Bizi Takip Edin

Girişimcilik

John Logie Baird: Televizyonu icat eden mucit…

Yayınlandı

tarihinde

John Logie Baird ve televizyonun icadı hakkında merak ettikleriniz Ofix Blog'da...

İskoç mühendis ve mucit John Logie Baird, 1923 yılında icat ettiği televizyon ile kitle iletişiminde yepyeni bir sayfa açtı. İcadını tanıtmak için Daily Express gazetesine başvurduğunda icadından, insanlar arasında kablosuz olarak görüntülü iletişim kurabilen makine olarak bahsetti. Baird’in aklını kaçırdığından şüphe eden gazete çalışanları onu ciddiye almadılar. Fakat 26 Ocak 1926 tarihinde Londra’da gerçekleştirdiği televizyon yayını, John Logie Baird ismini 20. yüzyılın en önemli mucitlerinden biri haline getirdi. İcadında başlangıçta tümüyle mekanik düzenekler kullanan Baird, bu icada “televisor” adını vermişti. 1928 yılından itibaren televisoru sürekli geliştirdi ve televizyonculuk alanında birçok ilke imza attı. O günün kısıtlı şartlarında New York’a televizyon sinyali göndermeyi başarması, BBC’nin dikkatini çekti. Kurduğu BTDC şirketi ile BBC arasında başlayan rekabet hem teknoloji alanında, hem de televizyonculukta önemli kazanımlar sağladı. Bir Ofix Blog klasiği olan başarı hikayeleri köşemizde bu hafta, John Logie Baird’in hayatından kesitler sunarak başarı hikayesini okurlarımızla paylaşacağız. 

John Logie Baird kimdir?

John Logie Baird, 13 Ağustos 1888 tarihinde Birleşik Krallık’a bağlı Helensburgh’da dört çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası John Baird, teknolojik gelişmeleri yakından takip ediyor, yeni buluşlardan yararlanmaya çalışıyordu. 19. yüzyılın ikinci yarısına damgasını vuran iki icattan biri telefonun icadı, diğeri ise ampulün icadı idi. Elektriğin kullanımına farklı boyutlar kazandıran bu iki icat, günlük yaşamı ciddi ölçüde etkilemeye başlamıştı. Böyle bir ortamda küçük John, elektrik üretimi yapan jeneratörlere yönelik aşırı bir ilgi duymaya başladı. O yıllarda İskoçya’da aydınlatma alanında kullanmak için elektrik dağıtımı yapan merkezi şebekeler henüz yoktu. Bu nedenle evlerde jeneratör kullanımı yaygındı. Babası John Baird de pek çok İskoç gibi aydınlatma alanında jeneratör kullanıyordu. Küçük yaşlardan itibaren elektrik enerjisine ve jeneratörlere ilgi duyan John Logie Baird, henüz 12 yaşına geldiğinde petrolle çalışan bir jeneratör yapmayı başardı. Dahası, küçük bir telefon santrali kurdu. Böylelikle arkadaşlarıyla iletişim kurmayı başardı. 

Ailesini şaşkınlık içinde bırakan bu iki gelişme, John Logie Baird’in ileride büyük bir mucit olacağının ilk işaretlerini vermişti. Bunun üzerine ailesi, küçük John’un iyi bir eğitim almasını istedi. Helensburgh’daki Larchfield Akademisi’ni bitiren John Logie Baird, Glasgow Üniversitesi’nde elektrik mühendisliği eğitimine başladı. Ne var ki, I. Dünya Savaşı’yla birlikte eğitimine ara vermek durumunda kaldı. 1915 yılında İngiliz Ordusu bünyesinde görev yapmak için gönüllü oldu. Fakat cepheye gönderilmek için uygun görülmedi. Bunun üzerine savaş sırasında aktif bir görev üstlenmedi. Elektrik alanında aldığı eğitim, ordu bünyesinde elektrik işleri üzerinde çalışmasını sağladı. Fakat sağlık durumunun kötü seyretmesi nedeniyle ordudan ayrıldı. Ardından bir reçel fabrikasında işe başladı. Savaş bittikten sonra İngiltere’ye döndü. 1922 yılında Sussex’e yerleşti ve tamirciliğe başladı. Uzmanlık alanı olan elektrikle ilgili konularda kendisini sürekli geliştirdi. Üzerinde en çok durduğu konu ise elektrik enerjisinin özellikle ses ve görüntü iletiminde kullanımıydı. Bu konuda yaptığı çalışmalar televizyonun icadını sağladı. 

John Logie Baird ve Televizyonun İcadı

Elektrik enerjisinden yararlanarak ses ve görüntü iletilmesine dayalı çalışmalar 20. yüzyılın başından itibaren önemli bir ivme kazandı. Daha önce icat edilen radyo, bu alandaki çalışmaların en önemli motivasyon unsurlarından biriydi. Nitekim radyonun icadı sayesinde sesi çok uzak mesafelere iletmek mümkün hale gelmişti. Telefondan farklı olarak radyo, ses iletimi alanında kablolara bağımlılığı sona erdirmişti. Bu sayede kitlesel iletişimi olanaklı kılmıştı. Radyonun icadıyla sesi uzak mesafelere iletmek için yeni bir teknolojinin temelleri atılmıştı. Ancak görüntü iletiminde henüz başarılı sonuçlar elde edilememişti. Bu bağlamda en başarılı çalışmaları Arthur Korn elde etti. Görüntü iletmek için geliştirdiği sinyal koşullandırma devreleri, yeni teknolojinin temellerini attı. Oysa önceki çalışmalarda yansıyan ışıktan hareketli görüntüler elde edilememişti. Korn’un devreleri, selenyum fotosellerinin gecikme sorununu çözdü. Bu sayede görüntü iletimine devinim kazandırdı. Bu devreler o kadar başarılıydı ki, sonraki süreçte Arthur Korn’un faks makinesini icat etmesini sağladı. Ancak televizyonun icadı için sinyal koşullandırma devrelerinin fotoelektrik hücrelerle birleşmesi gerekiyordu. 

Korn devreleri en başarılı sonuçlarını yarı tonlu ve hareketsiz görüntü iletiminde vermişti. Ekran üzerine yansıyan ışık, selenyum fotoselleri sayesinde gri tonlamalı hareketli görüntüler oluşturmuştu. Bu noktadan hareket eden John Logie Baird, çalışmalarını daha iyi sürdürebilmek için 1923 yılında Queen’s Arcade’de bir laboratuvar kurdu. Ne var ki, deneylerinde kullanmak için gerekli malzemeleri alacak parası yoktu. Bu nedenle bulabildiği basit malzemeleri kullanarak deneylerini sürdürdü. Öyle ki, ilk deneylerinde bir lavabo ve çay tenekesi kullandı. Sonraki çalışmalarında ise projeksiyon lambası ve bisküvi kutusu kullandı. Geliştirdiği düzeneğe kullanılmış lenslerle devrelerden tarama diskleri yerleştirdi. Buna ek olarak diskleri yerleştirmek için tahta çubuklar arasında dikiş iğneleri ve balmumu kullandı. Bu basit araçlarla yaptığı ilk düzenek, televizyonun ilk versiyonu oldu. Fakat çok geçmeden büyük bir elektrik çarpmasıyla karşılaştı. 1000 voltluk bu çarpmadan neyse ki sadece basit bir el yanığıyla kurtulmayı başardı. Ardından bu ilkel televizyonu daha da geliştirerek ilk görüntü transmisyonunu 1925 yılında gerçekleştirdi. 

İlk Televizyon Yayını

Televizyonun icadı ile John Logie Baird kısaca ne kadar büyük bir buluşa imza attığının farkındaydı. İlk olarak 1923 yılında icat ettiği televizyon, ses ve görüntü iletim teknolojilerinde yepyeni bir sayfa açmıştı. Ancak bu icat yayıncılıkta da yepyeni bir deneyimin doğmasını sağladı. Sesin yanı sıra görüntünün de iletilmesi, radyo yayıncılığından farklı olarak televizyon yayıncılığının gelişmesini sağlayacaktı. Bu nedenle 1923 yılı önemli bir milattır. Televizyon ne zaman icat edildi sorusunun cevabı 1923’tür. Bu tarih, aynı zamanda da televizyon yayıncılığı için önemli bir tarihtir. Televizyon halka ilk kez 25 Mart 1925 tarihinde Londra’daki Selfridge mağazasında tanıtıldı. Televizyon ekranına yansıyan hareketli silüetler, etkinliğe katılanların büyük bir şaşkınlık yaşamasına neden oldu. Ekrana yansıyan ilk görüntü ise Stooky Bill isimli bir kuklanın görüntüsüydü. Bu görüntü, saniyede 5 resim halinde ve 30 satırlık dikey bir ekranda oluşuyordu. Diğer taraftan televizyon ekranına yansıyan ilk insan görüntüsü ise John Logie Baird’in asistanı William Edward Taynton’a aitti. 

Televizyonun icadının kitle üzerinde daha büyük etkiler yaratması basının da bu konuya ilgi göstermesiyle gerçekleşti. John Logie Baird, basın yoluyla televizyonu tanıtmak için ilk olarak Daily Express gazetesine başvurdu. İcadından, insanlar arasında kablosuz olarak görüntülü iletişim kurabilen makine olarak bahsetti. Ne var ki gazete çalışanları arasında şaşkınlık yaratan bu icada şüpheyle yaklaşıldı. Fakat John Logie Baird vazgeçmedi. 26 Ocak 1926 tarihinde Londra’daki laboratuvarında Kraliyet Enstitüsü üyeleri ve The Times temsilcisinin önünde yaptığı yayın, icadının kitleselleşmesinde önemli bir dönüm noktası oldu. Üstelik bu süreçte fotoeletrik hücreleri daha da geliştirdi. Böylelikle saniyede 12 resim oluşturmayı başardı. Canlı ve hareketli görüntüler yayabilen bu televizyon, insanoğlunun sahip olduğu ilk siyah beyaz televizyondu. Elektronik aksamlara sahip bu televizyonda henüz renk tüpleri yoktu. 1928 yılında televizyona renk tüpleri ekleyip renkli televizyonu icat eden de John Logie Baird oldu. 3 Temmuz 1928 tarihinde gerçekleşen ilk renkli televizyon yayınında Noele Gordon ekranda göründü. 

Televizyonculuk Alanında John Logie Baird

1926 yılında 50 bilim insanının önünde yaptığı ilk televizyon yayınının ardından John Logie Baird, kısa sürede çok önemli mesafeler katetti. Televizyonu icat eden kişi olmak John Logie Baird için büyük bir onurdu. Üstelik televizyon icadı aynı zamanda da pek çok ticari potansiyele sahipti. 1928 yılında televizyonculuk alanında faaliyet göstermek üzere Baird Television Development Company (BTDC) şirketini kurdu. Geliştirdiği yüksek frekanslı dalga iletim teknolojisi sayesinde New York’a ilk televizyon sinyalini göndermeyi başardı. Bir yıl sonra Bernard Natan ile birlikte Fransa’nın ilk televizyon şirketi olan Television Baird Natan’ı kurdu. Bu gelişmeler Avrupa ve Amerika’da yakından takip edilmeye başlandı. 1929 yılında Almanlar, mekanik sistemlere dayalı bir televizyon hizmeti geliştirmesi için John Logie Baird’den talepte bulundu. Geliştirdiği cihazda ilk önce ses ve görüntü dönüşümlü olarak iletiliyordu. Fakat 1930’dan sonra her ikisi eş zamanlı olarak iletilmeye başlandı. Bu sayede Almanya’da da televizyonculuk önemli bir atılım gerçekleştirdi. 

Televizyon icadı ile iletişim alanında yaşanan değişimler, çok geçmeden eğlence ve diğer alanlarda da etkisini gösterdi. Ev eğlencesi için radyoya oranla televizyon daha geniş imkanlara sahipti. Dolayısıyla televizyon yayıncılığı geliştikçe televizyon karşısında harcanan süre arttı. Bu süreçte British Broadcasting Corporation (BBC) önemli roller üstlendi. 1922 yılında faaliyete başlayan BBC, 1936 yılında televizyon yayıncılığına giriş yaptı. BTDC ile BBC arasında başlayan rekabet hem teknoloji alanında, hem de televizyonculukta önemli kazanımlar sağladı. Nitekim 1930’ların ikinci yarısında mekanik sistemlerin yerini elektronik sistemler almaya başladı. 1926 yılında ekran üzerinde görüntü oluşturmak için John Logie Baird, basit mekanik düzenekler kullanmıştı. Oysa 1928 yılından itibaren renk tüplerini kullanmaya başlaması televizyona yönelik ilgiyi arttırdı. BBC’nin televizyon yayınlarına başlaması ise en çok haber yayıncılığı alanında ve eğlence dünyasında önemli sonuçlar yarattı. İki dünya savaşı arası dönemde yaptığı televizyon yayınları İngilizlerin özellikle eğlence kültürüne farklı bir boyut kazandırdı. Savaş yıllarında ise televizyon özellikle propaganda aracı haline geldi. 

Televizyonun İcadının Yarattığı Değişimler

20. yüzyılın en önemli icatlarından biri şüphesiz ki televizyonun icadıydı. En hızlı şekilde geliştirilen icatlardan biri de bu oldu. Nitekim, 1923 yılında televizyonu icat eden John Logie Baird, bu icada “televisor” adını vermişti. Yunancada uzak anlamına gelen telos sözcüğü ile Latincede görmek anlamına gelen visio sözcüğünü birleştirerek bu sözcüğü türetmişti. Sonraki süreçte görüntü teknolojilerinde yaşanan gelişmelerle televisor, televizyona dönüştü. Böylelikle hemen her alanda önemli değişimlere yol açtı. Henüz 1930’ların başlarında televizyon, geniş kitleler tarafından kullanılmaya başlanan bir elektronik araç haline geldi. Çünkü kolay ulaşılabilir bir kaynaktı ve iletişimde hem işitsel, hem de görsel öğeler barındırıyordu. 1936 yılında düzenlenen Berlin Yaz Olimpiyatları, Almanya’da yüz binlerce televizyon kullanıcısına ulaştı. Bu sayede 1940’lı yıllarda renkli televizyonlar Avrupa’da hızla yaygınlaştı. II. Dünya Savaşı döneminde savaş haberleri ve propagandalar televizyonu öne çıkardı. Özellikle kitleye mesaj vermek için televizyon önem kazanırken, televizyonun psikoloji üzerindeki etkileri de merak uyandırdı. Böylelikle televizyon reklamcılığı ortaya çıktı. 

14 Haziran 1946 tarihinde John Logie Baird, solunum yetmezliğine bağlı olarak geçirdiği felç sonucu hayatını kaybetti. Ancak televizyonculuk hızlı bir ivmeyle gelişmeye devam etti. 1950’li yıllarda ABD’de renkli televizyon kullanımı kitlesel bir nitelik kazandı. Bununla birlikte Soğuk Savaş döneminde televizyon bir propaganda aracı haline geldi. Nitekim ABD’de televizyon yayıncılığı, iki kutuplu dünya düzeninde Amerikan toplum yapısını güçlendirmek için bir araç haline geldi. Haber programlarının yanı sıra müzik ve eğlence programlarında bile Amerikan toplum yapısı özendirildi. Özellikle Batı Avrupa’da da televizyonculuk büyük ölçüde Amerika’nın etkisinde kaldı. Diğer taraftan ülkemizde ilk televizyon yayınını 1952 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi gerçekleştirdi. Bu dönemde yayınlar kapalı devreydi ve bu nedenle sadece üniversitede izlenebiliyordu. İlk canlı yayın ise 12 Kasım 1961 tarihinde İTÜ TV’nin yayınladığı Türkiye-Sovyetler Birliği futbol maçıydı. Fakat 1970 yılında TRT’nin kurulmasıyla birlikte İTÜ TV’nin yayın hayatı sona erdi. 1991 yılında kurulan Star 1, Türkiye’nin ilk özel televizyon kanalı oldu. 

Tüm okurlarımızın her gününün bir başarı hikayesi ile geçmesini diliyoruz… 

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Girişimcilik

Elon Musk’ın yapay zeka girişimi xAI’de taşlar yerinden oynamaya devam ediyor.

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ayın başında tablo şuydu: 11 kurucu ortaktan sadece ikisi şirkette kalmıştı.
Şimdi o iki isim de yok. Business Insider’ın aktardığına göre Manuel Kroiss ve Ross Nordeen da xAI ile yollarını ayırdı.

Kroiss’in yakın çevresine ayrılık kararını ilettiği konuşuluyor. Nordeen’in ise cuma günü şirketten ayrıldığı söyleniyor.

Musk kısa süre önce xAI için “ilk seferde doğru kurulmadı” demişti. Şirketin şu an baştan, daha sağlam bir şekilde yeniden kurulduğunu ifade ediyor. Bu arada xAI’nin SpaceX tarafından satın alınmasıyla birlikte SpaceX, xAI ve X (eski Twitter) aynı çatı altında toplandı. Tüm bunlar olurken SpaceX’in halka arz planları yaptığı da konuşuluyor.

Kroiss ve Nordeen doğrudan Musk’a bağlı çalışan iki kritik isimdi. Kroiss, şirketin pretraining ekibini yönetiyordu. Nordeen ise Musk’ın en yakınındaki operasyon isimlerinden biriydi. Daha önce Tesla’da çalışan Nordeen’in, Musk’ın Twitter’ı satın aldığı dönemdeki büyük işten çıkarmaların planlanmasında da rol aldığı biliniyor.

TechCrunch da konuyla ilgili xAI’ye ulaşıp yorum istemiş durumda.

Kaynak : TechCrunch

Okumaya Devam Et

Başarı Hikayeleri

Ayn Rand: “Ben merkezliyim” deyip kaçmayın… kadın bunu felsefeye çevirmiş

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Bir yerde mutlaka denk geldiniz:
Atlas Shrugged efsane” diyen biri…
Ya da LinkedIn’de “birey ol, sürü olma” temalı bir paylaşım.

Peki kim bu Ayn Rand ve neden hâlâ konuşuluyor?

Spoiler: Bencilliği savunuyor ama sandığınız gibi değil.

Kısaca Ayn Rand kim?

Ayn Rand, 1905’te Rusya’da doğuyor, genç yaşta ABD’ye göç ediyor. Romanlarıyla hem edebiyat hem de felsefe dünyasında olay yaratıyor.

En bilinen kitapları:
The Fountainhead ve Atlas Shrugged

Ama asıl bomba: Kendi felsefesini kuruyor → Objektivizm

Objektivizm ne diyor?

Çok basit üç cümleyle özetleyelim:

1. Gerçeklik gerçektir.
“Ben öyle hissediyorum” demek, gerçeği değiştirmez.

2. En büyük rehber akıl.
Hisler değil, mantık karar verir.

3. Hayatının amacı: kendi mutluluğun.
Evet, kulağa iddialı geliyor.

“Rasyonel bencillik” meselesi

Rand’ın bencillikten kastı:
“Kimseyi ez geç” değil.

Daha çok şu:
Kendi hayatını ciddiye al.
Kendi emeğini savun.
Başkaları için kendini sürekli feda etmek zorunda hissetme.

Yani:
“Kendini yok sayma” diyor aslında.

Biraz da magazin tarafı..

  • Hollywood’da figüranlık yapmışlığı var.
  • Hatta gelecekteki eşiyle bir film setinde tanışıyor.
  • Bir tiyatro oyunu yazıyor ve jürisini seyirciler arasından seçtiriyor. (Evet, interaktif içerik 1930’lar edition.)

Kadın içerik üreticiliği olayını zamanından önce çözmüş.

Neden bu kadar tartışılıyor?

Çünkü şunu söylüyor:
“Toplum için yaşamak zorunda değilsin.”

Kimi bunu özgürleştirici buluyor,
kimi fazla sert.

İki taraf da haksız sayılmaz.

Son soru:

Kendi mutluluğunu merkeze almak mı daha cesur bir duruş, yoksa fazla mı ‘ben merkezli’?

Yorumlarda düşünceler serbest

Okumaya Devam Et

Girişimcilik

Cüneyt Arkın: Sinemaya adanmış bir hayat…

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Cüneyt Arkın'ın başarı hikayesi Ofix Blog'da...

28 Haziran Salı günü sanat dünyamızdan bir yıldız kaydı. Yeşilçam’ın unutulmaz oyuncusu Cüneyt Arkın hayatını kaybetti. 300’den fazla sinema filmi, birçok dizi ve tiyatro oyununda seyircisine unutulmaz anlar yaşatan Cüneyt Arkın‘ın vefatı ülkemizde büyük bir üzüntü yarattı. Yeşilçam melodramlarının yakışıklı jönü, oynadığı her rolü adeta yaşadı, her rolün hakkını verdi. 1970’li yıllarda rol aldığı tarihsel içerikli filmlerde Malkoçoğlu, Kara Murat, Battal Gazi karakterleriyle milli bilinci güçlendirdi. Yenilmez ve yiğit direnişçi rolleriyle Türk insanının gönlünde taht kurdu. Filmlerinde dublör kullanmayı reddetti. Bu nedenle sayısız kaza geçirdi. Aldığı yaralar bedeninde kalıcı hasarlar meydana getirdi. Fakat en ufak bir pişmanlık duymadan yoluna devam etti. Oyunculuğun yanı sıra senaristlik, yönetmenlik ve yapımcılık alanlarında da önemli başarılara imza attı. Bir Ofix Blog klasiği olan başarı hikayeleri köşemizde bu hafta, Cüneyt Arkın‘ın hayatından kesitler sunarak başarı hikayesini okurlarımızla paylaşacağız. Bu vesileyle kendisine rahmet, yakınlarına ve tüm sevenlerine başsağlığı diliyoruz. 

(daha&helliip;)

Okumaya Devam Et

Trendler