Bizi Takip Edin

Lifestyle

Ofiste Itzhak Perlman Modu

Yayınlandı

tarihinde

En güzel 10 Itzhak Perlman şarkısı için öneriler Ofix Blog'da...

Günümüzün en önemli keman virtüözlerinden biri olan Itzhak Perlman, 60 yıldan uzun süren müzik serüveni içinde klasik müziğin birbirinden güzel eserlerine kendi yorumunu katarak müzik severlerin gönlünde ayrı bir yer edindi. 1993 yılında vizyona giren Schindler’in Listesi filminin müziklerinde sergilediği performansla filmin başarısını katlayan Itzhak Perlman, 5 farklı dalda kazandığı Grammy Ödülü‘yle adından söz ettirmeye devam ediyor. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, ofiste çalışırken klasik müzik dinlemeyi seven okurlarımız için en güzel 10 Itzhak Perlman şarkısı önereceğiz.

Kısaca Itzhak Perlman

Itzhak Perlman, 31 Ağustos 1945 tarihinde Tel Aviv’de dünyaya geldi. Kemana olan ilgisi henüz çocuk yaşlarda belirmeye başladı. Radyoda dinlediği klasik müzik eserlerinden çok hoşlandığını fark eden ailesi, küçük Itzhak‘a 3 yaşındayken keman aldı. 4 yaşında geçirdiği çocuk felci sırasında tekerlekli sandalyeye mahkum olan küçük Itzhak‘ın en yakın arkadaşları keman ve klasik müzik oldu. 5 yaşına geldiğinde çok iyi keman çalmaya başlayan Itzhak‘ın ailesi, günün birinde dünyanın en iyi kemancılarından biri olacağını anlamıştı.

Müzik eğitimini Shulamit Konservatuarı ve Tel Aviv Müzik Akademisi‘nde sürdüren küçük Itzhak, 1958 yılında eğitimine New York’ta devam etmek için ailesiyle birlikte ABD’ye göç etti. 13 yaşında ve felçli bir çocuk olan Itzhak‘ın ABD’de hayatını ve müzik kariyerini devam ettirip ettiremeyeceğine dair başlangıçta şüpheleri olan ailesi, kemana ve klasik müziğe olan tutkusu sayesinde tüm zorlukların üstesinden gelebileceğine inandı. Kemandan ve klasik müzikten aldığı enerjiyle küçük Itzhak, zaman içinde tekerlekli sandalyeden kurtuldu ve koltuk değnekleriyle yürümeye başladı.

ABD’ye göç ettiğinde Itzhak Perlman‘ın iki büyük hayali vardı. Bunlardan biri poloroid fotoğraf makinesi almak, ikincisi televizyona çıkmaktı. Bu hayallerinden ikincisini, New York’a yerleştikleri 1958 yılında gerçekleştirmeyi başardı. “Harika çocuk” olarak katıldığı Ed Sullivan Show‘la bir gecede Amerikan kamuoyunun dikkatini çekti. Bununla birlikte, küçük Itzhak henüz dil bilmiyordu ve yaşadığı kültür şokunu üzerinden atamamıştı. Buna rağmen daha ilk yılda yakaladığı bu fırsat, geleceğini daha güvenilir adımlarla inşa etmek konusunda cesaretini arttırdı.

Itzhak Perlman’ın Müzik Serüveni

New York’ta geçirdiği süre içinde dil engelini aşan ve ABD’ye uyum sağlayan Itzhak Perlman, hayatının en önemli dönüm noktalarından birini 1964 yılında kazandığı Leventritt yarışmasıyla yaşadı. Bu başarının ardından sahneye çıkmaya ve konser turnelerine başladı. Olağanüstü yetenekleri sayesinde müzik otoritelerinden büyük takdir topladı ve 1975 yılında Brooklyn College Müzik Konservatuarı‘nda ders vermeye başladı. 1987 yılında Varşova ve Budapeşte’deki konserleri için İsrail Filarmoni Orkestrası‘na katıldı. 1990 yılında Moskova ve Leningrad’da konserler verdi.

Itzhak Perlman‘ın müzik serüveninde en önemli dönüm noktalarından biri, 1993 yılında vizyona giren Schindler’in Listesi filminde ünlü film müziği bestecisi John Williams‘ın eserini yorumlamasıydı. Filmin kendisi kadar müziğinin de çok beğenilmesi, Itzhak Perlman isminin daha geniş kitleler tarafından ilgi görmesini sağladı. 1994 yılında Uzakdoğu turnesine çıktı. Müzik serüveni boyunca onlarca albüm çıkarttı ve pek çok orkestrayla birlikte sayısız konsere imza attı. Dünyanın en tanınmış orkestralarında şef, müzik danışmanı, sanat yönetmeni gibi görevleri yerine getiren Itzhak Perlman, eşiyle birlikte hayatını New York’ta sürdürmekte ve müzik çalışmalarına devam etmekte.

En Güzel 10 Itzhak Perlman Şarkısı

60 yıldan uzun süren müzik serüveni içinde kemanıyla birlikte birbirinden güzel performanslara imza atan Itzhak Perlman‘ın en güzel 10 şarkısını seçmek oldukça zor. Fakat yine de bu performanslar içinde en güzel 10 tanesini okurlarımız için seçmeye çalışacağız. Ofiste çalışırken klasik müzik dinlemeyi seven okurlarımız, bu performansları dinleyerek keyifli anlar geçirecektir.

Schindler’s List

Listemizin ilk sırasında Schindler’s List var. John Williams tarafından film için bestelenen bu eserde Itzhak Perlman bazı kısımlarda orkestrayla birlikte, bazı kısımlarda ise solo olarak mükemmel bir performansa imza atıyor. 1990’lı yıllarda televizyon programlarında en sık duyduğumuz fon müziklerinden biri haline gelen bu güzel eseri buradan dinleyebilirsiniz.

Tango

En güzel 10 Itzhak Perlman şarkısı listemizin ikinci sırasında Tango var. Itzhak Perlman‘ın en sevilen yorumlarından biri olan bu şarkı, sanatçının üstün yeteneğini en açık şekilde sergilediği çalışmalarından biri. Eserin orijinal kaydını buradan, 2010 yılında Şili’de filarmoni orkestrasıyla birlikte sergilediği performansını buradan dinleyebilirsiniz.

The Four Seasons Spring

Listemizin üçüncü sırasında, Antonio Vivaldi‘nin ölümsüz eseri The Four Seasons Spring var. Barok klasik müziğinin en önemli temsilcilerinden biri olan Antonio Vivaldi, konçerto türünün ilk ve en önemli bestecisidir. Dönemine göre birçok yeniliği içinde barındıran eserleri ve özellikle de The Four Seasons Spring, klasik müziğin en önemli eserleri arasında yer almakta. Bu muhteşem eserin Itzhak Perlman yorumunu dinlemek için burayı tıklayabilirsiniz.

Nocturne

En güzel 10 Itzhak Perlman şarkısı listemizin dördüncü sırasında, Frederic Chopin‘in başyapıtlarından biri olan Nocturne var. Polonyalı piyanist ve besteci Chopin, romantik dönem olarak bilinen dönemde daha çok piyano için eserler yazdı. Nocturne eserinde piyanoya eşlik eden keman, Itzhak Perlman‘ın yorumuyla mükemmel bir şekle bürünüyor. Bu güzel eseri buradan dinleyebilirsiniz.

Zigeunerweisen

Listemizin beşinci sırasında, İspanyol keman sanatçısı Pablo de Sarasate‘nin başyapıtı Zigeunerweisen var. Sarasate bu eseri 1878 yılında besteledi. Sarasate‘nin yaratıcılığını en iyi şekilde yansıtan bu eserini Itzhak Perlman‘ın yorumuyla dinlemek için burayı tıklayabilirsiniz.

Introduction and Rondo Capriccioso

En güzel 10 Itzhak Perlman şarkısı listemizin altıncı sırasında, Fransız besteci Camille Saint-Saens‘in başyapıtı Introduction and Rondo Capriccioso var. 19. yüzyıl Fransa’sında senfonik şiir türünün en önemli isimlerinden biri olan Camille Saint-Saens, eserlerinde Fransa’nın sömürgelerinde uyguladığı vahşeti kınayan pek çok temaya yer verdi. Bestecinin en önemli eserlerinden biri olan Introduction and Rondo Capriccioso‘nun Itzhak Perlman yorumunu buradan dinleyebilirsiniz.

Cinema Paradiso

Listemizin yedinci sırasında, 1997 yılında vizyona giren Cinema Paradiso filminin soundtrackı var. İtalyan film müziği bestecisi Ennio Morricone tarafından bestelenen bu eser, Itzhak Perlman‘ın yorumuyla filmin başarısını yükseltti. Bu güzel eseri dinlemek için burayı tıklayabilirsiniz.

Il Postino

En güzel 10 Itzhak Perlman şarkısı listemizin sekizinci sırasında, 1997 yılında John Williams‘la birlikte çıkarttığı Cinema Serenade albümünün en beğenilen çalışmalarından biri olan Il Postino var. Klasik müzikte romantik dönemin temalarını günümüze taşıyan bu güzel şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz.

Sabrina

Listemizin dokuzuncu sırasında, aynı albümde yer alan Sabrina var. Pittsburgh Senfoni Orkestrası‘nın eşlik ettiği bu şarkıyla ruhunuzu dinlendirebilir, zihninizi meşgul eden sorunlardan kurtulabilirsiniz. Bu güzel şarkıyı dinlemek için burayı tıklayabilirsiniz.

Allegro

En güzel 10 Itzhak Perlman şarkısı listemizin onuncu sırasında, İtalyan besteci Joseph-Hector Fiocco‘nun başyapıtı Allegro var. Barok dönemin esintilerini taşıyan bu güzel eserin Itzhak Perlman yorumunu buradan dinleyebilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Türkiye İlk Kez Sabah Maçlarına Çıkıyor: Ülkece Uyku Düzeni Dağılıyor

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye olarak yıllardır gece maçına alışmış insanlarız.
20.45 mi? Mis gibi saat.
Çay koy, kanepeye yayıl, maçı aç.

Ama sabah 06.00’da milli maç izlemek…
İşte orada pek alışık değiliz gibi.

Bu Dünya Kupası’yla birlikte ilk kez “güne Türkiye maçıyla başlama” dönemine giriyoruz.
Yani artık alarm sesi bile stres yaratacak.

Sabah Alarmıyla Milli Duygu Aynı Anda Yaşanır mı?

Muhtemelen yaşanacak.

Çünkü milyonlarca insan ilk kez kendi isteğiyle 05.30 alarmı kuracak.
Normalde işe zor uyanan insanlar, Türkiye maçı için karanlıkta ayakta olacak.

Ve o sabah herkesin evinde aşağı yukarı aynı sahne dönecek:

  • Tek göz açık televizyonu açma çabası
  • Mutfakta sessiz sessiz kahve yapma
  • “Daha hava bile aydınlanmadı ya” söylemleri
  • İlk düdükle birlikte bir anda kendine gelme

Ofisler Birkaç Gün Hafif Dağılabilir

Şimdiden söyleyelim…
Bu maç saatleri ofis düzenini biraz bozacak gibi duruyor.

Çünkü biri maçı izlemek için 3 saat uyuyacak.
Biri “Uyumam ben” diyecek, öğleden sonra ekrana boş boş bakacak.
Birileri toplantıda istemsizce maç yorumu yapacak.

Hatta bazı ofislerde şu konuşmaların geçme ihtimali çok yüksek:

— “Kaçta yattın?”
— “Yatmadım.”
— “Maçı izledin mi?”
— “İkinci yarıyı hatırlamıyorum bile.”

FIFA Biraz Bizi Zorlamış Gibi

Maç saatleri şöyle:

  • 07.00
  • 06.00
  • 05.00

Yani biri özellikle “Türk halkının sabır seviyesi ölçülsün” istemiş gibi.

Ama işin garip tarafı şu:
Ne kadar erken olursa olsun, konu milli maç olunca insanlar yine ekran başına geçiyor.

Normalde sabah yürüyüşüne çıkmayan adam, Türkiye maçı için gün doğmadan kahveyle koltuğa kurulacak.

Bu Turnuvanın Gizli Kahramanı Kahve Olabilir

Bu süreçte en yoğun mesaiyi futbolcular kadar kahveler de yapacak gibi duruyor.

Çünkü sabah 5’te maç izlemek normal seyircilik değil.
Bir noktadan sonra hayatta kalma mücadelesine dönüyor.

Şimdiden bazı klasikler oluştu bile:

  • “Ben maçı ofisten açarım”cılar
  • Termosu akşamdan hazırlayanlar
  • Maç günü toplantıyı ertelemeye çalışanlar
  • Ve “Ben zaten erken kalkıyorum” diye hava atanlar

Ama Güzel Tarafı da Bu Galiba

Ne kadar uykusuz olursak olalım…
O saatlerde yine milyonlar aynı anda aynı maçı izleyecek.

Bir yanda kahve, bir yanda milli heyecan.
Göz yarı kapalı ama yorumlar tam gaz.

Çünkü Türkiye’de milli maç sadece futbol değil.
Biraz stres, biraz umut, biraz da “Bu maçı alırız” inadıdır.

Ve galiba ilk kez,
Dünya Kupası’nı “günaydın” diyerek yaşayacağız.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Eskiden “Çıkıp Alalım” Diyorduk, Şimdi Kargo 1 Gün Gecikince Sinirleniyoruz..

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’de e-ticaret artık sadece “internetten alışveriş” meselesi değil.
İnsanların günlük alışkanlıklarını değiştiren bambaşka bir düzene dönüştü.

Bir dönem internetten sipariş vermek insanlara riskli gelirdi.
Şimdi ise kargo bir gün geç kalsa herkesin canı sıkılıyor.

Çünkü alıştık.
Hem de çok hızlı alıştık.

Son 5 yılda Türkiye’de e-ticaret hacminin yaklaşık 12 kat artıp 10,6 trilyon liraya ulaşması da bunu açıkça gösteriyor.

Üstelik sadece para büyümüyor.
İşlem sayısı da inanılmaz seviyelere çıktı.

Bugün Türkiye’de e-ticaret işlem sayısı 25,85 milyara ulaşmış durumda.
Yani insanlar artık büyük küçük fark etmeksizin birçok ihtiyacını internetten çözmeye başladı.

Bir kulaklık…
Bir kahve makinesi…
Bir paket fotokopi kağıdı…
Hatta ofisin çayı kahvesi bile artık birkaç dakikada sipariş veriliyor.

Dolar bazında bakıldığında da tablo aynı.
Türkiye’nin e-ticaret hacmi 43 milyar dolardan 115,4 milyar dolara yükseldi.

Aslında bu değişimi anlamak için istatistiklere bile çok gerek yok.

Çevremize bakmamız yeterli.

Eskiden biri bir şey alacağı zaman mağaza mağaza gezerdi.
Şimdi önce telefondan fiyat bakılıyor.
Yorum okunuyor.
“Yarın gelir mi?” diye teslimat süresi kontrol ediliyor.

Hatta bazen mağazada görülen ürün bile internetten sipariş ediliyor.

Çünkü artık insanlar sadece ürün almıyor.
Kolaylık satın alıyor.

Özellikle şirketler tarafında bu durum çok daha net hissediliyor.

Kimse tek bir eksik için gün içinde farklı yerlere yetişmeye çalışmak istemiyor.
Kırtasiye ayrı yerden, temizlik ürünü başka yerden, kahve başka yerden derken iş uzayıp gidiyor.

Bu yüzden Ofix gibi platformlar son dönemde şirketlerin işini ciddi anlamda kolaylaştırmaya başladı.

İnsanlar artık ofis ihtiyaçlarını tek tek düşünmek yerine, tek noktadan hızlıca çözmek istiyor.
Ürün bulunsun, fiyat uğraştırmasın, sipariş zamanında gelsin yeterli oluyor çoğu zaman.

Geldiğimiz noktada e-ticaret artık ekstra bir seçenek değil.
Günlük hayatın normal akışına dönüşmüş durumda.

Ve görünen o ki insanlar bu hızdan kolay kolay vazgeçmeyecek.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden Her İki Beyaz Yakalıdan Biri “Ben Bunu Daha Ne Kadar Yapacağım” Diyor?

Yayınlandı

tarihinde

İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası.
Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.

İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi.
Bir nevi kimlik.

Ama işte tam burada işler karışıyor.
Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.


Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil

Modern iş hayatı sana şunu söylüyor:
Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.

Yani bir nevi:
“Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”

Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor.
Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”

Spoiler: Fazla.


Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor

Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor.
Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj gelirse cevaplanıyor.
“Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.

Sonra bir de hayat var:
Ev, düzen, sorumluluklar…

Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun,
sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.


Aynı iş, farklı hayatlar

Aynı pozisyonda iki kişi düşün.
Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.

Ya da şöyle:
Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.

İşte o an bir şey kırılıyor.

Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.


Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor:
“Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”

Çünkü mesele işin kendisinden çok,
o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.

Ve belki de asıl ihtiyaç,
daha fazla çalışmak değil…
daha dengeli yaşamak.

Okumaya Devam Et

Trendler