Bizi Takip Edin

Lifestyle

Gardırobunuz sonbahara hazır mı?

Yayınlandı

tarihinde

2018'in sonbahar giyim trendleri hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Eylül ayının bu son günlerinde sonbaharın gelişini iyice hissetmeye başladık. Yaz aylarını geride bırakmanın hüznü devam ederken yeni sezon için hazırlıklarımız hız kazandı. Bu geçiş döneminde gardırobumuzu mevsim şartlarına ve sezon trendlerine uygun şekilde hazırlarsak yeni döneme daha iyi uyum sağlar ve güzel işler çıkartabiliriz. Ofix.com sitesinin online alışveriş rehberi Ofix Blog’da bugünkü yazımızda, 2018’in sonbahar giyim trendleri hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız.

Sezonun Rengi Mor

Bu sezon en çok mor rengini göreceğiz efendim. Nitekim, mor rengi Roberto Cavalli, Alberta Ferretti, Isabel Marant, Paco Rabanne gibi moda devlerinin tasarımlarında bu sezon en çok kullanılan renkler arasında öne çıkıyor. Soyluluk ve gizemin rengi olan mor, iş hayatında karizma ve cesareti temsil etmekte. İktidar sembolü olan siyah renk daha çok yönetici pozisyonunda olanlar için uygunken, mor rengi için böyle bir durum söz konusu değil. Mor rengiyle bulunduğunuz pozisyonda güçlü ve özgüveni yüksek bir kişilik imajı verirken siyah rengin aksine, herhangi bir meydan okuma etkisi yaratmazsınız.

2018’in sonbahar giyim trendleri içinde bu sezon kıyafetlerinizde en çok mor rengini kullanabilirsiniz. Aynı şekilde fular, eşarp veya kravatlarda da mor rengi bu sezona damgasını vuracak. Kombinlerinizde ise “sonbaharın romantik tonları” olarak bilinen kiremit, haki ve hardal sarısı renklerini deneyebilirsiniz. Ofis giyiminde mor rengini en çok lacivertle kombinleyebilirsiniz. Örneğin, lacivert ceketinizin içine zarif bir mor gömlek veya ince bir kazak giyebilirsiniz. Bu sayede hem sezonun nabzını tutabilir, hem de iş hayatınızda karizma ve cesaretinizle ön plana çıkabilirsiniz.

Ekose Kazaklar ve Tribal Desenler

Sonbaharın serin geçen günlerinde ekose kazaklar, vücut ısımızı korumamıza büyük katkı sağlıyor. Ofis giyiminde abartıdan uzak bir şıklık için akla gelen ilk giysilerden biri olan ekose kazaklarda bu sezon kırmızı tonları hakim. Ekose kazakları isterseniz yumuşak renkli trikolarınızın üzerinde sırtınıza atarak da kullanabilirsiniz. Bu sayede kıyafetinizdeki monotonluğu aşabilir ve kıyafetinize hareket kazandırabilirsiniz. Katmanlar arasında oluşturacağınız denge, kıyafetinize dingin bir görüntü verecektir. Kazaklarda ekose desenlerin yanı sıra tribal desenler de 2018’in sonbahar giyim trendleri arasında yerini aldı. Tribal desenli kazaklarınızı, canlı renklere ve retro tasarıma sahip bir hırkayla kombinleyebilirsiniz.

Oversize Üstler ve Uzun Etekler

Rahat ve kullanışlı olmalarından dolayı son yıllarda sıkça tercih edilen oversize üstler hem günlük hayatta, hem de iş hayatında tarzınıza bir parça bohemlik katar. Oversize üstlerde bu sezon daha çok pastel tonları ve eklektik karışımlar ön plana çıkıyor. Eğer ince bir vücut yapınız varsa veya bel bölgeniz kalınsa, oversize üstlerde renk blokları yerine yumuşak renk katmanları sizin için daha uygun olacaktır. Uzun eteklerde ise ekose desenler ön planda. 2018’in sonbahar giyim trendleri içinde oversize üstleri, uzun ekose eteklerle kombinleyebilirsiniz. Ofis giyiminde oversize hırkanızı kovboy botlarıyla tamamlayabilirsiniz. Gece elbisesi seçimlerinizde ise oversize kıyafetlerinizde pullar ve payetleri ilk sırada değerlendirebilirsiniz.

Puantiyeli Pantolonlar

1970’lere damgasını vuran puantiyeli pantolonlar, 2018’in sonbahar giyim trendleri içinde tekrar karşımıza çıkmakta. Renk paletinde de yine 1970’lerin parlak renkleri ön planda. Hem gündelik giyimde, hem de ofis giyiminde son derece şık ve kullanışlı olan puantiyeli pantolonların üzerinde 3 boyutlu desenlere sahip giysiler tercih edebilirsiniz. Bu sayede yaratacağınız kontrast, kıyafetinizin daha iyi algılanmasını sağlayacaktır. Beli vurgulamak için kemerlerden yararlanabilir, özellikle de ip gibi ince ve kalın tokalı kemerler tercih edebilirsiniz. Bu sezon ayrıca düşük bel değil, yüksek bel daha ön planda olacak.

Geniş Yaka ve Bol Kesim Deri ve Süet Ceketler

Sonbaharın alameti farikalarından olan deri ve süet ceketlerde bu sezon geniş yaka ve bol kesim tercih edilmekte. Bu sezon ceketlerinizi bir beden büyük alabilirsiniz. Sonbaharın serin hava koşullarında vücut ısınızı korumanızı sağlayacak deri ve süet ceketlerde renk tercihinizi geniş tutabilirsiniz. Risk almak istemiyorsanız, siyah deri ceketler sezonu iyi bir şekilde geçirmenizi sağlayabilir. Fakat deri ceketlerde canlı ve parlak renkler son birkaç sezondur oldukça ilgi görüyor. Hatta, püsküllü modelleri bile deneyebilirsiniz. Ancak deri ve süet ceketlerden hoşlanmıyorsanız, güderi montlarla da sezonu iyi bir şekilde geçirebilirsiniz. Güderi montlarda bu sezon toprak tonları ön planda.

İpek Şal, Eşarp ve Fularlar

2018’in giyim trendleri içinde aksesuar olarak ipek şal, eşarp ve fularlar ön plana çıkıyor. Yaz aylarında şapka, gözlük ve kolyeyle sınırladığımız aksesuarlar, sonbaharın gelişiyle birlikte çeşitlenmeye başlıyor. Bu sezon şal, eşarp ve fularlarda en çok ipek kumaş tercih edilecek. Desen olaraksa en çok zincir desenini göreceğiz. Zincirin yanı sıra çiçek desenlerini de bu sezon şal, eşarp ve fularlarda sıkça göreceğiz. Renk seçimlerinde ise her zamanki gibi kontrastlar belirleyici olacak. Kıyafetinizde yumuşak formları tercih ediyorsanız, mor veya kırmızı bir fularla çok hoş bir kombin yapabilirsiniz. Şal, eşarp veya fularınızı ön plana çıkartmak içinse hafif bir makyaj yapabilir, özellikle de dudak rengi ruj kullanabilirsiniz.

Bele Vurgu Yapan Trençkotlar

Yağmurlu havalarda sıkça tercih edilen trençkotlar, her yıl olduğu gibi bu yıl da hem şık, hem de mevsime uygun şekilde giyinmek isteyenlerin gözde giysileri arasında yer alacak. İster klasik, isterse modern olsun, her stile kendine özgü bir asillik kazandıran trençkotlarda bu sezon bele vurgu yapan modeller daha ön planda olacak. Trençkotunuzun altına güzel bir tüvit ceket veya desenli elbiseler giyebilirsiniz. Desenli elbiselerde zincir motifi veya floral desenler ilk tercihleriniz arasında yer alabilir.

Kalın Tabanlı Sneakerlar

Son yılların en gözde ayakkabılarından biri olan sneakerlar, 2018’in sonbahar giyim trendleri içinde bir kez daha karşımızda. Bu sezon daha çok sim ve parıltılı dokulara sahip sneakerlar ön planda olacak. Sneakerları özellikle de kısa paça kot ve kumaş pantolonların altında tercih edebilirsiniz. Ofis giyiminde en çok tercih edilen gri ekose takım elbiselerin altında kalın tabanlı sneakerlarla tarzınıza sportif bir görüntü kazandırabilirsiniz. 

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler