Bizi Takip Edin

Lifestyle

Cildi sonbahara hazırlamak için zerdeçal maskesi nasıl yapılır?

Yayınlandı

tarihinde

Cildi sonbahara hazırlamak için zerdeçal maskesi yapımı hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Sonbaharın yaklaştığı bu zaman diliminde cildimizde önemli birtakım değişimler meydana gelmekte. Yaz sıcakları geride kalıp havaların serinlemesiyle birlikte kan dolaşımımız yavaşlamakta ve cildimizin ihtiyaç duyduğu vitamin, mineral, antioksidan ve diğer besleyici maddeleri alması zorlaşmakta. Cildimizi sonbahara hazırlamak için zerdeçal maskesi iyi bir seçim olabilir. Potasyum, kalsiyum, demir ve C vitamini bakımından zengin bir bileşime sahip olan zerdeçalın bal ve yoğurtla karıştırılmasıyla elde edilen zerdeçal maskesi cildi beslemekte ve kolajen üretimini desteklemekte. Aynı zamanda da deri pullanması ve egzamaya iyi gelen zerdeçal maskesi, ciltte sonbaharla birlikte oluşan elastikiyet kaybını önlemekte. Ofix Blog‘da bu haftaki sağlık köşemizde, cildi sonbahara hazırlamak için zerdeçal maskesi yapımı hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız. 

Sonbaharın gelişiyle birlikte cildimizde ne gibi değişimler meydana gelir?

Sonbaharın gelişiyle birlikte vücudumuz, havaların soğumasına bağlı olarak ısı kaybını önlemek için kan dolaşımını azaltır. Aynı zamanda da yağ ve ter bezlerimizin çalışmasını yavaşlatır. Kan dolaşımı yavaşladığı için cildimizin ihtiyaç duyduğu vitaminler, mineraller, antikoksidanlar ve diğer besleyici maddeler cilde yeterince ulaşmaz. Bunun sonucunda sonbaharla birlikte cilt kuruluğu başlar. İleriki aşamalarda ciltte kızarıklık, kaşıntı ve yanma hissi oluşur. Yağ ve ter bezlerindeki yavaşlama nedeniyle ciltte oluşan yüksek miktarda yağ ve nem kaybı, cildin canlı ve parlak görüntüsünü kaybetmesine yol açar.

Sonbaharda artan cilt kuruluğu, özellikle de tüm günü ofiste geçen beyaz yakalılar için büyük bir sorun haline gelmekte. Üstelik, ofiste klima veya kombinin gereğinden fazla kullanılması nedeniyle oluşan yüksek sıcaklık, cilt kuruluğunu daha da arttırıcı bir rol üstlenir. Bu durumdan en fazla kuru ciltler etkilenmekte. Öyle ki, ciltlerinde başlayan pul pul dökülmeleri gizlemek için daha fazla fondöten ve kozmetik ürün kullanırlar. Ne var ki, cilt kuruluğunu önlemek için fondöten kullanmanın hiçbir faydası olmadığı gibi, fazla miktarda kullanılan fondöten ve diğer kozmetik ürünler nedeniyle cildin nefes alması daha da zorlaşır. Hal böyle olunca, cilt kuruluğu ve deri döküntüleri azalmak bir tarafa, giderek artar.

Sonbaharın gelişiyle birlikte ciltte oluşan en önemli değişimlerden biri de cildin lipid tabakasının, yani doğal nemin tutulduğu yağ asitleri kompeksinden oluşan koruyucu tabakasının incelmesidir. Yağlı ciltler, soğuğa karşı genel olarak daha dayanıklıdır. Fakat, yağlı ciltlerde nem dengesini sağlamak özellikle sonbaharın gelişiyle birlikte daha da zorlaşır. Eğer yağlı bir cildiniz varsa, sonbaharda cilt bakımı için yağ bazlı değil, su bazlı nemlendiricileri tercih etmelisiniz. Ve tabii, nemlendiriciyi dışarıya çıkmadan önce değil, yatmadan önce uygulamalısınız. Cildin lipid tabakasındaki aşınma, banyo sıcaklığına bağlı olarak artış gösterebilir. Bu nedenle, banyonuzu fazla sıcak suyla yapmamaya da dikkat etmelisiniz. Aksi durumda cildinizde akne, sebore, milium kistler ve bazı mantar hastalıkları oluşabilir.

Niçin zerdeçal maskesi?

Zerdeçalın besin değeri, cilt bakımı ve cilt sağlığı açısından oldukça önemlidir. Nitekim, 100 gram zerdeçalda 2080 mg potasyum, 168 mg kalsiyum, 55 mg demir ve 0.7 mg C vitamini bulunur. Bileşimindeki yüksek potasyum sayesinde zerdeçal, cildin nem dengesini korumasına yardımcı olur, nemi daha uzun süre absorbe eder. Kalsiyum sayesinde doku ve hücrelerin sağlamlığını ve canlılığını korumasını sağlar. Demir sayesinde kan dolaşımını arttırır ve cilt hücrelerine daha fazla vitamin ve mineral taşınmasına yardımcı olur. C vitamini sayesinde ciltte lezyon oluşumunu engeller, serbest radikallerin dolaşımını önler, lekelere iyi gelir ve cildin bariyer fonksiyonunu güçlendirir.

Zerdeçal maskesi hazırlanırken zerdeçalın yanı sıra bal ve yoğurt kullanılmakta. Balın besin değeri türüne göre değişse de 100 gram balda ortalama 75 gram karbonhidrat, 17 gram su, 47 mg potasyum, 5 mg kalsiyum, 2.4 mg C vitamini ve 1.3 mg demir olduğunu söyleyebiliriz. Bu bileşimi nedeniyle balın antibakteriyel ve antiseptik özellikleri yüksektir. Cilt üzerinde ise bariyer fonksiyonunu güçlendirici etkisi vardır. Sonbaharın gelişiyle birlikte artmaya başlayan cilt çatlakları ve pullanmalar, cildin enfeksiyonlara daha kolay yakalanmasına yol açar. Oysa zerdeçal ile bal cilde birlikte uygulandığında cilt çatlakları ve pullanmalara karşı daha etkin sonuçlar alınır. Bu yönüyle zerdeçal ve bal bileşimi, en kaliteli fondötenlerin bile yapamayacağı etkileri cilde doğal olarak kazandırır.

Zencefilin balın yanı sıra yoğurtla da birlikte uygulanması, özellikle lipid tabakası üzerinde çok daha faydalı hale gelmesini sağlar. Vücudumuzdaki hücre ve dokular, başta sağlıksız beslenme olmak üzere çeşitli nedenlerden dolayı zarar görmekte. Günlük düzenli olarak tüketilen yoğurt, hücre ve dokuların onarılmasına büyük katkı sağlıyor. Özellikle yüksek miktarda riboflavin içeren yoğurt suyu, bu onarımda daha etkin bir rol üstlenmekte. Protein, mineral ve vitaminler bakımından da zengin bir kaynak olan yoğurt, yaraların iyileşme sürecini hızlandırıyor. Ciltte oluşan sivilce ve kızarıklıklara iyi gelen yoğurt, bazı mantar enfeksiyonlarına karşı da koruma sağlamakta.

Zerdeçal maskesi nasıl hazırlanır?

Zerdeçal maskesi hazırlamak için 1 tatlı kaşığı zerdeçal, 1 tatlı kaşığı bal ve 1 tatlı kaşığı yoğurt yeterlidir. Eğer yağlı bir cilde sahipseniz, yoğurdun yağsız olmasını tercih edebilirsiniz. Kuru bir cilde sahipseniz, tam yağlı yoğurt kullanabileceğiniz gibi, yağsız yoğurda badem yağı veya Hindistan cevizi yağı ekleyebilirsiniz. Bu gibi faydalı yağları bulmakta güçlük çekiyorsanız, sızma zeytinyağı da kullanabilirsiniz. Zerdeçal maskesi tarifi esasen zerdeçal, bal ve yoğurttan oluşsa da ihtiyaçlara göre farklılaşabilmekte. Öyle ki, gün içinde eğer yeterince C vitamini alamıyorsanız, maskenizde birkaç damla limon suyu kullanabilirsiniz. Yeterince C vitamini alıyor veya C vitamini takviyesi kullanıyorsanız, zerdeçal maskesi içinde limon suyu kullanmanıza gerek yok. Zerdeçal sivilce tedavisinde kullanılacaksa limon suyu yerine bu konuda daha etkili bir bileşime sahip elma sirkesi de tercih edilebilir.

Maskeyi hazırlamak için tüm malzemeleri bir kase içinde güzelce karıştırmanız yeterli. Tüm malzemeleri birlikte karıştırabileceğiniz gibi, isterseniz önce zerdeçal ile balı karıştırabilir, ardından yoğurdu ve arzu ettiğiniz faydalı yağları ekleyebilirsiniz. Karışım macun kıvamına geldiğinde zerdeçal maskesi uygulamasına geçebilirsiniz. Uygulamayı yapmak için temiz bir makyaj fırçası kullanabilirsiniz. Maskeyi yüzünüzde 15-20 dakika kadar tutmanız yeterli. Ardından, bol suyla cildinizi temizleyebilirsiniz. Zerdeçal limon maskesi kullananlar limonun asidik bileşimi nedeniyle herhangi bir yanma veya kaşıntı hissetmeleri halinde, sürenin dolmasını beklemeden uygulamaya son verebilir. Zerdeçal bal maskesi de karma ciltlerde kaşıntıya yol açabileceğinden, herhangi bir şikayet oluştuğunda uygulamayı sonlandırmakta yarar var.

Zerdeçal maskesi ile cilt beyazlatma nasıl yapılır?

Yaz aylarında yoğun güneş ışığına maruz kalma ve diğer çevresel nedenlerden dolayı cilt üzerinde lekeler oluşabilmekte. Sağlıksız beslenme ve yeterince su tüketmeme gibi nedenlerden dolayı da yaz aylarında cildin doğal görünümü kaybolmakta. Cildi beslemek ve kaybettiği doğal rengini kazandırmak için sonbaharda zerdeçal maskesi uygulamak etkin sonuçlar almanızı sağlayabilir. Zerdeçal maskesi aynı zamanda da peeling için de iyi bir seçimdir. Eğer zerdeçal maskesi ile peeling yapmak istiyorsanız, maskenize 1 tatlı kaşığı buğday unu veya pirinç unu ile birkaç damla limon suyu ekleyebilirsiniz. Zerdeçal maskesi ile cilt beyazlatma yapmak istiyorsanız, haftada 2 gün cildinize zerdeçal maskesi uygulamanız yeterli olacaktır.

Zerdeçal maskesi cilde zarar verir mi?

Zerdeçalın cilde faydaları olduğu gibi zararları da olabilir. Nitekim, güzellik için cilt üzerinde gereğinden fazla uygulanan zerdeçal maskesi nedeniyle ciltte leke oluşumu görülebilmekte. Bu lekeler genellikle birkaç yıkamadan sonra doğal olarak kaybolsa da uzun süreli yanlış kullanımlar kalıcı sorunlara yol açabilir. Aynı şekilde, zerdeçal yüz maskesi içinde kullanacağınız bal ve yoğurdun niteliği de önemli. Yağlı bir cilde sahipseniz, cildinize yağlı bir zerdeçal maskesi uygulamanız durumunda cildinizde aşırı kızarıklık, kaşınma ve yanma oluşabilir. Zerdeçal sivilce maskesi ise fazla elma sirkesi kullanılması durumunda kızarıklık ve kaşıntıya yol açabilir.

Zerdeçal maskesi konusunda özellikle karma ciltlerin daha dikkatli olması lazım. Çünkü karma ciltler, maske uygulamalarına bazı durumlarda kuru, bazı durumlarda ise yağlı ciltlerin verdiği tepkileri verebiliyor. Özellikle zerdeçal yoğurt maskesi, bileşimindeki yoğurt nedeniyle karma ciltler için faydalı da olabilir, zararlı da olabilir. Bu konuda risk almamak için dilerseniz yoğurt yerine süt de kullanabilirsiniz. Zerdeçal süt maskesi, karma ciltler üzerinde daha doğru bir seçim olabilir. Karma bir cilde sahipseniz veya cilt hassasiyeti sorunu yaşamaktaysanız, zerdeçal maskesi uygulamadan önce bir dermatologa danışmanızda da yarar var.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
1 Yorum

1 Yorum

  1. Este Lorien Eskişehir Güzellik Merkezi

    20 Ekim 2020 saat 10:03

    Zerdeçal, insan vücuduna faydaları noktasında doğanın bir mucizesidir. Cilt bakımında da bu tip doğal ürünler tercih edilmelidir. Ancak miktar ve oranlar önemli. Faydalı bir yazı olmuş. Teşekkürler

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler