Bizi Takip Edin

Lifestyle

Origamiyi hiç denediniz mi?

Yayınlandı

tarihinde

Origami hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Koronavirüs salgınında artan tanı ve hasta sayıları nedeniyle sokağa çıkma kısıtlamaları yeniden başladı. Bu dönemde evde çocuklarla birlikte geçirilen zamanı daha keyifli hale getirmek için origami iyi bir seçim olabilir. Çocukların yanı sıra yetişkinler için de keyifli bir etkinlik olan origamiyle boş zamanlarınıza renk katabilir, çocuğunuzun el becerileri ve dikkat gelişimine katkı sağlayabilirsiniz. Yalnızca kağıt kullanılarak yapılabilecek origamiyle çocuğunuza, kurduğu hayalleri gerçekleştirme cesareti de kazandırabilirsiniz. Origami ayrıca stres ve kaygı yönetimi konusunda da çok faydalı. Güzel bir şeyler yarattıkça insan, her türlü stres ve kaygıdan uzak kalabiliyor. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, Uzakdoğu’nun en eski el sanatlarından biri olan origami hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız. Origami nedir, diye merak ediyorsanız, bu yazımızda çok şey bulabilirsiniz. 

Origami nedir?

Origami sözcüğü, Japoncada “oru” (katlama) ve “kami” (kağıt) sözcüklerinin birleşmesiyle oluşan bileşik bir sözcük. “Kağıt katlama” veya “katlanmış kağıt” anlamına gelen origami, kağıt katlama işine farklı bir estetik nitelik kazandırmakta. Uzakdoğu’nun en eski el sanatlarından biri olan origamide makas veya herhangi bir yapıştırıcı kullanmaksızın kağıdı yalnızca katlayarak çeşitli formlara ulaşılmakta. Bu formlar arasında hayvan ve bitki motifleri daha yaygın. Kağıttan tuzluk, çiçek, kalemlik vb. objeler de yapılabilmekte. Origami için özel olarak üretilen origami kağıdı kullanarak birbirinden ilginç ve renkli objeleri kolayca tasarlayabilirsiniz. Origamide ülkemizde en çok at, çiçek ve kelebek motifleri ilgi görüyor. Kalp motifleri ise özel günlerde verilen hediyelere eşlik edebiliyor. 

Origami kolay olduğu kadar son derece yaratıcı bir el sanatıdır. Origaminin yapılışı sırasında hayal gücü ve el becerileri birlikte gelişir. Kişinin çevresine ve doğaya karşı farkındalığını arttıran bu sanat, aynı zamanda gözlem gücü ve matematiksel düşüncenin de gelişmesine katkı sağlıyor. Kağıdın tam olarak nasıl ve ne ölçüde katlanması gerektiği üzerinde düşünen kullanıcılar, bu konular hakkındaki becerilerini geliştirme fırsatı yakalıyor. Origamide kullanılan kağıt her katlamanın ardından farklı bir şekil almakta. Bu şekiller içinde istenilen forma ulaşma çabası, kişinin çözüm üretme becerisini geliştirmesini sağlıyor. Seçilen forma göre origaminin basit veya zor bir el sanatı olduğunu söylemek mümkün. Fakat origamide uzmanlaştıkça en karmaşık formların bile aslında basit birtakım katlama adımlarından ibaret olduğu görüldüğünde bu sanata duyulan ilgi artıyor. 

Bu bakımdan, origamiyle hem gözlem yeteneğinizi, hem hayal gücünüzü, hem matematiksel analiz yeteneğinizi, hem de el becerilerinizi geliştirebilirsiniz. Bunların yanı sıra sabır ve kararlılık konusunda da yine, origaminin pek çok olumlu etkisinden bahsetmek mümkün. Bu konuda origamiyi, çocuğunuzda istediğiniz davranış tarzı değişikliğini gerçekleştirmek için de kullanabilirsiniz. Çocuğunuza, istediği şeylere ulaşmak için emek sarf etmesi ve sabırlı olması gerektiğini öğretmeniz için origamiden yararlanabilirsiniz. Bu sanatın aynı zamanda da sakinleştirici ve rahatlatıcı bir etkiye sahip olması, stres ve kaygı yönetimi konusunda size de yardımcı olabilir. Nitekim origami, Uzakdoğu’da yüzlerce yıl çeşitli ruhsal hastalıklar için tedavi şekli olarak uygulanmış. Bu sanatta kağıt katlarken, günlük stres ve kaygılarınızın parmaklarınızın arasından akıp gittiğine tanıklık edebilirsiniz.

Origaminin Gelişim Serüveni

Origaminin ilk olarak nerede ve ne zaman başladığı bugüne kadar kesin olarak aydınlatılamadı. Kağıttan origamide yaygın kanaat, ilk olarak Çin’de ortaya çıktığı şeklinde. MÖ 2. yüzyılda Çinliler tarafından bulunan kağıdın kullanımı bu dönemde henüz yaygın değildi. Ve bu sanat, daha çok tapınaklarda süsleme amacıyla kullanılmaktaydı. Ayrıca, zengin tabakanın verdiği hediyeleri kaplamak için de origamiden yararlanılıyordu. Origaminin nasıl yayıldığı konusunda yaygın kanaat ise Budist rahiplerle yayıldığı şeklinde. Çinliler tarafından bulunduğu düşünülen bu sanata “origami” ismini ise Japonlar verdi. Kağıdın fiyatının düşmesi ve kullanımının yaygınlaşması, origaminin daha geniş kitleler tarafından uygulanmasını sağladı. Bu sanat için gereken tek şeyin kağıt olması, yaygınlaşmasını büyük ölçüde kolaylaştırdı. 

Uzakdoğu’da 17. yüzyılda origami, bir tür eğlence haline geldi ve kitleselleşti. Origamiyle ilgili kitapların yazılması da ilk olarak bu dönemde gerçekleşti. Bu kitaplar, halk arasında ilgi gördü. Kitaplarda hangi formlar için ne gibi kağıt katlamaların yapılacağı ayrıntılı bir şekilde tasvir edildi. Kolay origami konusunda ilham veren bu kitaplardaki yönergelere uygun şekilde yapılan objeler, daha özgün modellerin geliştirilmesine ve kayıt altına alınmasına katkı sağladı. Budist rahiplerle Japonya’ya gelen kağıt katlama çalışmaları, kitap çevirileriyle İspanya gibi çok uzak coğrafyalara ulaşma şansı yakaladı. Bu sayede origami kağıt katlama, hemen tüm Avrupa’da tanınmaya başladı. Origami çalışmaları ile yeni formlar oluştu, farklı estetik anlayışlar şekillendi. 

Origami çeşitleri nelerdir?

Origaminin çeşitleri için farklı kaynaklarda farklı sınıflandırmalar yapılsa da genel olarak üç çeşit origami olduğunu söyleyebiliriz. Bunlar klasik origami, modüler (parçalı) origami ve ıslak katlama şeklinde sınıflandırılmakta. Origami çeşitleri içinde klasik origami, tek parça kağıdın katlanmasıyla yapılan origamileri ifade etmekte. Origaminin bu türü, daha çok kuş ve at gibi hayvanların yapımında tercih edilmekte. Ülkemizde de en çok klasik origaminin tercih edildiğini söyleyebiliriz. Yapımının kolay ve en sevilen hayvan formlarına elverişli olması, klasik origaminin daha fazla öne çıkmasını sağlıyor. Kolaylığının yanı sıra herhangi bir kesme ve yapıştırma işlemi içermemesi, okul öncesi kağıt katlama etkinliklerinde klasik origaminin daha fazla tercih edilmesini sağlıyor. 

Origami çeşitlerinden modüler (parçalı) origami, birbirine benzeyen parçaların birleştirilmesiyle oluşmakta. Origaminin bu türü, daha çok soyut formlar ve geometrik nesnelerde tercih edilmekte. Bu türde kullanılan parçaların yerlerinin değiştirilmesiyle bile birbirinden ilginç objelere ulaşmak mümkün. Modüler origamiyle aynı zamanda 3 boyutlu tasarımlar yapmak da mümkün. 3D origami ile ilgileniyorsanız, origaminin bu türü üzerinde yoğunlaşabilirsiniz. Bu konuda uzmanlaştıkça 3D origami kolay olmanın yanı sıra daha yaratıcı gelebilir. Islak katlama ise adından da anlaşılacağı üzere, kağıda kolay şekil vermek için ıslatılmasıyla yapılan origami türüdür. Gerçeğine uygun ve doğal görünen hayvan ve eşya motifleri için daha çok ıslak katlama tercih edilmekte. 

Origamiye yeni başlayanlar için klasik origami uygulamaları daha isabetlidir. Klasik origami online alanda büyük ilgi görmekte. Bu konuda dilerseniz, klasik origami Youtube videoları ile kendinizi geliştirebilirsiniz. Örneğin tank origami, başlangıç aşaması için güzel bir seçim olabilir. Origami lale de yine başlangıç için denenebilir. Ya da kamikey origamiyle farklı bir deneyim yaşayabilirsiniz. El becerileriniz ve deneyimleriniz ilerledikçe, modüler origamiye ve ıslak katlamaya geçebilirsiniz. Evde veya ofiste kullanılmış kağıtları değerlendirmek için de origamiden yararlanabilirsiniz. Kullanılmış kağıtlar, kağıttan şekil yapma konusunda kendinizi geliştirmek için iyi bir fırsat olabilir. Aynı şekilde, origami post-it ile de yapılabilir. Post-it kullanarak masanızda küçük ve sevimli objelere yer açabilirsiniz. 

Origami çocuklar arasında büyük ilgi görüyor.

Origaminin gerek Uzakdoğu, gerekse Avrupa’daki serüveninde çocukların ilgisi hep çok yüksek düzeyde oldu. Bu kolay ve zevkli el sanatına çocukların gösterdiği ilgi, hayal güçlerinin büyük olmasından kaynaklanıyor olsa gerek. Kağıt katlama okul öncesi grubunda çok daha yaratıcı sonuçlar doğurabiliyor. Okul öncesi origami yapımı çocukların ebeveynleriyle keyifli vakit geçirmesi için de bir fırsat aslında. Bu gruptaki çocukları en fazla mutlu eden işlerden biri, ebeveynleriyle birlikte bir şeyler başarabilmektir. Ve tabii, bu zaman diliminde yetişkinler de kağıdın yalnızca yazıp çizmeye yaramadığını, estetik bir obje haline getirilebileceğini görebiliyor. Evde veya ofiste işi biten kağıtların nasıl birer dekoratif objeye dönüştüğünü görmek, yetişkinler için de ellerindeki fırsatları yeni bir gözle değerlendirme olanağı yaratıyor. 

Avrupa’da origaminin tarihçesi içinde 20. yüzyıl, önemli bir dönüm noktası oldu. Bu dönemden itibaren origaminin okullarda etkinlik alanında değerlendirilmesi sağlandı. Origami okul öncesi grupta olduğu kadar daha ileri yaş grupları için de son derece faydalı bir el sanatı. Okul öncesi kağıt katlama çalışmaları ile tanışan çocuklar, daha ileriki aşamalarda origamide karmaşık formları başarılı bir şekilde gerçekleştirebiliyor. İki dünya savaşının arasında kalan dönemde Avrupalı çocukların rehabilitasyonunda da yine origamiden yararlanıldı. Dahası, II. Dünya Savaşı’ndan sonra yetişkinlerin rehabilitasyonunda da yine origamiden yararlanıldı. Günümüzde pek çok psikolojik rahatsızlığın tedavisinde origamiden yararlanmaya devam ediliyor.

Origamiye ilginin ülkemizde giderek artmakta olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle korona döneminde kağıttan origami konusuna yönelik ilginin epeyce arttığını söyleyebiliriz. Origami site ve online kurslara katılımlar da yine her geçen gün artıyor. Online kanallarda origamiyle ilgili kurslar, etkinlikler, sergiler düzenlenebiliyor. Origaminin eğitimi konusunda online kanallar, koronavirüs salgını nedeniyle halihazırda devam eden kısıtlamalar içinde evde çocuklarla birlikte yapılabilecek etkinlikler için iyi birer fırsat. Siz de evde origami kalemlik veya origami helikopter yaparken çocuğunuza yardımcı olabilir, birlikte geçirdiğiniz süreyi daha anlamlı hale getirebilirsiniz. Kolay kağıt katlama işlerini çocukların bu kadar sevmesi, üretim ve başarıdan aldıkları keyfi arttırması bakımından çok önemli bir fırsat. 

Stres ve kaygılarınızı origami ile aşabilirsiniz!

Koronavirüs salgını süresince stres ve kaygı yönetimi, dünya genelinde pek çok kesimden insanın yaşadığı zorluklar içinde üst sıralara yükseldi. Koronavirüs salgınıyla birlikte artan sağlık endişeleri başta olmak üzere ekonomik, sosyal ve diğer endişeler, stres ve kaygı yönetimini daha da önemli hale getiriyor. Korona döneminde evde geçirilen sürenin artması ve çocukların okula gidememeleri, ebeveynlerin üzerindeki sorumlulukları daha da arttırıyor. Hal böyleyken, stres ve kaygı yönetimi konusunda siz de origamiden yararlanabilirsiniz. Koronavirüs salgınını daha iyi şekilde atlatmak için origamiyi hobi olarak edinebilirsiniz. Hatta origamiden alacağınız keyif arttıkça evde renkli fotokopi kağıtları bulundurmak bile isteyebilirsiniz. Çocuğunuzla birlikte yapacağınız birbirinden güzel ve ilginç objeler, bu zorlu süreci psikolojik açıdan daha sağlıklı geçirmenize katkı sağlayacaktır. 

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz… 

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler