Bizi Takip Edin

Lifestyle

Ofis Dostu Fanlı Isıtıcılar

Yayınlandı

tarihinde

Fanlı ısıtıcılar hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Havaların soğumaya başlamasıyla birlikte ofiste ısınma ihtiyaçları artmaya başladı. Sonbaharın gelişiyle birlikte her yıl olduğu gibi bu yıl da fanlı ısıtıcılar ofislerin ihtiyaç listeleri arasındaki yerini almaya başladı. Kullanım alanına göre boyutları küçük olduğu için ısınma ihtiyaçlarına hem kolay, hem de ekonomik çözümler sunan bu ürünler, sonbahar ve kış aylarında vücut ısımızı korumamıza büyük katkı sağlıyor. Ofix sitesinin online alışveriş rehberi Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, fanlı ısıtıcılar hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız.

Fanlı ısıtıcılar ne gibi kolaylıklar sağlıyor?

Sonbahar ve kış aylarında ısınma ihtiyaçlarımızı karşılamak için kullandığımız ürünlerden biri olan fanlı ısıtıcılar, mekan genişliğine bağlı olarak ısınma sorunu olan ortamlarda en sık tercih edilen ürünler arasında yer alıyor. Klima, kombi, elektrikli radyatör gibi ısınma araçlarına oranla hem kullanımı kolay, hem de fiyatı uygun olan bu araçlar, en çok ofislerde ısınma amacıyla kullanılıyor. Ofislerin yanı sıra evlerde ve özellikle de çocuk odası, banyo ve mutfak gibi ortamlarda da fanlı ısıtıcıların kullanıldığını görüyoruz.

Fanlı ısıtıcıların en önemli özelliği, ısıtma mekanizmalarının kısa sürede kullanıma hazır hale gelmesi ve güçlü fanları sayesinde ortamın sıcaklığını kısa sürede arttırmasıdır. Ayrıca, termostat özelliği sayesinde ortamdaki sıcaklığın istenilen düzeyde kalmasını sağlayan bu ürünlerdeki emniyet kilidi özelliği, kaza risklerini ortadan kaldırıyor. Modern ve ergonomik tasarıma sahip fanlı ısıtıcılar, ortamlarda çok hoş bir görüntü yaratıyor. Kullanım sırasında çok az ses çıkartan ürünler, ısınma konforunuzu korumanızı sağlıyor.

Fanlı ısıtıcı alırken nelere dikkat etmek gerekir?

Piyasada farklı özelliklere sahip çok sayıda fanlı ısıtıcı bulmak mümkün. Bunlar içinde sizin için en uygunu, ihtiyaçlarınıza en iyi şekilde karşılık veren ürün olacaktır. Fanlı ısıtıcı alırken yalnızca fiyata bakmak yerine öncelikle, fanlı ısıtıcıyı kullanmak istediğiniz ortama dikkat etmeli ve üründe olmasını istediğiniz teknik özellikleri netleştirmelisiniz. Sırf fiyatı nedeniyle alacağınız bir ürün, ihtiyaçlarınıza cevap vermediğinde daha fazla masrafa yol açabilir. İstediğiniz özelliklere karar verdikten sonra, ürünlerin tasarım özelliklerine bakmalı ve ürünler arasında marka ve kalite farkına göre tercihte bulunmalısınız.

Fanlı ısıtıcıların teknik özellikleri içinde en önemli konular motor gücü, ısıtma alanı, termostat ve hız ayarı, emniyet kilidi ve enerji verimliliğidir. Fanlı ısıtıcınızın motor gücü olması gerekenin altında veya üzerinde olursa, kullanım konforunuz istediğiniz şekilde olmayabilir. Ofisinizde ısınmak için yalnızca fanlı ısıtıcı kullanmak durumundaysanız, ısıtma alanına dikkat etmeniz çok önemli. Termostat ve hız ayarı, emniyet kilidi ve enerji tasarrufu da yine, ofis tipi fanlı ısıtıcılar için en önemli tercih nedenleri arasında. Bu özelliklere ek olarak, soğuk üfleyen vantilatör özelliği ile yatay ve dikey kullanım özelliği de fanlı ısıtıcı alırken tercihlerinize yön verebilir.

Fanlı ısıtıcıların tasarım özelliklerine bakarken, modern görünüme ve ergonomik tasarıma sahip fanlı ısıtıcıları ilk sıralarda değerlendirebilirsiniz. Bu özelliklere sahip ürünler ofisinizde daha estetik bir görüntü yaratabilir. Marka tercihleri arasında ise Kumtel, Raks, Ufo, Delonghi, Luxell gibi markaların ön plana çıktığını söyleyebiliriz.

Ofis dostu fanlı ısıtıcılar Ofix’te!

Fanlı ısıtıcılar hakkında faydalı bilgiler paylaştığımız yazımızın bu kısmında, online ofis marketiniz Ofix’in verilerine göre ofislerin en çok sipariş verdiği üç ürünü kısaca tanıtacağız. 

Kumtel LX-6331 Fanlı Isıtıcılar

Listemizin ilk sırasında, Kumtel LX-6331 fanlı ısıtıcılar var. 2000 Watt güce sahip bu ürünler, termostatlı ve 3 farklı hız seçeneğine sahip. 2 yıl garantili bu ürünleri hem sıcak, hem de soğuk fanla ısınmak veya serinlemek için kullanabilirsiniz. Bej renkli bu ürünlerde ayrıca emniyet kilidi özelliği var ve isterseniz bu ürünleri duvara monte ederek de kullanabilirsiniz. 

Raks PF 20 Terra Fanlı Isıtıcılar

Listemizin ikinci sırasında, Raks PF 20 Terra fanlı ısıtıcılar var. 2000 Watt güce sahip bu ürünler, termostatlı ve 2 farklı hız seçeneğine sahip. Modern ve ergonomik tasarımıyla dikkat çeken bu ürünler, devrilmeye karşı özel emniyet şalterine ve soğuk hava özelliğine sahip. 

Raks PF 20 STX Fanlı Isıtıcılar

Listemizin üçüncü sırasında, Raks PF 20 STX fanlı ısıtıcılar var. 2000 Watt güce sahip bu ürünler, çok şık ve modern bir tasarıma sahip. Termostat, 2 farklı hız seçeneği ve soğuk hava özelliğine sahip bu ürünlerde 5 farklı emniyet sistemi var. Bu ürünleri yatay veya dikey olarak kullanabileceğiniz gibi, isterseniz duvara da monte edebilirsiniz. 

Ofix’te satışı devam eden tüm ısıtma ve soğutma ürünlerini iklimlendirme kategorimizde inceleyebilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
1 Yorum

1 Yorum

  1. ısıtma

    6 Kasım 2019 saat 04:59

    mükemmel bir yazı olmuş. takipteyim.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler