Bizi Takip Edin

Lifestyle

Portre fotoğrafı çekerken nelere dikkat etmek gerekir?

Yayınlandı

tarihinde

Portre fotoğrafı çekmenin püf noktaları Ofix Blog'da...

Akıllı cihazların yaygınlaşmasıyla birlikte fotoğraf çekimlerine ilgi her geçen gün artıyor. Bu çekimlerin büyük bir bölümünü selfie çekimleri oluştururken, önemli bir kısmını da portre fotoğrafları oluşturuyor. Bazen ailemizden bir kişi, bazen bir arkadaşımız veya evcil hayvanımız portre fotoğrafının kadrajına girebiliyor. Her işte olduğu gibi portre fotoğrafı çekmenin de bazı kuralları ve püf noktaları var. Bunları bilir ve etkin bir şekilde uygularsak, çok daha başarılı portre fotoğrafları çekip paylaşabiliriz. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, portre fotoğrafı çekerken nelere dikkat etmek gerektiği konusunu ele alacağız.

Portre fotoğrafı nedir?

Kısaca ifade etmek gerekirse portre fotoğrafı, bir insanın kişiliğini veya duygularını yansıtan bir fotoğraf çekme yöntemidir. Portre fotoğraflarında daha çok kişinin yüz ve omuz kısımları kadraja girer. Fakat tüm vücudun kadraja girdiği bazı fotoğraflar da portre fotoğrafı olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte, vesikalık fotoğraflardan farklı olarak portre fotoğraflarında daha farklı bir estetik vardır ve bu estetik, ancak kişiyi tanımakla açığa çıkartılabilir. Başka deyişle portre fotoğrafında esas amaç, kişinin çehresini kaydetmek değil, uygun bir arka planda yüz ve omuzlarından hareketle kişiliğini olduğu gibi yansıtmaktır.

Bu bakımdan portre fotoğrafı çekmek, gerçekten de büyük sabır ve emek isteyen bir iştir. Doğru kareyi yakalayabilmek için bazen saatlerce uğraşmak gerekebilir. Fakat alınan sonuç güzelse, verilen emeğe değdiği kolayca görülebilir. Dahası, iyi bir portre fotoğrafı çekmek için pahalı makine ve ekipmanlara gerek yok. Orta kalite bir fotoğraf makinesi veya çözünürlüğü yüksek bir cep telefonu kamerasıyla da iyi bir portre fotoğrafı çekmek mümkün. Ancak portre fotoğrafı üzerinde pek fazla rötuş yapmamalısınız. Portre fotoğrafında esas amaç kişiliği yansıtmak olduğu için, olabilecek en az rötuşla kişiliği olduğu gibi yansıtmaya çalışmalısınız.

Kişiliği yakalamalısınız.

Porte fotoğrafı çekerken dikkat etmeniz gereken en önemli konu, modelin kişiliğini yakalamaktır. Bu tür bir çalışma, fotoğraf çekeceğiniz araç ve gereçlerin teknik özelliklerini iyi bilmenin ötesinde, modeli çok iyi tanımayı gerektirir. Portre fotoğrafı çekimi sırasında model poz vermemeli, kendisini en iyi şekilde yansıtan duruşuyla kadraja girmeli. Bunu yapabilmek için, modeli tanımaya ve kişiliğini görmeye çalışmalısınız. Modelle iletişim kurup en çok kullandığı mimiklerin neler olduğunu görürseniz, portre fotoğrafında en güzel kareleri yakalayabilirsiniz.

Uygun bir mekan seçmelisiniz.

Portre fotoğrafları tek bir kişi ve arka plandan oluşur. Böyle olduğu için, birden fazla objenin yer aldığı fotoğraf çekimlerine oranla portre fotoğraf çekimlerinin daha kolay olduğu söylenebilir. Fakat portre fotoğrafında modelin kişiliğini en iyi şekilde yansıtmak için çok daha büyük bir sabır ve emek sarf etmeniz gerekir. Bu sabır ve emeği, uygun mekanı bulup çekimleri tamamlayıncaya kadar devam ettirmelisiniz. Fotoğraf çekimleri sırasında birçok insan heyecanlanır ve olduğundan daha güzel görünmeye çalışır. Modelin kendisini en iyi şekilde yansıtabileceği bir mekan seçerseniz, olduğu gibi görünmesine katkı sağlar, yapmacık davranma zorunluluğu hissetmesini önleyebilirsiniz.

Örneğin futbola meraklı bir kişinin portre fotoğrafını çekecekseniz, mekan seçiminde stadyum veya halı saha gibi alanları ilk etapta değerlendirebilirsiniz. Fakat arka planda modelin ön plana çıkmasını engelleyen hiçbir detay olmamalı, bu tür şeyleri kadrajdan çıkarmalısınız. Portre fotoğraflarında karmaşık arka planlar uygun olmayacağı için arka planın olabildiğince sade olmasına dikkat etmeli, gerekiyorsa mekanda sadeleştirme yapmalısınız. Ya da düşük diyaframlı bir lens kullanarak arka planı odak dışında bırakabilirsiniz. Arka planı hazırladıktan sonra, makineniz eğer otomatik odaklıysa, vizörün ortasında bulunan modele odaklanmak için hedefi kilitlemelisiniz. Akıllı cihazınızla portre fotoğrafı çekecekseniz, cihazınızı portre moduna getirmelisiniz. Bu özellik sayesinde cihazınız, arka planın flu olmasını sağlayarak modeli ön plana çıkaracaktır.

Eğer stüdyo çekimi yapacaksanız, tek renkten oluşan ve düz bir arka plan kullanmalısınız. Stüdyo portre çekimlerinde bu tür bir arka plan, modelin daha fazla öne çıkmasını sağlar. Arka planda başka objeler olmadığı için model, tüm dikkati kendisi üzerinde toplar. Stüdyo portre çekimleri en çok bu yönüyle diğer portre çekimlerinden ayrılır. Bununla birlikte, stüdyo portre çekimleri modelin kişiliğini yansıtma konusunda dış mekan çekimleri kadar başarılı değildir. Çünkü dış mekan çekimleri modeli işi, hobileri veya ilgi alanlarıyla uygun arka planlarda kadraja aldığı için kişiliğini daha güçlü bir şekilde yansıtır.

Işığı doğru ayarlamalısınız.

Fotoğraf çekmek için kullanılan araçların hemen hepsinde otomatik ışık ayarı mevcut olsa da bu ayarları mutlaka kontrol etmelisiniz. Üstelik, portre fotoğraf çekimleri diğer çekimlere göre daha yakın mesafeden yapıldığı için flaş kullanımını büyük bir sorun haline getirir. Hatta dış mekan çekimlerinde ışık miktarı yeterliyse flaş kullanmamayı da tercih edebilirsiniz. Çünkü modelin yüzüne gereğinden fazla ışık düşmesi, yüzde gölgelenme oluşturur ve görüntü kalitesini düşürür. Özellikle de modelin tam karşısından yapılan çekimlerde flaş kullanmak çok daha büyük gölgelenmelere yol açar ve yüz hatlarını düzleştirir. Modelin arkasında oluşan gölgeler ise mekanın ve arka planın görüntü kalitesini düşürür.

Akıllı cihazınızla portre fotoğrafı çekecekseniz, cihazınızda gece ve gündüz moduna göre özel olarak düzenlenmiş otomatik flaş özelliklerini dikkatle incelemeli, bunlar içinde en uygununu seçmelisiniz. Harici flaş kullanacaksanız, gölgelenme oluşmaması için modele farklı açılardan ışık gelmesini sağlamalı, yansıtıcıları uygun şekilde yerleştirmelisiniz. Dış mekan çekimleri sırasında yoğun güneş altında çalışıyorsanız, keskin gölgeler oluşmaması için yansıtıcıları doğru şekilde yerleştirmeye dikkat etmelisiniz. Modelin ifadesine derinlik kazandırmak için yansıtıcıları kullanabilir, yüzün bir yanına diğerine oranla bir miktar daha fazla ışık yansıtabilirsiniz.

Doğru mesafede bulunmalısınız.

Portre fotoğrafı çekimlerinde mesafeyi doğru ayarlamak da diğer unsurlar kadar önemlidir. Nitekim, olması gerekenden daha yakın bir mesafeden çekim yaparsanız modelin yüz hatlarını ve uzuvlarını daha büyük gösterir, yüz hatlarını daha yuvarlak yansıtırsınız. Olması gerekenden daha uzak bir mesafeden çekim yaptığınızda ise model arka planda kaybolur. Portre fotoğrafı konusunda dikkatinizi modelin yüz ve omuz bölgesine odaklamamalısınız. Günümüzde artık birçok portre fotoğrafı bel bölgesine, hatta ayaklara kadar uzanabilmekte. Burada önemli olan, modelin kişiliğini en iyi şekilde yansıtmaktır.

Portre fotoğrafı çekerken bulunduğunuz mesafe, objektifinizin ve flaşınızın çalışma şeklini doğrudan etkileyecektir. Mesafe ayarı yaparken, farklı objektifler kullanabileceğiniz gibi, aynı objektifi kullanarak odak uzaklığınızı da değiştirebilirsiniz. Fotoğraf makinenizde dijital görüntüleme paneli varsa, bunun size büyük faydası olacaktır. Mekan ve arka planda daha güzel bir görüntü yakalamak için modeli daha geniş açıdan çekebilirsiniz. Bu tür çekimlerde modelin yüzünü en güzel şekilde yansıtmak için tele lens kullanmalısınız.

Perspektif seçiminize dikkat etmelisiniz.

Fotoğrafçılıkta perspektif, fotoğrafın kompozisyonunu doğrudan etkileyen unsurlardan biridir. Portre fotoğrafınızın perspektifine karar verirken modelin duruşunu, mekanı ve arka planı, ışığı ve mesafeyi dikkate almalısınız. Portre fotoğraflarında perspektif konusunda daha çok modelin baş ve omuz bölgesini öne çıkaran açılar tercih edilse de bu konuda kesin bir şey söylemek mümkün değil. Fotoğrafı hangi perspektiften daha iyi çekebileceğiniz konusunda modelin de mutlaka görüşünü almalısınız. Bununla birlikte, seçtiğiniz perspektif modele gelen ışık miktarı ile uyumlu olmalı ve fotoğrafta gölgelenme oluşmamalı. Kadraja fazla ışık düşmemesi için ya bulunduğunuz konumu, ya da modelin konumunu değiştirebilirsiniz.

Kişisel bakımı ihmal etmemelisiniz.

Diğer fotoğraflardan farklı olarak portre fotoğraflarında yüz ön planda olduğu için yüzdeki en küçük detaylar çok net bir şekilde görülebilmekte. Kişisel bakımla ilgili yapılan ihmaller portre fotoğraflarında hoş olmayan görüntülerin açığa çıkmasına neden olmakta. Çekimden önce bu konuda eksikler varsa giderilmeli, makyaj yapılacaksa temiz cilt üzerine uygulanmalı. Özellikle göz makyajı konusuna çok dikkat edilmeli, makyajda abartıya kaçılmamalı. Abartılı bir makyaj yerine modelin bakışlarını güçlendiren bir göz makyajı uygulanırsa, portre fotoğrafının estetik kalitesi yükselecektir. Ayrıca, modelin yüz bölgesini kapatan şapkalar veya omuzlara yayılan fular gibi aksesuarlar tercih edilmemeli. Bu gibi abartılar, portre fotoğrafında modelin geri planda kalmasına yol açar.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Türkiye İlk Kez Sabah Maçlarına Çıkıyor: Ülkece Uyku Düzeni Dağılıyor

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye olarak yıllardır gece maçına alışmış insanlarız.
20.45 mi? Mis gibi saat.
Çay koy, kanepeye yayıl, maçı aç.

Ama sabah 06.00’da milli maç izlemek…
İşte orada pek alışık değiliz gibi.

Bu Dünya Kupası’yla birlikte ilk kez “güne Türkiye maçıyla başlama” dönemine giriyoruz.
Yani artık alarm sesi bile stres yaratacak.

Sabah Alarmıyla Milli Duygu Aynı Anda Yaşanır mı?

Muhtemelen yaşanacak.

Çünkü milyonlarca insan ilk kez kendi isteğiyle 05.30 alarmı kuracak.
Normalde işe zor uyanan insanlar, Türkiye maçı için karanlıkta ayakta olacak.

Ve o sabah herkesin evinde aşağı yukarı aynı sahne dönecek:

  • Tek göz açık televizyonu açma çabası
  • Mutfakta sessiz sessiz kahve yapma
  • “Daha hava bile aydınlanmadı ya” söylemleri
  • İlk düdükle birlikte bir anda kendine gelme

Ofisler Birkaç Gün Hafif Dağılabilir

Şimdiden söyleyelim…
Bu maç saatleri ofis düzenini biraz bozacak gibi duruyor.

Çünkü biri maçı izlemek için 3 saat uyuyacak.
Biri “Uyumam ben” diyecek, öğleden sonra ekrana boş boş bakacak.
Birileri toplantıda istemsizce maç yorumu yapacak.

Hatta bazı ofislerde şu konuşmaların geçme ihtimali çok yüksek:

— “Kaçta yattın?”
— “Yatmadım.”
— “Maçı izledin mi?”
— “İkinci yarıyı hatırlamıyorum bile.”

FIFA Biraz Bizi Zorlamış Gibi

Maç saatleri şöyle:

  • 07.00
  • 06.00
  • 05.00

Yani biri özellikle “Türk halkının sabır seviyesi ölçülsün” istemiş gibi.

Ama işin garip tarafı şu:
Ne kadar erken olursa olsun, konu milli maç olunca insanlar yine ekran başına geçiyor.

Normalde sabah yürüyüşüne çıkmayan adam, Türkiye maçı için gün doğmadan kahveyle koltuğa kurulacak.

Bu Turnuvanın Gizli Kahramanı Kahve Olabilir

Bu süreçte en yoğun mesaiyi futbolcular kadar kahveler de yapacak gibi duruyor.

Çünkü sabah 5’te maç izlemek normal seyircilik değil.
Bir noktadan sonra hayatta kalma mücadelesine dönüyor.

Şimdiden bazı klasikler oluştu bile:

  • “Ben maçı ofisten açarım”cılar
  • Termosu akşamdan hazırlayanlar
  • Maç günü toplantıyı ertelemeye çalışanlar
  • Ve “Ben zaten erken kalkıyorum” diye hava atanlar

Ama Güzel Tarafı da Bu Galiba

Ne kadar uykusuz olursak olalım…
O saatlerde yine milyonlar aynı anda aynı maçı izleyecek.

Bir yanda kahve, bir yanda milli heyecan.
Göz yarı kapalı ama yorumlar tam gaz.

Çünkü Türkiye’de milli maç sadece futbol değil.
Biraz stres, biraz umut, biraz da “Bu maçı alırız” inadıdır.

Ve galiba ilk kez,
Dünya Kupası’nı “günaydın” diyerek yaşayacağız.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Eskiden “Çıkıp Alalım” Diyorduk, Şimdi Kargo 1 Gün Gecikince Sinirleniyoruz..

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’de e-ticaret artık sadece “internetten alışveriş” meselesi değil.
İnsanların günlük alışkanlıklarını değiştiren bambaşka bir düzene dönüştü.

Bir dönem internetten sipariş vermek insanlara riskli gelirdi.
Şimdi ise kargo bir gün geç kalsa herkesin canı sıkılıyor.

Çünkü alıştık.
Hem de çok hızlı alıştık.

Son 5 yılda Türkiye’de e-ticaret hacminin yaklaşık 12 kat artıp 10,6 trilyon liraya ulaşması da bunu açıkça gösteriyor.

Üstelik sadece para büyümüyor.
İşlem sayısı da inanılmaz seviyelere çıktı.

Bugün Türkiye’de e-ticaret işlem sayısı 25,85 milyara ulaşmış durumda.
Yani insanlar artık büyük küçük fark etmeksizin birçok ihtiyacını internetten çözmeye başladı.

Bir kulaklık…
Bir kahve makinesi…
Bir paket fotokopi kağıdı…
Hatta ofisin çayı kahvesi bile artık birkaç dakikada sipariş veriliyor.

Dolar bazında bakıldığında da tablo aynı.
Türkiye’nin e-ticaret hacmi 43 milyar dolardan 115,4 milyar dolara yükseldi.

Aslında bu değişimi anlamak için istatistiklere bile çok gerek yok.

Çevremize bakmamız yeterli.

Eskiden biri bir şey alacağı zaman mağaza mağaza gezerdi.
Şimdi önce telefondan fiyat bakılıyor.
Yorum okunuyor.
“Yarın gelir mi?” diye teslimat süresi kontrol ediliyor.

Hatta bazen mağazada görülen ürün bile internetten sipariş ediliyor.

Çünkü artık insanlar sadece ürün almıyor.
Kolaylık satın alıyor.

Özellikle şirketler tarafında bu durum çok daha net hissediliyor.

Kimse tek bir eksik için gün içinde farklı yerlere yetişmeye çalışmak istemiyor.
Kırtasiye ayrı yerden, temizlik ürünü başka yerden, kahve başka yerden derken iş uzayıp gidiyor.

Bu yüzden Ofix gibi platformlar son dönemde şirketlerin işini ciddi anlamda kolaylaştırmaya başladı.

İnsanlar artık ofis ihtiyaçlarını tek tek düşünmek yerine, tek noktadan hızlıca çözmek istiyor.
Ürün bulunsun, fiyat uğraştırmasın, sipariş zamanında gelsin yeterli oluyor çoğu zaman.

Geldiğimiz noktada e-ticaret artık ekstra bir seçenek değil.
Günlük hayatın normal akışına dönüşmüş durumda.

Ve görünen o ki insanlar bu hızdan kolay kolay vazgeçmeyecek.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden Her İki Beyaz Yakalıdan Biri “Ben Bunu Daha Ne Kadar Yapacağım” Diyor?

Yayınlandı

tarihinde

İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası.
Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.

İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi.
Bir nevi kimlik.

Ama işte tam burada işler karışıyor.
Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.


Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil

Modern iş hayatı sana şunu söylüyor:
Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.

Yani bir nevi:
“Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”

Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor.
Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”

Spoiler: Fazla.


Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor

Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor.
Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj gelirse cevaplanıyor.
“Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.

Sonra bir de hayat var:
Ev, düzen, sorumluluklar…

Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun,
sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.


Aynı iş, farklı hayatlar

Aynı pozisyonda iki kişi düşün.
Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.

Ya da şöyle:
Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.

İşte o an bir şey kırılıyor.

Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.


Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor:
“Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”

Çünkü mesele işin kendisinden çok,
o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.

Ve belki de asıl ihtiyaç,
daha fazla çalışmak değil…
daha dengeli yaşamak.

Okumaya Devam Et

Trendler