Bizi Takip Edin

Lifestyle

Ofiste Bon Jovi Modu

Yayınlandı

tarihinde

En güzel 10 Bon Jovi şarkısı için öneriler Ofix Blog'da...

40 yıldan uzun süren müzik serüveni içinde Bon Jovi pop rock, hard rock ve glam metal türlerinde birbirinden güzel çalışmalara imza attı. Birçok müzik otoritesi tarafından rock müzikte Elvis Presley ve Freddie Mercury‘den sonra en önemli isim olarak kabul edilen Bon Jovi‘nin özellikle de It’s My Life, Livin’ on A Prayer, You Give Love A Bad Name şarkıları, rock müzik tarihinde kalıcı izler bıraktı. Albümleri bugüne kadar 130 milyondan fazla satan Bon Jovi, şarkılarında en çok özgürlük, aşk ve yalnızlık temalarını işledi. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, ofiste çalışırken pop rock, hard rock veya glam metal dinlemeyi sevenler için en güzel 10 Bon Jovi şarkısı önereceğiz.

Kısaca Bon Jovi

Asıl ismi John Francis Bongiovi Jr. olan Jon Bon Jovi, 2 Mart 1962 tarihinde ABD’nin New Jersey eyaletine bağlı Perth Amboy şehrinde dünyaya geldi. Müziğe olan ilgisi küçük yaşlardan itibaren ortaya çıkmıştı. Perth Amboy’daki eğlence kulüplerinde yapılan gösterileri hayranlıkla izleyen küçük Bon, rock yıldızı olmayı kafasına koymuştu. Bu dönemde Bruce Springsteen, Asbury Jukes gibi folk müzik ile rock müziği harmanlayan isimleri kendisine idol edindi. Lise yıllarında tanıştığı David Bryan ile birlikte müzik yapmaya başladı. Her ikisinin de müziğe olan ilgisi o kadar yüksekti ki, zamanlarının çoğunu okul yerine stüdyoda geçiriyorlardı.

İlk sahne deneyimini 16 yaşındayken Perth Amboy’daki eğlence kulüplerinde gerçekleştiren Bon Jovi, dinleyiciler tarafından ilgiyle karşılandı. İlerleyen süreçte The Rest, The Lechers ve The Wild Ones gibi pek çok müzik grubuyla çalışmalarını sürdürdü. 18 yaşına geldiğinde, kuzeni Tony‘nin sahibi olduğu Power Station kayıt stüdyosunda Runaway isimli ilk single albümünü kaydetti. Albümün yayınlanması için uzun bir süre Atlantic Records ve Mercury gibi büyük firmalarla görüştü. Fakat albüm bu firmalar tarafından beğenilmediği için yayınlanmadı. Bunun üzerine Bon Jovi, albümü yerel bir radyo istasyonu olan The Apple New York‘a götürdü. Şarkıyı çok beğenen yetkililer, radyonun toplama albümünde Runaway şarkısına yer verdiler. Dinleyiciler tarafından da çok beğenilen RunawayBon Jovi isminin geniş kitleler tarafından duyulmasını sağladı.

Bon Jovi’nin Müzik Serüveni

Runaway şarkısının gördüğü büyük ilgi sonucunda Bon Jovi, 1983 yılında Mercury firmasıyla albüm anlaşması yapma fırsatı yakaladı. Albümü hazırlamak için David Bryan‘ın yanı sıra Richie Sambora, Tico Torres ve Alec Such‘tan oluşan ve kendi ismini verdiği Bon Jovi grubunu kurdu. 1984 yılında Bon Jovi adıyla Mercury firması tarafından yayınlanan albüm, müzik severler tarafından büyük beğeniyle karşılandı ve kısa bir süre içinde satış rakamı 500 bini aştı. Albümde yer alan Runaway şarkısının yanı sıra She don’t Know Me, Breakout ve Get Ready şarkıları çok beğenildi.

Bon Jovi‘nin ikinci albümü 7800 Fahrenheit, ilk albümün başarısını yakalayamadı. Albümde en çok Only Lonely, Silent Night ve Secret Dreams şarkıları öne çıkmayı başarsa da albümün satış başarısı beklenenin çok altında kaldı. Fakat 1986 yılında yine Mercury tarafından yayınlanan Slippery When Wet albümü, kısa bir süre içinde 1 milyonun üzerinde satış başarısı yakalayarak müzik listelerinde haftalarca üst sıralarda yer buldu. Michael Jackson‘ın Thriller albümüyle aynı kulvarda değerlendirilen bu albümün toplam satış rakamı 14 milyonu aştı. Bu başarıda özellikle de Livin’ on A Prayer, You Give Love A Bad Name ve Wanted Dead Or Alive şarkılarının payı büyüktü. Üçüncü albümüyle Bon Jovi, Amerikan müzik piyasasının yanı sıra dünya müzik piyasalarında da iyi bir yer edinmeyi başardı.

Bon Jovi‘nin dördüncü albümü New Jersey, 1988 yılında yine Mercury firması tarafından yayınlandı. Bu albüm, Bon Jovi‘nin müzik kariyerinde önemli bir dönüm noktası oldu. Albümde Bad Medicine ve I’ll be There for You şarkıları çok sevildi. Fakat üst üste albüm çıkartan grup üyeleri bu duruma dayanamayarak ayrılmaya karar verdi. 1992 yılına kadar Bon Jovi, müzik serüvenine tek başına devam etti. Bu dönemde konser kayıtları ve diğer çalışmaları The King Biscuit Flower Hour, Superstar Concert Series ve Up Close albümleriyle müzik severlerle buluştu.

1990’lı Yıllardan Günümüze Bon Jovi

1990 yılında Bon Jovi, Young Guns II filmi için hazırladığı Blaze of Glory soundtrack albümüyle film müzikleri alanında önemli bir başarı yakaladı. Bon Jovi grubunun yeniden bir araya gelmesi, 1992 yılında Jambco Records ve Mercury ortaklığıyla yayınlanan Keep the Faith albümüyle gerçekleşti. Albüme adını veren Keep the Faith şarkısının yanı sıra Bed of Roses şarkısı müzik severlerden tam not aldı. 1995 yılında yayınlanan These Days albümünden 5 yıl sonra yayınlanan Crush albümü ve özellikle de It’s My Life şarkısı, Bon Jovi klasikleri içinde çok özel bir yer edindi. Richard Sambora ve Max Martin‘le birlikte yaptıkları bu şarkı, tüm zamanların en iyi rock şarkılarından biri olarak kabul edilmekte. 

2000’li yıllarda Bon Jovi‘nin müzik serüveni, birkaç yıl arayla yayınlanan Bounce, This Left Feels Right, Have A Nice Day, Lost Highway, The Circle, What About Now, Burning Bridges ve This House is not for Sale albümleriyle devam etti. Bu dönemde Bon Jovi, müzik çalışmalarının yanı sıra oyunculukta da başarılı bir kariyere imza attı. Müziklerini yaptığı Young Guns II filminde ilk kez beyaz perdede seyircilerin karşısına çıktı. 2000 yılında U-571, 2005 yılında Cry Wolf ve 2006 yılında National Lampoon’s Pucked filmlerinde rol aldı. Aynı zamanda da Ally McBeal, The West Wing gibi televizyon dizileriyle seyircilerin karşısına çıkan Bon Jovi‘nin oyunculuk kariyeri, Sex and the City dizisindeki performansıyla doruk noktasına ulaştı.

En Güzel 10 Bon Jovi Şarkısı

Bon Jovi‘nin müzik serüvenini bu şekilde kısaca özetledikten sonra yazımızın bu kısmında, ofiste çalışırken pop rock, hard rock veya glam metal dinlemeyi sevenler için en güzel 10 Bon Jovi şarkısı önereceğiz.

It’s My Life

Listemizin ilk sırasında, It’s My Life var. 2000 yılında çıkarttığı Crush albümünün en başarılı çalışması olan bu şarkıda Bon Jovi, insan hayatında özgürlüğün önemine dikkat çekiyor. Özgürlüğün önündeki en önemli engellerin ise hata korkusu ve güvensizlik olduğunu belirtiyor. Bu güzel şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz. 

Livin’ on A Prayer

En güzel 10 Bon Jovi şarkısı listemizin ikinci sırasında, Livin’ on A Prayer var. 1986 yılında çıkarttığı Slippery When Wet albümünün en başarılı çalışmalarından biri olan bu şarkıyı Desmond Child ve Richard Sambora‘yla birlikte yaptılar. Hayatta en değerli şeyin aşk olduğunu belirten şarkıda Bon Jovi, insanı hayatta tutan şeyin aşk olduğunu vurguluyor. Bu güzel şarkıyı dinlemek için burayı tıklayabilirsiniz.

You Give Love A Bad Name

Aynı albümün bir diğer hit şarkısı olan You Give Love A Bad Name şarkısını, en güzel 10 Bon Jovi şarkısı listemizde üçüncü sıraya koyuyoruz. Aşk ve özgürlük arasındaki ilişkiyi konu edinen bu şarkıda geçen “Chains of love got a hold on me” (Aşkın zincirleri bana sarıldı), “When passion’s a prison, you can’t break free” (Tutku bir hapishane olduğunda özgür kalamazsın) sözleri dikkat çekici. Bu güzel şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz.

Wanted Dead Or Alive

En güzel 10 Bon Jovi şarkısı listemizde dördüncü sırada Wanted Dead Or Alive var. Aynı albümün bir diğer hit şarkısı olan bu şarkıda Bon Jovi, modern tüketim toplumunda değerlerin yitimi sonucu insan hayatının nasıl anlamsızlaştığını eleştiriyor. Bu güzel şarkıyı dinlemek için burayı tıklayabilirsiniz.

Runaway

Bon Jovi‘nin ilk hit şarkısı olan Runaway şarkısını, en güzel 10 Bon Jovi şarkısı listemizde beşinci sıraya koyuyoruz. George Karakoglou ile birlikte yaptıkları bu şarkıda hareketli gitar riffleri, Bon Jovi‘nin başarılarla dolu müzik kariyerinin ilk işaretlerini veriyor. 1980 yılında yayınlandığında birkaç hafta içinde Amerikan radyolarında en fazla istek alan şarkı haline gelen bu güzel şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz.

Bad Medicine

En güzel 10 Bon Jovi şarkısı listemizin altıncı sırasında, Bad Medicine var. Hard rock ve glam metal rifflerinin bir arada kullanıldığı bu şarkıda Bon Jovi, aşk ve tutkular arasındaki ilişkiyi ironik bir şekilde ele alıyor. Bon Jovi‘nin konserlerinde dinleyicilerin en fazla eşlik ettiği şarkılardan biri olan bu güzel şarkıyı dinlemek için burayı tıklayabilirsiniz.

I’ll be There for You

New Jersey albümünün Bad Medicine‘den sonra bir diğer hit şarkısı olan I’ll be There for You şarkısını, en güzel 10 Bon Jovi şarkısı listemizde yedinci sıraya koyuyoruz. 1980’lerin tüm romantizmini içinde barındıran bu şarkıda geçen “When you breathe, I want to be the air for you” (Nefes aldığında, senin için hava olmak istiyorum), “Words can’t say what love can do” (Aşkın neler yapabileceğini kelimeler söyleyemez) sözleri dikkat çekici. Bu güzel şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz.

Keep the Faith

En güzel 10 Bon Jovi şarkısı listemizde sekizinci sıraya Keep the Faith şarkısını koyuyoruz. İnanç, aşk ve umut arasındaki ilişkileri sorgulayan bu şarkıda Bon Jovi, inancın umutları canlı tuttuğunun altını çiziyor. Bu güzel şarkıyı dinlemek için burayı tıklayabilirsiniz.

Bed of Roses

Keep the Faith albümünün bir diğer hit şarkısı olan Bed of Roses şarkısını, en güzel 10 Bon Jovi şarkısı listemizde dokuzuncu sıraya koyuyoruz. Gerçek aşkın gücünü vurgulayan bu güzel şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz.

Blaze of Glory

En güzel 10 Bon Jovi şarkısı listemizde onuncu sırada, Blaze of Glory var. Pop rock riffleri ile blues ve country rifflerinin birlikte kullanıldığı bu güzel şarkıyı dinlemek için burayı tıklayabilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
1 Yorum

1 Yorum

  1. DEATH AND OBITUARY

    22 Ağustos 2020 saat 05:48

    I constantly spent my half an hour to read this website’s content all the
    time along with a mug of coffee.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Türkiye İlk Kez Sabah Maçlarına Çıkıyor: Ülkece Uyku Düzeni Dağılıyor

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye olarak yıllardır gece maçına alışmış insanlarız.
20.45 mi? Mis gibi saat.
Çay koy, kanepeye yayıl, maçı aç.

Ama sabah 06.00’da milli maç izlemek…
İşte orada pek alışık değiliz gibi.

Bu Dünya Kupası’yla birlikte ilk kez “güne Türkiye maçıyla başlama” dönemine giriyoruz.
Yani artık alarm sesi bile stres yaratacak.

Sabah Alarmıyla Milli Duygu Aynı Anda Yaşanır mı?

Muhtemelen yaşanacak.

Çünkü milyonlarca insan ilk kez kendi isteğiyle 05.30 alarmı kuracak.
Normalde işe zor uyanan insanlar, Türkiye maçı için karanlıkta ayakta olacak.

Ve o sabah herkesin evinde aşağı yukarı aynı sahne dönecek:

  • Tek göz açık televizyonu açma çabası
  • Mutfakta sessiz sessiz kahve yapma
  • “Daha hava bile aydınlanmadı ya” söylemleri
  • İlk düdükle birlikte bir anda kendine gelme

Ofisler Birkaç Gün Hafif Dağılabilir

Şimdiden söyleyelim…
Bu maç saatleri ofis düzenini biraz bozacak gibi duruyor.

Çünkü biri maçı izlemek için 3 saat uyuyacak.
Biri “Uyumam ben” diyecek, öğleden sonra ekrana boş boş bakacak.
Birileri toplantıda istemsizce maç yorumu yapacak.

Hatta bazı ofislerde şu konuşmaların geçme ihtimali çok yüksek:

— “Kaçta yattın?”
— “Yatmadım.”
— “Maçı izledin mi?”
— “İkinci yarıyı hatırlamıyorum bile.”

FIFA Biraz Bizi Zorlamış Gibi

Maç saatleri şöyle:

  • 07.00
  • 06.00
  • 05.00

Yani biri özellikle “Türk halkının sabır seviyesi ölçülsün” istemiş gibi.

Ama işin garip tarafı şu:
Ne kadar erken olursa olsun, konu milli maç olunca insanlar yine ekran başına geçiyor.

Normalde sabah yürüyüşüne çıkmayan adam, Türkiye maçı için gün doğmadan kahveyle koltuğa kurulacak.

Bu Turnuvanın Gizli Kahramanı Kahve Olabilir

Bu süreçte en yoğun mesaiyi futbolcular kadar kahveler de yapacak gibi duruyor.

Çünkü sabah 5’te maç izlemek normal seyircilik değil.
Bir noktadan sonra hayatta kalma mücadelesine dönüyor.

Şimdiden bazı klasikler oluştu bile:

  • “Ben maçı ofisten açarım”cılar
  • Termosu akşamdan hazırlayanlar
  • Maç günü toplantıyı ertelemeye çalışanlar
  • Ve “Ben zaten erken kalkıyorum” diye hava atanlar

Ama Güzel Tarafı da Bu Galiba

Ne kadar uykusuz olursak olalım…
O saatlerde yine milyonlar aynı anda aynı maçı izleyecek.

Bir yanda kahve, bir yanda milli heyecan.
Göz yarı kapalı ama yorumlar tam gaz.

Çünkü Türkiye’de milli maç sadece futbol değil.
Biraz stres, biraz umut, biraz da “Bu maçı alırız” inadıdır.

Ve galiba ilk kez,
Dünya Kupası’nı “günaydın” diyerek yaşayacağız.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Eskiden “Çıkıp Alalım” Diyorduk, Şimdi Kargo 1 Gün Gecikince Sinirleniyoruz..

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’de e-ticaret artık sadece “internetten alışveriş” meselesi değil.
İnsanların günlük alışkanlıklarını değiştiren bambaşka bir düzene dönüştü.

Bir dönem internetten sipariş vermek insanlara riskli gelirdi.
Şimdi ise kargo bir gün geç kalsa herkesin canı sıkılıyor.

Çünkü alıştık.
Hem de çok hızlı alıştık.

Son 5 yılda Türkiye’de e-ticaret hacminin yaklaşık 12 kat artıp 10,6 trilyon liraya ulaşması da bunu açıkça gösteriyor.

Üstelik sadece para büyümüyor.
İşlem sayısı da inanılmaz seviyelere çıktı.

Bugün Türkiye’de e-ticaret işlem sayısı 25,85 milyara ulaşmış durumda.
Yani insanlar artık büyük küçük fark etmeksizin birçok ihtiyacını internetten çözmeye başladı.

Bir kulaklık…
Bir kahve makinesi…
Bir paket fotokopi kağıdı…
Hatta ofisin çayı kahvesi bile artık birkaç dakikada sipariş veriliyor.

Dolar bazında bakıldığında da tablo aynı.
Türkiye’nin e-ticaret hacmi 43 milyar dolardan 115,4 milyar dolara yükseldi.

Aslında bu değişimi anlamak için istatistiklere bile çok gerek yok.

Çevremize bakmamız yeterli.

Eskiden biri bir şey alacağı zaman mağaza mağaza gezerdi.
Şimdi önce telefondan fiyat bakılıyor.
Yorum okunuyor.
“Yarın gelir mi?” diye teslimat süresi kontrol ediliyor.

Hatta bazen mağazada görülen ürün bile internetten sipariş ediliyor.

Çünkü artık insanlar sadece ürün almıyor.
Kolaylık satın alıyor.

Özellikle şirketler tarafında bu durum çok daha net hissediliyor.

Kimse tek bir eksik için gün içinde farklı yerlere yetişmeye çalışmak istemiyor.
Kırtasiye ayrı yerden, temizlik ürünü başka yerden, kahve başka yerden derken iş uzayıp gidiyor.

Bu yüzden Ofix gibi platformlar son dönemde şirketlerin işini ciddi anlamda kolaylaştırmaya başladı.

İnsanlar artık ofis ihtiyaçlarını tek tek düşünmek yerine, tek noktadan hızlıca çözmek istiyor.
Ürün bulunsun, fiyat uğraştırmasın, sipariş zamanında gelsin yeterli oluyor çoğu zaman.

Geldiğimiz noktada e-ticaret artık ekstra bir seçenek değil.
Günlük hayatın normal akışına dönüşmüş durumda.

Ve görünen o ki insanlar bu hızdan kolay kolay vazgeçmeyecek.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden Her İki Beyaz Yakalıdan Biri “Ben Bunu Daha Ne Kadar Yapacağım” Diyor?

Yayınlandı

tarihinde

İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası.
Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.

İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi.
Bir nevi kimlik.

Ama işte tam burada işler karışıyor.
Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.


Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil

Modern iş hayatı sana şunu söylüyor:
Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.

Yani bir nevi:
“Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”

Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor.
Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”

Spoiler: Fazla.


Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor

Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor.
Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj gelirse cevaplanıyor.
“Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.

Sonra bir de hayat var:
Ev, düzen, sorumluluklar…

Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun,
sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.


Aynı iş, farklı hayatlar

Aynı pozisyonda iki kişi düşün.
Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.

Ya da şöyle:
Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.

İşte o an bir şey kırılıyor.

Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.


Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor:
“Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”

Çünkü mesele işin kendisinden çok,
o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.

Ve belki de asıl ihtiyaç,
daha fazla çalışmak değil…
daha dengeli yaşamak.

Okumaya Devam Et

Trendler