Bizi Takip Edin

Lifestyle

Ofislere Enerji Veriyoruz

Yayınlandı

tarihinde

Ofislere enerji veren piller hakkında merak ettikleriniz Ofix Blog'da...

Mobil cihazlarda ve enerji depolanması gereken noktalarda enerji ihtiyaçlarına pratik çözümler sunan piller, ofislerin en sık sipariş verdiği sarf malzemeleri arasında yer almakta. İçerisinde bulunan kimyasal maddeler sayesinde kimyasal enerjiyi elektrik enerjisine dönüştüren piller, ofiste veya ofis dışı ortamlarda kullandığımız elektronik ürünlerin çalışmasını mümkün kılıyor. Piyasada farklı kullanım amaçlarına uygun çok sayıda pil bulmak mümkün. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, ofislere enerji veren piller hakkında önemli birkaç noktaya kısaca temas edip ofislerin en çok sipariş verdiği pilleri tanıtacağız. 

Pilin İcadı ve Evrimi

Elektriğin keşfi MÖ 600’lere kadar uzansa da kullanımına başlanması ancak 19. yüzyılda mümkün oldu. Bu konuda Luigi Galvani tarafından gerçekleştirilen “kurbağa deneyi”, çok önemli bir dönüm noktası oldu. Metal bir çubukla statik elektriği ölü bir kurbağanın bacağına dokundurarak bacağı hareket ettirmeyi başaran Galvani, canlı hücrelerin değil, kasların elektrik içerdiğine inandı. Galvani’den sonra elektrik üzerine çalışmalarını yoğunlaştıran Alessandro Volta kas hücrelerinin içindeki sıvıda metal iyonlarını keşfetti. Bu keşif sayesinde Volta, tuzlu su çözeltisinin iki ucuna çinko ve bakır parçaları yerleştirerek elektrik akımı üretmeyi başardı. Volta pili ismi verilen bu pille birlikte, elektrik üretimi ve depolanması için yeni çalışmalar yapılmaya başlandı.

Elektrokimya alanında büyük bir devrime imza atan Volta pili, çinko ve bakır elektrotların sülfürik asit ve tuzlu suda reaksiyonu konusunda pek çok çalışmaya ilham kaynağı oldu. Pilin günümüzde kullandığımız şeklini alması ise 20. yüzyılda gerçekleşti. 1947 yılında icat edilen nikel kadmiyum piller, pil hücresinin tümüyle izole edilmesiyle pillerin kullanım ömrünü uzattı. 1970’lerde ilk lityum piller üretildi ve nikel metal hidrit pil sistemleri üzerine çalışmalar hızlandı. 1980’lerde bu pillerin şarj edilebilir hale getirilmesi sağlandı ve yeni hidrit alaşımlar kullanıldı. 1990’larda üretilmeye başlanan iyon bazlı lityum piller ise şarj süresini kısalttı ve pil kullanımını daha güvenli hale getirdi.

Günümüzde kullanımı en yaygın pilleri niteliğine göre alkalin, karbon çinko, lityum ve gümüş oksit piller şeklinde sınıflandırabiliriz. Bunlar içinde alkalin piller, daha yüksek enerji düzeyine sahiptir ve bu nedenle fiyatları daha yüksektir. Kullanım süreleri de karbon çinko pillere oranla 8 ile 10 kat daha yüksektir. Karbon çinko piller, fiyat bakımından daha ucuzdur. Ama yüksek enerjiye ihtiyaç duyan elektronik cihazlarda bu pillerin kullanılması uygun değildir. Çabuk bittikleri için orta ve uzun vadede daha masraflı hale gelirler. Bunlardan farklı olarak şarj edilebilir piller ise ortalama 800 ile 1000 şarj ömrüne sahiptir. Bu piller arasında en çok nikel metal hidrat, nikel kadmiyum ve lityum iyon piller tercih edilmekte.

Ofislerin Pil Tercihleri

Sitemizde halihazırda 9 farklı pil çeşidini kullanıcılarımızın beğenisine sunmaktayız. Bu piller 12 V kalem pil, 9 V pil, AA kalem pil, AA şarjlı kalem pil, AAA ince pil, AAA şarjlı ince pil, C orta boy pil, D büyük boy pil ve düğme pil olarak sitemizde yer almakta. Kullanıcılarımızın son 1 yıl içinde sitemiz üzerinden verdikleri pil siparişlerini incelediğimizde, enerji kategorimizdeki satış adedinin %92.6’sının pil satışlarından oluştuğunu görmekteyiz. En çok sattığımız pil çeşidi AA kalem pil olurken, tüm pil satışlarımızın %47.9’unu bu ürünler oluşturmakta. Bu grupta en çok sattığımız ürünümüz ise Duracell Alkaline AA kalem pil 1.5 V 12 adet ürünümüz oldu.

Pil kategorisinde kullanıcılarımızın en çok sipariş verdiği ikinci ürünümüz Energizer Multi Pack Alkaline AA kalem pil 1.5 V 12 adet oldu. Bütün alkalin piller gibi bu ürünler de karbon çinko pillere oranla daha yüksek bir akıntı hızı ve daha kararlı bir iç dirence sahip. Düşük sıcaklıklarda bile performansından bir şey kaybetmeyen bu ürünler, elektronik cihazlar için uzun ömürlü enerji kaynağı sunmakta. Ofiste veya ofis dışı ortamlarda el feneri, CD çalar, radyo, saat vb. ürünlerde kullanabileceğiniz bu ürünler, ofiste enerji maliyeti konusunda da tasarruf yapmanızı sağlayabilir.

Listemizin üçüncü sırasında, Duracell Alkaline AAA ince kalem pil 1.5 V 12 adet var. AA piller ile AAA piller arasındaki farkların ne olduğu piller hakkında en fazla merak edilen konuların başında gelir. Bu piller arasındaki en önemli fark boyutlarıdır. Bu farkı anlatmak üzere halk arasında AA piller daha çok kalem pil olarak adlandırılır. AAA piller içinse ince pil ifadesi kullanılır. Pil almadan önce, kullanacağınız üründe AA pile mi yoksa AAA pile mi ihtiyaç olduğunu bilmeniz gerekir. Birinin yerine diğerini takmanız durumunda cihazınızı çalıştıramazsınız. AA piller daha kalınken AAA piller daha incedir. AA piller çok enerji harcayan cihazlarda kullanılırken AAA piller daha az enerji harcayan cihazlarda kullanılır.

Ofislere Enerji Veriyoruz!

Online ofis marketiniz Ofix’te, ofislere enerji vermek üzere son 1 yıl içinde 6 farklı markanın pillerini kullanıcılarımızın beğenisine sunduk. En yüksek satış başarısı yakalayan marka, adet bazında %67.8’lik oranla Duracell oldu. Yıl içinde en fazla pil satışını Ekim ayında gerçekleştirdik. Müşteri başına 7.4 adet pil alımı gerçekleşirken en çok pil siparişi sırasıyla Şişli, Ataşehir, Ümraniye, Sarıyer ve Başakşehir’den geldi.

Ofix’te satışı devam eden tüm pilleri, piller ve şarj cihazları kategorimizde inceleyebilirsiniz. Kurumsal müşterilerimiz için sunduğumuz özel fırsatlardan yararlanmak içinse OfixPlus üyeliğimizi keşfedebilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz… 

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Türkiye İlk Kez Sabah Maçlarına Çıkıyor: Ülkece Uyku Düzeni Dağılıyor

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye olarak yıllardır gece maçına alışmış insanlarız.
20.45 mi? Mis gibi saat.
Çay koy, kanepeye yayıl, maçı aç.

Ama sabah 06.00’da milli maç izlemek…
İşte orada pek alışık değiliz gibi.

Bu Dünya Kupası’yla birlikte ilk kez “güne Türkiye maçıyla başlama” dönemine giriyoruz.
Yani artık alarm sesi bile stres yaratacak.

Sabah Alarmıyla Milli Duygu Aynı Anda Yaşanır mı?

Muhtemelen yaşanacak.

Çünkü milyonlarca insan ilk kez kendi isteğiyle 05.30 alarmı kuracak.
Normalde işe zor uyanan insanlar, Türkiye maçı için karanlıkta ayakta olacak.

Ve o sabah herkesin evinde aşağı yukarı aynı sahne dönecek:

  • Tek göz açık televizyonu açma çabası
  • Mutfakta sessiz sessiz kahve yapma
  • “Daha hava bile aydınlanmadı ya” söylemleri
  • İlk düdükle birlikte bir anda kendine gelme

Ofisler Birkaç Gün Hafif Dağılabilir

Şimdiden söyleyelim…
Bu maç saatleri ofis düzenini biraz bozacak gibi duruyor.

Çünkü biri maçı izlemek için 3 saat uyuyacak.
Biri “Uyumam ben” diyecek, öğleden sonra ekrana boş boş bakacak.
Birileri toplantıda istemsizce maç yorumu yapacak.

Hatta bazı ofislerde şu konuşmaların geçme ihtimali çok yüksek:

— “Kaçta yattın?”
— “Yatmadım.”
— “Maçı izledin mi?”
— “İkinci yarıyı hatırlamıyorum bile.”

FIFA Biraz Bizi Zorlamış Gibi

Maç saatleri şöyle:

  • 07.00
  • 06.00
  • 05.00

Yani biri özellikle “Türk halkının sabır seviyesi ölçülsün” istemiş gibi.

Ama işin garip tarafı şu:
Ne kadar erken olursa olsun, konu milli maç olunca insanlar yine ekran başına geçiyor.

Normalde sabah yürüyüşüne çıkmayan adam, Türkiye maçı için gün doğmadan kahveyle koltuğa kurulacak.

Bu Turnuvanın Gizli Kahramanı Kahve Olabilir

Bu süreçte en yoğun mesaiyi futbolcular kadar kahveler de yapacak gibi duruyor.

Çünkü sabah 5’te maç izlemek normal seyircilik değil.
Bir noktadan sonra hayatta kalma mücadelesine dönüyor.

Şimdiden bazı klasikler oluştu bile:

  • “Ben maçı ofisten açarım”cılar
  • Termosu akşamdan hazırlayanlar
  • Maç günü toplantıyı ertelemeye çalışanlar
  • Ve “Ben zaten erken kalkıyorum” diye hava atanlar

Ama Güzel Tarafı da Bu Galiba

Ne kadar uykusuz olursak olalım…
O saatlerde yine milyonlar aynı anda aynı maçı izleyecek.

Bir yanda kahve, bir yanda milli heyecan.
Göz yarı kapalı ama yorumlar tam gaz.

Çünkü Türkiye’de milli maç sadece futbol değil.
Biraz stres, biraz umut, biraz da “Bu maçı alırız” inadıdır.

Ve galiba ilk kez,
Dünya Kupası’nı “günaydın” diyerek yaşayacağız.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Eskiden “Çıkıp Alalım” Diyorduk, Şimdi Kargo 1 Gün Gecikince Sinirleniyoruz..

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’de e-ticaret artık sadece “internetten alışveriş” meselesi değil.
İnsanların günlük alışkanlıklarını değiştiren bambaşka bir düzene dönüştü.

Bir dönem internetten sipariş vermek insanlara riskli gelirdi.
Şimdi ise kargo bir gün geç kalsa herkesin canı sıkılıyor.

Çünkü alıştık.
Hem de çok hızlı alıştık.

Son 5 yılda Türkiye’de e-ticaret hacminin yaklaşık 12 kat artıp 10,6 trilyon liraya ulaşması da bunu açıkça gösteriyor.

Üstelik sadece para büyümüyor.
İşlem sayısı da inanılmaz seviyelere çıktı.

Bugün Türkiye’de e-ticaret işlem sayısı 25,85 milyara ulaşmış durumda.
Yani insanlar artık büyük küçük fark etmeksizin birçok ihtiyacını internetten çözmeye başladı.

Bir kulaklık…
Bir kahve makinesi…
Bir paket fotokopi kağıdı…
Hatta ofisin çayı kahvesi bile artık birkaç dakikada sipariş veriliyor.

Dolar bazında bakıldığında da tablo aynı.
Türkiye’nin e-ticaret hacmi 43 milyar dolardan 115,4 milyar dolara yükseldi.

Aslında bu değişimi anlamak için istatistiklere bile çok gerek yok.

Çevremize bakmamız yeterli.

Eskiden biri bir şey alacağı zaman mağaza mağaza gezerdi.
Şimdi önce telefondan fiyat bakılıyor.
Yorum okunuyor.
“Yarın gelir mi?” diye teslimat süresi kontrol ediliyor.

Hatta bazen mağazada görülen ürün bile internetten sipariş ediliyor.

Çünkü artık insanlar sadece ürün almıyor.
Kolaylık satın alıyor.

Özellikle şirketler tarafında bu durum çok daha net hissediliyor.

Kimse tek bir eksik için gün içinde farklı yerlere yetişmeye çalışmak istemiyor.
Kırtasiye ayrı yerden, temizlik ürünü başka yerden, kahve başka yerden derken iş uzayıp gidiyor.

Bu yüzden Ofix gibi platformlar son dönemde şirketlerin işini ciddi anlamda kolaylaştırmaya başladı.

İnsanlar artık ofis ihtiyaçlarını tek tek düşünmek yerine, tek noktadan hızlıca çözmek istiyor.
Ürün bulunsun, fiyat uğraştırmasın, sipariş zamanında gelsin yeterli oluyor çoğu zaman.

Geldiğimiz noktada e-ticaret artık ekstra bir seçenek değil.
Günlük hayatın normal akışına dönüşmüş durumda.

Ve görünen o ki insanlar bu hızdan kolay kolay vazgeçmeyecek.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden Her İki Beyaz Yakalıdan Biri “Ben Bunu Daha Ne Kadar Yapacağım” Diyor?

Yayınlandı

tarihinde

İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası.
Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.

İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi.
Bir nevi kimlik.

Ama işte tam burada işler karışıyor.
Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.


Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil

Modern iş hayatı sana şunu söylüyor:
Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.

Yani bir nevi:
“Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”

Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor.
Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”

Spoiler: Fazla.


Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor

Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor.
Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj gelirse cevaplanıyor.
“Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.

Sonra bir de hayat var:
Ev, düzen, sorumluluklar…

Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun,
sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.


Aynı iş, farklı hayatlar

Aynı pozisyonda iki kişi düşün.
Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.

Ya da şöyle:
Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.

İşte o an bir şey kırılıyor.

Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.


Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor:
“Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”

Çünkü mesele işin kendisinden çok,
o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.

Ve belki de asıl ihtiyaç,
daha fazla çalışmak değil…
daha dengeli yaşamak.

Okumaya Devam Et

Trendler