Bizi Takip Edin

Lifestyle

Ofiste Öfke Kontrolü

Yayınlandı

tarihinde

Ofiste öfke kontrolü hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Hayat zor, işler yoğun ve stresli, zaman dar olabilir efendim. İstekleriniz karşılanmadığında, size bir haksızlık yapıldığını düşündüğünüzde veya hiç beklemediğiniz bir davranışla karşılaştığınızda gerilebilir, kendinizi kötü hissedebilirsiniz. Fakat bunların hiçbiri öfke kontrolüne engel olamaz. Öfke kontrolü bozukluğu olan çalışanların veya yöneticilerin davranışları iş akışını bozuyor, motivasyonu ve verimliliği düşürüyor, işe ilgiliyi azaltıyor. Bu sorunların önüne geçmek için öfke kontrolü konusunda farkındalıklarımızı arttırmamız ve gerektiğinde iş arkadaşlarımıza destek olmamız gerekir. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, ofiste öfke kontrolü hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız.

Benliğinize odaklanmalısınız.

Ofiste neredeyse her günümüz bir diğerinin aynısı. Yaptığımız işlerin birçoğunu üzerinde fazla düşünmeden sırf alışkanlıklarımıza göre yapıyoruz. Ofisteki rutin iş akışımız, zaman içinde farkındalıklarımızı yitirmemize yol açıyor. Farklı bir olay veya durumla karşılaştığımızda ne yapmamız gerektiğine karar vermekte zorluk çekebiliyoruz. Oysa benliğe odaklanma, kişinin gerçekten ne istediğini, neye ihtiyaç duyduğunu ve onu neyin mutlu edeceğini görmesini sağlar. Başka deyişle günlük rutinlerinizi aşıp farklı olay ve durumlar hakkında farkındalıklarınızı arttırırsanız, öfkenizin gerçek nedenlerini daha kolay bulup bunların üstesinden gelebilirsiniz.

Ofiste öfke kontrolü bağlamında ilk olarak öfkenizin gerçek nedenlerini bulmanız çok önemli. Benliğinize odaklanarak gerçek nedenleri bulur ve bunların sizde gerginlik oluşturduğunu karşı tarafa doğru bir şekilde iletirseniz, hem öfkenizi kontrol altında tutabilir, hem de sorunun daha kolay bir şekilde çözülmesini sağlayabilirsiniz. Unutmayın ki öfke, sürekli öfke doğuran dinamik bir yapıya sahiptir ve doğru bir iletişim kurmayı engeller. Öfkeli davranışlarınız karşı tarafta öfke uyandıracağı için sorunların giderek büyümesine yol açacaktır. Oysa gerçek nedenleri bulup çözüm konusunda yapıcı bir yaklaşım sergilerseniz, iş arkadaşlarınızla birlikte daha büyük başarılara imza atabilirsiniz.

Yavaşlamalı ve davranışlarınıza objektif bir şekilde bakmalısınız.

Öfkelendiğimiz anlarda vücudumuzda fiziksel ve psikolojik birtakım değişimler ortaya çıkar. Hareketlerimiz hızlanır, ses tonumuz yükselir, kaslarımız gerilir, el ve kol hareketlerimiz artar, kendimizi baskı altında hissederiz. Fakat, vücudumuzdaki fizyolojik değişimleri engelleyemesek bile kontrol altında tutabiliriz. Ofiste öfke kontrolü bağlamında öfkelenmeye başladığınızı hissettiğiniz anda hareketlerinizi olabildiğince yavaşlatmalısınız. Bunu sağlamak için derin nefes alabilir, ellerinizi birbirine bağlayabilirsiniz. Karşı tarafın sözünü kesmek yerine cümlesini bitirmesini bekleyebilir, cevap vermeden önce daha uzun düşünebilirsiniz. Davranışlarınıza objektif bir şekilde bakarsanız, sizi öfkelendiren nedenlerin belki de birçoğunun aslında sizden kaynaklandığını görebilirsiniz.

Küçük sorunları büyütmemelisiniz.

İş hayatında karşılaşılan sorunların çoğu, öfke kontrolüne yeterince özen gösterilmemesi sonucu hızla büyüyen küçük sorunlardan kaynaklanıyor. Öfke kontrolü mekanizmanız yeterince gelişmemişse öfkenizle birlikte sorunlar da büyüyor, sorunlar büyüdükçe artan öfke çok daha yıkıcı sonuçlar doğurabiliyor. Ne demişler, bilirsiniz; keskin sirke küpüne zarar verir! Ofiste öfke kontrolü bağlamında, küçük bir sorunla karşılaştığınızda eğer düzeltilebilir bir şeyse yapıcı bir dille sorunun çözülmesini sağlamalısınız. Küçük sorunları polemik konusu haline getirip huzur bozacak davranışlardan kaçınmalısınız. Çözümü olanaklı değilse, tekrar olmaması konusunda yapıcı önerilerle konuyu kapatmalısınız. Eğer tekrar ediyorsa ve daha büyük sorunlara yol açma ihtimali varsa, iş planınızı gözden geçirip sorunun çözümü konusunda daha yaratıcı çözümler geliştirmelisiniz.

Kendinize dinlenmek için vakit ayırmalısınız.

Ofiste tüm gününüz bilgisayar başında geçiyor ve aralıksız çalışıyorsanız, vücudunuzda kan dolaşımı azalacak ve eklem bölgeleriniz ağrımaya başlayacaktır. Ekrana fazla bakmaktan dolayı baş ağrısı ve gözlerde kızarıklık gibi şikayetler de yaşayabilirsiniz. İş yükünüz veya sorumluluklarınız ne olursa olsun, çalışırken kendinize dinlenmek için vakit ayırmanız çok önemli. Ofiste öfke kontrolü bağlamında gün içinde kesintisiz çalışmak yerine her 2 saatte bir küçük bir çay kahve molası verip biraz hareket edebilirsiniz. Bu sayede hem daha verimli çalışırsınız, hem de sorunlar karşısında daha yaratıcı çözümler geliştirebilirsiniz.

Solunum egzersizleri yapmalısınız.

Solunum egzersizlerinin öfke kontrolüne katkısı büyük. Nitekim, solunum egzersizleri yaparak nefes alıp vermenizi daha sağlıklı hale getirebilir, diyaframınızı güçlendirebilir, solunum yolunuzu rahatlatabilirsiniz. Vücudunuza daha fazla oksijen girdiğinde, öfkelendiğiniz anlarda kan dolaşımınızda artan adrenal ve kortizol miktarının dengelenmesi daha kolay gerçekleşecektir. Solunum egzersizleri için ayakta durabilir veya ofis koltuğu üzerinde rahat bir pozisyonda oturuyor olabilirsiniz. Bir eliniz karnınızda, diğer eliniz göğsünüzün üzerindeyken yavaşça nefes alabilir, 3-4 saniye bekledikten sonra nefesinizi ağzınızdan yine yavaşça verebilirsiniz. Bu hareketi günde en az 5 kez tekrar ederseniz, ofiste öfke kontrolü konusunda daha başarılı sonuçlar alabilirsiniz.

Editörün Tavsiyesi: Doğadan Papatya Bardak Poşet Çay

Sakinleştirici ve yatıştırıcı etkilere sahip bazı bitki çayları, ofiste öfke kontrolü konusunda yardımcı olabilir. Bunlar içinde özellikle de papatya çayı, ülkemizde oldukça beğenilen bir bitki çayı olarak öne çıkıyor. Ofiste gerildiğinizi hissettiğiniz anlarda papatya çayıyla sinirlerinizi yatıştırabilir, kaygı ve endişelerinizi giderebilirsiniz. Papatya çayı ayrıca, vücut direncini yükseltir, baş ağrısı ve uykusuzluk ile stres ve ses kısıklığına iyi gelir, yorgunluğu alır, mide ve bağırsakları rahatlatır. Ofix.com kullanıcılarının en çok sipariş verdiği papatya çayı Doğadan papatya bardak poşet çay için siparişlerinizi buradan verebilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Türkiye İlk Kez Sabah Maçlarına Çıkıyor: Ülkece Uyku Düzeni Dağılıyor

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye olarak yıllardır gece maçına alışmış insanlarız.
20.45 mi? Mis gibi saat.
Çay koy, kanepeye yayıl, maçı aç.

Ama sabah 06.00’da milli maç izlemek…
İşte orada pek alışık değiliz gibi.

Bu Dünya Kupası’yla birlikte ilk kez “güne Türkiye maçıyla başlama” dönemine giriyoruz.
Yani artık alarm sesi bile stres yaratacak.

Sabah Alarmıyla Milli Duygu Aynı Anda Yaşanır mı?

Muhtemelen yaşanacak.

Çünkü milyonlarca insan ilk kez kendi isteğiyle 05.30 alarmı kuracak.
Normalde işe zor uyanan insanlar, Türkiye maçı için karanlıkta ayakta olacak.

Ve o sabah herkesin evinde aşağı yukarı aynı sahne dönecek:

  • Tek göz açık televizyonu açma çabası
  • Mutfakta sessiz sessiz kahve yapma
  • “Daha hava bile aydınlanmadı ya” söylemleri
  • İlk düdükle birlikte bir anda kendine gelme

Ofisler Birkaç Gün Hafif Dağılabilir

Şimdiden söyleyelim…
Bu maç saatleri ofis düzenini biraz bozacak gibi duruyor.

Çünkü biri maçı izlemek için 3 saat uyuyacak.
Biri “Uyumam ben” diyecek, öğleden sonra ekrana boş boş bakacak.
Birileri toplantıda istemsizce maç yorumu yapacak.

Hatta bazı ofislerde şu konuşmaların geçme ihtimali çok yüksek:

— “Kaçta yattın?”
— “Yatmadım.”
— “Maçı izledin mi?”
— “İkinci yarıyı hatırlamıyorum bile.”

FIFA Biraz Bizi Zorlamış Gibi

Maç saatleri şöyle:

  • 07.00
  • 06.00
  • 05.00

Yani biri özellikle “Türk halkının sabır seviyesi ölçülsün” istemiş gibi.

Ama işin garip tarafı şu:
Ne kadar erken olursa olsun, konu milli maç olunca insanlar yine ekran başına geçiyor.

Normalde sabah yürüyüşüne çıkmayan adam, Türkiye maçı için gün doğmadan kahveyle koltuğa kurulacak.

Bu Turnuvanın Gizli Kahramanı Kahve Olabilir

Bu süreçte en yoğun mesaiyi futbolcular kadar kahveler de yapacak gibi duruyor.

Çünkü sabah 5’te maç izlemek normal seyircilik değil.
Bir noktadan sonra hayatta kalma mücadelesine dönüyor.

Şimdiden bazı klasikler oluştu bile:

  • “Ben maçı ofisten açarım”cılar
  • Termosu akşamdan hazırlayanlar
  • Maç günü toplantıyı ertelemeye çalışanlar
  • Ve “Ben zaten erken kalkıyorum” diye hava atanlar

Ama Güzel Tarafı da Bu Galiba

Ne kadar uykusuz olursak olalım…
O saatlerde yine milyonlar aynı anda aynı maçı izleyecek.

Bir yanda kahve, bir yanda milli heyecan.
Göz yarı kapalı ama yorumlar tam gaz.

Çünkü Türkiye’de milli maç sadece futbol değil.
Biraz stres, biraz umut, biraz da “Bu maçı alırız” inadıdır.

Ve galiba ilk kez,
Dünya Kupası’nı “günaydın” diyerek yaşayacağız.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Eskiden “Çıkıp Alalım” Diyorduk, Şimdi Kargo 1 Gün Gecikince Sinirleniyoruz..

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’de e-ticaret artık sadece “internetten alışveriş” meselesi değil.
İnsanların günlük alışkanlıklarını değiştiren bambaşka bir düzene dönüştü.

Bir dönem internetten sipariş vermek insanlara riskli gelirdi.
Şimdi ise kargo bir gün geç kalsa herkesin canı sıkılıyor.

Çünkü alıştık.
Hem de çok hızlı alıştık.

Son 5 yılda Türkiye’de e-ticaret hacminin yaklaşık 12 kat artıp 10,6 trilyon liraya ulaşması da bunu açıkça gösteriyor.

Üstelik sadece para büyümüyor.
İşlem sayısı da inanılmaz seviyelere çıktı.

Bugün Türkiye’de e-ticaret işlem sayısı 25,85 milyara ulaşmış durumda.
Yani insanlar artık büyük küçük fark etmeksizin birçok ihtiyacını internetten çözmeye başladı.

Bir kulaklık…
Bir kahve makinesi…
Bir paket fotokopi kağıdı…
Hatta ofisin çayı kahvesi bile artık birkaç dakikada sipariş veriliyor.

Dolar bazında bakıldığında da tablo aynı.
Türkiye’nin e-ticaret hacmi 43 milyar dolardan 115,4 milyar dolara yükseldi.

Aslında bu değişimi anlamak için istatistiklere bile çok gerek yok.

Çevremize bakmamız yeterli.

Eskiden biri bir şey alacağı zaman mağaza mağaza gezerdi.
Şimdi önce telefondan fiyat bakılıyor.
Yorum okunuyor.
“Yarın gelir mi?” diye teslimat süresi kontrol ediliyor.

Hatta bazen mağazada görülen ürün bile internetten sipariş ediliyor.

Çünkü artık insanlar sadece ürün almıyor.
Kolaylık satın alıyor.

Özellikle şirketler tarafında bu durum çok daha net hissediliyor.

Kimse tek bir eksik için gün içinde farklı yerlere yetişmeye çalışmak istemiyor.
Kırtasiye ayrı yerden, temizlik ürünü başka yerden, kahve başka yerden derken iş uzayıp gidiyor.

Bu yüzden Ofix gibi platformlar son dönemde şirketlerin işini ciddi anlamda kolaylaştırmaya başladı.

İnsanlar artık ofis ihtiyaçlarını tek tek düşünmek yerine, tek noktadan hızlıca çözmek istiyor.
Ürün bulunsun, fiyat uğraştırmasın, sipariş zamanında gelsin yeterli oluyor çoğu zaman.

Geldiğimiz noktada e-ticaret artık ekstra bir seçenek değil.
Günlük hayatın normal akışına dönüşmüş durumda.

Ve görünen o ki insanlar bu hızdan kolay kolay vazgeçmeyecek.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden Her İki Beyaz Yakalıdan Biri “Ben Bunu Daha Ne Kadar Yapacağım” Diyor?

Yayınlandı

tarihinde

İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası.
Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.

İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi.
Bir nevi kimlik.

Ama işte tam burada işler karışıyor.
Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.


Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil

Modern iş hayatı sana şunu söylüyor:
Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.

Yani bir nevi:
“Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”

Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor.
Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”

Spoiler: Fazla.


Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor

Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor.
Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj gelirse cevaplanıyor.
“Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.

Sonra bir de hayat var:
Ev, düzen, sorumluluklar…

Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun,
sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.


Aynı iş, farklı hayatlar

Aynı pozisyonda iki kişi düşün.
Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.

Ya da şöyle:
Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.

İşte o an bir şey kırılıyor.

Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.


Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor:
“Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”

Çünkü mesele işin kendisinden çok,
o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.

Ve belki de asıl ihtiyaç,
daha fazla çalışmak değil…
daha dengeli yaşamak.

Okumaya Devam Et

Trendler