Bizi Takip Edin

Lifestyle

Aeropress nedir ve nasıl kullanılır?

Yayınlandı

tarihinde

Aeropress hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Bu haftaki blogumuzda sizlere yeni bir kahve demliğinden bahsetmek istiyoruz. Daha önce hiç duydunuz mu? Aeropress isimli bir kahve demliği var. Sadece fiziksel kuvvet uygulayarak filtre kahve hazırlamayı sağlıyor. Bu demlik 2005 yılında Alan Adler tarafından icat edildi. Demliğin en önemli özelliği, sıcak suya eriştiğiniz her ortamda filtre kahve deneyimi sunması. Başka bir deyişle filtre kahve makinesi olmadan da filtre kahve hazırlamanızı sağlıyor. Bir diğer özelliği ise son derece pratik olması. Bu yönüyle moka pottan ciddi ölçüde ayrılıyor. Bilenler bilir, moka potu kullanmak da temizlemek de biraz maharet istiyor. Aeropress ise adından da belli olduğu üzere hava basıncından yararlanıyor. Görüntüsü ise biraz French pressi andırıyor. Ancak French pressten farklı olarak bu ürünlerde filtre kahve kağıdı kullanılıyor. Bu güzel ve pratik araçla henüz tanışmamış olabilirsiniz. Endişe etmeyin, bu blogu okuduktan sonra aeropress ile tanışmak için güzel bir başlangıç yapabilirsiniz. 

Aeropress nedir?

Kısaca ifade etmek gerekirse aeropress, öğütülmüş kahve çekirdeklerine itme kuvveti uygulayarak filtre kahve hazırlamayı sağlayan bir kahve demliğidir sevgili arkadaşlar. Bu demlik Aerobie‘nin başkanı Alan Adler tarafından 2005 yılında icat edildi. Bu araç için demlik diyorum ama aeropress aynı zamanda da bir kahve demleme yöntemi olarak değerlendiriliyor. Demliğin basit bir çalışma mantığı var. Kahve çekirdeklerini öğüttükten sonra içine atıyor, sıcak suyu ekliyorsunuz. Üst kısımdan itme kuvveti uyguladığınızda kağıt filtreden süzülme gerçekleşiyor. Aeropressin bu özelliği French pressten ayrılmasını sağlıyor. Bildiğiniz gibi French press kullanırken kahve çekirdeklerine basınç uygulamıyoruz. Kahve çekirdeklerinin üzerine sıcak su döküp pistonu yerleştiriyoruz. Birkaç dakika bekledikten sonra pistonu aşağıya indirip kahveyi süzüyoruz. Aeropresste ise kahvenin süzülmesi basınçla gerçekleşiyor. Dolayısıyla uyguladığımız basınç nedeniyle filtre kahvenin lezzeti French presste hazırladığımız kahveye göre daha farklı. Eğer daha sert bir kahve tadı almak isterseniz bir yerine iki adet filtre kağıdı kullanabilirsiniz. 

Aeropress hangi parçalardan oluşur?

Aeropressin temel parçalarını aşağıdaki görselde görüyorsunuz sevgili arkadaşlar. Ortadaki büyük parça, aeropressin ana haznesidir. Bu kısım iki parçadan oluşuyor. Üst kısımda piston var. Pistonun görevi, kahvenin filtrelenmesini sağlayacak şekilde yukarıdan basınç uygulamaktır. Bu şekliyle aeropress bir tür şırıngayı andırıyor. Pistonun önemli bir bileşeni kauçuk contadır. Bunun görevi sızdırmayı önlemektir. Filtre kapağı ise üzerine kağıt filtre yerleştirilen kısımdır. Sol başta görülen parça hunidir. Bunun amacı, öğütülmüş kahveyi dökerken etrafa saçılmasını önlemektir. Sağ baştaki parça ise filtre tutucudur. Bunun görevi ise kağıt filtreleri saklamaktır. Aeropressi kullanırken kahve ve sıcak suyu ana hazneye koyabilirsiniz. Bir süre bekledikten sonra pistonla birlikte basınç uygulamaya geçebilirsiniz. Ana haznedeki rakamlar “shot” sayısını temsil ediyor. Ancak bu rakamlar sizi yanıltmasın. 4 shotluk kahve bizim ölçülerimizle 200 ml’lik yani normal bir su bardağına karşılık geliyor. Başka bir deyişle, aeropresste hazırlayacağınız filtre kahve aslında tek kişiliktir. İkinci bardak için bu demliği yeniden kullanmanız gerekir. 

Aeropress kahve hazırlarken nelere ihtiyaç duyulur?

Aeropressi kısaca bu şekilde tanıttıktan sonra gelelim bu aracı kullanırken nelere ihtiyaç duyacağımız konusuna. Her şeyden önce elbette iyi bir öğütülmüş kahve ve sıcak suya ihtiyaç duyacağız sevgili arkadaşlar. Bu noktada şunu özellikle belirteyim. Çekirdek kahveyi her zaman taze öğüterek kullanmalısınız. Bayat kahve çekirdeklerinden hiçbir zaman iyi bir lezzet alamazsınız. Kahve öğütmek için basit bir kahve değirmeni kullanabilirsiniz. Baharat öğütmek için kullandığınız değirmenleri kahve öğütmek için kesinlikle kullanmamanızı tavsiye ederim. Çünkü aromaları fena halde karışıyor. Sıcak su için 80-90 derece iyidir. Yani kaynar su kullanmıyoruz arkadaşlar. Su kaynadıktan sonra birkaç dakika beklerseniz sıcaklık bu düzeye iner. Çekirdek kahve ve sıcak suyun yanı sıra hassas terazi, mümkünse kronometre ve servis bardağı ya da kupası da ihtiyaçlarımız arasında yer alacak. Bunlar içinde hassas terazi şart değil. Ama başlarda çok işinize yarayacak. Göz aşinalığı kazandıkça buna gerek kalmadan da aeropress kahve deneyimi yaşayabilirsiniz. 

Aeropress nasıl kullanılır?

Gelelim en önemli konuya. Aeropress nasıl kullanılır diye merak ediyorsanız kısaca anlatayım sevgili arkadaşlar. Öncelikle aeropressin kapağına kağıt filtreyi yerleştirmeniz gerek. Filtreyi yerleştirdikten sonra sıcak suyla üzerini biraz ıslatırsanız aeropressi daha kolay kullanırsınız. Sıcak suyla ıslanan kağıt filtre zemine daha iyi oturur, sızmaları önler. Filtreyi ıslatmadan kullanırsanız kahve çekirdekleri ağzınıza gelebilir. Hazneye kahve çekirdeklerini ekledikten sonra blooming aşamasına geçebilirsiniz. Kahve miktarı olarak 15-17 gram yeterlidir. Hassas terazi kullanırsanız bu ölçüyü kolayca bulursunuz. Göz aşinalığı kazandıkça hassas terazi kullanmanıza gerek kalmaz. Öğütme derecesi ise damak zevkinize göre değişebilir. Öğütülmüş kahveyi koyduktan sonra kahvenin blooming aşamasının gerçekleşmesi için üzerine bir miktar sıcak su döküp 15-20 saniye bekleyin. Bu aşamada fazla acele etmemelisiniz. Çünkü kahve çekirdeklerinin sıcak suyla temasının hemen ardından karbondioksit gazı oluşur. Bu gazın çıkması için bekleme süresine dikkat etmelisiniz. Aksi takdirde çekirdeklerin bileşimindeki yağ asitleri yeterince çözünmez. Bunun sonucunda kahvenin lezzeti azalır. 

Blooming aşaması tamamlandıktan sonra kalan suyu hazneye dökün. Suyu döktükten sonra aeropressin karıştırıcısını kullanarak veya bir tahta karıştırıcı ile kahvenin suyla iyice karışmasını sağlayın. Kahve sıcak suyun içinde çözündükten sonra filtreleme için hazır hale gelir. Karıştırma süresi için yaklaşık 5 saniye yeterlidir. Bu aşamada zemine doğru fazla baskı uygulamayın ki sızma oluşmasın. Karıştırma işlemini tamamlayıp aeropressin kapağını kapattıktan sonra 20 saniye bekleyin. Ardından aeropressi hızlıca ters çevirip pistonu yavaşça itmeye başlayın. Aeropresste kahvenin demlenmesini sağlayan esas unsur piston üzerinde uygulayacağınız itme kuvvetidir. İtme kuvveti posayı filtreler ve kahve suyunu alt kısma geçirir. Pistonu bir anda iterseniz kahvenin aromasını alamazsınız. Bu nedenle itme işlemini yavaşça yapmanız gerekir. Kol gücünüzün şiddetine göre süzme işleminin süresi değişebilir. Fakat yaklaşık 10 saniye içinde süzmeyi tamamlayabilirsiniz. Ardından kahveyi servis bardağınıza alarak yudumlamaya başlayabilirsiniz. Aeropressi kullanmak işte bu kadar basit. Bunu evde veya ofiste kullanabileceğiniz gibi, dış mekanlarda da rahatlıkla kullanabilirsiniz. 

Aeropress kahve güzel midir?

Açıkçası güzellik son derece muğlak bir kavramdır arkadaşlar. Bildiğiniz gibi damak zevkini etkileyen pek çok unsurdan bahsedebiliriz. Bu unsurlar nedeniyle güzellik hakkında kesin bir sonuca varamayız. Aeropresste hazırladığım kahvenin lezzetini bana soracak olursanız, filtre kahve makinesinde yapılan filtre kahveye göre yavan bulduğumu söyleyebilirim. Benim için en başarılı filtre kahve, iyi bir filtre kahve makinesinde hazırlanmış kahvedir. Diğer kahve demliklerinde hazırlanmış kahveleri bunlarla karşılaştıracak olursam 10 üzerinden 10 puanı bunlara veririm. 8 puanı ya da diyelim ki 8.5’ten 9 puanı moka potta hazırlanmış filtre kahveye veririm. Aeropress kahveye vereceğim puan ise 7 ya da diyelim ki 7.5’ten 8 olur. French presste hazırlanmış kahve ise benden ancak 6 puan alır. Kimse kusura bakmasın, ben French presste hazırlanmış kahveden filtre kahve tadı alamıyorum. Bence bu araç bitki çayı demlemede daha başarılı. French presste hazırlanmış bitki çayı benden 10 puan alır. Çünkü kullanması çok kolay. Üstelik tadı bozmuyor. 

Aeropress kahve bana filtre kahveden çok espresso lezzeti verdi sevgili arkadaşlar. Dolayısıyla benim düşünceme göre bu demlik çeşidi espresso sevenlere lezzetli bir kahve deneyimi yaşatabilir. Özellikle yoğun kıvamda bir espresso için aeropressi rahatlıkla tavsiye ederim. Ki bu durumda vereceğim puan değişir. Dikkat ederseniz, yukarıdaki puanlamayı filtre kahve üzerinden yaptım, espresso için bir şey söylemedim. Aeropresste espresso kahveye vereceğim puan 9 olur. 10 puanı ise iyi bir espresso makinesinde hazırlanmış epsressoya veririm tabii ki de. Bu noktada beni biraz “makineci” bulabilirsiniz. Eh, buna hayır demem! Ağzımın tadını biliyorum çünkü! İyi bir makinenin kahveye vereceği özellikleri diğer demliklerde henüz bulmuş değilim. Eğer puan kırıyorsam, emin olun bir bildiğim var! Espressonun yanı sıra espresso bazlı diğer kahve çeşitleri için de aeropressi kullanabilirsiniz. İster cappuccino olsun, ister latte veya cortado, bu kahve çeşitlerinin espresso bazını hazırlamak için aeropressi rahatlıkla kullanabilirsiniz. Malumunuz, espresso makinesi her evde veya ofiste bulunmuyor. 

Aeropress kullanmanın püf noktaları nelerdir?

Benim düşünceme göre aeropress kullanmanın ilk ve en önemli püf noktası, kahve çekirdeklerini nasıl öğüteceğinize doğru karar vermekten geçiyor sevgili arkadaşlar. Bildiğiniz gibi, filtre kahve makinesinde orta öğütülmüş kahve çekirdekleri kullanılır. Diğer taraftan moka potta orta, French presste iri kahve çekirdekleri kullanılır. Ben üçünü de denedim. Damak zevkime en uygunu ince öğütülmüş olanlarıydı. Dolayısıyla, moka pot kullanmaya alışkınsanız kahve çekirdeklerini aynı kalınlıkta öğütmenizi tavsiye ederim. Orta ve iri kalınlıkta kahve lezzeti alamadım. French presste yapılmış filtre kahveyi zaten beğenmediğimi yukarıda belirtmiştim. Aeropress için de metal filtreli olanları tavsiye etmiyorum. Bence kağıt filtreler metal filtrelere oranla daha başarılı. Bu nedenle aeropress için en güzel filtrelerin disk şeklindeki kağıt filtreler olduğunu düşünüyorum. Üstelik bunları kullanmak çok daha pratik. Ayrıca temizlik için uğraşmanıza gerek yok. Bununla birlikte, kağıt filtreyi sadece bir kez kullanmak gerektiğini de unutmamalısınız. Çünkü bunlar en başarılı sonuçları ilk ve tek seferde verir. 

Bunların yanı sıra, aeropressi kullanırken özellikle blooming aşamasında acele etmemelisiniz. French press kullanmaya alışkınsanız bu konuda deneyiminiz var demektir. Eğer yoksa 15-20 saniyelik bekleme süresine mutlaka dikkat etmelisiniz. İşi sağlama almak için isterseniz bir kronometre kullanabilirsiniz. Süre bitiminin ardından pistonu kullanmadan önce kahveyi iyice karıştırmalısınız. Ürünün kendisine ait bir karıştırıcısı var. Ama bence tahta kaşık veya tahta karıştırıcı kullanmanız daha iyi olur. Bu sayede kahvenin lezzeti bozulmaz. Ana hazneyi ters çevirdikten sonra uygulayacağınız itme kuvveti ise aeropress kahvenin lezzetini doğrudan etkileyecektir. İtme işlemini örneğin 3 saniye gibi kısa bir sürede yaparsanız ortaya lezzetsiz bir şey çıkar. Bu süre için 10 saniye yeterli. İsterseniz 20-30 saniye arasında da süzme yapabilirsiniz. Kahveyi servis bardağına almadan önce bardağı da sıcak suyla ısıtmanızı tavsiye ederim. Bu sayede ısı kaybı oluşmaz. Ayrıca kahveyi fazla bekletmeden tüketmelisiniz. Sonuçta filtre kahve makinesinde yapılan kahvenin tadı bile 10 dakika içinde bozuluyor. 

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Türkiye İlk Kez Sabah Maçlarına Çıkıyor: Ülkece Uyku Düzeni Dağılıyor

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye olarak yıllardır gece maçına alışmış insanlarız.
20.45 mi? Mis gibi saat.
Çay koy, kanepeye yayıl, maçı aç.

Ama sabah 06.00’da milli maç izlemek…
İşte orada pek alışık değiliz gibi.

Bu Dünya Kupası’yla birlikte ilk kez “güne Türkiye maçıyla başlama” dönemine giriyoruz.
Yani artık alarm sesi bile stres yaratacak.

Sabah Alarmıyla Milli Duygu Aynı Anda Yaşanır mı?

Muhtemelen yaşanacak.

Çünkü milyonlarca insan ilk kez kendi isteğiyle 05.30 alarmı kuracak.
Normalde işe zor uyanan insanlar, Türkiye maçı için karanlıkta ayakta olacak.

Ve o sabah herkesin evinde aşağı yukarı aynı sahne dönecek:

  • Tek göz açık televizyonu açma çabası
  • Mutfakta sessiz sessiz kahve yapma
  • “Daha hava bile aydınlanmadı ya” söylemleri
  • İlk düdükle birlikte bir anda kendine gelme

Ofisler Birkaç Gün Hafif Dağılabilir

Şimdiden söyleyelim…
Bu maç saatleri ofis düzenini biraz bozacak gibi duruyor.

Çünkü biri maçı izlemek için 3 saat uyuyacak.
Biri “Uyumam ben” diyecek, öğleden sonra ekrana boş boş bakacak.
Birileri toplantıda istemsizce maç yorumu yapacak.

Hatta bazı ofislerde şu konuşmaların geçme ihtimali çok yüksek:

— “Kaçta yattın?”
— “Yatmadım.”
— “Maçı izledin mi?”
— “İkinci yarıyı hatırlamıyorum bile.”

FIFA Biraz Bizi Zorlamış Gibi

Maç saatleri şöyle:

  • 07.00
  • 06.00
  • 05.00

Yani biri özellikle “Türk halkının sabır seviyesi ölçülsün” istemiş gibi.

Ama işin garip tarafı şu:
Ne kadar erken olursa olsun, konu milli maç olunca insanlar yine ekran başına geçiyor.

Normalde sabah yürüyüşüne çıkmayan adam, Türkiye maçı için gün doğmadan kahveyle koltuğa kurulacak.

Bu Turnuvanın Gizli Kahramanı Kahve Olabilir

Bu süreçte en yoğun mesaiyi futbolcular kadar kahveler de yapacak gibi duruyor.

Çünkü sabah 5’te maç izlemek normal seyircilik değil.
Bir noktadan sonra hayatta kalma mücadelesine dönüyor.

Şimdiden bazı klasikler oluştu bile:

  • “Ben maçı ofisten açarım”cılar
  • Termosu akşamdan hazırlayanlar
  • Maç günü toplantıyı ertelemeye çalışanlar
  • Ve “Ben zaten erken kalkıyorum” diye hava atanlar

Ama Güzel Tarafı da Bu Galiba

Ne kadar uykusuz olursak olalım…
O saatlerde yine milyonlar aynı anda aynı maçı izleyecek.

Bir yanda kahve, bir yanda milli heyecan.
Göz yarı kapalı ama yorumlar tam gaz.

Çünkü Türkiye’de milli maç sadece futbol değil.
Biraz stres, biraz umut, biraz da “Bu maçı alırız” inadıdır.

Ve galiba ilk kez,
Dünya Kupası’nı “günaydın” diyerek yaşayacağız.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Eskiden “Çıkıp Alalım” Diyorduk, Şimdi Kargo 1 Gün Gecikince Sinirleniyoruz..

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’de e-ticaret artık sadece “internetten alışveriş” meselesi değil.
İnsanların günlük alışkanlıklarını değiştiren bambaşka bir düzene dönüştü.

Bir dönem internetten sipariş vermek insanlara riskli gelirdi.
Şimdi ise kargo bir gün geç kalsa herkesin canı sıkılıyor.

Çünkü alıştık.
Hem de çok hızlı alıştık.

Son 5 yılda Türkiye’de e-ticaret hacminin yaklaşık 12 kat artıp 10,6 trilyon liraya ulaşması da bunu açıkça gösteriyor.

Üstelik sadece para büyümüyor.
İşlem sayısı da inanılmaz seviyelere çıktı.

Bugün Türkiye’de e-ticaret işlem sayısı 25,85 milyara ulaşmış durumda.
Yani insanlar artık büyük küçük fark etmeksizin birçok ihtiyacını internetten çözmeye başladı.

Bir kulaklık…
Bir kahve makinesi…
Bir paket fotokopi kağıdı…
Hatta ofisin çayı kahvesi bile artık birkaç dakikada sipariş veriliyor.

Dolar bazında bakıldığında da tablo aynı.
Türkiye’nin e-ticaret hacmi 43 milyar dolardan 115,4 milyar dolara yükseldi.

Aslında bu değişimi anlamak için istatistiklere bile çok gerek yok.

Çevremize bakmamız yeterli.

Eskiden biri bir şey alacağı zaman mağaza mağaza gezerdi.
Şimdi önce telefondan fiyat bakılıyor.
Yorum okunuyor.
“Yarın gelir mi?” diye teslimat süresi kontrol ediliyor.

Hatta bazen mağazada görülen ürün bile internetten sipariş ediliyor.

Çünkü artık insanlar sadece ürün almıyor.
Kolaylık satın alıyor.

Özellikle şirketler tarafında bu durum çok daha net hissediliyor.

Kimse tek bir eksik için gün içinde farklı yerlere yetişmeye çalışmak istemiyor.
Kırtasiye ayrı yerden, temizlik ürünü başka yerden, kahve başka yerden derken iş uzayıp gidiyor.

Bu yüzden Ofix gibi platformlar son dönemde şirketlerin işini ciddi anlamda kolaylaştırmaya başladı.

İnsanlar artık ofis ihtiyaçlarını tek tek düşünmek yerine, tek noktadan hızlıca çözmek istiyor.
Ürün bulunsun, fiyat uğraştırmasın, sipariş zamanında gelsin yeterli oluyor çoğu zaman.

Geldiğimiz noktada e-ticaret artık ekstra bir seçenek değil.
Günlük hayatın normal akışına dönüşmüş durumda.

Ve görünen o ki insanlar bu hızdan kolay kolay vazgeçmeyecek.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden Her İki Beyaz Yakalıdan Biri “Ben Bunu Daha Ne Kadar Yapacağım” Diyor?

Yayınlandı

tarihinde

İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası.
Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.

İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi.
Bir nevi kimlik.

Ama işte tam burada işler karışıyor.
Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.


Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil

Modern iş hayatı sana şunu söylüyor:
Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.

Yani bir nevi:
“Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”

Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor.
Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”

Spoiler: Fazla.


Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor

Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor.
Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj gelirse cevaplanıyor.
“Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.

Sonra bir de hayat var:
Ev, düzen, sorumluluklar…

Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun,
sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.


Aynı iş, farklı hayatlar

Aynı pozisyonda iki kişi düşün.
Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.

Ya da şöyle:
Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.

İşte o an bir şey kırılıyor.

Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.


Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor:
“Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”

Çünkü mesele işin kendisinden çok,
o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.

Ve belki de asıl ihtiyaç,
daha fazla çalışmak değil…
daha dengeli yaşamak.

Okumaya Devam Et

Trendler