Bizi Takip Edin

Lifestyle

Kusursuz Göz Makyajının 10 Temel Kuralı

Yayınlandı

tarihinde

Kusursuz bir göz makyajı için öneriler Ofix Blog'da...

Güzel, çekici ve güçlü görünme isteği insanın doğasında var efendim. Sosyal bir varlık olan insan, kendisini hep daha güzel, çekici ve güçlü hissetmek istiyor, bunun yollarını araştırıyor. Öyle ki, makyaja duyulan ilgi tarih boyunca hep yüksek düzeyde seyretmiş. Makyajın en önemli kısmını ise göz makyajı oluşturuyor. Kusursuz bir göz makyajı, kişinin kendine güvenini arttırıyor ve isteklerini gerçekleştirmesine katkı sağlıyor. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, kusursuz göz makyajının 10 temel kuralı hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız.

Makyajdan önce cildinizi temizlemelisiniz.

Makyaja başlamadan önce yapmanız gereken ilk şey cilt temizliğidir. Makyajdan önce cildinizi temizlerseniz, biriken yağı ve kiri arındırıp cildinizin ihtiyaç duyduğu nemi sağlayabilirsiniz. Cildinizi temiz tutmadığınızda veya temizlemeden makyaj uyguladığınızda, cildinizde matlaşma artar ve siyah noktalar ile sivilcelere zemin hazırlanır. Cilt temizliğiyle ilgili faydalı bilgileri, Ofix Blog‘da daha önce yayınlamış olduğumuz Cilt temizliğinde nelere dikkat etmek gerekir? isimli yazımızda bulabilirsiniz.

Göz yapınızı iyi tanımalısınız.

Kusursuz bir göz makyajı için göz yapınızı iyi tanımanız çok önemli. Göz kapaklarınızın düz veya düşük olması, gözlerinizin büyüklüğü ve gözleriniz arasındaki mesafenin az ya da çok oluşu, göz makyajınızı doğrudan etkileyecektir. Düşük göz yapısına sahipseniz, kusursuz bir göz makyajı için öncelikle koyu tonda bir farı gözünüzün alt kısmına uygulamalı, sonra birkaç ton açığını dışarıya ve biraz yukarıya doğru sürmelisiniz. Ayrık göz yapısına sahipseniz, sert tonlardan kaçınmalısınız. Yuvarlak göz yapısına sahipseniz, açık tonları gözünüzün çevresine uyguladıktan sonra koyu tonları gözünüzün orta kısmından dışarıya doğru uygulamalısınız.

Zemini iyi hazırlamalısınız.

Başta da belirttiğimiz gibi, makyajın en önemli kısmını göz makyajı oluşturuyor. Göz ve çevresine yapacağınız tüm uygulamalar, makyajınızın genel görünümünü doğrudan etkileyecektir. Kusursuz bir göz makyajı için, göz kapaklarınızı ve varsa göz altı torbalarınızı makyaja iyi hazırlamalısınız. Gözlerinizi ve çevresini ne kadar iyi temizlerseniz toz, kir, yağ ve mikroplardan o kadar iyi arındırırsınız. Unutmayın ki gözlerimiz, çok kolay mikrop kapabilen organlarımızdan biridir ve göz sağlığı, kişinin tüm yaşam kalitesine doğrudan etki eder.

Göz altı torbalarınıza kapatıcı uygulamalısınız.

Göz altı torbaları, göz makyajının istenilen etkileri yaratmasını ciddi anlamda engellemekte. Göz altı torbalarınızı yok etmek için çeşitli kozmetik ürünlerinden veya doğal maskelerden yararlanabilirsiniz. Göz makyajınızı daha etkili kılmak için, göz altı torbalarınıza kapatıcı uygulamalısınız. Kapatıcıyı elinizle veya pamukla değil, mutlaka uygun bir sünger ile cildinize yedirerek kullanmalısınız. Göz makyajınızı belirgin kılmak için kapatıcınızın tonunu cildinizin tonundan bir ton açık seçmenizde yarar var.

Renkleri doğru seçmelisiniz.

Kusursuz bir göz makyajı için renk seçimini doğru yapmanız çok önemli. Bu konuda yapılan en büyük yanlış, renkleri kıyafetlere göre seçmektir. Oysa makyajda kullanacağınız renkler kıyafetlerinizin yanı sıra ve daha çok cilt renginize uygun olmalı. Hatta, saç renginizi de dikkate almalısınız. Göz makyajı söz konusu olduğunda, göz renginizi mutlaka hesaba katmalısınız. Kıyafetlerinizle uyumlu fakat cilt ve göz renginizle uyumlu olmayan bir far kullanırsanız, göz makyajınızla istediğiniz etkileri yaratmanız zorlaşır.

Far uygularken acele etmemelisiniz.

Far uygulaması, göz makyajının en önemli kısımlarından biridir. Uygulamanızın hem doğal, hem güzel, hem de kalıcı olmasını sağlamak için astarlı kapatma tekniğinden yararlanabilirsiniz. Bakışlarınızı daha çekici hale getirmek için orta koyulukta bir farı dış köşeden başlayarak içeriye doğru uygulayabilirsiniz. Far uygulaması sırasında kesinlikle acele etmemeli, sert hareketlerden kaçınarak olabildiğince yumuşak hareketlerle farınızı harmanlayarak sürmelisiniz. Gözleriniz küçükse, kontrast tonlar kullanarak bakışlarınızı güçlendirebilirsiniz. Yuvarlak göz yapısına sahipseniz, kontrast tonlar yerine birbirine yakın tonlar seçmelisiniz.

Gölgelendirmeyi ihmal etmemelisiniz.

Gölgelendirme, yaptığınız uygulamaya derinlik kazandırır. Bu derinliği sağlamak için, birbirine yakın tonda en az 2 farı açıklı koyulu olacak şekilde uygulayabilirsiniz. Gölgelendirme olmadan göz makyajınızın kusursuz olmasını sağlayamazsınız. Seçtiğiniz tonlardan koyu olanları göz kapağınızın dış kısmına, açık olanları ise iç kısmına sürmelisiniz. Kusursuz bir göz makyajı için uygulama sırasında ton geçişlerini mutlaka yumuşatmalı, tonları birbiriyle kaynaştırmalısınız.

Göz makyajı için seçtiğiniz tonlar ne olursa olsun, gölgelendirme yaparken gri tonlarından etkin bir şekilde yararlanabilirsiniz. Diğer tüm tonlarla çok iyi bir şekilde kaynaşan gri tonları, göz makyajınızın kusursuz görünmesine büyük katkı sağlayacaktır. İyi bir gölgelendirme için ayrıca, beyaz bir eyelinerı göz kapağınıza eşit şekilde dağıtarak far için güzel bir renk alanı yaratabilirsiniz. Bu sayede farınız daha canlı ve doğal görünecektir.

Eyelinerı düzgün çekmelisiniz.

Göz kenarlarına çizgi çekmek için kullanılan eyelinerlar, gözleri vurgulayan ve bakışlara anlam katan en önemli makyaj malzemelerinden biri. Piyasada farklı türlerde eyelinerlar bulmak mümkün. Eyelinerlar içinde en çok göz kalemi şeklinde kullanılan kalem eyelinerlar tercih edilse de likit, jel ya da krem eyelinerlar da tercih edilebiliyor. Eyeliner tercihiniz hangisi olursa olsun, uygulamanın düzgün olmasına ve akma yapmamasına dikkat etmelisiniz. Eyelinerınızı içeriden dışarıya doğru ve fazla bastırmadan kullanmalısınız.

Kusursuz bir göz makyajı için daha doğal ve kalıcı bir etki yaratmak için eyelinerınızı sadece iç kısma değil, kirpiklerinizin arasına da yedirerek sürebilirsiniz. Zemine uyguladığınız nemlendirici yeterince kurumadıysa eyeliner uygulamanızda şekil bozukluğu veya akma oluşabilir. Bu durumun önüne geçmek için fazla nemi kağıt mendil ile silebilir veya göz çevrenize bir miktar pudra uygulayabilirsiniz.

Rimel kullanarak kirpiklerinizi canlandırmalısınız.

Göz alıcı kirpikler de yine, kusursuz bir göz makyajı için olmazsa olmazlardan biridir. Rimellerdeki likit malzeme, kirpiklerinizi daha canlı gösterecektir. Eğer kısa kirpiklere sahipseniz, kirpiklerinizi dolgun gösterecek rimelleri kullanmalısınız. Kirpikleriniz eğer inceyse, kalınlaştırmak için uygun niteliklere sahip maskaralardan veya kirpik kıvırıcılardan yararlanabilirsiniz. Maskaradan önce kirpik kıvırıcı kullanırsanız kirpiklerinizi kalınlaştırmanız kolaylaşır.

Çoğu zaman birbirine karıştırılsa da rimeller kirpikleri canlandırmak, maskaralar ise kalınlaştırmak için kullanılır. Kalın kirpiklerden hoşlanmıyorsanız veya size yakışmadığını düşünüyorsanız, maskara veya kirpik kıvırıcı kullanmanıza gerek yok. Fakat rimel kullanarak kirpiklerinizi mutlaka canlandırmalısınız. Ve tabii, kullanacağınız rimel mutlaka suya dayanıklı olmalı ve topaklaşma yapmamalı.

Rimeli önce içten, sonra dıştan sürmelisiniz.

Kusursuz bir göz makyajı için kirpiklerinize rimel uygularken sürüş şeklinize dikkat etmeniz çok önemli. Rimeli önce içten ve yukarı doğru, sonra dıştan ve yana doğru sürmelisiniz. Uygulamayı kirpiklerinizin durumuna göre 5-10 kez yapabilirsiniz. Kirpiklerinizin daha sık ve uzun görünmesi için içten ve yukarı doğru yapacağınız hareketi sert vuruşlarla gerçekleştirebilirsiniz. Rimel şişesini ayrıca pompalayarak değil, çevirerek açmaya dikkat etmelisiniz. Pompalayarak açacağınız rimel şişesinin içine hava dolacak ve bu da rimelinizin çabuk kurumasına yol açacaktır.

Editörün Tavsiyesi: İpek Disk Makyaj Temizleme Pamuğu

Yukarıda da dikkat çektiğimiz gibi, makyaja başlamadan önce yapılması gereken ilk şey cildi temizlemektir. Cilt temizliğinde kullanılan hidrofil pamuk piyasasında lider bir konuma sahip İpek Pamuk ürünleri, makyaj temizliği ile hijyeni bir araya getiriyor. İpek disk makyaj temizleme pamuğu, disk şeklinde 70 adet hidrofil pamuktan oluşmakta. Tümüyle pamuktan üretilen bu ürünler, ciltte kalıntı bırakmadan temizlik sağlıyor. Online ofis marketiniz Ofix.com‘da satışı devam eden İpek disk makyaj temizleme pamuğu siparişlerinizi buradan verebilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler