Bizi Takip Edin

Lifestyle

Ofiste Sağlıklı Ara Öğün Alternatifleri

Yayınlandı

tarihinde

Ofiste sağlıklı ara öğün alternatifleri Ofix Blog'da...

Sağlıklı beslenme konusunda son zamanlarda artan bilgi kirliliği içinde ara öğünlerle ilgili söylemlerin payı büyük. Özellikle de az ve sık yemek yemeyle ilgili dile getirilen görüşler ara öğünlere ilgiyi yükseltiyor. Fakat ara öğünlerde yapılan beslenme hataları insülin direncinden diyabete kadar birçok hastalığı tetikleyebiliyor. Günde fazla sayıda ara öğün yapmak yanlış olduğu gibi, ara öğünlerde enerji ihtiyacını veya kan şekerini dengelemek adına yüksek kalorili veya glisemik indeksi yüksek besinler tüketmek de son derece yanlış. Ofix Blog‘da bu haftaki sağlık köşemizde, ara öğünlerden kısaca bahsedip ofiste sağlıklı ara öğün alternatifleri paylaşacağız.

Ara öğün nedir?

Kısaca ifade etmek gerekirse ara öğün, kan şekerini dengede tutmak ve şeker metabolizmasının düzenli şekilde çalışmasını sağlamak için yapılan beslenme şeklidir. Ara öğünler sayesinde kişi, hipoglisemi veya diyabet gibi şeker metabolizmasını bozan birçok hastalığa yakalanma riskini azaltır, ana öğünlerde fazla kalori almaktan sakınır. Kilosunu kontrol altında tutar, obeziteyi önler ve psikolojik açıdan kendisini daha iyi hisseder.

Ne var ki, ara öğünlerin sayısı arttığında veya glisemik indeksi yüksek besinler tüketildiğinde pankreastan fazla miktarda insülin salgılanır ve vücutta insülin direnci, karaciğer yağlanması gibi birçok sağlık sorununa zemin hazırlanır. Özellikle de gofret ve benzeri atıştırmalıklar, pasta veya börek tarzı yiyecekler, gazlı içecekler ve kutu meyve suları, çerez ve cipsler, reçel ve bal türü yiyecekler ara öğünlerde daha fazla insülin salgılanmasına neden olur. Şeker metabolizmanızla ilgili herhangi bir sağlık sorununuz varsa, bu yiyeceklerden kesinlikle uzak durmalısınız.

Sağlıklı bir kişi, günde en az 1, en çok 2 ara öğün yapabilir. Şeker metabolizmasıyla ilgili herhangi bir hastalığı olan ve günde 3 ve üzeri ara öğün yapması gereken kişiler, ara öğün sayısı ve içeriğini bir diyetisyen eşliğinde belirlemeli. Çünkü bu kişilerde ara öğünlerde salgılanacak insülin miktarı artacağı için bazı sağlık riskleri oluşabilmekte. Üstelik az bile olsa mideye kısa aralıklarla yiyecek gelmesi hazmı zorlaştırıyor.

Ofiste sağlıklı ara öğün alternatifleri konusunda burada paylaşacaklarımız, sağlıklı beslenme konusunda faydalı bilgilerden ibaret olup şeker metabolizmasıyla ilgili herhangi bir hastalığın tedavisine yönelik değildir. İnsülin direnci, karaciğer yağlanması, obezite, yeme bozukluğu, diyabet veya benzeri bir hastalığınız varsa, ara öğünlerinizin sayısını ve içeriğini mutlaka uzman bir diyetisyen eşliğinde belirlemenizi tavsiye ederiz.

Kuruyemişler

Ofiste sağlıklı ara öğün alternatifleri listemizin ilk sırasında kuruyemişler var. Kuruyemişlerin en önemli özelliği, glisemik indekslerinin düşük olması ve kan şekerinin dengede kalmasına yardımcı olmalarıdır. Kuruyemişler ayrıca, vücudumuzun ihtiyaç duyduğu protein, vitamin ve mineraller için iyi bir kaynaktır ve birçok sağlık sorununun iyileşmesine katkı sağlar. Örneğin kabızlık şikayetiniz varsa, günde birkaç adet badem tüketerek bağırsaklarınızı rahatlatabilirsiniz. Hafıza güçlüğü çekiyorsanız veya kalp sağlığınızı korumak için ceviz iyi bir seçim olabilir. Üreme sağlığınız için fındık tercih edebilirsiniz.

Süt veya Süt Ürünleri

Ofiste sağlıklı ara öğün alternatifleri listemizin ikinci sırasında süt veya süt ürünleri var. Protein, demir, kalsiyum, magnezyum, bakır, çinko, fosfor ile A, B12, D ve E vitaminleri açısından zengin bir kaynak olan süt ve süt ürünleri, ofiste kan şekerinizi fazla yükseltmeden enerji ihtiyacınızı karşılayabilir. Bununla birlikte, süt ürünlerini tüketirken yağ oranı yüksek olanları tercih etmekten kaçınmalısınız. Ve tabii, yoğun miktarda laktoz içeren ve gıda intoleransına yol açabilen bu ürünlere karşı hassasiyetiniz varsa mutlaka hekiminize başvurmalısınız.

Süt ürünleri içinde özellikle de yoğurt iyi bir ara öğün olabilir. Probiyotik bakımından zengin bir gıda olan yoğurt, bağırsaklarımızda yaşayan ve bağışıklık sistemimizin güçlenmesine katkı sağlayan maddeleri ortaya çıkartan yararlı bakteriler için mükemmel bir besindir. Ara öğün olarak günde 1 kase yoğurt tüketerek bağırsak floranızı güçlendirebilir, bağışıklık sisteminizi koruyabilirsiniz. Yoğurdun yerine ara öğün olarak kefir, ayran veya beyaz peynir de tüketebilirsiniz.

Salatalar

Sağlıklı ve dengeli beslenmenin ayrılmaz bir parçası olan salatalar, verdiği tokluk hissi sayesinde karbonhidrat tüketimimizi sınırlamak gibi çok önemli bir işleve sahip. Ofiste sağlıklı ara öğün alternatifleri içinde tüketebileceğimiz salatalarla vücudumuzun vitamin, mineral, protein ve antioksidan ihtiyacının büyük bir bölümünü karşılayabiliriz. Örneğin karışık mevsim salatası iyi bir alternatif olabilir. Marul, havuç, turp, yeşil biber, limon ve nar ekşisiyle hazırlayabileceğiniz karışık mevsim salatasının içine kuruyemiş veya haşlanmış yumurta ekleyerek besin değerini ve vereceği tokluk hissini arttırabilirsiniz.

Mevsim Meyveleri veya Kuru Meyveler

Ofiste sağlıklı ara öğün alternatifleri içinde ister mevsim meyveleri olsun, isterse kuru meyveler, 1 porsiyondan fazla meyve tüketmemeye dikkat etmelisiniz. Günde 1 porsiyondan fazla meyve tüketirseniz yorgunluk ve halsizlik hissi duyabilir, açlık krizleri yaşayabilirsiniz. Her meyvenin 1 porsiyonu farklı olduğu için bu konuya dikkat etmek çok önemli. Bazı meyveler için belirtmek gerekirse 1 porsiyon, 1 orta boy armut, 8-10 adet çilek veya dut, 1 küçük boy elma, ince 1 dilim karpuz veya kavun, 3-4 adet kayısı, 5-6 adet erik, 10-12 adet kiraz, yarım muz veya nar ile eşdeğerdir.

Meyve seçiminizde posalı meyvelere öncelik verebilirsiniz. Yüksek miktarda lif içeren meyve posaları, özellikle de bağırsak sağlığı için çok faydalıdır. Ve tabii, ara öğün olarak meyve tüketecekseniz, ana öğünün üzerinden birkaç saat geçmiş olmasına dikkat etmelisiniz. Çünkü yemeğin üstüne yenen meyvelerde fruktozun yapısı bozulur ve alkole dönüşen fruktoz, yemekten sonra hissedilen yorgunluk ve halsizliği arttırır.

Editörün Tavsiyesi: Tadım Güneşte Kurutulmuş Kayısı

Ofiste sağlıklı ara öğün alternatifleri içinde değerlendirebileceğiniz kuru meyvelerden biri olarak Tadım güneşte kurutulmuş kayısı iyi bir seçim olabilir. Paket ağırlığı 140 gram olan bu ürünler, kuruyemiş ve kuru meyveler kategorisinde Ofix.com kullanıcılarının en çok sipariş verdiği ürünümüz. Doğal ortamda kurutulan ve hiçbir katkı maddesi içermeyen bu ürünleri sitemiz üzerinden sipariş vermek için burayı tıklayabilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler