz hafızayı güçlendirir mi?” sorusu çerçevesinde ceviz ve hafıza arasındaki ilişkiler hakkında derlediğimiz bilgiler işte huzurlarınızda… 

Önce hafızadan başlayalım.

Hafızayı kısaca beyinde bilgi, deneyim ve duyguların kayıt altına alındığı bölümlerin genel adı olarak tanımlayabiliriz. En gelişmiş beyin yapısına sahip olan insanda hafızanın sınırları oldukça geniş. Doğuştan gelen özelliklerimiz sayesinde bilgi, deneyim ve duygularımızı kayıt altına kolayca alabiliyoruz. Bazı insanlarda genetik nedenler ve çevresel etkenlerden dolayı hafıza doğuştan veya sonradan zayıflayabiliyor. Fakat insan hafızası aslında, sınırları son derece geniş bir depolama alanıdır. Beynini ve bilişsel yetilerini iyi kullanan kişilerde hafıza hem daha güçlüdür, hem de çok daha geniştir. Hafızayı özel birtakım yöntemlerle geliştirmek de mümkündür. Nasıl ki sporcular özel birtakım egzersizlerle kaslarını geliştirip spor için gerekli özellikleri kazanabiliyorsa, aynı şekilde bilişsel yetileri etkin şekilde kullanmayı sağlayan egzersizlerle hafızayı geliştirmek de mümkündür. Bu egzersizler herkes için aynı sonuçları vermese de bunların genel olarak hafıza üzerinde faydalı etkilerinin olduğunu gösteren pek çok bilimsel araştırma mevcut. 

Hafızayla ilgili yapılan incelemeler ışığında bilim insanları, hafızanın farklı türlerinin olduğunu savunuyor sevgili arkadaşlar. Bunlardan ikisini mutlaka duymuşsunuzdur; kısa süreli hafıza ve uzun süreli hafıza. Öğrendiğiniz bir bilgi eğer uzun süreli hafızanıza yerleşmişse, normal şartlar altında bu bilgiyi hatırlamada ciddi bir sorunla karşılaşmazsınız. Kısa süreli hafıza ise anlık olarak gerekli bilgileri hatırlamanızı sağlar. Örneğin, vitrinde gördüğünüz elbisenin ne renk olduğunu kısa süreli hafızanıza alabilirsiniz. Bu size kıyafet seçiminde yardımcı olabilir. Fakat beyin bu bilgiyi ilerisi için faydalı görmediği için uzun süreli hafızaya almayabilir. Birkaç gün sonra elbisenin rengini hatırlamada güçlük çekiyorsanız, beyniniz size aslında bunu pek önemsememişsin, mesajı verir. Buna bir örnek de kendimden vereyim. Telefon numaramı sorduklarında, hep kullandığım ilk hattımın numarasını söylüyorum. Beynim bu bilgiyi uzun süreli hafızama almış, çünkü bunu gerçekten önemsiyorum. İkinci numaram ise hep kısa süreli hafızamda kalıyor. Bu bilgiyi beynim uzun süreli hafızama kaydetmiyor. 

Ceviz hafızayı nasıl etkiler?

Anısal hafıza, anlamsal hafıza, işlemsel hafıza, görsel hafıza gibi başka pek çok hafıza çeşidinden bahsedilebilir. Bunların hepsi beynimizde farklı bölgeler tarafından yönetilmekte. Bununla birlikte, bilişsel fonksiyonlar ve beynin çalışma şekli söz konusu olduğunda, hafızayı etkileyen ve güçlendiren unsurların aslında aynı olduğunu söyleyebiliriz. Bunun en önemli nedeni beyin fizyolojisidir. Söz gelişi, kanınızdaki şeker veya oksijen düzeyi azaldığında tüm hafıza merkezleriniz bundan etkilenir. Beynin temel besin maddelerinden biri olan fruktoz, tüm hafıza merkezlerinizin hatırlama süreçlerini güçlendirir. Omega-3 de yine tüm hafıza merkezleri üzerinde faydalı etkilerde bulunur. Dolayısıyla, ceviz hafızayı nasıl etkiler diye düşünürken hafızayı bir bütün olarak ele alabiliriz. Farklı hafıza türleri üzerinde ayrı ayrı durmamıza gerek yok. 

Cevizde yüksek miktarda demir, kalsiyum, fosfor, potasyum, çinko, bakır ve selenyum mineralleri var. Vitaminler içinde ceviz A, B kompleks, C, E ve K vitaminleri bakımından oldukça zengin. Bu mineral ve vitaminlerin hepsi, bilişsel fonksiyonları güçlendirici etkiye sahip. Ancak ceviz hafızayı daha çok çoklu doymamış yağ asitleri sayesinde güçlendiriyor. Bu asitler içinde omega-3 ve omega-6 yağ asitlerinin etkisi büyük. Çünkü bu yağ asitleri, sinir sistemi üzerinde uyarı akışını güçlendiriyor. Ve beynin daha fazla uyarıyı daha etkin şekilde algılamasına, depolamasına ve gerektiğinde kullanmasına yardımcı oluyor. Tıp literatüründe fitokimyasallar olarak bilinen bu maddeler yalnızca hafıza üzerinde değil, aslında tüm bilişsel fonksiyonlar üzerinde etkili. Hatırlamak bunlardan yalnızca biri. Bağlantı kurmak, sonuç çıkarmak, hesaplama yapmak gibi pek çok bilişsel fonksiyon, beyin fizyolojisine doğrudan etkileyen fitokimyasallar sayesinde daha hızlı ve kolay şekilde gerçekleşmekte. 

Çoklu doymamış yağ asitleri nedir?

Cevizin faydaları bu bağlamda çok önemli. Vücudumuzun en önemli enerji kaynaklarından biri yağlardır. Sağlıklı beslenmek için günlük kalori ihtiyacımızın yüzde 20’sini yağlardan almamız gerekir. Mutfak yağları söz konusu olduğunda yağ türlerini zeytinyağı, ayçiçek yağı, mısır özü yağı, fındık yağı, soya yağı ve kanola yağı şeklinde sınıflandırabiliriz. Bilimsel açıdan baktığımızda ise aslında yağlar, doymuş yağ asitleri ile doymamış yağ asitleri şeklinde iki temel kategoriye ayrılır. Bunlardan doymuş yağ asitleri, oda sıcaklığında katı halde bulunur ve kolesterolün yükselmesine neden olur. Hayvansal kaynaklı besinlerden kırmızı et ve beyaz et ile bitkisel kaynaklı besinlerden Hindistan cevizi yağı, doymuş yağ asitleri bakımından zengindir. Doymamış yağ asitleri ise oda sıcaklığında sıvı haldedir ve büyük çoğunluğu bitkisel kaynaklıdır. Metabolizmanın sağlıklı çalışabilmesi için vücuda en gerekli yağ asidi çeşidi doymamış yağ asididir. Bunlar da kendi içlerinde ikiye ayrılır; tekli doymamış yağ asitleri ve çoklu doymamış yağ asitleri. 

Tekli doymamış yağ asitleri bakımından zengin besinlerin başında fındık, zeytinyağı ve kanola gelir. Çoklu doymamış yağ asitleri bakımından zengin besinlerin başında ise ceviz, mısır, ayçiçeği ve soya gelir. Vücudun enerji ihtiyacı söz konusu olduğunda, doymuş yağ asitleri güçlü birer enerji kaynağıdır. Fakat bunların yakılması zor olduğu için vücutta depolanma ihtimali yüksektir. Doymuş yağ asitleri bakımından zengin yağları tercih etmeniz durumunda karaciğer yağlanması, kilo artışı, hatta obezite gibi sorunlarla karşılaşabilirsiniz. Vücudun enerji ihtiyacını karşılamak için doymamış yağ asidi içeren yağlar daha doğru bir seçimdir. Ancak vücudumuz tekli doymamış yağ asitlerini sentezleyebilirken, çoklu doymamış yağ asitlerinin sentezini yapamamakta. Başka deyişle, vücuda çoklu yağ asitlerinin ancak dışarıdan alınması gerekiyor. Bunların ihmali durumunda, beyin fonksiyonları yeterince etkin şekilde çalışmamakta. Çocuklar ve gençler söz konusu olduğunda sağlıklı beyin gelişimi için çoklu doymamış yağ asitlerinin önemi büyük. Çoklu doymamış yağ asitlerinin eksikliği sonucu metabolik hastalıklar ve bazı nöropsikiyatrik bozukluklar daha sık görülmekte. 

Cevizdeki mineral ve vitaminler beyin sağlığını nasıl etkiler?

Ceviz hafızayı daha ziyade çoklu doymamış yağ asitleri sayesinde güçlendirse de cevizdeki mineral ve vitaminlerin beyin sağlığına etkilerinden de bahsetmek gerekir. Sağlıklı bir beyne sahip olan kişilerin hafızası çok daha güçlüdür. Cevizdeki demir, kanda oksijeni taşıyan kan hücrelerinin ve bazı enzimlerin üretimine katkı sağlar. Demir eksikliği şikayeti yaşıyorsanız, doku ve organlarınıza yeterince oksijen taşınmaz. Ve bu durum, bazı metabolik sorunlara yol açabileceği gibi hatırlama güçlüğü, dikkat dağınıklığı gibi bazı bilişsel fonksiyon bozukluklarına da yol açabilir. Cevizdeki kalsiyum, sinir sistemi üzerinde uyarıcı ve düzenleyici etkiye sahiptir. Sinir sisteminizdeki uyarı akışı düzgün şekilde çalışmazsa bilişsel fonksiyonlarınızı kullanırken bazı sorunlarla karşılaşabilirsiniz. Bileşimindeki fosfor sayesinde ceviz, bozulan doku ve hücrelerin onarılmasına katkı sağlar. Herhangi bir kaza veya yaralanma nedeniyle zarar gören beyin hücrelerinin iyileşebilmesi için vücudun fosfora ihtiyacı vardır. Cevizdeki potasyum, çinko, bakır ve selenyum mineralleri de yine sinir sistemi üzerinde uyarıcı ve düzenleyici etkilere sahiptir. 

Cevizin zengin mineral içeriğinin yanı sıra vitamin içeriği de beyin sağlığı ve hafıza üzerinde oldukça etkilidir. Cevizde bulunan A vitamini, vücuttaki serbest radikallere karşı koruyucu etkiye sahiptir. A vitamini sayesinde beyin kanserinden korunabilirsiniz. A vitamini ayrıca, beynin görme merkezlerini güçlendirir, görsel hafızayı kuvvetlendirir. Cevizdeki B kompleks vitaminleri, sinir hücrelerinin onarılmasını ve uyarı akışının düzenlenmesini sağlar. C vitamini sayesinde ceviz, beyin hücrelerini yaşlanmanın zararlı etkilerine karşı korur. Cevizdeki E vitamini, beyne kan taşıyan damarları güçlendirir ve beyne daha fazla kan ulaşmasını sağlar. Bileşimindeki K vitamini ise kandaki pıhtılaşmayı kontrol eder, beyni çevreleyen dokuların güçlenmesini sağlar. Beyin ve çevresinde oluşan doku zedelenmelerinin tedavisinde K vitamini oldukça etkilidir. Bu vitamin içeriği sayesinde beyin sağlığını güçlendiren ceviz hafızayı da güçlendirmekte. Herhangi bir nedenle beyin sağlığı ve hafızayla ilgili olumsuz bir gelişmeyle karşılaştığınızda, ceviz tüketiminizi arttırarak iyileşme sürecinizi hızlandırabilirsiniz. 

Günde 3-4 adet ceviz hafızayı güçlendirir.

Evet arkadaşlar, “Ceviz hafızayı güçlendirir mi?” sorusuna cevap olarak derlediğim bilgiler işte bu şekilde. Bu noktada akıllara, “Peki ne kadar ceviz tüketmeliyiz?” şeklinde bir soru gelebilir. Son olarak buna da cevap vereyim. Cevizin çoklu doymamış yağ asitleri bakımından zengin olması, vücudun da bu yağ asitlerine ihtiyacının fazla olması, günde avuç avuç ceviz tüketmenizi gerektirmez. Üstelik, kilo almanıza yol açabilir. Çünkü vücudumuz, başka birçok şeyde olduğu gibi yağların kullanılması ve depolanması konusunda da çok hassas bir düzene sahiptir. İhtiyaç duyduğu kadarını kullanır, fazlasını depolar. Ancak bu depolama şekli, yağların kimyasal özelliklerinin bozulmasına yol açar ve etkisini kaybettirir. Günde 3-4 adet ceviz tüketirseniz, vücudunuz çoklu doymamış yağ asitleri ile diğer mineral ve vitaminleri karşılar. Bu sayede ceviz hafızayı etkin şekilde güçlendirir. Fazla tüketim şekillerinde ise çoklu doymamış yağ asitlerinden yararlanamazsınız. Daha güçlü bir hafıza ve daha iyi bir beyin sağlığı için günde 3-4 adet ceviz gerekli ve yeterlidir. 

Her zamanki gibi sözlerimi bir reklamla tamamlayayım arkadaşlar. Benim sevgili şirketim Ofix, kuruyemiş grubunda geniş bir ürün çeşitliliğine sahip. Ceviz ve diğer tüm kuruyemiş siparişlerinizi Ofix üzerinden verebilir, uygun fiyat avantajı ve 1 günde teslimat hizmetimizden yararlanabilirsiniz. Kurumsal müşterilerimiz için sunduğumuz özel fırsatlardan yararlanmak içinse OfixPlus üyesi olabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler