Bizi Takip Edin

Lifestyle

Ofis Dostu Küp Şekerler

Yayınlandı

tarihinde

Küp şekerler hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Son yıllarda artan diyabet, kanser, obezite gibi hastalıkların tüm faturası şekere kesiliyor. Esas sorun şu ki, şekeri fazla tüketen ve çok az hareket eden bir toplumuz. Bu hastalıklar bu yüzden artıyor. Dünya Sağlık Örgütü‘nün rakamlarına göre, günlük kalori miktarımızın en fazla yüzde 10’u şekerden gelmeli. Günün büyük bir bölümünü geçirdiğimiz ofisimizde kullandığımız küp şekerler şeker ihtiyacımızı karşılamada temel kaynaklardan biri. Ofix sitesinin online alışveriş rehberi Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, şeker konusunu işleyeceğiz ve ofiste en sık tükettiğimiz küp şekerler hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız.

Şekerin Kısa Tarihçesi

Şekerin hayatımıza girmesi, binlerce yıl öncesine dayanıyor. İlk şeker kullanımının 5 bin yıl önce Polinezya Adaları’nda gerçekleştiği, buradan Çin ve Hindistan’a yayıldığı düşünülmekte. Uzakdoğu’dan Yunan ve Roma dünyasına taşınan şeker, tarih içinde “Hint tuzu” veya “Asya balı” gibi isimlerle anıldı. Şekerin yayılması ise savaşlar yoluyla gerçekleşti. Hindistan’ı fetheden Persler arasında şeker tüketimi arttı. İmparator Darius şekeri, “arılar olmadan bal veren kamış” şeklinde tanımlamıştı. Arapların İran fethinden sonra Ortadoğu’da şeker tüketimi arttı.

Arapların İspanya fethi ise Avrupa’da şeker tüketimini arttırdı. 11. yüzyılda Haçlı Seferleri’yle Avrupa, bu “yeni baharat”ı daha ucuza temin etmeye başladı. 13. yüzyıldan itibaren Batı Hint Adaları üzerine seferler düzenleyen İngilizler, Avrupa’da şeker ticaretinde önemli bir rol üstlendi. Bununla birlikte, 18. yüzyıla kadar şeker yalnızca şeker kamışıyla tüketilmekte ve bu da şekerin lüks tüketim maddesi olarak kalmasına yol açmaktaydı. Bugünün parasıyla, 1 kilogram şekerin fiyatı yaklaşık 100 dolardı ve bu fiyat, halkın alım gücünün epeyce üzerindeydi. Şeker kamışları bu döneme kadar gerek kişiler, gerekse devletler arasında en gözde hediyeler arasındaydı.

18. yüzyılda Almanlar, pancardan şeker üretmeyi başardı ve böylelikle, şekerin maliyeti düşmeye başladı. Fakat, bu dönemde uzun süren savaşlar nedeniyle şeker temini zorlaşınca, Avrupa’da değişik birtakım üretim tesisleri kurulmaya başlandı. 19. yüzyılın sonlarında Avrupa’da şeker kamışının yerine şeker pancarı, temel şeker kaynağı haline geldi ve şeker türleri arttı. Ülkemizde ise şeker üretimi konusundaki ilk girişim, 1925 yılında Uşaklı Nuri Şeker tarafından gerçekleştirildi. 1926 yılında faaliyete başlayan Alpullu Şeker Fabrikası, ilk Türk şekerini üretti. Ülkemizde bugün şeker fabrikası sayısı 30’un üzerinde.

Şeker nasıl üretilir?

Şekerin üretiminde genel olarak, şeker kamışı veya şeker pancarı kullanılıyor. Şeker kamışlarından üretilen şekerler daha yüksek kalitededir ve fiyatları daha yüksektir. Günümüzde şekerin ham maddesi olarak şeker pancarının kullanılması daha yaygın. Türkiye gibi pek çok ülke, şeker kamışı üretimi için gerekli iklim özelliklerine ve üretim tesislerine sahip değil. Ülkemizde şeker üretimi, şeker pancarından sağlanmakta. Dünya genelinde şeker üretimi yıllık 120 milyon ton düzeyinde. Ve her yıl 2 milyon ton daha fazla şeker üretiliyor. Avrupa Birliği, Brezilya ve Hindistan, üreticiler arasında ilk üçte.

Şeker kamışlarından şeker üretmek için, önce yapraklar temizlenir ve kamışlar ezilerek suyu çıkartılır. Ezme işlemi sırasında kamış boğumları parçalanır ve saplar yassılaştırılır. Suları süzülüp damıtıldıktan sonra, kalan suyun buharlaşması için kaynatma aşamasına geçilir. Gerekli sıcaklığa ulaşıp tüm suyunu kaybeden şeker kamışları, havayla temas ettirilip hızlıca hareket ettirilerek kristaze edilir. Kullanılan şeker kamışı yüksek kalitedeyse, bu yöntemle yüzde 20’nin biraz üzerinde şeker üretimi sağlanabilir.

Şeker pancarından şeker üretmek içinse pancarlar önce yabancı maddelerden temizlenir, sonra suyu sıkılıp filtre edilir. Kalan suyun buharlaşması için pancarlara yüksek ısı uygulanır ve şeker kristalleri elde edilir. Bu yöntemle üretilen toz şekerler, 8-10 kilo pancardan 1 kilogram düzeyinde.

Mısır şekeri veya yüksek fruktozlu mısır şurubuna dikkat!

Gerek şeker kamışından, gerekse şeker pancarından üretilen rafine şeker, neredeyse tüm gıdalarda mevcuttur. Bunlarda abartıya kaçmadığımız sürece endişe edecek bir durum görünmüyor. Fakat, son zamanlarda kullanımı hızla artan endüstriyel tatlandırıcılar içinde en yaygın olan yüksek fruktozlu mısır şurupları konusunda uzmanlar çok ciddi uyarılarda bulunuyor. Çünkü bu şuruplar, en tehlikeli karbonhidratlar arasında. Bunların kötü şöhretinden kurtulmak için kullanılmaya başlanan mısır şekeri ifadesine karşı da dikkatli olmamız lazım.

Mısır nişastasından elde edilen mısır şurubu veya mısır şekeri, rafine toz şekere oranla çok daha yüksek bir işlenmişlik düzeyine sahip. Bu nedenle çok daha sentetik ve rafine şekere oranla 2 kat fazla fruktoz ve glikoz barındırıyor. Yapılan araştırmalara göre mısır şurubu, üreme sağlığını olumsuz etkiliyor ve yaşam süresini kısaltıyor. Yüksek miktarda alımı, beyin fonksiyonlarını yavaşlatıyor, öğrenme güçlüğü yaratıyor ve hafızayı zayıflatıyor. 

Mısır nişastasından üretilen şeker vücuda alındığında, metabolize edilmesi için karaciğere gitmekte. Vücudumuzda yüksek miktarda fruktozun serbest dolaşımı mümkün değil. Fakat, karaciğer bu maddeyi metabolize edip dolaşıma sokmakta bir fayda görmüyor, yağa dönüştürüp kolesterolü yükseltiyor. Önce karaciğerde oluşan yağlanma, daha sonra karın bölgesinde yağlanmaya yol açıyor. Mısır şekeri bazı hazır meyve suları, tatlılar, salata sosları, ketçap ve dondurma türlerinde kullanılabilmekte. Alışveriş sırasında etiket okuma alışkanlığınız yoksa, sağlıklı zannettiğiniz bu gibi gıdalarla mısır şekerini alıyor olabilirsiniz. Oysa, bu tür ürünlerden uzak durmak daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

Küp şekerler hayatımıza nasıl girdi?

1840’lı yıllara kadar şekerin günlük kullanımında bir dizi güçlük yaşanmaktaydı. Nitekim, yumruk büyüklüğünde bir parçayı kesip şeker perçinini çıkartmak, bunu temizleyip kaynatmak ve pudra haline getirdikten sonra kullanmak çok zahmetli bir işti. Bu dönemde Moravia’daki Datschitz şeker fabrikasında endüstri mühendisi olan Dr. Jacob Christoph Rad, büyük şeker bloklarını küçük parçalara bölen yeni bir makine icat etti ve şeker üretiminde büyük bir kolaylık sağladı.

Ne var ki, şeker üretiminde sağlanan bu kolaylık, şeker tüketimine henüz yansımamıştı. Bu dönemde herkes gibi Rad‘ın eşi de evde şeker kullanırken büyük güçlükler yaşıyordu. Ve hatta bir keresinde, şekeri keserken kendisini yaralamıştı. Bunun üzerine Dr. Jacob Christoph Rad, şeker blokları için kullandığı makineyi daha da geliştirerek, evde tüketilmek üzere şekeri küp haline dönüştüren bir makine icat etti. 1843 yılında patentini aldığı bu icat, şeker tüketim alışkanlıklarında günümüze kadar devam edecek köklü bir dönüşüm sağladı. Seri üretimi yapılan küp şekerler, 20. yüzyıla kadar burjuvaziye özgü bir statü göstergesi olarak değerlendirilen şeker sandıklarını işlevsiz hale getirdi.

Günde en fazla kaç adet küp şeker kullanabiliriz?

Günümüzde hızla artan şeker tüketimi, beraberinde ciddi sağlık sorunlarını da gündeme getiriyor. Bunların önüne geçmek için, şekerin sınırlandırılması konusunda çeşitli sağlık kuruluşları tarafından pek çok çalışma yapılmakta. Bu çalışmaların hemen hepsi, mısır şekerinin kesinlikle tüketilmemesi gerektiği şeklinde tavsiyeler içeriyor. Mısır şekeri tüketimi ile başta obezite olmak üzere pek çok hastalık arasında yakın bir ilişki var. Şeker konusunda yaptığı araştırmalarla dünya genelinde ilgiyle takip edilen Amerikan Kalp Vakfı‘na göre günlük şeker tüketimi silme 6 çay kaşığı rafine şekeri geçmemeli. Ki bu miktar, 6 adet küp şekerle aynı düzeyde. Bu miktarın üzerine çıkıldığında, ciddi sağlık riskleri gündeme geliyor. 

Ofis dostu küp şekerler Ofix’te!

Online ofis marketiniz Ofix’in verilerine göre küp şekerler ofislerin en sık sipariş verdiği gıda maddeleri arasında başı çekiyor. Yazımızın bu kısmında, Ofix’te en çok sipariş verilen küp şekerler içinde ilk üçte yer alan ürünleri kısaca tanıtacağız.

Bal Küpü Küp Şekerler

Listemizin ilk sırasında, Bal Küpü küp şekerler var. Tümüyle pancar şekeri ve arıtılmış suyla üretilen bu şekerler, 1 kilogram ağırlığında ve gluten içermiyor. 1992 yılında faaliyete başlayan Keskinkılıç Gıda‘nın bir markası olan Bal Küpü‘nün ürünlerinde arıtılmış suyun dışında başka bir katkı maddesi yok. Bu ürünler preslemenin ardından buharla kurutulduğu için çabuk eriyor, kullanıldıkları yüzeylerde köpük veya yağ oluşturmuyor. 1 kilogramlık paket içinde küp şeker adeti 360. 

Doğuş Küp Şekerler

Listemizin ikinci sırasında, Doğuş küp şekerler var. 1985 yılında faaliyete başlayan Doğuş, yıllar içinde ürün yelpazesini hızla genişletti ve ilgiyle takip edilen markalardan biri haline geldi. Şekerin yanı sıra dökme ve poşet çaylardan bitki ve meyve çaylarına ve hatta konserve çeşitlerine kadar pek çok üründe Doğuş kalitesini görmemiz mümkün. Doğuş küp şekerleri, şeker pancarından üretilmekte ve özel makinelerle el değmeden hijyenik koşullarda paketlenmekte. 1 kilogramlık paket içinde küp şeker adeti 405. 

Irmak Küp Şekerler

Listemizin üçüncü sırasında, Irmak küp şekerler var. 1994 yılında faaliyete başlayan Irmak Şeker, İstanbul ve Konya’daki üretim tesislerinde küp şekerler başta olmak üzere toz şeker, pudra şekeri, kahverengi şeker gibi çok sayıda şeker türünün üretimini gerçekleştirmekte. Ham madde olaraksa şeker pancarını kullanıyor. 1 kilogramlık paket içinde küp şeker adeti 360. 

Ofix’te satışını yapmakta olduğumuz diğer küp şekerleri inceleyebilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz… 

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Türkiye İlk Kez Sabah Maçlarına Çıkıyor: Ülkece Uyku Düzeni Dağılıyor

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye olarak yıllardır gece maçına alışmış insanlarız.
20.45 mi? Mis gibi saat.
Çay koy, kanepeye yayıl, maçı aç.

Ama sabah 06.00’da milli maç izlemek…
İşte orada pek alışık değiliz gibi.

Bu Dünya Kupası’yla birlikte ilk kez “güne Türkiye maçıyla başlama” dönemine giriyoruz.
Yani artık alarm sesi bile stres yaratacak.

Sabah Alarmıyla Milli Duygu Aynı Anda Yaşanır mı?

Muhtemelen yaşanacak.

Çünkü milyonlarca insan ilk kez kendi isteğiyle 05.30 alarmı kuracak.
Normalde işe zor uyanan insanlar, Türkiye maçı için karanlıkta ayakta olacak.

Ve o sabah herkesin evinde aşağı yukarı aynı sahne dönecek:

  • Tek göz açık televizyonu açma çabası
  • Mutfakta sessiz sessiz kahve yapma
  • “Daha hava bile aydınlanmadı ya” söylemleri
  • İlk düdükle birlikte bir anda kendine gelme

Ofisler Birkaç Gün Hafif Dağılabilir

Şimdiden söyleyelim…
Bu maç saatleri ofis düzenini biraz bozacak gibi duruyor.

Çünkü biri maçı izlemek için 3 saat uyuyacak.
Biri “Uyumam ben” diyecek, öğleden sonra ekrana boş boş bakacak.
Birileri toplantıda istemsizce maç yorumu yapacak.

Hatta bazı ofislerde şu konuşmaların geçme ihtimali çok yüksek:

— “Kaçta yattın?”
— “Yatmadım.”
— “Maçı izledin mi?”
— “İkinci yarıyı hatırlamıyorum bile.”

FIFA Biraz Bizi Zorlamış Gibi

Maç saatleri şöyle:

  • 07.00
  • 06.00
  • 05.00

Yani biri özellikle “Türk halkının sabır seviyesi ölçülsün” istemiş gibi.

Ama işin garip tarafı şu:
Ne kadar erken olursa olsun, konu milli maç olunca insanlar yine ekran başına geçiyor.

Normalde sabah yürüyüşüne çıkmayan adam, Türkiye maçı için gün doğmadan kahveyle koltuğa kurulacak.

Bu Turnuvanın Gizli Kahramanı Kahve Olabilir

Bu süreçte en yoğun mesaiyi futbolcular kadar kahveler de yapacak gibi duruyor.

Çünkü sabah 5’te maç izlemek normal seyircilik değil.
Bir noktadan sonra hayatta kalma mücadelesine dönüyor.

Şimdiden bazı klasikler oluştu bile:

  • “Ben maçı ofisten açarım”cılar
  • Termosu akşamdan hazırlayanlar
  • Maç günü toplantıyı ertelemeye çalışanlar
  • Ve “Ben zaten erken kalkıyorum” diye hava atanlar

Ama Güzel Tarafı da Bu Galiba

Ne kadar uykusuz olursak olalım…
O saatlerde yine milyonlar aynı anda aynı maçı izleyecek.

Bir yanda kahve, bir yanda milli heyecan.
Göz yarı kapalı ama yorumlar tam gaz.

Çünkü Türkiye’de milli maç sadece futbol değil.
Biraz stres, biraz umut, biraz da “Bu maçı alırız” inadıdır.

Ve galiba ilk kez,
Dünya Kupası’nı “günaydın” diyerek yaşayacağız.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Eskiden “Çıkıp Alalım” Diyorduk, Şimdi Kargo 1 Gün Gecikince Sinirleniyoruz..

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’de e-ticaret artık sadece “internetten alışveriş” meselesi değil.
İnsanların günlük alışkanlıklarını değiştiren bambaşka bir düzene dönüştü.

Bir dönem internetten sipariş vermek insanlara riskli gelirdi.
Şimdi ise kargo bir gün geç kalsa herkesin canı sıkılıyor.

Çünkü alıştık.
Hem de çok hızlı alıştık.

Son 5 yılda Türkiye’de e-ticaret hacminin yaklaşık 12 kat artıp 10,6 trilyon liraya ulaşması da bunu açıkça gösteriyor.

Üstelik sadece para büyümüyor.
İşlem sayısı da inanılmaz seviyelere çıktı.

Bugün Türkiye’de e-ticaret işlem sayısı 25,85 milyara ulaşmış durumda.
Yani insanlar artık büyük küçük fark etmeksizin birçok ihtiyacını internetten çözmeye başladı.

Bir kulaklık…
Bir kahve makinesi…
Bir paket fotokopi kağıdı…
Hatta ofisin çayı kahvesi bile artık birkaç dakikada sipariş veriliyor.

Dolar bazında bakıldığında da tablo aynı.
Türkiye’nin e-ticaret hacmi 43 milyar dolardan 115,4 milyar dolara yükseldi.

Aslında bu değişimi anlamak için istatistiklere bile çok gerek yok.

Çevremize bakmamız yeterli.

Eskiden biri bir şey alacağı zaman mağaza mağaza gezerdi.
Şimdi önce telefondan fiyat bakılıyor.
Yorum okunuyor.
“Yarın gelir mi?” diye teslimat süresi kontrol ediliyor.

Hatta bazen mağazada görülen ürün bile internetten sipariş ediliyor.

Çünkü artık insanlar sadece ürün almıyor.
Kolaylık satın alıyor.

Özellikle şirketler tarafında bu durum çok daha net hissediliyor.

Kimse tek bir eksik için gün içinde farklı yerlere yetişmeye çalışmak istemiyor.
Kırtasiye ayrı yerden, temizlik ürünü başka yerden, kahve başka yerden derken iş uzayıp gidiyor.

Bu yüzden Ofix gibi platformlar son dönemde şirketlerin işini ciddi anlamda kolaylaştırmaya başladı.

İnsanlar artık ofis ihtiyaçlarını tek tek düşünmek yerine, tek noktadan hızlıca çözmek istiyor.
Ürün bulunsun, fiyat uğraştırmasın, sipariş zamanında gelsin yeterli oluyor çoğu zaman.

Geldiğimiz noktada e-ticaret artık ekstra bir seçenek değil.
Günlük hayatın normal akışına dönüşmüş durumda.

Ve görünen o ki insanlar bu hızdan kolay kolay vazgeçmeyecek.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden Her İki Beyaz Yakalıdan Biri “Ben Bunu Daha Ne Kadar Yapacağım” Diyor?

Yayınlandı

tarihinde

İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası.
Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.

İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi.
Bir nevi kimlik.

Ama işte tam burada işler karışıyor.
Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.


Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil

Modern iş hayatı sana şunu söylüyor:
Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.

Yani bir nevi:
“Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”

Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor.
Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”

Spoiler: Fazla.


Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor

Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor.
Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj gelirse cevaplanıyor.
“Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.

Sonra bir de hayat var:
Ev, düzen, sorumluluklar…

Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun,
sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.


Aynı iş, farklı hayatlar

Aynı pozisyonda iki kişi düşün.
Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.

Ya da şöyle:
Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.

İşte o an bir şey kırılıyor.

Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.


Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor:
“Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”

Çünkü mesele işin kendisinden çok,
o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.

Ve belki de asıl ihtiyaç,
daha fazla çalışmak değil…
daha dengeli yaşamak.

Okumaya Devam Et

Trendler