Bizi Takip Edin

Lifestyle

Ofiste müzik dinlemeyi sever misiniz?

Yayınlandı

tarihinde

Ofiste müzik dinlemek konusunda faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Ofiste çalışırken motivasyonumuzu yükselten, yaptığımız işlere odaklanmamızı sağlayan, enerjimizi arttıran konuların başında müzik dinlemek geliyor. Özellikle de açık ofislerde ve kalabalık çalışma ortamlarında dikkati toplamak ve işe odaklanmak oldukça güçtür. Kısık sesle konuşulsa bile, sesler hızla çoğalır ve dikkat dağılır. Bu gibi durumlarda ofiste müzik dinlemek, yaptığımız işe odaklanmamızı ve beyin fonksiyonlarımızı daha etkin bir şekilde kullanmamızı sağlayarak yaratıcılığımızı geliştirebilir. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, ofiste müzik dinleme konusunu ele alacağız ve yaratıcılığımızı geliştirmemize katkı sağlayan bazı eserler hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız.

Ofiste Müzik Dinlemek

Ofiste çalışırken yaptığımız her işe her zaman aynı dikkat ve özeni gösterebilmemiz mümkün değil efendim. Beyin fonksiyonlarımızın ne zaman ne şekilde çalışacağı metabolizmamızla doğrudan ilgili olduğu için, metabolizmamızın normal tempoda çalıştığı sabah saatleri ile yavaşlamaya başladığı öğle yemeği öncesi anlarda aynı yoğunlaşmayı sağlayamayız. Gün içinde hangi işi hangi zaman diliminde yapacağımızı metabolizmamızın işleyiş özelliklerini dikkate alarak belirlememiz çok önemli. Bu konuda faydalı pek çok bilgiyi, Ofix Blog‘da daha önce yayınlamış olduğumuz Biyoritminize dikkat ediyor musunuz? isimli yazımızda bulabilirsiniz.

Gün içinde motivasyonunuz düştüğünde, neşeli ve hareketli şarkılar dinleyerek motivasyonunuzu yükseltebilirsiniz. Nitekim, 70 bpm ve üzerindeki şarkıların motivasyonu arttırdığı konusunda pek çok bilimsel araştırma mevcut. Ve tabii, ofiste müzik dinlemek için mutlaka kulaklık kullanmalı, başkalarını rahatsız etmekten kaçınmalısınız. Ayrıca tür, şarkı seçimi ve sesin şiddetine de dikkat etmeli, dinlediğiniz müziğin sizi olumlu yönde etkilediğinden emin olmalısınız. Müzik dinlerken yaptığınız işe yoğunlaşabilmeniz için ne çok düşük, ne de çok yüksek seste müzik dinlemelisiniz. Düşük sesler yoğunlaşmanıza katkı sağlamayacağı gibi, yüksek sesler de dikkatinizi dağıtabilir ve üstelik, kulaklarınıza ciddi zararlar verebilir.

Diğer taraftan, açık ofislerde çalışırken dikkat ve motivasyon düzeyini yüksek tutmak hakikaten de çok zordur. Kısık sesle konuşulsa bile sesler hızla yükselir, seslerin yükselmesi dikkati dağıtır, bazı gerginliklere zemin hazırlar, stres düzeyinin yükselmesine yol açar. Öyle ki, telefon konuşmalarının uzamasından ofis arkadaşlarının rahatsız olacağı endişesi bile, iletişimi kısa kesme eğilimi yaratır ve konuların basit cümlelerle geçiştirilmesine yol açar. Oysa, bu gibi durumlarda ofiste müzik dinlemek, dışarıdan gelen uyarıcıların tek bir noktaya odaklanmasını sağlayabilir ve beyin fonksiyonlarımız duruma adapte olarak daha etkin bir şekilde çalışabilir. 

Ofiste Yaratıcılık Modu

Müzik türlerine duyulan ilgi ve sevilen şarkılar, çok sayıda kişisel, bilişsel, toplumsal ve kültürel etkene bağlı olarak değişebilir efendim. Bu nedenle, kimilerine çok iyi ve güzel görünen bir müzik türü veya şarkı, başkalarında aynı etkiyi yaratmayabilir. Bununla birlikte, müzik türleri ile beyin fonksiyonlarının işleyiş şekli arasındaki ilişki hakkında pek çok bilimsel araştırma mevcut. Bu araştırmaların sonuçlarına göre, yüksek tempolu şarkıların IQ düzeyini yükselttiği, doğa seslerini barındıran şarkıların beyin fonksiyonlarını canlandırdığı, baskın bas seslerin ruh halinde ani değişiklikler meydana getirdiği, barok müziğin iş kalitesi için faydalı olduğu, klasik müziğin ve enstrümantal müziklerin ise daha güçlü bir yoğunlaşma sağladığı ve yaratıcılığı geliştirdiği söylenebilir.

Yazımızın bu kısmında, ofiste çalışırken yoğunlaşmamızı arttırabilecek ve yaratıcılığımızı geliştirebilecek bazı eserler hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız.

Antonio Vivaldi – The Four Seasons

Barok klasik müziğinin en önemli temsilcilerinden biri olan Antonio Vivaldi, ilk müzik eğitimini keman sanatçısı babasından alır ve 18 yaşına geldiğinde St. Mark Kilisesi’nde kemancı olarak işe başlar. Yaptığı bestelerin büyük ilgi görmesi üzerine, işinden ayrılır ve Avrupa’yı dolaşarak pek çok konser verir. Daha sonraları konçerto olarak adlandırılacak bu besteler, dönemine göre pek çok yeniliği içinde barındırır. Bu yenilikler nedeniyle Vivaldi, konçertonun yaratıcısı olarak kabul edilir.

Vivaldi‘nin en bilinen ve en beğenilen eserlerinden biri olan The Four Seasons isimli eserinde, barok klasik müziğinin en tipik özelliklerini bulabilirsiniz. Bu eserde ses olarak keman baskın bir şekilde öne çıksa da aynı tınılara sahip çok sayıda enstrüman birbiriyle adeta yarışır, hızlı nota geçişleri insanı şaşırtır, süslemeler adeta abartı sınırlarını zorlar. Ki bu özellikleri nedeniyle The Four Seasons, yaratıcılık konusunda pek çok besteciye ilham kaynağı olmuştur. Bu türde yetişen son büyük deha olarak kabul edilen Bach‘ın ölümünün ardından, klasik müzikte barok müzik dönemi kapandı.

Johann Sebastian Bach – Ave Maria

Klasik müziğin en yaratıcı isimlerinden biri olan Johann Sebastian Bach, henüz küçük yaşlarda anne ve babasını kaybetmesinin ardından abisinin orguyla hayata tutunmaya çalışır. 15 yaşına geldiğinde, Mattehaus Kilisesi’ne soprano olarak girer ve org dersleri alır. Hayatını org çalarak ve beste yaparak geçiren Bach, binin üzerinde esere imza atmayı başarır. Ne var ki, bu eserlerin büyük bir bölümü günümüze maalesef ulaşamaz. Bugün bildiğimiz Bach eserleri, ikinci evliliğinden olan Carl Phillip Emanuel‘in arşivinden kalanlarla sınırlı.

Bach‘ın en önemli eserlerinden biri olan Ave Maria‘yı, yabancı filmlerde düğün ve cenaze törenlerinde mutlaka duymuşsunuzdur. Ave Maria ilk olarak, bestelenmesinin üzerinden 137 yıl sonra 1853 tarihinde yayınlandı. Eserin günümüzde keman, gitar, yaylı çalgılar, piyano ve viyolonsel gibi farklı enstrümanlar için özel olarak geliştirilen pek çok düzenlemesi mevcut. Ofiste müzik dinlemek istediğinizde, yaratıcılığınızı geliştirmek açısından bu eseri rahatlıkla değerlendirebilirsiniz.

Wolfgang Amadeus Mozart – Requiem

Klasik müziğin gelmiş geçmiş en büyük dehası olarak kabul edilen Wolfgang Amadeus Mozart, müzik yeteneğini besteleriyle henüz 3 yaşındayken ortaya koyar ve dinleyenleri hayran bırakır. Hafızasının son derece güçlü olması, çok uzun eserleri bile kemanıyla kusursuz bir şekilde çalmasını sağlar. Dönemin önde gelen tüm besteci ve virtüözlerini kıskandıran dehasını, günümüze ulaşmayı başaran yüzlerce eserinde görmek mümkün.

Mozart‘ın en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilen Repuiem, ölümünden kısa bir süre önce başladığı ve tamamlayamadığı son eseriydi. Kendi ölümünü düşünerek bestelediği zannedilen bu eser, büyük bir dehanın insanlığa bir tür vedası olarak değerlendirilebilir. Bu eser de yine, ofiste müzik dinlemek istediğiniz anlarda yaratıcılık konusunda büyük ilhamlar verebilir.

Niccolo Paganini – La Campanella

19. yüzyılın en büyük keman virtüözlerinden biri olarak kabul edilen Niccolo Paganini, ilk konserini 11 yaşında verir. Aldığı dersler sayesinde kendisini geliştiren Paganini, Avrupa’nın pek çok şehrinde düzenlediği solo konserleriyle adından söz ettirmeyi başarır. Ne var ki, kazandığı şöhrete yenik düşer ve kötü alışkanlıklar edinir. Hayatı ciddi sağlık sorunları ve ekonomik sorunlarla boğuşmakla geçer.

Paganini‘nin La Campanella eserinin gerek keman, gerekse piyano uyarlamasını icra etmek oldukça zordur. Bu eseri dinlerken, kendinizi kocaman bir ormanda nehre ulaşmak için koşuşturan bir su damlası gibi hissedebilirsiniz. Öyle etkileyici bir eser ki bu, final kısmında kendinizi okyanusun ortasında bulabilirsiniz…

Franz Schubert – Serenade

Kısacık ömrüne yüzlerce eser sığdırmayı başaran Franz Schubert, Viyana’da amatör bir müzisyenin oğlu olarak dünyaya gelir. Babasından aldığı temel müzik bilgilerini daha da geliştirerek keman çalmayı öğrenir ve Kraliyet Kilisesi Korosu’na girer. Arkadaş çevresini sürekli geliştiren ve dönemin önde gelen şair, filozof, ressam ve entelektüelleriyle yakın ilişkiler kuran Schubert, eserlerinde insan ruhunun iniş çıkışlarını ve yalnızlık temasını başarıyla işler.

Schubert‘in en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilen Serenade, bir kır gezisi sırasında tek başına bir masada otururken gördüğü arkadaşı Tieze‘nin yarattığı ilhamla yazıldı. Arkadaşının o anki görüntüsü Schubert‘i o kadar etkiler ki, bir fatura kağıdının arkasına hızlıca notalar yazmaya başlar. Bu muhteşem eseri, motivasyonunuzun düştüğü anlarda zevkle dinleyebilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Beyaz Yakalım

Neden Her İki Beyaz Yakalıdan Biri “Ben Bunu Daha Ne Kadar Yapacağım” Diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası.
Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.

İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi.
Bir nevi kimlik.

Ama işte tam burada işler karışıyor.
Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.


Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil

Modern iş hayatı sana şunu söylüyor:
Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.

Yani bir nevi:
“Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”

Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor.
Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”

Spoiler: Fazla.


Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor

Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor.
Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj gelirse cevaplanıyor.
“Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.

Sonra bir de hayat var:
Ev, düzen, sorumluluklar…

Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun,
sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.


Aynı iş, farklı hayatlar

Aynı pozisyonda iki kişi düşün.
Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.

Ya da şöyle:
Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.

İşte o an bir şey kırılıyor.

Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.


Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor:
“Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”

Çünkü mesele işin kendisinden çok,
o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.

Ve belki de asıl ihtiyaç,
daha fazla çalışmak değil…
daha dengeli yaşamak.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Yaz Sıcaklarında Kurtarıcı: Vantilatör Seçmenin ve Kullanmanın Püf Noktaları

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Vantilatör alacaklar için yaz geldiğinde herkesin aklından aynı şey geçer:
“Biraz serinlesek yeter.”

İşte tam bu noktada devreye en pratik çözümlerden biri girer: vantilatörler.
Klimaya göre daha ulaşılabilir, daha az elektrik tüketen ve neredeyse her ortamda kullanılabilen bu cihazlar, özellikle son yıllarda yeniden popüler hale geldi.

Ama iş sadece “bir vantilatör alayım” demekle bitmiyor.
Doğru ürünü seçmek, doğru şekilde kullanmak ve biraz da bakımını yapmak gerekiyor.

Bu yazıda vantilatörlerle ilgili bilmen gereken her şeyi sade sade anlatıyoruz.

Vantilatör Kullanmanın Avantajları

Vantilatör basit bir cihaz gibi görünür ama sağladığı konfor düşündüğünden daha fazladır.

Sıcak havalarda en büyük etkisi, ortamı gerçekten “soğutmak” değil, havayı hareket ettirmesidir.
Bu hareket, vücudun terleme yoluyla serinlemesini hızlandırır. Yani aslında seni serinleten şey rüzgâr hissidir.

Kapalı bir ortamdaysan, vantilatörün bir diğer avantajı da hava sirkülasyonudur.
Uzun süre kapalı kalan bir odada oluşan o ağır hava hissi, vantilatör çalıştığında kısa sürede dağılır. Özellikle ofis ortamlarında bu fark çok net hissedilir.

Bir de işin ekonomik tarafı var.
Klimalarla kıyaslandığında çok daha az elektrik tüketir. Bu da özellikle uzun süreli kullanımlarda ciddi bir tasarruf anlamına gelir.

Üstelik çoğu model hafif ve taşınabilirdir.
Yani sabit bir yere bağlı kalmazsın. İhtiyaç neredeyse vantilatör de orada olur.

Vantilatör Seçerken Nelere Dikkat Etmeli?

Burada en sık yapılan hata şu:
Görüntüsüne bakıp karar vermek.

Oysa asıl önemli olan nerede ve nasıl kullanacağın.

Küçük bir çalışma masası için dev bir sanayi tipi vantilatör almak da, geniş bir salon için mini bir masaüstü model seçmek de aynı şekilde verimsiz olur.

Alan büyüdükçe, cihazın gücü de artmalı.
Aksi halde çalışır ama etkisini hissettirmez.

Hız ayarları da önemli bir detay.
Günün her saatinde aynı rüzgârı istemezsin. Bazen hafif bir esinti yeterli olur, bazen daha güçlü bir hava akışı gerekir. Bu yüzden farklı hız seçenekleri sunan modeller her zaman daha kullanışlıdır.

Bir de ses konusu var.
Özellikle uyurken ya da odaklanman gereken bir iş yaparken, vantilatör sesi can sıkıcı olabilir. Bu yüzden sessiz çalışan modeller bir adım öne çıkar.

Son olarak yön ayarı.
Havanın sabit bir noktaya değil, odanın geneline yayılması genelde daha konforlu bir kullanım sağlar.

Vantilatörler Hakkında Kapsamlı Bir Kılavuz

Vantilatör Çeşitleri

Piyasada çok fazla seçenek var ama aslında kullanım şekline göre ayrılıyorlar.

Ayaklı vantilatörler en bilinen model.
Yüksekliği ayarlanabilir, geniş alanlarda etkili olur ve ev–ofis dengesini en iyi kuran tiptir.

Duvar tipi vantilatörler daha çok yer kazanmak isteyenler için.
Özellikle dar alanlarda oldukça işe yarar.

Sanayi tipi vantilatörler ise bambaşka bir kategori.
Depolar, atölyeler, büyük iş alanları… Güçlüdür, geniş alanı rahatlıkla çevirir.

Masaüstü modeller ise daha kişisel kullanım içindir.
Çalışma masasında, küçük bir alanda direkt serinlik sağlar.

Tavan vantilatörleri ise biraz daha kalıcı çözümdür.
Hem dekoratif durur hem de geniş alanlarda dengeli bir hava akışı sağlar.

Vantilatörle Tasarruf Gerçekten Mümkün mü?

Kısa cevap: Evet.

Ama biraz doğru kullanım gerekiyor.

Örneğin vantilatörü pencereye yakın konumlandırırsan, dışarıdaki serin havayı içeri taşıyabilirsin.
Ya da içerideki sıcak havayı dışarı atacak şekilde kullanabilirsin.

Gece saatlerinde, hava zaten serinlemişken vantilatörle desteklemek çoğu zaman klimaya ihtiyaç bırakmaz.

Yani mesele sadece cihazı çalıştırmak değil, biraz doğru konumlandırmak.

Vantilatör Bakımı Nasıl Yapılmalı?

Genelde ihmal edilen ama performansı direkt etkileyen konu bu.

Zamanla pervanelerde toz birikir.
Bu hem hava kalitesini düşürür hem de cihazın verimini azaltır.

Aslında çözümü basit:
Belirli aralıklarla pervaneleri ve ızgarayı temizlemek yeterli.

Temizlik yaparken cihazın fişini çekmek önemli.
Basit bir detay gibi görünür ama çoğu kişi bunu atlıyor.

Bazı modellerde yağlama ihtiyacı da olabilir.
Kullanım kılavuzuna bakarak ilerlemek en sağlıklısı.

Bir de kablo kontrolü.
Ufak bir hasar bile ileride sorun çıkarabilir, o yüzden gözden kaçırmamakta fayda var.

Evde ve Ofiste Kullanım

Vantilatörün en güzel tarafı şu:
Neredeyse her ortama uyum sağlar.

Evde salon, yatak odası, mutfak…
Nerede ihtiyaç varsa orada kullanılır.

Ofiste ise çoğu zaman fark yaratan detaylardan biridir.
Hava dolaşımı arttığında ortam daha yaşanabilir hale gelir, bu da direkt çalışan konforuna yansır.

Açık alanlarda bile işe yarar.
Balkon, bahçe, küçük organizasyonlar… Taşınabilir modeller burada ciddi avantaj sağlar.

Vantilatörler Hakkında Kapsamlı Bir Kılavuz

İşyerlerinde ve Evlerde Vantilatör Kullanımı

Vantilatörün en güzel tarafı şu:
Neredeyse her ortama uyum sağlar.

Evde, ofiste ya da açık alanda… Nerede ihtiyaç varsa orada devreye girer. Ama kullanım şekli biraz ortama göre değişir.

İşyerlerinde kullanım

Yaz aylarında ofis ortamı çok hızlı bunaltıcı hale gelebilir. Özellikle kalabalık alanlarda hava kısa sürede ağırlaşır. İşte bu noktada vantilatör, ortamın havasını hareketlendirerek ciddi bir rahatlama sağlar.

Sadece serinlik değil, çalışma konforu açısından da fark yaratır. Hava dolaşımı arttıkça ortam daha yaşanabilir hale gelir, bu da çalışanların odağını ve verimini doğrudan etkiler.

Bir de işin maliyet tarafı var.
Klima kullanımını biraz dengelemek ya da tamamen azaltmak isteyen işletmeler için vantilatörler oldukça iyi bir alternatif sunar.


Evlerde kullanım

Evde ise kullanım daha esnek.
Salon, yatak odası, mutfak… Günün hangi saatinde neredeysen vantilatör de oraya taşınır.

Özellikle akşam saatlerinde, hava biraz serinlediğinde vantilatör tek başına bile yeterli olur. Klimaya göre daha hafif bir serinlik verir ama çoğu zaman aranan şey de zaten bu.

Ayrıca kapalı kalan odalarda oluşan o ağır havayı dağıtmak için de oldukça işe yarar. Kısa sürede ortamın daha ferah hissettirmesini sağlar.


Açık alanlarda kullanım

Vantilatör sadece kapalı alan işi değil.
Balkon, veranda, bahçe… Hatta küçük organizasyonlarda bile rahatlıkla kullanılabilir.

Pikniklerde, yaz akşamı buluşmalarında ya da barbekü sırasında taşınabilir bir vantilatör, ortamın havasını tamamen değiştirir. Özellikle rüzgâr olmayan günlerde farkı daha net hissedersin.


Kısaca…

Vantilatör küçük bir dokunuş gibi görünür ama bulunduğu ortamın havasını gerçekten değiştirir.
Serinlik sağlar, havayı dolaştırır, ortamı daha yaşanabilir hale getirir.

Doğru yerde ve doğru şekilde kullanıldığında, hem konforu artırır hem de gereksiz enerji tüketiminin önüne geçer.

Evinde ya da ofisinde daha ferah bir ortam yaratmak istiyorsan, ihtiyacına uygun vantilatör modellerine göz atabilirsin.
Farklı kullanım alanlarına hitap eden pratik ve tasarruflu seçenekler Ofix’te seni bekliyor.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Trendler