Bizi Takip Edin

Lifestyle

Ofiste Pink Floyd Modu

Yayınlandı

tarihinde

En güzel 10 Pink Floyd şarkısı için öneriler Ofix Blog'da...

1965 yılında kurulan İngiliz rock müzik grubu Pink Floyd, müzik tarihi ve popüler kültürde kendine özgü bir yere sahip. Felsefi göndermelerle dolu şarkı sözleri, yenilikçi albüm kapakları ve birbirinden güzel sahne şovlarıyla Pink Floyd, 1970’lerden itibaren dünya çapında bir idol haline geldi. Kullandıkları riffler ve ritmlerle rock müziğe getirdikleri yenilikler dönemin pek çok rock müzik grubu tarafından örnek alındı. 50 yıla yakın bir süre devam eden müzik serüveni içinde Pink Floyd, kuşaklar arasında köprüler kurdu, milyonlarca insanı ortak duygu ve düşüncelerde birleştirmeyi başardı. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, ofiste çalışırken Pink Floyd dinlemeyi seven okurlarımız için en güzel 10 Pink Floyd şarkısı önereceğiz. 

Kısaca Pink Floyd

Pink Floyd grubu 1965 yılında vokalde ve gitarda Syd Barrett, basta Roger Waters, klavyeli çalgılar ve vokalde Richard Wright ve davulda Nick Mason‘la kuruldu. Grup kurulduğunda henüz üniversite öğrencisi olan bu isimler, Syd Barrett‘ın önerisiyle grubun adını ünlü blues müzikçileri Pink Anderson ile Floyd Council‘den hareketle Pink Floyd olarak koydular. Gruba ismini Syd Barrett bulduğu için kurucusu olarak görülen kişi de o oldu. Dönemin popüler rock, blues ve caz şarkılarını kendilerine özgü yorumlarla seslendiren grup, 1966 yılından itibaren Londra’nın ünlü “underground” kulüplerinde sahne almaya başladı. Bu kulüpler arasında Countdown Club‘da yaptıkları sahne şovları, dinleyicilerin büyük beğenisini kazandı. Sahnede ışık ve slayt gösterilerinden etkin şekilde yararlanan Pink Floyd, henüz meşhur olmaya başladığı bu dönemden itibaren sahne şovlarına yepyeni bir boyut kazandırdı.

1967 yılında Pink Floyd, ilk albümleri olan Arnold Layne‘i müzik severlerle buluşturdu. Müzik listelerine 20. sıradan giriş yapan bu albümün ardından The Piper at the Gates of Dawn albümü geldi. Albüme ismini veren şarkıyla 6. sıraya yükselmeyi başaran Pink Floyd‘un her iki albümü de hem müzikal açıdan, hem de şarkı sözleriyle dikkatleri çekmeyi başardı. Büyük bir bölümü Syd Barrett tarafından yazılan Pink Floyd şarkılarında çocuksu imgeler ve geleceğe duyulan umut ön plandaydı. İngiltere’de çok satanlar listesine girmeyi başaran albümleriyle Pink Floyd, müziğinde aynı zamanda da 68 kuşağının duygu ve özlemlerini yansıtıyordu. İngiltere’de kazandıkları başarının ardından Amerika turnesine çıkan Pink Floyd‘a turne boyunca Jimi Hendrix eşlik etti. Bu turne sayesinde İngiltere’nin ardından Amerikan müzik piyasasında da Pink Floyd, güzel bir ivme yakaladı.

Roger Waters Dönemi

1968 yılında Syd Barrett‘in gruptan ayrılması, Pink Floyd tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu. Barrett‘in yerine gruba David Gilmour katıldı. Bu dönemde Pink Floyd‘un liderliğini Roger Waters üstlendi. Şarkı sözleri ve bestelere Roger Waters‘ın damgasını vurduğu bu dönem, Pink Floyd tarihinin en yaratıcı dönemlerinden biriydi. 1968 yılında çıkarttıkları A Saucerful of Secrets albümünde Roger Waters‘ın sözlerini yazıp bestesini yaptığı hemen tüm şarkılar hit olmayı başardı. Özellikle Set the Controls for the Heart of the Sun ve Let There Be More Light şarkıları, Pink Floyd severlerin bugün bile dinlemekten keyif aldıkları şarkılardı. Konserlerde kullanılan ışık ve slayt gösterileri de Pink Floyd isminin öne çıkmasına önemli katkı sağlamaktaydı.

1973 yılında çıkarttıkları The Dark Side of the Moon albümü, Pink Floyd tarihinin en başarılı albümlerinden biri oldu. Öyle ki, müzik piyasasının nabzını tutan Billboard 200 listesinde tam 741 hafta kalmayı başaran bu albüm, kırılması güç bir rekora imza attı. Roger Waters‘ın yazdığı şarkı sözlerinde verdiği felsefi mesajlar, Pink Floyd‘u sıradan bir rock müzik grubunun ötesinde, aynı zamanda da bir dünya görüşünün temsilcisi haline getirmekteydi. Şarkılarında en çok ölüm korkusu, yalnızlık, çaresizlik gibi varoluşçu temaları işleyen Roger Waters, İngiliz ve Amerikan gençliğinin artık bir idolü haline gelmekteydi. 1975 yılında çıkarttıkları Wish You Were Here ve 1977 yılında çıkarttıkları Animals albümleri, Pink Floyd‘un dünya genelinde en fazla satan albümleri oldu. 1979 yılında çıkarttıkları The Wall albümü ise rock müzik tarihine damgasını vuran sayılı albümden biri haline geldi.

Pink Floyd Tarihinde The Wall

Another Brick In The Wall şarkısında Pink Floyd, Pinky isimli bir gencin öyküsünü temele alarak modern toplumda yalnızlık, iletişimsizlik, mutsuzluk gibi konuları işledi. 1977 yılından beri üzerinde çalışılan bu albüm, Britanyalı ünlü müzik şirketi EMI etiketiyle müzik severlerle buluştu. Ve kısa sürede dünya müzik listelerinde birinci sıraya yükseldi. Pinky‘nin doğumundan itibaren yaşadıklarını anlatan Another Brick In The Wall şarkısı, aynı zamanda da toplumsal bir eleştiri niteliğindeydi. Şarkıda Pinky‘nin baba özlemine ve savaştan duyduğu nefrete, eğitim sistemindeki çelişkiler, ikiyüzlülük, güven vermeyen siyasetçiler vb. konulardaki eleştiriler eşlik ediyordu.

Şarkıya ilham veren gelişme, bir konser sırasında Roger Waters‘ın bir hayranıyla yaptığı kavgaydı. Kendisiyle seyirci arasında bir duvar örme düşüncesi geliştirmesine yol açan bu kavganın verdiği ilhamla Roger Waters, bir insanın tüm insanlara karşı çıkışını anlatan Another Brick In The Wall şarkısını yazdı. Şarkının ünü, 1980’li yıllarda artarak devam etti. 1982 yılında Alan Parker tarafından çekilen The Wall isimli film, bu ünü daha da pekiştirdi. Filmde Alan Parker‘ın kullandığı soyut anlatım tekniği, şarkının yanı sıra filmin de başarısını arttırdı. Filmde Pinky karakterini canlandıran Bob Geldof‘un performansı da izleyicilerden tam not aldı. 1982 yılında Cannes Film Festivali‘nde gösterilen The Wall filmi, Türkiye’de de ilk defa Emek Sineması‘nda 1986 yılında izleyiciyle buluştu.

Roger Waters’ın Pink Floyd’dan Ayrılması

Rock müzik tarihinde kült albümlerden biri olmayı başaran The Wall albümü maalesef, Pink Floyd tarihinde kopuş ve dağılmayı beraberinde getirdi. Albümün hazırlık çalışmaları sırasında Roger Waters, grubun tüm kontrolünü eline almak istiyordu. Dünya çapında bir idol haline gelmiş olmanın yarattığı özgüven ve cesaretle, grup elemanlarıyla yersiz kavgalar yapıyor, grubun birlikte çalışmasını zorlaştırıyordu. Bu durumdan en fazla şikayet eden David Gilmour, Pink Floyd içinde Roger Waters‘a karşı bir rakip olarak öne çıkmaya başladı. Tartışmalar zamanla o kadar arttı ki, The Wall‘ın kayıtlarının tamamlanmasının hemen arından Richard Wright, Roger Waters‘la daha fazla devam edemeyeceğini söyleyerek gruptan ayrıldı. Böylelikle The Wall, Pink Floyd tarihinde ilk kopuşu da beraberinde getirdi.

Richard Wright‘ın Pink Floyd‘dan ayrılması, Roger Waters‘a karşı oluşan tepkilerin bir yansımasıydı. Richard Wright‘ın ardından David Gilmour ve Nick Mason da böyle devam edemeyeceklerini belirttiler. Birlikte çıkarttıkları son albüm olan The Final Cut albümünden sonra, 1983 yılında Roger Waters Pink Floyd‘dan ayrıldı. Bu dönemde solo çalışmalarını sürdüren Roger Waters, Pink Floyd‘un isim hakkının kendisine ait olduğunu iddia ediyordu. Fakat ne var ki, Pink Floyd ismini kullanma hakkı mahkeme kararıyla David Gilmour, Nick Mason ve Richard Wright‘a verildi. Bu yeni dönemde, Pink Floyd‘un liderliğini David Gilmour üstlendi. 1987 yılında çıkarttıkları A Momentary Lapse of Reason albümü, Roger Waters sonrası dönemde Pink Floyd‘da David Gilmour damgasını taşıyordu.

22 Yılın Ardından

Gilmour, Mason ve Wright üçlüsü, ikinci albümlerini 1994 yılında The Division Bell ismiyle çıkarttılar. 1990’lı yıllar boyunca bu üçlü, dünya çapında sayısız konser verdi ve milyonlarca müzik severe ulaşmayı başardı. Üçlünün Roger Waters‘la yeniden bir araya gelmesi, 2005 yılında Londra’da düzenlenen ünlü yardım konseri Live 8 Concert‘la gerçekleşti. Sahneye Pink Floyd adıyla birlikte çıkan bu dört isim, 20 yıldan uzun bir aranın ardından izleyicilere mükemmel bir Pink Floyd keyfi yaşattılar. Fakat konserin ardından David Gilmour ve Roger Waters, Pink Floyd çatısı altında yeniden bir araya gelmek gibi bir düşünceleri olmadığını açıkladılar. 2008 yılında Richard Wright hayatını kaybettikten sonra, Pink Floyd‘un müzik serüveni David Gilmour ve Nick Mason‘la devam etti. 2014 yılında çıkarttıkları The Endless River albümü, Pink Floyd adını taşıyan son albüm oldu.

En Güzel 10 Pink Floyd Şarkısı

Pink Floyd‘un müzik serüvenini kısaca bu şekilde özetledikten sonra yazımızın bu kısmında, en güzel 10 Pink Floyd şarkısı önereceğiz. Bu şarkıları dinleyerek ofiste Pink Floyd modu yaşayabilirsiniz.

Another Brick In The Wall

Listemizin ilk sırasında, Another Brick In The Wall var. Pink Floyd denildiğinde akla ilk gelen şarkı olan bu kült şarkı, yukarıda da belirttiğimiz gibi, Pink Floyd tarihinde çok özel bir öneme sahip. 1979 yılından beri kaç kuşağın büyük bir keyifle dinlediği bu güzel şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz.

The Dark Side of the Moon

En güzel 10 Pink Floyd şarkısı listemizin ikinci sırasında, The Dark Side of the Moon var. 1973 yılında çıkarttıkları albüme ismini veren bu şarkı, Syd Barrett sonrası dönemde Roger Waters‘ın öne çıkmasını sağlayan hit şarkılardan biriydi. İnsanoğlunun evrendeki yalnızlığı, dünyanın sonu düşüncesi, modern yaşamın absürtlüğü gibi temaları işleyen bu güzel şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz.

Wish You Were Here

Listemizin üçüncü sırasında, Wish You Were Here var. 1975 yılında çıkarttıkları albüme ismini veren bu şarkı, taşıdığı country riffleriyle farklı bir güzellik taşıyor. David Gilmour‘un yıldızının parlamasını sağlayan bu güzel şarkının arka planında, Vietnam Savaşı’na duyulan tepkiler var. Şarkıyı dinlemek için burayı tıklayabilirsiniz.

Hey You

En güzel 10 Pink Floyd şarkısı listemizin dördüncü sırasında, Hey You var. The Wall albümünün hit şarkılarından biri olan Hey You‘da Pink Floyd, modern yaşamın getirdiği yabancılaşmayı ele alıyor. Şarkının sonunda geçen “Together we stand, divided we fall” (Birlikte duruyoruz, bölünüyoruz, düşüyoruz) sözleri dikkat çekici. Bu güzel şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz.

Money

Listemizin beşinci sırasında, The Dark Side of the Moon albümünün hit şarkılarından Money var. Sözü ve müziği Roger Waters‘a ait olan bu şarkıda, iyi bir iş ve iyi bir maaşın iyi bir hayat anlamına gelmediğinin altı çiziliyor. Paranın tüm kötülüklerin kaynağı olduğunu bile bile zam talebinde bulunan kişilerin düştüğü durumun da ironik bir eleştirisi var şarkıda. Bu güzel şarkıyı dinlemek için burayı tıklayabilirsiniz.

High Hopes

En güzel 10 Pink Floyd şarkısı listemizin altıncı sırasında, High Hopes var. 1994 yılında çıkarttıkları The Division Bell albümünün hit şarkısı olan High Hopes‘ta Gilmour, Mason ve Wright üçlüsünün geleceğe duyduğu umudu görebilirsiniz. David Gilmour imzası taşıyan en güzel şarkılarından biri olan bu güzel şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz.

Comfortably Numb

Listemizin yedinci sırasında, Comfortably Numb var. The Wall albümünün bir diğer hit şarkısı olan bu şarkıda, hayallerin gerçekliği değiştirme gücünden bahsediliyor. Değişim için küçük bir başlangıcın yeterli olabileceğini vurgulayan bu güzel şarkıyı dinlemek için burayı tıklayabilirsiniz.

Learning To Fly

En güzel 10 Pink Floyd şarkısı listemizin sekizinci sırasında, Learning To Fly var. 1987 yılında çıkarttıkları A Momentary Lapse of Reason albümünün hit şarkısı olan bu şarkı da Roger Waters sonrası dönemde David Gilmour‘un öne çıkmasını sağlayan şarkılardan biriydi. Şarkıya eşlik eden punk riffleri 1980’lerden izler taşıyor. Şarkının arka planında ise modern yaşama uyum sağlayamamış insanların duygu ve düşünceleri var. Bu güzel şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz.

Brain Damage

Listemizin dokuzuncu sırasında, Brain Damage var. 1995 yılında çıkarttıkları P.U.L.S.E albümünün hit şarkılarından biri olan bu şarkıda modern yaşamın anlamsız koşuşturmacaları ve karmaşası eleştirilmekte. Bu güzel şarkıyı dinlemek için burayı tıklayabilirsiniz.

Breathe

En güzel 10 Pink Floyd şarkısı listemizin onuncu sırasında, Breathe var. The Dark Side of the Moon albümünün hit şarkılarından biri olan bu şarkıda ise hayatın güzelliği ve değeri işlenmekte. İyi veya kötü olan ne varsa her şeyin insanların seçimi olduğunu vurgulayan bu şarkı, insan özgürlüğüne bir övgü niteliğinde. Bu güzel şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Türkiye İlk Kez Sabah Maçlarına Çıkıyor: Ülkece Uyku Düzeni Dağılıyor

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye olarak yıllardır gece maçına alışmış insanlarız.
20.45 mi? Mis gibi saat.
Çay koy, kanepeye yayıl, maçı aç.

Ama sabah 06.00’da milli maç izlemek…
İşte orada pek alışık değiliz gibi.

Bu Dünya Kupası’yla birlikte ilk kez “güne Türkiye maçıyla başlama” dönemine giriyoruz.
Yani artık alarm sesi bile stres yaratacak.

Sabah Alarmıyla Milli Duygu Aynı Anda Yaşanır mı?

Muhtemelen yaşanacak.

Çünkü milyonlarca insan ilk kez kendi isteğiyle 05.30 alarmı kuracak.
Normalde işe zor uyanan insanlar, Türkiye maçı için karanlıkta ayakta olacak.

Ve o sabah herkesin evinde aşağı yukarı aynı sahne dönecek:

  • Tek göz açık televizyonu açma çabası
  • Mutfakta sessiz sessiz kahve yapma
  • “Daha hava bile aydınlanmadı ya” söylemleri
  • İlk düdükle birlikte bir anda kendine gelme

Ofisler Birkaç Gün Hafif Dağılabilir

Şimdiden söyleyelim…
Bu maç saatleri ofis düzenini biraz bozacak gibi duruyor.

Çünkü biri maçı izlemek için 3 saat uyuyacak.
Biri “Uyumam ben” diyecek, öğleden sonra ekrana boş boş bakacak.
Birileri toplantıda istemsizce maç yorumu yapacak.

Hatta bazı ofislerde şu konuşmaların geçme ihtimali çok yüksek:

— “Kaçta yattın?”
— “Yatmadım.”
— “Maçı izledin mi?”
— “İkinci yarıyı hatırlamıyorum bile.”

FIFA Biraz Bizi Zorlamış Gibi

Maç saatleri şöyle:

  • 07.00
  • 06.00
  • 05.00

Yani biri özellikle “Türk halkının sabır seviyesi ölçülsün” istemiş gibi.

Ama işin garip tarafı şu:
Ne kadar erken olursa olsun, konu milli maç olunca insanlar yine ekran başına geçiyor.

Normalde sabah yürüyüşüne çıkmayan adam, Türkiye maçı için gün doğmadan kahveyle koltuğa kurulacak.

Bu Turnuvanın Gizli Kahramanı Kahve Olabilir

Bu süreçte en yoğun mesaiyi futbolcular kadar kahveler de yapacak gibi duruyor.

Çünkü sabah 5’te maç izlemek normal seyircilik değil.
Bir noktadan sonra hayatta kalma mücadelesine dönüyor.

Şimdiden bazı klasikler oluştu bile:

  • “Ben maçı ofisten açarım”cılar
  • Termosu akşamdan hazırlayanlar
  • Maç günü toplantıyı ertelemeye çalışanlar
  • Ve “Ben zaten erken kalkıyorum” diye hava atanlar

Ama Güzel Tarafı da Bu Galiba

Ne kadar uykusuz olursak olalım…
O saatlerde yine milyonlar aynı anda aynı maçı izleyecek.

Bir yanda kahve, bir yanda milli heyecan.
Göz yarı kapalı ama yorumlar tam gaz.

Çünkü Türkiye’de milli maç sadece futbol değil.
Biraz stres, biraz umut, biraz da “Bu maçı alırız” inadıdır.

Ve galiba ilk kez,
Dünya Kupası’nı “günaydın” diyerek yaşayacağız.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Eskiden “Çıkıp Alalım” Diyorduk, Şimdi Kargo 1 Gün Gecikince Sinirleniyoruz..

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’de e-ticaret artık sadece “internetten alışveriş” meselesi değil.
İnsanların günlük alışkanlıklarını değiştiren bambaşka bir düzene dönüştü.

Bir dönem internetten sipariş vermek insanlara riskli gelirdi.
Şimdi ise kargo bir gün geç kalsa herkesin canı sıkılıyor.

Çünkü alıştık.
Hem de çok hızlı alıştık.

Son 5 yılda Türkiye’de e-ticaret hacminin yaklaşık 12 kat artıp 10,6 trilyon liraya ulaşması da bunu açıkça gösteriyor.

Üstelik sadece para büyümüyor.
İşlem sayısı da inanılmaz seviyelere çıktı.

Bugün Türkiye’de e-ticaret işlem sayısı 25,85 milyara ulaşmış durumda.
Yani insanlar artık büyük küçük fark etmeksizin birçok ihtiyacını internetten çözmeye başladı.

Bir kulaklık…
Bir kahve makinesi…
Bir paket fotokopi kağıdı…
Hatta ofisin çayı kahvesi bile artık birkaç dakikada sipariş veriliyor.

Dolar bazında bakıldığında da tablo aynı.
Türkiye’nin e-ticaret hacmi 43 milyar dolardan 115,4 milyar dolara yükseldi.

Aslında bu değişimi anlamak için istatistiklere bile çok gerek yok.

Çevremize bakmamız yeterli.

Eskiden biri bir şey alacağı zaman mağaza mağaza gezerdi.
Şimdi önce telefondan fiyat bakılıyor.
Yorum okunuyor.
“Yarın gelir mi?” diye teslimat süresi kontrol ediliyor.

Hatta bazen mağazada görülen ürün bile internetten sipariş ediliyor.

Çünkü artık insanlar sadece ürün almıyor.
Kolaylık satın alıyor.

Özellikle şirketler tarafında bu durum çok daha net hissediliyor.

Kimse tek bir eksik için gün içinde farklı yerlere yetişmeye çalışmak istemiyor.
Kırtasiye ayrı yerden, temizlik ürünü başka yerden, kahve başka yerden derken iş uzayıp gidiyor.

Bu yüzden Ofix gibi platformlar son dönemde şirketlerin işini ciddi anlamda kolaylaştırmaya başladı.

İnsanlar artık ofis ihtiyaçlarını tek tek düşünmek yerine, tek noktadan hızlıca çözmek istiyor.
Ürün bulunsun, fiyat uğraştırmasın, sipariş zamanında gelsin yeterli oluyor çoğu zaman.

Geldiğimiz noktada e-ticaret artık ekstra bir seçenek değil.
Günlük hayatın normal akışına dönüşmüş durumda.

Ve görünen o ki insanlar bu hızdan kolay kolay vazgeçmeyecek.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden Her İki Beyaz Yakalıdan Biri “Ben Bunu Daha Ne Kadar Yapacağım” Diyor?

Yayınlandı

tarihinde

İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası.
Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.

İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi.
Bir nevi kimlik.

Ama işte tam burada işler karışıyor.
Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.


Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil

Modern iş hayatı sana şunu söylüyor:
Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.

Yani bir nevi:
“Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”

Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor.
Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”

Spoiler: Fazla.


Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor

Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor.
Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj gelirse cevaplanıyor.
“Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.

Sonra bir de hayat var:
Ev, düzen, sorumluluklar…

Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun,
sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.


Aynı iş, farklı hayatlar

Aynı pozisyonda iki kişi düşün.
Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.

Ya da şöyle:
Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.

İşte o an bir şey kırılıyor.

Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.


Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor:
“Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”

Çünkü mesele işin kendisinden çok,
o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.

Ve belki de asıl ihtiyaç,
daha fazla çalışmak değil…
daha dengeli yaşamak.

Okumaya Devam Et

Trendler