Bizi Takip Edin

Lifestyle

Huzursuz bacak sendromu nedir?

Yayınlandı

tarihinde

Huzursuz bacak sendromu hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Yatağa girdiğinizde bacaklarınızda yanma, karıncalanma veya uyuşma hissediyor olabilirsiniz. Yatarken veya otururken bacaklarınızda ağrı veya iğnelenme gibi şikayetler yaşıyorsanız huzursuz bacak sendromundan şüphe edebilirsiniz. Özellikle akşam saatlerinde bacaklarınıza ağırlık çöküyor ve rahatsız edici bir his oluşuyorsa huzursuz bacak sendromu yaşıyor olabilirsiniz. Bacaklarınızı hareket ettirmek için aşırı istek duymanız bu hastalığın en önemli belirtilerinden biridir. Ne var ki birçok insan bu belirtilerin geçici olduğunu düşünür ve huzursuz bacak sendromundan şüphe etmez. Konuyla ilgili yapılan bilimsel araştırmalara göre çalışan kesimde her 10 kişiden birinde huzursuz bacak sendromu mevcut. Fakat bu hastalık iyi bilinmediği için tanı, teşhis ve tedavi süreçleri zorlaşıyor. Hastalığın ilerlemesi durumunda hastanın yaşam kalitesi ve iş performansı düşüyor. Üstelik iş gücü kayıpları oluşuyor. Ofix Blog‘da bu haftaki sağlık köşemizde, huzursuz bacak sendromu hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız. Bu hastalığın nedenleri, belirtileri ve tedavi süreçleri hakkında merak ettiğiniz tüm soruların cevaplarını bu yazımızda bulabilirsiniz. 

Kısaca Huzursuz Bacak Sendromu

Bu hastalığı bugüne kadar hiç duymadıysanız huzursuz bacak sendromu nedir diye merak ediyor olabilirsiniz. Tıp literatüründe huzursuz bacak sendromu (restless leg syndrome, kısaca RLS), hastanın bacaklarında hissettiği fakat tam olarak ifade edemediği rahatsız edici bir his nedeniyle uykuya dalmasını engelleyen bir sendrom olarak tarif edilir. Hastada oluşan bu rahatsız edici his, bacaklarını hareket ettirme konusunda aşırı bir istek yaratır. Kontrol edemediği bu istek nedeniyle hastanın uykuya dalması zorlaşır. Bu yönüyle huzursuz bacak sendromu esasen uyku sağlığıyla ilgili bir hastalıktır. Ancak belirtileri tüm yaşamı etkiler. Belirtilerin şiddetine göre hastanın gün içinde farklı alanlarda çeşitli sorunlarla karşılaşması mümkündür. Özellikle masa başı işlerde çalışanlar huzursuz bacak sendromuna bağlı şikayetleri daha yoğun şekilde yaşar. Gün içinde yeterince hareket etmeyen kas ve eklemlerde şikayetlerin derecesi artar. Bazı durumlarda belirtiler sadece bacaklarla da sınırlı kalmaz. Ayak, diz çevresi, kol ve dirseklerde de huzursuz bacak sendromuna bağlı şikayetlerle karşılaşmak mümkündür. 

Huzursuz bacak sendromu neden olur?

Birçok nedene bağlı olarak hastada huzursuz bacak sendromu oluşabilir. Bunlar içinde en önemlileri demir eksikliği, Akdeniz anemisi, diyabet, periferik nöropati, romatoid artrit ve üremidir. Kas hareketlerini kontrol etmek için beynin salgıladığı dopaminin yetersiz olması da huzursuz bacak sendromuna neden olabilir. Bu hastalığın dopaminle ilişkili olması, psikolojik etkenler tarafından tetiklenmesine neden olur. Başka bir deyişle ağır depresyon veya anksiyete yaşayan kişilerde huzursuz bacak sendromuna yakalanma riski artar. Hastanın demir metabolizmasına zarar veren kronik bir hastalığı varsa, belirtileri daha şiddetli hissetmesi mümkündür. Örneğin mide ve bağırsaklarda oluşan kanamalı hastalıklar demir metabolizmasını olumsuz etkiler. Bu nedenle huzursuz bacak sendromunu tetikleyebilir. Hastanın kullandığı ilaçların yan etkileri de belirtilere yol açabilir. Dolayısıyla demir değerleri normal bile olsa hastanın farklı nedenlerle belirtilerle karşılaşması mümkündür. Diyabet hastalarının kol ve bacak sinirlerinde meydana gelen hasarların da bu hastalığa yol açması mümkündür. Ayrıca hamilelerin huzursuz bacak sendromuna yakalanma riski yüksektir. 

Huzursuz bacak sendromu belirtileri nelerdir?

Bu hastalığın en önemli belirtileri, yatağa girince bacaklarda oluşan yanma, karıncalanma veya uyuşma hissidir. Bu belirtiler genellikle bacaklarda ağrı ve kaşıntıyla başlar. Ardından baldırda elektrik çarpmasına benzer daha şiddetli belirtiler oluşur. Bacak sendromu olan kişiler, özellikle akşam saatlerinde bacaklarına ağırlık çöktüğünü hisseder. Huzursuz bacaklar bazen basit bir hareketle bu şikayetlerden kurtulur. Ancak bir süre sonra belirtiler yeniden başlar. Bazı durumlarda hastada ayak sendromu da görülebilir. Huzursuz bacak sendromunda olduğu gibi huzursuz ayaklar da uzun süre hareketsiz kalamaz. Basit birtakım ayak hareketleri sayesinde huzursuz ayaklarda rahatlama oluşur. Fakat huzursuz ayaklarda bu hareketler kalıcı bir sonuç doğurmaz. Belirtilerin en şiddetli hale geldiği zaman dilimi uyku öncesi ve uyku anlarıdır. Nitekim gece yatakta ortaya çıkan belirtiler nedeniyle hasta, yataktan kalkıp yürüme ihtiyacı hisseder. Yürüdüğünde belirtiler bir süreliğine yatışır. Ne var ki sonra tekrar başlar. Uykusu bölünen hasta, ertesi güne yorgun ve uykusuz başlamak zorunda kalır. 

Huzursuz bacak sendromunun belirtileri hemen her yaşta ortaya çıkabilir. Bu belirtiler çocukluk döneminde başlayabileceği gibi, 40 yaşından sonra da başlayabilir. Hamileliğin özellikle ilk 3 aylık döneminde belirtilerle karşılaşma ihtimali daha yüksektir. Çünkü hamilelik nedeniyle metabolizmada oluşan değişimler huzursuz bacak sendromunun belirtilerine zemin hazırlar. Hamileliğin ileriki aşamalarında ise belirtilerin daha şiddetli hale gelmesi mümkündür. Ancak hamileliğe bağlı huzursuz bacak sendromu belirtileri doğumun ardından yavaş yavaş ortadan kalkar. Başka bir deyişle metabolizma normale döndüğünde belirtiler sona erer. Bununla birlikte, hormonal dengede oluşabilecek herhangi bir bozukluk nedeniyle belirtilerin yeniden başlaması da mümkündür. Bu gibi durumlarda belirtileri ciddiye almak ve geçiştirmemek gerekir. Eğer bu tür belirtilerle karşılaşmaktaysanız vakit geçirmeden bir nöroloji servisine başvurmanızı tavsiye ederiz. Üstelik huzursuz bacak sendromu belirtileri olarak düşünüp ihmal ettiğiniz konuların aslında başka hastalıkların belirtileri olması da mümkündür. Kesin tanıyı ancak hekiminiz koyabilir. Bunun için vakit geçirmeden hekiminize başvurmalısınız. 

Huzursuz bacak sendromunun görülme sıklığı nedir?

Bu hastalıkla ilgili yapılan bilimsel araştırmalara göre çalışan kesimde her 10 kişiden birinde huzursuz bacak sendromu mevcut. Halk arasında huysuz bacak sendromu olarak da bilinen bu hastalık kadınlar arasında erkeklere oranla 2 kat daha yaygın. İlerleyen yaşla birlikte huzursuz bacak sendromunun görülme sıklığı artıyor. Aynı zamanda da belirtilerin yol açtığı sorunlar artıyor. Nitekim hastalığın ilk aşamasında belirtiler haftada sadece 1 kez görülür. Bu ilk aşamada hasta, bacaklarda gerilme isteği ile karşılaşır. Ancak huzursuz bacak sendromu nedir diye bilmiyorsa bu durumu doğru değerlendiremez. Dolayısıyla hastalık ilerler ve belirtiler daha sık ve şiddetli hale gelir. Üstelik sadece uykusuzluk bakımından rahatsız etmez. Aynı zamanda da hayatının pek çok alanında hastanın yaşam kalitesini ve iş performansını olumsuz etkiler. Diğer taraftan hastanın istemsiz şekilde yapmak zorunda kaldığı bacak hareketleri eşinin de uyku kalitesine zarar verir. Böylelikle huzursuz bacak sendromuna bağlı şikayetler daha büyük sorunlara yol açar. 

Huzursuz bacak sendromu hayatı nasıl etkiler?

Bu hastalığı yaşayanların günlük hayatları ve iş hayatları çeşitli sorunlara sahnedir. Nitekim bacaklarını uzun süre hareketsiz şekilde tutmada ciddi zorluk çekerler. Bu nedenle evde veya ofiste uzun süre hareketsiz kalamazlar. Ayrıca sinema veya tiyatro izlerken ya da otobüs veya uçak yolculuğu yaparken çok sıkıntı çekerler. Bacakları hareketsizliğe dayanıklı olmadığı için uzayan sunumlar ve iş görüşmeleri onlar için kabusa döner. Huzursuz bacak sendromu egzersizleri için imkan bulurlarsa şikayetleri bir miktar azalır. Ancak iş toplantıları veya görüşmeleri sırasında kısa aralıklarla ayağa kalkıp dolaşmak isterler. Ki bu durum bir taraftan kendilerinin, bir taraftan da diğerlerinin dikkatini dağıtır. Buna bağlı olarak odaklanma güçlüğüyle karşılaşırlar. Hastanın sigara veya alkol gibi kötü alışkanlıkları varsa kas fonksiyonları üzerindeki kontrolü daha zayıftır. Buna bir de kafeinli içecekler eklenince hasta kendisiyle uğraşmaktan işiyle ilgilenmeye fırsat bulamaz. Bu hastalığa sahip kadınların topuklu ayakkabı giymesi ise şikayetlerinin daha da artmasına yol açar. 

Huzursuz bacak sendromu nasıl tedavi edilir?

Bu hastalığın tedavi edilebilmesi için öncelikle kesin tanının konulması gerekir. Huzursuz bacak sendromunda kesin tanı bir nöroloji uzmanı veya uyku hastalıkları uzmanı tarafından konur. Tanıyı koymak için hastanın ilk olarak fizik muayenesi gerçekleşir. Ardından hastadan bazı kan testleri istenir. Gerek görülmesi durumunda hastaya başka testler de uygulanır. Bunlar içinde EMG ve uyku testleri en yaygın olanlarıdır. Kan testinde en önemli konulardan biri demir değeridir. Hastada demir eksikliği varsa öncelikle bu sorunu çözmek gerekir. Hastanın kullanacağı demir takviyeleri şikayetlerinde ciddi bir azalma sağlar. Ancak bunların kesin tedavi için yetersiz kalması da mümkündür. Daha etkin sonuçlar almak için hastanın huzursuz bacak sendromu ilaçları kullanması gerekir. Bunlara ek olarak yaşam tarzı değişiklikleri yapması da gerekir. Özellikle çalışma alanını yeniden düzenlemek bu bağlamda çok önemlidir. Gün içinde bacaklarını hareket ettirmesi ve huzursuz bacak sendromu egzersizleri yapması tedaviye olumlu katkılar sağlar. Duruma göre hastanın kas gevşetici kullanması da gerekebilir. 

Bazı durumlarda huzursuz bacak sendromu dopamin eksikliğiyle doğrudan ilgilidir. Ağır psikolojik sorunlar yaşayan kişilerde beyin yeterince dopamin salgılamadığı için huzursuz bacak sendromuyla karşılaşmak mümkündür. Bu bakımdan hastaya uygulanan dopamin testi sırasında dopaminin yetersiz olduğu ortaya çıkarsa dopamin arttırıcı çözümler tedavi sürecine ciddi bir katkı sağlar. Bu bağlamda örneğin güneşe çıkmak, müzik dinlemek, yürüyüş yapmak, sağlıklı beslenmek gibi önlemler tedavi sürecine olumlu katkılar sağlar. Rahatsız bacak sendromu ile mücadelede moral ve motivasyon son derece önemlidir. Nitekim huzursuzluk sendromu kalıcı hale geldiğinde ilaçlar dahil tüm önlemlerin etkisi azalır. Bacaklarda huzursuzluk hisseden hasta bu gibi durumlarda başka uzuvlarında da huzursuzluk hissiyle karşılaşır. Örneğin huzursuz ayak sendromu, huzursuz el sendromu gibi hastalıkların dopamin eksikliği nedeniyle oluşması mümkündür. Dolayısıyla uykuda bacak hareketleri sendromuyla karşılaşan hasta psikolojik bakımdan kendisini güçlü tutmalıdır. Çünkü huzursuz kas sendromu çeşitleri kişinin genel psikolojik durumundan oldukça etkilenir. 

Editörün Tavsiyesi: M&T Diplays UAFRG00000 Turn Footrest Ayak Desteği – Gri

Ofiste veya evde çalışırken oturma konforumuza dikkat etmemiz çok önemli. Huzursuz bacak sendromu gibi bir hastalığınız olsun ya da olmasın, bazı basit önlemlerle oturma konforunuzu daha iyi hale getirebilirsiniz. Bu konuda M&T Diplays UAFRG00000 Turn Footrest ayak desteği – gri ürünümüz iyi bir seçimdir. Nitekim dönebilir ayak desteği sayesinde ayaklarınız sabit durmaktan kurtulur, rahatlama sağlar. Ayaklarınızda uyuşma hissettiğiniz anda bu ürünler sayesinde kan dolaşımınızı hızlandırabilirsiniz. Bu sayede çalışma düzeninizi bozmadan ayaklarınızdaki huzursuzluk hissinden kurtulursunuz. Bacaklarınızda kan dolaşımı hızlandıkça hareket isteğini kontrol altında tutabilirsiniz. Ayaklarınızı dinlendirici yardımıyla sallamak, bileklerinizde masaj etkisi yaratır. Fakat elbette sadece bu ürünlerle huzursuz bacak sendromuna karşı kalıcı bir sonuç alamazsınız. Bu ürünleri tedavi sürecinizin bir parçası olarak veya bu soruna yakalanmamak için değerlendirebilirsiniz. Ürünün fiyatını öğrenmek ve siparişinizi vermek için burayı tıklayabilirsiniz. Sitemizde satışı devam eden diğer ergonomi destek ürünlerini ise buradan inceleyebilirsiniz. 

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz… 

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler