Bizi Takip Edin

Lifestyle

Yüzeyleri Yapıştırıyoruz

Yayınlandı

tarihinde

Yapıştırıcı alışverişi yapmadan önce Ofix Blog'u ziyaret edebilir, yapıştırıcı siparişlerinizi Ofix.com üzerinden verebilirsiniz.

Ofislerde ve evlerde yüzeyleri yapıştırmak için yapıştırıcılar kullanılmakta. Koronavirüs salgınıyla birlikte uzaktan çalışma sistemine ve online eğitime geçilmesi sonucu ofis ve okul tipi yapıştırıcılara talep bir miktar azaldı. Fakat bununla birlikte, bu süreçte yaşanan değişimler nedeniyle yapıştırıcılara ilgi her geçen gün artıyor. Evlerde çocukların serbest zaman etkinliklerine, yetişkinlerin çeşitli tadilat işlerine eşlik eden yapıştırıcılar, halihazırda devam eden tam kapanma döneminde çocukların ve yetişkinlerin çeşitli ihtiyaçlarını karşılıyor. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, online ofis marketiniz Ofix’te yapıştırıcı satışlarımıza ilişkin bazı veriler paylaşacağız. Ardından, kullanıcılarımızın en çok sipariş verdiği yapıştırıcılar içinde ilklerde yer alan ürünleri kısaca tanıtacağız. 

Ofix’te Yapıştırıcı Satışları

Yapıştırıcı özelliği olan ürünleri sitemizde yapıştırıcılar (ofis ve okul tipi) ve endüstriyel bantlar ve yapıştırıcılar şeklinde iki farklı kategoride kullanıcılarımızın beğenisine sunmaktayız. Son 1 yıl içinde Ofix üzerinden verilen siparişleri incelediğimizde, ofis tipi sıvı yapıştırıcıların satış miktarının %3.4 oranında arttığını görüyoruz. Ofis tipi sıvı yapıştırıcılar bu süre zarfında ofislerin yanı sıra evlerden de sipariş verildi. Gerek kurumsal tarafta, gerekse bireysel tarafta sıvı yapıştırıcı grubunda en çok sattığımız marka Pelikan oldu. Sıvı yapıştırıcılar içinde en yüksek artış oranı ise Japon yapıştırıcılarında gerçekleşti. Bu grupta artış oranımız %20.8 oldu. Yapıştırıcılar kategorisinin en çok satan ürünü ise Pritt stick yapıştırıcı 43 g oldu.

Endüstriyel bantlar ve yapıştırıcılarda ise 2019’a göre 2020’de satış adedi bazında %10.7’lik bir artış elde ettik. Bu grupta en fazla artış, montaj bantlarında gerçekleşti. Montaj bantlarının satış adedi %102.6 oranında artarken, en çok sattığımız marka Selko oldu. Endüstriyel bantlar ve yapıştırıcılarda bir başka artış görülen ürün grubu ise çift taraflı bantlardı. Bu grupta satış adedi %7.8 oranında artarken, en çok sattığımız marka Ve-Ge oldu. Maskeleme bantlarında ise satış adedi %9.9 oranında artarken, bu grupta da en çok Ve-Ge markası tercih edildi. Endüstriyel sıvı yapıştırıcılarda satış adedi %0.9 oranında arttı. Kullanıcılarımız bu grupta en çok Evobond markasını tercih etti. Son 1 yıl içinde endüstriyel bantlar ve yapıştırıcılar kategorisinde en çok satan ürünümüz Vege çift taraflı bant 12 mm x 25 m oldu. Yapıştırıcı özelliği olan ürünler en çok Şişli, Ergene (Tekirdağ), Beşiktaş, Çankaya (Ankara) ve Kadıköy’den sipariş verildi. 

En Çok Sipariş Verilen Yapıştırıcılar

Ofix’te yapıştırıcı satışlarımıza ilişkin bu verileri paylaştıktan sonra yazımızın bu kısmında, kullanıcılarımızın en çok sipariş verdiği yapıştırıcılar içinde ilk 5’te yer alan ürünleri kısaca tanıtacağız. Sitemizde kurumsal müşterilerimiz için sunduğumuz özel fırsatlardan yararlanmak için OfixPlus üyeliğimizin avantajlarından yararlanabilirsiniz. 

Pritt Stick Yapıştırıcı 43 g

Listemizin ilk sırasında, Pritt stick yapıştırıcı 43 g var. Yapıştırıcı alanında bir dünya devi olan Pritt markasının ürünleri içinde stick yapıştırıcılar 11, 22 ve 43 gram şeklinde üç farklı gramajda üretilmekte. Aynı zamanda da stick yapıştırıcının mucidi olan Pritt’in bu ürünleri, özellikle kağıt yüzeylerde kullanım için daha uygun. Solvent içermediği için çocukların el işi aktivitelerinde de rahatlıkla kullanılabilen bu ürünler, yapıştırma ihtiyaçlarına sağlıklı ve pratik çözümler sunuyor. Pritt’in stick yapıştırıcı çeşitleri içinde en çok 43 gramlık olanları tercih ediliyor. Evde, okulda ve ofiste rahatlıkla kullanılabilecek bu ürünler kağıt ve karton yüzeylerin yanı sıra kumaş ve keçe gibi yüzeylerde de başarılı sonuçlar vermekte.

Pattex Ultra Japon Jel Yapıştırıcı 3 g

Listemizin ikinci sırasında, Pattex ultra Japon jel yapıştırıcı 3 g var. Düsseldorf merkezli Alman kimya şirketi Henkel’in yapıştırıcı markası Pattex, geniş ürün yelpazesiyle her gün milyonlarca kullanıcının yapıştırma ihtiyaçlarını karşılıyor. Pattex markası altında Henkel, özel ve zanaat kullanımı için çeşitli yapıştırıcı türlerini kullanıcıların beğenisine sunmakta. Markanın özellikle Japon yapıştırıcıları, bu kategorinin en çok beğenilen ürünleri arasında. En küçük aralıklara bile nüfuz eden bu ürünler, yüzeylerde hızlı ve etkili yapıştırma sağlıyor. Porselen, deri, metal, seramik, kauçuk gibi pek çok farklı yüzeyde başarılı sonuçlar veren bu ürünler, Japon yapıştırıcı grubunda ofislerden ve evlerden en çok sipariş verilen ürünümüz.

Vege Çift Taraflı Bant 12 mm x 25 m

Listemizin üçüncü sırasında, Vege çift taraflı bant 12 mm x 25 m var. Vedat Gençtürk tarafından kurulan Ve-Ge markası, yerli solvent bazlı yapıştırıcı pazarında çok önemli bir konuma sahip. İlk olarak 1968 yılında üretimi gerçekleştirilen solvent bazlı Vege bantları, sektörde büyük bir boşluğu doldurdu. Ofislerde ve evlerde zaman zaman ihtiyaç duyulan çift taraflı bantlar, güçlü yapıştırıcı özellikleri sayesinde yüzeylerde delme veya vidalama yapmadan montaj ihtiyaçlarını karşılıyor. Ve-Ge markasının bant çeşitleri ambalaj bantları, çift taraflı montaj bantları, endüstriyel ve teknik bantlar, kırtasiye tipi bantlar ve klişe montaj bantları şeklinde 5 başlık altında toplanmakta. Bunlar içinde çift taraflı montaj bantları, özellikle PVC, PT, PP ve benzeri yüzeylerde yapıştırma ihtiyaçlarına hızlı ve pratik çözümler sunuyor. 

Evobond 502 Yapıştırıcı 20 g

Listemizin dördüncü sırasında, Evobond 502 yapıştırıcı 20 g var. Japon yapıştırıcısı olarak da bilinen bu ürünlerin yapıştırıcı niteliği oldukça yüksek. Genel amaçlı kullanım için geliştirilen bu ürünlerin tekrar kullanılabilir tüplerde paketlenmiş olması, diğer Japon yapıştırıcılarından farklılaşmasını sağlıyor. Yarı emici ve hafif pürüzlü yüzeylerde mükemmel sonuçlar veren bu ürünler, aynı zamanda da kontrollü kullanım özelliğine sahip. Plastik, ahşap, seramik, kauçuk, deri, metal vb. yüzeyler için güçlü bir yapıştırıcı arıyorsanız bu ürünler iyi bir seçim olabilir. Ancak ürünü kullanmadan önce yüzeyin temiz ve kuru olduğundan emin olmalısınız. Ürünü yüzeyin yalnızca bir tarafına uygulamanız yeterli. 1 damla yapıştırıcı ile 2.5 santimetre karelik alanda yapıştırma sağlayabilirsiniz.

 

Ofix’te satışı devam eden diğer yapıştırıcı çeşitlerini yapıştırıcılar kategorimizde inceleyebilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz… 

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler