Bizi Takip Edin

Lifestyle

Lejyoner hastalığını önlemek için neler yapmak gerekir?

Yayınlandı

tarihinde

Lejyoner hastalığını önleme yolları hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Sıcak yaz günlerinde en sık kullandığımız araçların başında gelen klimalar, hava yoluyla bulaşan mikroorganizmaların yayılmasını kolaylaştırabilmekte. Klima hastalığı olarak da bilinen lejyoner hastalığı, klimaların kullanıldığı toplu yaşam ve çalışma alanlarında kolayca yayılabiliyor. Gerekli önlemler alınmadığı takdirde zatürre gibi ciddi birtakım üst solunum yolu hastalıklarına yol açabilen lejyoner hastalığı, klima bakımı ve temizliği yapılmayan ofislerde en önemli sağlık risklerinden biri. Ofix Blog‘da bu haftaki sağlık köşemizde, lejyoner hastalığını önleme yolları hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız.

Lejyoner hastalığı nedir?

Önce biraz lejyoner hastalığından bahsedelim. Kısaca ifade etmek gerekirse lejyoner hastalığı, legionella pneumophila olarak adlandırılan bakterinin neden olduğu bir akciğer enfeksiyonudur. Bu bakteri ilk olarak 1976 yılında Philadelphia’da bir otelde Amerikan Lejyonu isimli kongreye katılan emekli askerlerde ortaya çıkan bir salgın sonucu keşfedildiği için hastalığın ismi lejyoner hastalığı olarak konuldu. Bağışıklık sistemi zayıf, kronik bir hastalığa sahip, sigara tiryakisi, alkol bağımlısı ve uzun süreli kortizon tedavisi gören kişiler, lejyoner hastalığı için temel risk grupları arasında.

Lejyoner hastalığına yol açan legionella pneumophila bakterisi, sulu ve nemli ortamlar ile bakım ve temizliği yapılmayan klimalarda kolayca çoğalıp yayılabilmekte. Öyle ki, bakterinin bulaşması için akarsu, nehir veya havuz gibi ortamların yanı sıra duş başlığı gibi yüzeyler bile yeterli. Fakat bu bakteri daha çok solunum yoluyla vücuda girdiği için, bakım ve temizliğine yeterince özen gösterilmeyen klimalar aracılığıyla hızla çoğalıp bulaşabilmekte. Sıcak yaz günlerinde artan nem ve yoğun klima kullanımı, lejyoner hastalığı konusunda enfeksiyon risklerini arttırmakta. Solunum yolu direnci veya genel vücut direnci düşük kişilerde bu hastalık sonucunda akciğere yerleşen legionella pneumophila bakterisi, bir süre sonra zatürre gibi daha büyük sorunlara yol açabilmekte.

Lejyoner hastalığının belirtileri nelerdir?

Lejyoner hastalığının belirtileri nezle ve grip vakıalarına çok benzediği için bu hastalığı ilk etapta anlamak oldukça güçtür. Hastalığın belirti vermeye başlaması, bakterinin vücuda girmesinin ardından 2 ile 10 gün arasında değişebilir. Hastalığın ilk belirtileri, genellikle yüksek ateş ve halsizlik olmakta. Vücut direnci düşük hastalarda bakteri akciğerlerde hızla çoğalarak kuru öksürük ve eklem ağrılarına yol açar. Balgam çıkarma ihtiyacı içine giren hasta, balgam çıkarmada zorluk çeker. Hastalık ilerledikçe baş ağrısı, nefes darlığı ve bilinç bulanıklığı gibi şikayetler görülmeye başlar ve hastada uykuya meyil artar. Üst solunum yollarının yanı sıra alt solunum yollarına da hızla yayılabilen bu hastalık, akciğer iltihaplarına da yol açabilir.

Lejyoner hastalığını önleme yolları nelerdir?

Lejyoner hastalığını kısaca bu şekilde ele aldıktan sonra, yazımızın bu kısmında lejyoner hastalığını önleme yolları hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız. Fakat şu noktayı özellikle vurgulayalım. Burada paylaşacağımız bilgiler yalnızca koruyucu hekimlik bağlamında olup hiçbir tedavi edici niteliğe sahip değildir. Lejyoner hastalığı şüpheniz varsa, en yakın sağlık kuruluşuna giderek muayene olmalı ve gerekli tedavi sürecini hekiminizin gözetiminde sürdürmelisiniz. Lejyoner hastalığının tedavisinde antibiyotik kullanımı gerekebildiği için, erken teşhis çok önemli sonuçlar doğurabilir.

Klimanızın bakım ve temizliğini ihmal etmemelisiniz.

Lejyoner hastalığının en önemli yayılma şekli solunum yolu olduğu için, lejyoner hastalığını önleme yolları içinde ilk sıraya klima bakım ve temizliği konulabilir. Sıcak veya soğuk hava üfleyerek kapalı bir yerin havasını değiştiren klimalar, doğu kullanıldığı sürece hayatımızı kolaylaştırır, iş verimliliğimizi arttırır. Bakım ve temizliğine özen gösterilmediğinde ise üst solunum yollarımızı ciddi anlamda tehdit eder. Nitekim klima suyu, bugüne kadar tespit edilebilen 60’ın üzerinde farklı türde legionella pneumophila bakterisinin hızla çoğalması için en ideal koşullara sahip. Bu bakterilerin yalnızca birkaç türü lejyoner hastalığına yol açsa da klimalarda hızla çoğalıp yayıldıkları için ciddi bir sağlık riski oluşturmakta.

Kombi ve su kazanlarınızda periyodik arındırma yapmalısınız.

Legionella pneumophila bakterisi sulu ve nemli ortamları çok sevse de 70 derecenin üzerindeki sularda hayatını devam ettirememekte. Bu nedenle, lejyoner hastalığını önleme yolları içinde kombi ve su kazanlarında periyodik arındırma işlemleri çok faydalı. Su sıcaklığını 70 derecenin üzerine çıkarttığınızda tüm sisteminizi bu bakteriden arındırabilirsiniz. Bununla birlikte, endüstriyel ortamlarda bu arındırma yeterli olmayabilir. Gerekli dezenfeksiyonun sağlanabilmesi için sodyum hipoklorit, klordioksit veya hidrojen peroksit gibi kimyasal maddelerin kullanılması gerekebilir. Bu konularda bir uzmandan yardım alabilirsiniz.

Otel ve hastanelerde dikkatli olmalısınız.

Otel ve hastane gibi büyük ve kalabalık ortamlarda klima bakım ve temizliği çok ciddi bir sorun. Legionella pneumophila bakterisinin tesisata yerleşmesini önlemek için bu gibi yapılarda klima ve havalandırma sistemleri ile su sistemlerinde düzenli bakım ve kontrollerin yapılması gerekir. Bunlar yapılmadığı zaman oluşan salgınlarda hayati riskler ortaya çıkabilir. Lejyoner hastalığını önleme yolları içinde otel ve hastanelerde klima ve banyo kullanımı sırasında dikkatli olmalısınız. Özellikle de hastane kaynaklı salgınlarda lejyoner hastalığına bağlı ölümlerin oranı 4 kata kadar yüksek olabilmekte.

Hijyenik olduğundan emin olmadığınız hiçbir suyu içmemelisiniz.

Lejyoner hastalığı daha çok solunum yoluyla yayılsa da hijyen şartlarına uygun olmayan sulardan da yayılabilmekte. Yukarıda belirttiğimiz risk grupları içindeki kişiler tatil bölgelerinde havuza veya denize girdiklerinde su yutmaları durumunda bu hastalığa kolayca yakalanabilirler. Üstelik, suyun yalnızca yutulması değil, hijyenik olmayan banyo veya hamam gibi ortamlarda suyla temas bile bu bakterinin vücuda girmesine yol açabilmekte. Bu bakımdan, hijyenik olduğundan emin olmadığınız hiçbir suyu içmemeli, havuza veya denize girerken dikkatli olmalı, hijyenik olmayan banyo veya hamamlarda bulunmaktan kaçınmalısınız.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Türkiye İlk Kez Sabah Maçlarına Çıkıyor: Ülkece Uyku Düzeni Dağılıyor

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye olarak yıllardır gece maçına alışmış insanlarız.
20.45 mi? Mis gibi saat.
Çay koy, kanepeye yayıl, maçı aç.

Ama sabah 06.00’da milli maç izlemek…
İşte orada pek alışık değiliz gibi.

Bu Dünya Kupası’yla birlikte ilk kez “güne Türkiye maçıyla başlama” dönemine giriyoruz.
Yani artık alarm sesi bile stres yaratacak.

Sabah Alarmıyla Milli Duygu Aynı Anda Yaşanır mı?

Muhtemelen yaşanacak.

Çünkü milyonlarca insan ilk kez kendi isteğiyle 05.30 alarmı kuracak.
Normalde işe zor uyanan insanlar, Türkiye maçı için karanlıkta ayakta olacak.

Ve o sabah herkesin evinde aşağı yukarı aynı sahne dönecek:

  • Tek göz açık televizyonu açma çabası
  • Mutfakta sessiz sessiz kahve yapma
  • “Daha hava bile aydınlanmadı ya” söylemleri
  • İlk düdükle birlikte bir anda kendine gelme

Ofisler Birkaç Gün Hafif Dağılabilir

Şimdiden söyleyelim…
Bu maç saatleri ofis düzenini biraz bozacak gibi duruyor.

Çünkü biri maçı izlemek için 3 saat uyuyacak.
Biri “Uyumam ben” diyecek, öğleden sonra ekrana boş boş bakacak.
Birileri toplantıda istemsizce maç yorumu yapacak.

Hatta bazı ofislerde şu konuşmaların geçme ihtimali çok yüksek:

— “Kaçta yattın?”
— “Yatmadım.”
— “Maçı izledin mi?”
— “İkinci yarıyı hatırlamıyorum bile.”

FIFA Biraz Bizi Zorlamış Gibi

Maç saatleri şöyle:

  • 07.00
  • 06.00
  • 05.00

Yani biri özellikle “Türk halkının sabır seviyesi ölçülsün” istemiş gibi.

Ama işin garip tarafı şu:
Ne kadar erken olursa olsun, konu milli maç olunca insanlar yine ekran başına geçiyor.

Normalde sabah yürüyüşüne çıkmayan adam, Türkiye maçı için gün doğmadan kahveyle koltuğa kurulacak.

Bu Turnuvanın Gizli Kahramanı Kahve Olabilir

Bu süreçte en yoğun mesaiyi futbolcular kadar kahveler de yapacak gibi duruyor.

Çünkü sabah 5’te maç izlemek normal seyircilik değil.
Bir noktadan sonra hayatta kalma mücadelesine dönüyor.

Şimdiden bazı klasikler oluştu bile:

  • “Ben maçı ofisten açarım”cılar
  • Termosu akşamdan hazırlayanlar
  • Maç günü toplantıyı ertelemeye çalışanlar
  • Ve “Ben zaten erken kalkıyorum” diye hava atanlar

Ama Güzel Tarafı da Bu Galiba

Ne kadar uykusuz olursak olalım…
O saatlerde yine milyonlar aynı anda aynı maçı izleyecek.

Bir yanda kahve, bir yanda milli heyecan.
Göz yarı kapalı ama yorumlar tam gaz.

Çünkü Türkiye’de milli maç sadece futbol değil.
Biraz stres, biraz umut, biraz da “Bu maçı alırız” inadıdır.

Ve galiba ilk kez,
Dünya Kupası’nı “günaydın” diyerek yaşayacağız.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Eskiden “Çıkıp Alalım” Diyorduk, Şimdi Kargo 1 Gün Gecikince Sinirleniyoruz..

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’de e-ticaret artık sadece “internetten alışveriş” meselesi değil.
İnsanların günlük alışkanlıklarını değiştiren bambaşka bir düzene dönüştü.

Bir dönem internetten sipariş vermek insanlara riskli gelirdi.
Şimdi ise kargo bir gün geç kalsa herkesin canı sıkılıyor.

Çünkü alıştık.
Hem de çok hızlı alıştık.

Son 5 yılda Türkiye’de e-ticaret hacminin yaklaşık 12 kat artıp 10,6 trilyon liraya ulaşması da bunu açıkça gösteriyor.

Üstelik sadece para büyümüyor.
İşlem sayısı da inanılmaz seviyelere çıktı.

Bugün Türkiye’de e-ticaret işlem sayısı 25,85 milyara ulaşmış durumda.
Yani insanlar artık büyük küçük fark etmeksizin birçok ihtiyacını internetten çözmeye başladı.

Bir kulaklık…
Bir kahve makinesi…
Bir paket fotokopi kağıdı…
Hatta ofisin çayı kahvesi bile artık birkaç dakikada sipariş veriliyor.

Dolar bazında bakıldığında da tablo aynı.
Türkiye’nin e-ticaret hacmi 43 milyar dolardan 115,4 milyar dolara yükseldi.

Aslında bu değişimi anlamak için istatistiklere bile çok gerek yok.

Çevremize bakmamız yeterli.

Eskiden biri bir şey alacağı zaman mağaza mağaza gezerdi.
Şimdi önce telefondan fiyat bakılıyor.
Yorum okunuyor.
“Yarın gelir mi?” diye teslimat süresi kontrol ediliyor.

Hatta bazen mağazada görülen ürün bile internetten sipariş ediliyor.

Çünkü artık insanlar sadece ürün almıyor.
Kolaylık satın alıyor.

Özellikle şirketler tarafında bu durum çok daha net hissediliyor.

Kimse tek bir eksik için gün içinde farklı yerlere yetişmeye çalışmak istemiyor.
Kırtasiye ayrı yerden, temizlik ürünü başka yerden, kahve başka yerden derken iş uzayıp gidiyor.

Bu yüzden Ofix gibi platformlar son dönemde şirketlerin işini ciddi anlamda kolaylaştırmaya başladı.

İnsanlar artık ofis ihtiyaçlarını tek tek düşünmek yerine, tek noktadan hızlıca çözmek istiyor.
Ürün bulunsun, fiyat uğraştırmasın, sipariş zamanında gelsin yeterli oluyor çoğu zaman.

Geldiğimiz noktada e-ticaret artık ekstra bir seçenek değil.
Günlük hayatın normal akışına dönüşmüş durumda.

Ve görünen o ki insanlar bu hızdan kolay kolay vazgeçmeyecek.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden Her İki Beyaz Yakalıdan Biri “Ben Bunu Daha Ne Kadar Yapacağım” Diyor?

Yayınlandı

tarihinde

İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası.
Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.

İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi.
Bir nevi kimlik.

Ama işte tam burada işler karışıyor.
Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.


Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil

Modern iş hayatı sana şunu söylüyor:
Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.

Yani bir nevi:
“Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”

Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor.
Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”

Spoiler: Fazla.


Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor

Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor.
Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj gelirse cevaplanıyor.
“Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.

Sonra bir de hayat var:
Ev, düzen, sorumluluklar…

Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun,
sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.


Aynı iş, farklı hayatlar

Aynı pozisyonda iki kişi düşün.
Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.

Ya da şöyle:
Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.

İşte o an bir şey kırılıyor.

Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.


Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor:
“Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”

Çünkü mesele işin kendisinden çok,
o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.

Ve belki de asıl ihtiyaç,
daha fazla çalışmak değil…
daha dengeli yaşamak.

Okumaya Devam Et

Trendler