Bizi Takip Edin

Lifestyle

Ofiste Sting Modu

Yayınlandı

tarihinde

En güzel 10 Sting şarkısı için öneriler Ofix Blog'da...

İngiliz rock müzik sanatçısı Sting, 1977 yılında The Police ile başladığı profesyonel müzik kariyerinde pek çok başarıya imza attı. 1983 yılına kadar The Police‘in söz yazarı, solisti ve basçısı olmayı sürdüren Sting, gruptan ayrıldıktan sonra başlayan solo kariyerinde daha da büyük başarılara imza attı. Rock müziğin yanı sıra caz, pop, reggae ve new-age müzik türlerinde ürettiği eserler 1980’lere ve 1990’lara damgasını vurdu. The Police döneminde seslendirdiği Every Breath You Take, 1983 yılında 3 dalda birden Grammy kazandı. 1980’lere damgasını vuran bu şarkıdan sonra Sting, Nothing Like The Sun albümünde yer alan Englishman In New York şarkısıyla dünya müzik listelerinde haftalarca ilk sırada yer almayı başardı. 1993 yılında yılın albümü seçilen Ten Summoner’s Tales‘teki Shape Of My Heart şarkısı ise 1990’lara damgasını vurdu ve Sting ismini genç kuşaklarla buluşturdu. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, ofiste çalışırken Sting dinlemeyi seven okurlarımız için en güzel 10 Sting şarkısı önereceğiz. 

Sting kimdir?

Sting olarak bilinen Gordon Matthew Thomas Sumner, 2 Ekim 1951 tarihinde İngiltere’nin North Tyneside bölgesine bağlı Wallsend kasabasında dünyaya geldi. Tersane yakınlarında geçen çocukluğu sırasında müziğe olan ilgisi ortaya çıkmaya başladı. Aldığı klasik piyano eğitimi sayesinde müzik alanında kendisini geliştirdi. Bu konuda en önemli destekçisi annesiydi. İlk müzik derslerini de annesinden aldı. Piyano çalmayı kısa sürede öğrenen küçük Gordon, süt işleriyle uğraşan babasının bir arkadaşından aldığı eski bir İspanyol gitarını günlerce elinden bırakamadı. Piyanodan sonra gitar çalmak Gordon‘un en büyük tutkusu haline geldi. Piyano ve gitarda hızlı bir ilerleme gösteren küçük Gordon, kazandığı müzik bursu sayesinde müzik eğitimi konusunda önemli bir fırsat yakaladı. St. Cuthbert’s Grammar School‘daki eğitiminin ardından University of Warwick‘e kayıt yaptırdı. Bu yıllarda en çok etkisinde kaldığı müzik grubu ise Manfred Mann grubuydu. Grubun canlı performanslarını izledikçe yerinin okul değil, sahne olduğunu anladı. Bunun üzerine okulu bıraktı. 

1970’li yıllarda Gordon, hayatını bir müzisyen olarak sürdürmek ve sahneye çıkmak istiyordu. Ancak bu isteğini hemen gerçekleştiremedi. Otobüs şefliği, inşaat işçiliği, vergi memurluğu gibi pek çok farklı işte çalıştıktan sonra St. Paul’s First School‘da öğretmenlik yapmaya başladı. Bu dönemde ufak tefek bazı sahne deneyimleri de oluyordu. Okuldan artakalan zamanlarında ve hafta sonları bazı eğlence mekanlarında sahne alıyordu. Sting olarak anılmaya başlanması da bu dönemde gerçekleşti. Phoenix Jazzmen grubuyla sahneye çıkarken giydiği siyah ve sarı çizgili süveter nedeniyle, grup üyelerinden Gordon Solomon kendisine bal arısı gibi göründüğünü söyledi. Bu olayın ardından sahne ismi olarak Sting, yani arı iğnesi adını kullanmaya başladı. Bu ismi o kadar benimsedi ki, artık kendi adının yerine kullanmaya başladı. Bundan sonraki hayatı boyunca yalnızca hayranları değil, aynı zamanda yakın çevresi ve ailesi bile ona Sting diye hitap etmeye başladılar. 1977 yılında Sting, müzik kariyerinde ilerleyebilmek için Londra’ya gitti ve The Police grubunu kurdu. 

Sting’in Müzik Serüveni

Londra’ya geldiğinde Sting, müzik alanında ilerleyebilmek için çok daha geniş olanaklar buldu. Burada tanıştığı baterist Stewart Copeland ve gitarist Andy Summers ile birlikte kurdukları The Police, müzik tarihi içinde büyük başarılara imza atacaktı. İlk albümleri olan Outlandos d’Amour 1978 yılında müzik severlerle buluştu. Bir yıl sonra Reggatta de Blanc geldi. Bu albümle The Police, ilk Grammy Ödülü‘nü en iyi rock enstrümantal performansı dalında kazandı. 1980 yılında Zenyatta Mondatta, 1981 yılında Ghost In The Machine, 1983 yılında Synchronicity ile The Police, tüm dünyada tanınan bir müzik grubu haline geldi. Zenyatta Mondatta albümünün hit şarkılarından Behind My Camel, 1981 yılında en iyi rock müzik enstrümantal performansı dalında Grammy Ödülü kazandı. Don’t Stand So Close To Me şarkısı ise en iyi vokalli rock performansı dalında Grammy‘ye layık görüldü. Synchronicity albümünün çıkış şarkısı Every Breath You Take ise 1983 yılında 3 dalda birden Grammy kazanarak kırılması güç bir rekora imza attı. 

1980’li yıllara damgasını vuran şarkılardan biri haline gelen Every Breath You Take şarkısı, The Police‘in en beğenilen şarkısı oldu. Bu şarkıda olduğu gibi aslında The Police‘in tüm şarkılarının ritimleri, melodileri, riffleri ve sözleri birçok bakımdan dikkat çekiyordu. Dönemin rock müzik gruplarının birbirini tekrar eden şarkılarına hiç benzemeyen bu şarkılar, The Police grubuna yönelik ilgiyi dünya genelinde arttırdı. The Police‘te Sting hem söz yazarı, hem solist, hem de basçıydı. Grubun en fazla ilgi gören üyesi de Sting‘di. Grubun bir anlamda tüm yükünü omuzlaması, solo kariyerinde daha başarılı olabileceğini düşündürdü ve gruptan ayrılmaya karar verdi. 1980’li yıllarda grup müziğinden solo müziğe geçen pek çok isim önceki başarılarını yakalamakta güçlük çekiyordu. Fakat Sting için böyle olmadı. Dünya müzik listelerinde Sting, The Police‘e oranla daha büyük başarılara imza attı. Solo kariyeri içinde Sting adeta yeniden doğdu, çok daha büyük bir hayran kitlesinin beğenisini kazandı. 

Sting’in Solo Müzik Kariyeri

1985 yılında çıkarttığı The Dream Of The Blue Turtles ve 1987 yılında çıkarttığı Nothing Like The Sun albümleri, solo kariyerinde Sting‘in parlamasını sağladı. The Dream Of The Blue Turtles albümü, yılın albümü dalında Grammy kazandı. Bu albümle Sting, en iyi erkek pop vokal performansı dalında Grammy‘ye layık görüldü. Aynı yıl Dire Straits ile birlikte çıkarttıkları Money For Nothing ile yılın şarkısı dalında Grammy kazandı. Nothing Like The Sun albümünde yer alan Englishman In New York şarkısı Sting‘in en beğenilen şarkılarından biri haline geldi. 1991 yılında babasına ithaf ettiği The Soul Cages albümünün birçok şarkısı da hit olmayı başardı. Albüme ismini veren The Soul Cages şarkısı, en iyi rock şarkısı dalında Grammy kazandı. 1993 yılında Ten Summoner’s Tales, 1996 yılında Mercury Falling, 1999 yılında Brand New Day albümleri, Sting‘i genç kuşaklarla buluşturdu. Yılın albümü seçilen Ten Summoner’s Tales‘teki Shape Of My Heart şarkısı 1990’lara damgasını vurdu. 

Sting‘in solo kariyerinde 2000’li yıllar da oldukça verimli geçti. 2003 yılında Sacred Love, 2006 yılında Songs From The Labyrinth, 2009 yılında If On A Winter’s Night albümleri dünya müzik piyasasındaki gücünü pekiştirdi. 2013 yılında The Last Ship, 2016 yılında 57th & 9th, 2019 yılında My Songs albümleri Sting isminin yakın dönemde yeniden parlamasını sağladı. 2021 yılında çıkarttığı The Bridge albümüyle hayranlarıyla tekrar buluştu. Müzik kariyerinde olduğu gibi beyaz perde ve televizyon ekranında da birbirinden güzel çalışmalara imza attı. Beyaz perdede ilk büyük sınavını 1979 yılında vizyona giren Quadrophenia ile verdi. Bugüne kadar 20’ye yakın sinema filminde ve 40’ın üzerinde televizyon dizisinde çeşitli roller aldı. Aynı zamanda da birçok filmin müziklerini yaptı, şarkılarını seslendirdi. Bir kısmının da yapımcılığını üstlendi. Çok yönlü sanatçı kişiliğini müziğin yanı sıra beyaz perde ve televizyon ekranlarında da sergileyen Sting, ülkemizde de en sevilen rock müzik sanatçılarından biri konumunda. 

En Güzel 10 Sting Şarkısı

Sting‘in hayatını ve müzik serüvenini kısaca özetledikten sonra yazımızın bu kısmında, ofiste çalışırken Sting dinlemeyi seven okurlarımız için en güzel 10 Sting şarkısı önereceğiz. Bu şarkıları dinleyerek ofiste Sting modu yaşayabilir, keyifli zaman geçirebilirsiniz.

Every Breath You Take

Listemizin ilk sırasında, Every Breath You Take var. 1980’lerin en beğenilen şarkılarından biri olan bu şarkı ile hem Sting, hem de The Police grubu çok büyük bir başarıya imza attı. Bu şarkının en önemli özelliği, 1980’lerin sert ritimlerini ve punk rifflerini müthiş bir lirizmle birleştirmeyi başarmasıdır. Bu sayede rock müzikte ve slow müzikte farklı bir renk yarattı. Sözü ve müziği Sting‘e ait olan bu şarkı, The Police grubunu müzik kariyerinin zirvesine taşıdı. Sting‘e de solo kariyerinin yolunu açtı. Bu güzel şarkıyı dinlemek için burayı tıklayabilirsiniz. 

Englishman In New York

En güzel 10 Sting şarkısı listemizin ikinci sırasında, Englishman In New York var. 1987 yılında çıkarttığı Nothing Like The Sun albümünün üçüncü şarkısı olan bu şarkıda Sting caz, reggae ve new-age rifflerini başarılı bir şekilde kullanarak son derece özgün bir çalışmaya imza attı. Aynı dili konuşan İngilizler ile Amerikalılar arasındaki farklılıklara dikkat çeken bu şarkıda Sting, şarkı sözü yazarı olarak ne kadar yetenekli olduğunu da bir kez daha gösterdi. Bu güzel şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz.

Shape Of My Heart

Shape Of My Heart şarkısı en güzel 10 Sting şarkısı listemizin üçüncü sırasında. 1990’ların hit şarkılarından biri olan bu şarkıda Sting, rock müzikten sonra pop müzik ve slow müzikte de bir dünya starı olduğunu gösterdi. Şarkının arpejine eşlik eden ağır ritmi Sting‘in sesini daha da öne çıkarmasını sağladı. Şarkının dünya genelinde büyük ilgi görmesini sağlayan nedenlerden biri de şüphesiz ki 1994 yılında vizyona giren Leon: The Professional filmiydi. Ülkemizde Sevginin Gücü ismiyle gösterilen bu filmde kullanılan Shape Of My Heart şarkısı, Sting‘in çok daha geniş kitlelere ulaşmasını sağladı. Bu güzel şarkıyı dinlemek için burayı tıklayabilirsiniz. 

Fields Of Gold

En güzel 10 Sting şarkısı listemizin dördüncü sırasında, Fields Of Gold var. 1993 yılında çıkarttığı Ten Summoner’s Tales albümünün hit şarkılarından biri olan bu şarkıda Sting, modern dünyanın yücelttiği değerlere karşı ironik bir sorgulama yapıyor. Şarkıdaki romantik rifflerin eşliğinde bu değerlere karşı gerçek aşkı yüceltiyor. Bu güzel şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz.

Fragile

En güzel 10 Sting şarkısı listemizin beşinci sırasında, Nothing Like The Sun albümünün bir diğer hit şarkısı Fragile var. 1980’lerin romantizmini taşıyan bu şarkı her ne kadar Every Breath You Take şarkısının biraz gölgesinde kalmış olsa da Sting‘in en sevilen şarkılarından biri haline geldi. Küçük yaşlardan itibaren aldığı piyano ve gitar eğitimini bu şarkıda en güzel şekilde yansıtan Sting, “On and on the rain will fall / Like tears from a star / How fragile we are” sözlerini zihinlere kazımayı başardı. Bu güzel şarkıyı dinlemek için burayı tıklayabilirsiniz. 

If I Ever Lose My Faith In You

Ten Summoner’s Tales albümünün hit şarkılarından If I Ever Lose My Faith In You, en güzel 10 Sting şarkısı listemizin altıncı sırasında. Gerçek aşkı yücelten ve insan için en doğru rehber olduğunu ifade eden bu şarkıda Sting, modern insanın hayatına yön verme arayışına göndermeler yapıyor. Bilime, ilerleme düşüncesine, dine olan inancını kaybeden Batı toplumlarında değerini korumayı başaran yegane unsurun aşk olduğunun altını çiziyor. Bu güzel şarkıyı dinlemek için burayı tıklayabilirsiniz.

Fortress Around Your Heart

En güzel 10 Sting şarkısı listemizin yedinci sırasında, Fortress Around Your Heart var. 1985 yılında çıkarttığı The Dream Of The Blue Turtles albümünün hit şarkılarından biri olan bu şarkıda Sting, rock ve punk rifflerinin eşliğinde modern dünyanın değerlerini sorgulamayı sürdürüyor. Modern dünyada uğruna savaş verilen değerlerin insanın içini nasıl boşalttığına dikkat çeken bu şarkıda her zamanki gibi yine gerçek aşkı yüceltiyor. Bu güzel şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz. 

We Work The Black Seam

Aynı albümde yer alan We Work The Black Seam şarkısı, en güzel 10 Sting şarkısı listemizin sekizinci sırasında. Modern dünyada refah vaadinde bulunan ekonomi teorilerinin içinin boş olduğunun altını çizen bu şarkı, nükleer çağda dünyanın nasıl giderek daha büyük savaşlara sürüklendiğini vurguluyor. Emek sömürüsü yapan, çevre kirliliğine yol açan, insanlara umutsuzluk aşılayan modern dünyaya Sting‘in duyduğu öfkeyi yansıtıyor. Bu güzel şarkıyı dinlemek için burayı tıklayabilirsiniz.

All This Time

En güzel 10 Sting şarkısı listemizin dokuzuncu sırasında, 1991 yılında çıkarttığı The Soul Cages albümünün hit şarkılarından All This Time var. Hayata veda eden babasına ithaf ettiği bu albümünde Sting, hayat ve ölüm ikilemini ele aldı. Dini inançlar dahil olmak üzere insanı hayata bağlayan tüm değerleri sorguladığı bu albümün en başarılı çalışmalarından biri All This Time şarkısıydı. Bu şarkıda geçen “Father, if Jesus exists then how come he never lives here?” (Baba, eğer İsa varsa o zaman nasıl oluyor da burada hiç yaşamıyor?) sözleri o yıllarda bir slogan haline geldi. Bu güzel şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz. 

Love Is Stronger Than Justice

Ten Summoner’s Tales albümünün hit şarkılarından Love Is Stronger Than Justice, en güzel 10 Sting şarkısı listemizin onuncu sırasında. Şarkıda rock ve punk rifflerine eşlik eden country riffleri de dikkat çekici. Diğer şarkıları gibi bu şarkıda da Sting‘in modern dünyaya yönelik eleştirilerini görebilirsiniz. Bu güzel şarkıyı dinlemek için burayı tıklayabilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz… 

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Türkiye İlk Kez Sabah Maçlarına Çıkıyor: Ülkece Uyku Düzeni Dağılıyor

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye olarak yıllardır gece maçına alışmış insanlarız.
20.45 mi? Mis gibi saat.
Çay koy, kanepeye yayıl, maçı aç.

Ama sabah 06.00’da milli maç izlemek…
İşte orada pek alışık değiliz gibi.

Bu Dünya Kupası’yla birlikte ilk kez “güne Türkiye maçıyla başlama” dönemine giriyoruz.
Yani artık alarm sesi bile stres yaratacak.

Sabah Alarmıyla Milli Duygu Aynı Anda Yaşanır mı?

Muhtemelen yaşanacak.

Çünkü milyonlarca insan ilk kez kendi isteğiyle 05.30 alarmı kuracak.
Normalde işe zor uyanan insanlar, Türkiye maçı için karanlıkta ayakta olacak.

Ve o sabah herkesin evinde aşağı yukarı aynı sahne dönecek:

  • Tek göz açık televizyonu açma çabası
  • Mutfakta sessiz sessiz kahve yapma
  • “Daha hava bile aydınlanmadı ya” söylemleri
  • İlk düdükle birlikte bir anda kendine gelme

Ofisler Birkaç Gün Hafif Dağılabilir

Şimdiden söyleyelim…
Bu maç saatleri ofis düzenini biraz bozacak gibi duruyor.

Çünkü biri maçı izlemek için 3 saat uyuyacak.
Biri “Uyumam ben” diyecek, öğleden sonra ekrana boş boş bakacak.
Birileri toplantıda istemsizce maç yorumu yapacak.

Hatta bazı ofislerde şu konuşmaların geçme ihtimali çok yüksek:

— “Kaçta yattın?”
— “Yatmadım.”
— “Maçı izledin mi?”
— “İkinci yarıyı hatırlamıyorum bile.”

FIFA Biraz Bizi Zorlamış Gibi

Maç saatleri şöyle:

  • 07.00
  • 06.00
  • 05.00

Yani biri özellikle “Türk halkının sabır seviyesi ölçülsün” istemiş gibi.

Ama işin garip tarafı şu:
Ne kadar erken olursa olsun, konu milli maç olunca insanlar yine ekran başına geçiyor.

Normalde sabah yürüyüşüne çıkmayan adam, Türkiye maçı için gün doğmadan kahveyle koltuğa kurulacak.

Bu Turnuvanın Gizli Kahramanı Kahve Olabilir

Bu süreçte en yoğun mesaiyi futbolcular kadar kahveler de yapacak gibi duruyor.

Çünkü sabah 5’te maç izlemek normal seyircilik değil.
Bir noktadan sonra hayatta kalma mücadelesine dönüyor.

Şimdiden bazı klasikler oluştu bile:

  • “Ben maçı ofisten açarım”cılar
  • Termosu akşamdan hazırlayanlar
  • Maç günü toplantıyı ertelemeye çalışanlar
  • Ve “Ben zaten erken kalkıyorum” diye hava atanlar

Ama Güzel Tarafı da Bu Galiba

Ne kadar uykusuz olursak olalım…
O saatlerde yine milyonlar aynı anda aynı maçı izleyecek.

Bir yanda kahve, bir yanda milli heyecan.
Göz yarı kapalı ama yorumlar tam gaz.

Çünkü Türkiye’de milli maç sadece futbol değil.
Biraz stres, biraz umut, biraz da “Bu maçı alırız” inadıdır.

Ve galiba ilk kez,
Dünya Kupası’nı “günaydın” diyerek yaşayacağız.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Eskiden “Çıkıp Alalım” Diyorduk, Şimdi Kargo 1 Gün Gecikince Sinirleniyoruz..

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’de e-ticaret artık sadece “internetten alışveriş” meselesi değil.
İnsanların günlük alışkanlıklarını değiştiren bambaşka bir düzene dönüştü.

Bir dönem internetten sipariş vermek insanlara riskli gelirdi.
Şimdi ise kargo bir gün geç kalsa herkesin canı sıkılıyor.

Çünkü alıştık.
Hem de çok hızlı alıştık.

Son 5 yılda Türkiye’de e-ticaret hacminin yaklaşık 12 kat artıp 10,6 trilyon liraya ulaşması da bunu açıkça gösteriyor.

Üstelik sadece para büyümüyor.
İşlem sayısı da inanılmaz seviyelere çıktı.

Bugün Türkiye’de e-ticaret işlem sayısı 25,85 milyara ulaşmış durumda.
Yani insanlar artık büyük küçük fark etmeksizin birçok ihtiyacını internetten çözmeye başladı.

Bir kulaklık…
Bir kahve makinesi…
Bir paket fotokopi kağıdı…
Hatta ofisin çayı kahvesi bile artık birkaç dakikada sipariş veriliyor.

Dolar bazında bakıldığında da tablo aynı.
Türkiye’nin e-ticaret hacmi 43 milyar dolardan 115,4 milyar dolara yükseldi.

Aslında bu değişimi anlamak için istatistiklere bile çok gerek yok.

Çevremize bakmamız yeterli.

Eskiden biri bir şey alacağı zaman mağaza mağaza gezerdi.
Şimdi önce telefondan fiyat bakılıyor.
Yorum okunuyor.
“Yarın gelir mi?” diye teslimat süresi kontrol ediliyor.

Hatta bazen mağazada görülen ürün bile internetten sipariş ediliyor.

Çünkü artık insanlar sadece ürün almıyor.
Kolaylık satın alıyor.

Özellikle şirketler tarafında bu durum çok daha net hissediliyor.

Kimse tek bir eksik için gün içinde farklı yerlere yetişmeye çalışmak istemiyor.
Kırtasiye ayrı yerden, temizlik ürünü başka yerden, kahve başka yerden derken iş uzayıp gidiyor.

Bu yüzden Ofix gibi platformlar son dönemde şirketlerin işini ciddi anlamda kolaylaştırmaya başladı.

İnsanlar artık ofis ihtiyaçlarını tek tek düşünmek yerine, tek noktadan hızlıca çözmek istiyor.
Ürün bulunsun, fiyat uğraştırmasın, sipariş zamanında gelsin yeterli oluyor çoğu zaman.

Geldiğimiz noktada e-ticaret artık ekstra bir seçenek değil.
Günlük hayatın normal akışına dönüşmüş durumda.

Ve görünen o ki insanlar bu hızdan kolay kolay vazgeçmeyecek.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden Her İki Beyaz Yakalıdan Biri “Ben Bunu Daha Ne Kadar Yapacağım” Diyor?

Yayınlandı

tarihinde

İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası.
Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.

İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi.
Bir nevi kimlik.

Ama işte tam burada işler karışıyor.
Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.


Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil

Modern iş hayatı sana şunu söylüyor:
Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.

Yani bir nevi:
“Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”

Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor.
Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”

Spoiler: Fazla.


Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor

Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor.
Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj gelirse cevaplanıyor.
“Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.

Sonra bir de hayat var:
Ev, düzen, sorumluluklar…

Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun,
sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.


Aynı iş, farklı hayatlar

Aynı pozisyonda iki kişi düşün.
Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.

Ya da şöyle:
Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.

İşte o an bir şey kırılıyor.

Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.


Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor:
“Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”

Çünkü mesele işin kendisinden çok,
o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.

Ve belki de asıl ihtiyaç,
daha fazla çalışmak değil…
daha dengeli yaşamak.

Okumaya Devam Et

Trendler