Bizi Takip Edin

Lifestyle

Yüz tanıma teknolojisi hayatımızın neresinde?

Yayınlandı

tarihinde

Yüz tanıma teknolojisi hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Son yıllarda pek çok uygulamasını gördüğümüz yüz tanıma teknolojisi, yakın bir gelecekte hayatımızı ciddi anlamda etkileyecek gibi görünüyor. Bu teknoloji daha şimdiden mobil bankacılık işlemleri ve ATM’lerde, havaalanları ve istasyonlarda, toplu taşıma araçları ve bazı özel şirketler ile devlet dairelerinde pek çok alışkanlığı değiştirdi. Bu teknoloji sayesinde kimlik tanılama, kart kaybetme veya şifre unutma gibi durumlarda karşılaşılan sorunların yakında tarihe karışacağını söyleyebiliriz. Ofix.com sitesinin online alışveriş rehberi Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, yüz tanıma teknolojisi hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız.

Yüz tanıma teknolojisi nedir?

Yüz tanıma teknolojisi kısaca, insan yüzünün karakteristik özelliklerini dijital ortamda analiz ederek biyometrik profil üzerinden kimlik tanılama, kişi doğrulama ve onaylama işlemlerini gerçekleştiren teknolojidir. Nitekim bu teknoloji, 80 düğüm noktasına sahip insan yüzünde gözler arasındaki mesafe, göz çukurlarının derinliği, burun genişliği, elmacık kemiklerinin şekilleri, dudak ve çene uzunluğu gibi ölçülerden hareket ederek önce biyometrik profil oluşturmakta. Sonra bu profil aracılığıyla, kimlik tanılama ve diğer işlemleri hızlı, kolay ve en az hatayla gerçekleştirmekte.

İnsan yüzüyle ilgili çalışmaların mazisi oldukça uzak bir geçmişe dayanıyor. Özellikle de yüz okuma şekilleri, öteden beri insanların ilgisini çekmiş. Gerçek duygu ve düşünceler, şu ya da bu şekilde yüze yansıyor. İnsanların gerçek duygu ve düşüncelerini anlamaya dönük bu çalışmalar, tarih boyunca pek çok kültürde ilgi görmüş. Oysa yüz tanıma teknolojisinin geçmişi oldukça yakın bir döneme dayanıyor. Görüntü teknolojileri ve biyometrik sistemlerle ilgili yapılan çalışmalarda son birkaç yılda kat edilen büyük mesafeler sonucunda yüz tanıma teknolojisi, yakın dönemde hızlı bir gelişim ivmesi yakaladı.

Kimlik tanılama, kişi doğrulama ve onaylama işlemleri için geliştirilen ve kullanımı günümüzde de devam eden kart okuyucu sistemleri, kişinin kartını bir başkasına vermesi ya da kaybetmesi durumunda bazı sorunlara yol açabilmekte. Aynı şekilde, parmak izi okuyucu sistemleri de bazı durumlarda yetersiz kalabiliyor. Örneğin, kimyevi maddelerin kullanıldığı işletmelerde personelin işe geliş-çıkış saatlerinin tespiti sırasında, ellerde oluşan tahribat nedeniyle bu sistemden verimli sonuçlar alınamıyor. 

Buna karşılık, yüz tanıma teknolojisi kimlik tanılama, kişi doğrulama ve onaylama işlemlerinde karşılaşılan sorunlara kesin çözümler sunmakta. Nitekim, yüz tanıma sistemlerinde kullanılan özel algoritmalar, sayısız karşılaştırma işlemini hızlı bir şekilde tamamlayıp kesin sonuca ulaşmakta ve üstelik, bu sistemlerde yüzün tamamının değil, küçük bir parçasının yakalanması bile yeterli olmakta.

Yüz tanıma sistemleri nasıl çalışır?

Yüz tanıma sistemlerinin geniş kitleler tarafından tanınması ilk olarak geçen yıl piyasaya sunulan iPhoneX‘te kullanılan yüz tanıma kilidiyle gerçekleşmiş olsa da bu sistemler daha önce de kullanılmaktaydı. Üstelik, çok büyük veri depolama alanları ile çok güçlü işlemcilere ihtiyaç duyan bu sistemlerde yazılımlar geliştikçe, pek çok alanda bu sistemlerin kullanılacağını söyleyebiliriz. Yüz tanıma cihazlarının hızı ve kapasitesi her geçen gün artarken hata payı azalacak, doğruluk payı kusursuza doğru yaklaşacak ve sunduğu fırsatlara yenileri eklenecek gibi görünüyor. 

Yüz tanıma sistemleri, dijital bir video kamerayla kişinin yüzünü analiz etmekte. Bu sistemlerde yüz tanımak için göz, burun, ağız, çene yapısı gibi yüzün belli merkezlerinden elde edilen veriler bir araya getirilerek bir şablon oluşturuluyor ve kişinin biyometrik profili çıkartılıyor. Oluşturulan şablondaki veriler, bir diğer şablondaki verilerle karşılaştırılıyor ve bunlarla örtüşüp örtüşmediği kontrol ediliyor. Eşleşme olup olmamasına göre sistem, belirlenen şekilde onay veya uyarı veriyor.

Yüz tanıma sistemlerinde yüzün görüntüsü 2 veya 3 boyutlu olarak çıkartılabilmekte. 2 boyutlu görüntüler, yüzün karakteristik verilerini şablonlara düzlemsel olarak olarak yansıtıyor. Ne var ki, bu sistemlerde yüzün görüntüsü kısmi olarak oluşturulduğu için yanılma payı yüksek olabilmekte. Üstelik, yüzdeki mimikler ve ışığın açısı da yanılma payını arttırabiliyor. Bu nedenle 2 boyutlu sistemler, yüz tanıma teknolojisi içinde bazı güvenlik açıklarını gündeme getirebiliyor.

3 boyutlu sistemlerde ise çok daha güçlü algoritmalar kullanılmakta ve kusursuza yakın sonuçlar elde edilmekte. Bu sistemlerde biyometrik profil oluşturmak için kullanıcı, 50-60 cm mesafede duruyor ve sistem tarafından yüzün tanınması sağlanıyor. Hata payını azaltmak için kullanıcının yüzünde farklı açılardan birkaç kez tarama yapılıyor. Oluşturulan biyometrik profilin sistemde 5 saniyeden kısa bir sürede tüm profillerle karşılaştırılması mümkün.

Yüz tanıma teknolojisi kişisel verilerin gizliliğini ihlal ediyor mu?

Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte pek çok işimizi teknolojik ürünler aracılığıyla yapmaya başladık. Ve hemen her gün, kişisel verilerimizin başkaları tarafından izinsiz bir şekilde kullanılması konusunda pek çok riskle karşı karşıya geliyoruz. Bu riskleri ortadan kaldırmak ve hak ihlallerini gidermek için hukuk sistemimizde pek çok düzenleme mevcut.

Hukuki açıdan bakıldığında kişisel veriler, kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi ifade etmekte. Bu bilgiler içinde kişinin adı ve soyadı, kimlik ve telefon numarası gibi bilgiler olduğu gibi fiziki, sosyal, ekonomik ve her türlü bilgisi de yer almakta. Ayrıca görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri, genetik bilgiler gibi bilgiler de yine kişisel veriler kapsamında değerlendirilmekte.

Yüz tanıma teknolojisi geliştirilmeden önce kimlik tanılama ve diğer işlemler için parmak izi veya retina okuyucular kullanılıyordu. Ve bu cihazlar, parmağımızı veya gözümüzü bir tarayıcıya yaklaştırmayı zorunlu kılıyordu. Dolayısıyla kullanıcılar, kendi istekleri ve rızalarıyla veya yasal birtakım yükümlülüklerinin sonucu olarak kişisel verilerini paylaşmaktaydı. Bu bilgilerin üçüncü kişilerle paylaşılmasını önleyecek yasal dayanaklar ve teknik altyapılar da güçlüydü.

Ne var ki, yüz tanıma teknolojisi herhangi bir tarayıcıya yaklaşmadan da kullanılabilmekte. Hatta, çok uzak mesafelerden bile kusursuz bir şekilde çalışabilmekte. Hal böyle olunca, kişisel verilerin izin, rıza veya yasal bir yükümlülük olmaksızın kayıt altına alınması ve paylaşılması söz konusu olabilmekte. Nitekim, mobil bankacılık işlemleri ve ATM’lerden farklı olarak havaalanları, istasyonlar veya toplu taşıma araçlarında yüz tanıma teknolojisi ve sistemleriyle kişisel verilerin gizliliği ihlal edilebilmekte. 

Yüz tanıma teknolojisi ne gibi fırsatlar sunuyor?

Hukuki açıdan durum bu şekilde olsa da yüz tanıma teknolojisinin hayatımızda pek çok şeyi değiştireceğini ve yeni fırsatları beraberinde getireceğini söyleyebiliriz. Bu teknoloji daha şimdiden, mobil bankacılık işlemleri ve ATM’lerde kullandığımız kart ve şifreleri anlamsız hale getirdi. Ödeme ve para transfer işlemlerimizin şeklini değiştirdi. Keza, nesnelerin interneti sayesinde bilgisayar ağlarına erişim imkanı olan akıllı nesnelerin bu teknoloji sayesinde hayatımızdaki pek çok şeyi kolaylaştıracağını söyleyebiliriz.

Bu bağlamda örneğin, Çin’de kullanımı her geçen gün artan smile to pay sistemi, ödeme işlemlerini kameraya yöneltilen bir tek bakışla hızlı, kolay ve güvenilir bir şekilde gerçekleştirmekte. Çin’in nüfus yoğunluğunu dikkate aldığımızda, bu sistemin zamandan çok büyük bir tasarruf sağladığını söyleyebiliriz. Veya Face2Gene sistemi, basit bir yüz taramasıyla 4 bine yakın genetik hastalığın teşhisini yüzde 100’e yakın bir oranda doğru olarak gerçekleştirebilmekte. Ki bu durum, hastalıkların teşhisinde yüz tanıma teknolojisinin ne gibi fırsatlar sunabileceğinin en güzel örneklerinden biri.

Yüz tanıma teknolojisi bunların yanı sıra makyaj ve kozmetik, dijital fotoğrafçılık ve arttırılmış gerçeklik gibi alanlarda da bazı fırsatlar sunuyor. Örneğin ModiFace ve Smashbox gibi güzellik sektöründe yüz tanıma teknolojisinden etkin bir şekilde yararlanan bazı firma, site veya HiMirror Plus gibi uygulamalar, kullanıcıların göz hareketlerini inceleyerek ürün seçimine yardımcı olmakta. Hangi kozmetik ürününün veya makyajın daha uygun olacağını kullanıcılar, bu site veya uygulamalar sayesinde kolayca öğrenebilmekte.

Dijital fotoğrafçılık ve arttırılmış gerçeklik alanlarında ise bu teknoloji, yüzde yapılmak istenen her türlü değişiklik için kusursuza yakın modellemeler oluşturabilmekte. Bu teknoloji ayrıca, akıllı ev sistemlerinin evdeki kişinin istediği şekilde çalışmasını kolaylaştırmakta. Alzheimer hastaları için geliştirilen gözlükler sayesinde, hastanın gördüğü kişiyi hatırlamasına yardımcı olmakta. Toplu yaşam alanlarında ise teröristlerin çok kalabalık ortamlarda bile kolayca tespit edilmesini ve etkisiz hale getirilmesini sağlamakta.

Değer Verdiğiniz Ne Varsa Güvende Tutun!

Yüz tanıma teknolojisi hakkında faydalı bilgiler paylaştığımız bu yazımızı bitirmeden önce, online ofis marketiniz Ofix.com‘da devam etmekte olan Eurosafe Ürünlerinde Fırsat! kampanyamızı hatırlatmak istiyoruz. Kampanyamız süresince % 30 indirim fırsatıyla sipariş verebileceğiniz Eurosafe çelik kasalar, değer verdiğiniz eşyaları ofiste bulunmadığınız zaman dilimlerinde güvenle koruyacaktır. Sitemizde devam eden diğer kampanyaları buradan inceleyebilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler