Bizi Takip Edin

Lifestyle

Ofiste Reşid Behbudov Modu

Yayınlandı

tarihinde

En güzel 10 Reşid Behbudov şarkısı için öneriler Ofix Blog'da...

Azerbaycan müziğinin en önemli isimlerinden biri olan Reşid Behbudov, müzik hayatı boyunca birbirinden güzel eserlere imza attı ve ardında muhteşem bir miras bıraktı. Azerbaycan’ın yanı sıra bölge ülkeleri ve Türkiye’de de oldukça sevilen bir isim olan Reşid Behbudov‘un eserleri günümüzde de beğeniyle dinlenilmekte. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, ofiste çalışırken Reşid Behbudov dinlemeyi seven okurlarımız için en güzel 10 Reşid Behbudov şarkısı önereceğiz. 

Kısaca Reşid Behbudov

Reşid Behbudov, 14 Aralık 1915 tarihinde Tiflis’te dünyaya geldi. Sesinin güzelliği ve müziğe olan yeteneği henüz küçük yaşlarda anlaşılmıştı. Okuldayken söylediği şarkılarla dinleyenlerin beğenisini kazanan küçük Reşid, 1933 yılında kendi grubunu kurdu ve konserler vermeye başladı. Tümüyle öğrencilerden oluşan Big Band isimli grubu, Gürcistan’ın kültür hayatında önemli bir yenilikti. Konser salonlarında dinlediği Reşid Behbudov‘dan çok etkilenen dönemin ünlü ses sanatçısı David Anguladze, Reşid Behbudov‘u operaya yönlendirdi. Üstelik, opera sanatının inceliklerini bizzat öğretti. Bu dönemde Behbudov, Gürcistan Opera ve Bale Tiyatrosu‘nun koro solistliğini ve Tiflis Askeri Birliği‘nin müzik grubunun assolistliğini üstlendi.

1945 yılında Reşid Behbudov, Asker filmiyle sinemaya giriş yaptı. Üzeyir Hacıbeyli‘nin Arşın Mal Alan eserinden uyarlanarak çekilen bu film, Behbudov‘un müzik ve sinema kariyerinde çok önemli bir milat oldu. Film sayesinde sesini geniş kitlelere duyurma fırsatı buldu ve hem ses, hem de oyunculuk yeteneğini birleştirerek her iki alanda da büyük beğeni topladı. Verdiği konserlerde mikrofonsuz söylediği şarkıların yanı sıra vücut dilini etkin bir şekilde kullanması ve şarkıları adeta yaşatması, gördüğü ilginin artmasını sağladı. Sinema kariyerinde daha sonra Bahtiyar (1955) ve Bin Birinci Turne (1975) filmleri, çok önemli başarılar kazanmasını sağladı.

Sanat hayatının ilerleyen kesitlerini Bakü ve Moskova’da geçiren Reşid Behbudov, 1957-1959 yılları arasında Azerbaycan Devlet Konser Birliği’nin organizatörlüğünü ve başkanlığını üstlendi. 1959 yılında SSCB halk sanatçısı unvanını aldı ve ünü tüm Sovyetler Birliği’ne yayıldı. 1960’tan sonraki eserlerinde Azeri halk motiflerinin yanı sıra pop, caz ve klasik Batı müziği formlarına birlikte yer verdi. Bizzat kurduğu Azerbaycan Devlet Şarkı Tiyatrosu‘nda ömrünün sonuna kadar solistlik ve sanat yönetmenliği yaptı. Azerbaycan Türkçesinin yanı sıra Anadolu Türkçesi, Rusça, Ermenice, Farsça ve Hintçe sayısız eser seslendirdi. 9 Haziran 1989 tarihinde Moskova’da hayatını kaybetti.

En Güzel 10 Reşid Behbudov Şarkısı

Reşid Behbudov‘un hayatını kısaca bu şekilde özetledikten sonra yazımızın bu kısmında, en güzel 10 Reşid Behbudov şarkısı önereceğiz. Ofiste çalışırken bu şarkıları dinledikçe Reşid Behbudov modu yaşayabilirsiniz.

Ayrılık

Listemizin ilk sırasında Ayrılık var. Sözleri Recep İbrahimi‘ye, bestesi Ali Selimi‘ye ait olan bu kült şarkı, Reşid Behbudov adıyla özdeşleşmiş bir şarkı. 1957 yılında yapılan bu şarkıyı Behbudov, ilk olarak 1963 yılında seslendirdi. O günden bu yana beğenilerek dinlenen ve ülkemizde de birçok sanatçı tarafından seslendirilen bu şarkıyı Behbudov yorumuyla buradan dinleyebilirsiniz.

Nazende Sevgilim

En güzel 10 Reşid Behbudov şarkısı listemizin ikinci sırasında Nazende Sevgilim var. Behbudov‘un 1956 yılında seslendirdiği bu şarkının sözleri İslam Seferli‘ye, müziği Andrey Babayev‘e ait. Bu şarkı da ülkemizde birçok ünlü isim tarafından yorumlandı, yorumlanmaya devam ediyor. Şarkının Behbudov yorumunu buradan dinleyebilirsiniz.

Sene de Kalmaz (Yalgızam Yalgız)

Listemizin üçüncü sırasında Sene de Kalmaz var. Ülkemizde Yalgızam Yalgız olarak bilinen bu şarkının sözleri Resul Rıza‘ya, müziği Tofiq Quliyev‘e ait. Reşid Behbudov, ilk olarak 1958 yılında seslendirdiği bu şarkının girişini Azerbaycan Türkçesiyle, ikinci kısmını Rusça söylüyor. Dinlemek için burayı tıklayabilirsiniz.

Bahar Sensiz

En güzel 10 Reşid Behbudov şarkısı listemizin dördüncü sırasında Bahar Sensiz var. Sözleri Süleyman Rüstem‘e, müziği Rauf Hacıyev‘e ait olan bu şarkıyı Reşid Behbudov, ilk olarak 1965 yılında seslendirdi. Şarkıda okuduğu uzun havayla ayrı bir lezzet kattığı bu güzel şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz.

Alagöz

Listemizin beşinci sırasında Alagöz var. 1963 yılında seslendirdiği bu şarkıda Reşid Behbudov‘a Azerbaycan Devlet Televizyonu ve Radyosu Orkestrası eşlik ediyor. Sözleri Zeynal Cabbarzade‘ye, müziği Said Rustamov‘a ait olan bu şarkıyı Reşid Behbudov yorumuyla buradan dinleyebilirsiniz.

Reyhan

En güzel 10 Reşid Behbudov şarkısı listemizin altıncı sırasında Reyhan var. Sözleri Talat Ayyubov‘a, müziği Fikret Amirov‘a ait olan bu şarkıyı Behbudov, ilk olarak 1960 yılında seslendirdi. Bu şarkı da yine ülkemizde ünlü isimler tarafından birçok kez yorumlandı. Şarkının Behbudov yorumunu dinlemek için burayı tıklayabilirsiniz.

Laleler

Listemizin yedinci sırasında Laleler var. Sözleri Aslan Aslanov‘a, müziği Telman Hacıyev‘e ait olan bu kıpır kıpır Azeri şarkısı, bahara duyulan özlem ile sevgiliye duyulan özlem arasında benzerlik kuruyor. Bu güzel şarkıyı Reşid Behbudov yorumuyla buradan dinleyebilirsiniz.

Ey Vatan

En güzel 10 Reşid Behbudov şarkısı listemizin sekizinci sırasında Ey Vatan var. Sözleri Aslan Aslanov‘a, müziği Elza İbrahimova‘ya ait olan bu şarkıyı Behbudov, ilk olarak 1975 yılında seslendirdi. Şarkıda Azerbaycan’a hitaben geçen “Bir anamdan, bir de senden / Bu dünyada, bu dünyada / Doya bilmirem, doya bilmirem, ey Vatan” bölümü dikkat çekici. Bu güzel şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz.

Sevgili Canan

Listemizin dokuzuncu sırasında Sevgili Canan var. Sözleri Nizami Gencevi‘ye, müziği Üzeyir Hacıbeyli‘ye ait olan bu şarkıyı Behbudov, ilk olarak 1948 yılında seslendirdi. Şarkının geniş kitlelere ulaşması, 1955 yılında vizyona giren Bahtiyar filmiyle gerçekleşti. Bu güzel şarkıyı Bahtiyar filminden karelerle dinlemek için burayı tıklayabilirsiniz.

Küçelere Su Sepmişem

En güzel 10 Reşid Behbudov şarkısı listemizin onuncu sırasında Küçelere Su Sepmişem var. İlk olarak 1963 yılında seslendirdiği bu şarkı, Azerbaycan halk şarkısı olarak bilinmekte. Reşid Behbudov‘un bir piyano eşliğinde seslendirdiği bu güzel şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Türkiye İlk Kez Sabah Maçlarına Çıkıyor: Ülkece Uyku Düzeni Dağılıyor

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye olarak yıllardır gece maçına alışmış insanlarız.
20.45 mi? Mis gibi saat.
Çay koy, kanepeye yayıl, maçı aç.

Ama sabah 06.00’da milli maç izlemek…
İşte orada pek alışık değiliz gibi.

Bu Dünya Kupası’yla birlikte ilk kez “güne Türkiye maçıyla başlama” dönemine giriyoruz.
Yani artık alarm sesi bile stres yaratacak.

Sabah Alarmıyla Milli Duygu Aynı Anda Yaşanır mı?

Muhtemelen yaşanacak.

Çünkü milyonlarca insan ilk kez kendi isteğiyle 05.30 alarmı kuracak.
Normalde işe zor uyanan insanlar, Türkiye maçı için karanlıkta ayakta olacak.

Ve o sabah herkesin evinde aşağı yukarı aynı sahne dönecek:

  • Tek göz açık televizyonu açma çabası
  • Mutfakta sessiz sessiz kahve yapma
  • “Daha hava bile aydınlanmadı ya” söylemleri
  • İlk düdükle birlikte bir anda kendine gelme

Ofisler Birkaç Gün Hafif Dağılabilir

Şimdiden söyleyelim…
Bu maç saatleri ofis düzenini biraz bozacak gibi duruyor.

Çünkü biri maçı izlemek için 3 saat uyuyacak.
Biri “Uyumam ben” diyecek, öğleden sonra ekrana boş boş bakacak.
Birileri toplantıda istemsizce maç yorumu yapacak.

Hatta bazı ofislerde şu konuşmaların geçme ihtimali çok yüksek:

— “Kaçta yattın?”
— “Yatmadım.”
— “Maçı izledin mi?”
— “İkinci yarıyı hatırlamıyorum bile.”

FIFA Biraz Bizi Zorlamış Gibi

Maç saatleri şöyle:

  • 07.00
  • 06.00
  • 05.00

Yani biri özellikle “Türk halkının sabır seviyesi ölçülsün” istemiş gibi.

Ama işin garip tarafı şu:
Ne kadar erken olursa olsun, konu milli maç olunca insanlar yine ekran başına geçiyor.

Normalde sabah yürüyüşüne çıkmayan adam, Türkiye maçı için gün doğmadan kahveyle koltuğa kurulacak.

Bu Turnuvanın Gizli Kahramanı Kahve Olabilir

Bu süreçte en yoğun mesaiyi futbolcular kadar kahveler de yapacak gibi duruyor.

Çünkü sabah 5’te maç izlemek normal seyircilik değil.
Bir noktadan sonra hayatta kalma mücadelesine dönüyor.

Şimdiden bazı klasikler oluştu bile:

  • “Ben maçı ofisten açarım”cılar
  • Termosu akşamdan hazırlayanlar
  • Maç günü toplantıyı ertelemeye çalışanlar
  • Ve “Ben zaten erken kalkıyorum” diye hava atanlar

Ama Güzel Tarafı da Bu Galiba

Ne kadar uykusuz olursak olalım…
O saatlerde yine milyonlar aynı anda aynı maçı izleyecek.

Bir yanda kahve, bir yanda milli heyecan.
Göz yarı kapalı ama yorumlar tam gaz.

Çünkü Türkiye’de milli maç sadece futbol değil.
Biraz stres, biraz umut, biraz da “Bu maçı alırız” inadıdır.

Ve galiba ilk kez,
Dünya Kupası’nı “günaydın” diyerek yaşayacağız.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Eskiden “Çıkıp Alalım” Diyorduk, Şimdi Kargo 1 Gün Gecikince Sinirleniyoruz..

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’de e-ticaret artık sadece “internetten alışveriş” meselesi değil.
İnsanların günlük alışkanlıklarını değiştiren bambaşka bir düzene dönüştü.

Bir dönem internetten sipariş vermek insanlara riskli gelirdi.
Şimdi ise kargo bir gün geç kalsa herkesin canı sıkılıyor.

Çünkü alıştık.
Hem de çok hızlı alıştık.

Son 5 yılda Türkiye’de e-ticaret hacminin yaklaşık 12 kat artıp 10,6 trilyon liraya ulaşması da bunu açıkça gösteriyor.

Üstelik sadece para büyümüyor.
İşlem sayısı da inanılmaz seviyelere çıktı.

Bugün Türkiye’de e-ticaret işlem sayısı 25,85 milyara ulaşmış durumda.
Yani insanlar artık büyük küçük fark etmeksizin birçok ihtiyacını internetten çözmeye başladı.

Bir kulaklık…
Bir kahve makinesi…
Bir paket fotokopi kağıdı…
Hatta ofisin çayı kahvesi bile artık birkaç dakikada sipariş veriliyor.

Dolar bazında bakıldığında da tablo aynı.
Türkiye’nin e-ticaret hacmi 43 milyar dolardan 115,4 milyar dolara yükseldi.

Aslında bu değişimi anlamak için istatistiklere bile çok gerek yok.

Çevremize bakmamız yeterli.

Eskiden biri bir şey alacağı zaman mağaza mağaza gezerdi.
Şimdi önce telefondan fiyat bakılıyor.
Yorum okunuyor.
“Yarın gelir mi?” diye teslimat süresi kontrol ediliyor.

Hatta bazen mağazada görülen ürün bile internetten sipariş ediliyor.

Çünkü artık insanlar sadece ürün almıyor.
Kolaylık satın alıyor.

Özellikle şirketler tarafında bu durum çok daha net hissediliyor.

Kimse tek bir eksik için gün içinde farklı yerlere yetişmeye çalışmak istemiyor.
Kırtasiye ayrı yerden, temizlik ürünü başka yerden, kahve başka yerden derken iş uzayıp gidiyor.

Bu yüzden Ofix gibi platformlar son dönemde şirketlerin işini ciddi anlamda kolaylaştırmaya başladı.

İnsanlar artık ofis ihtiyaçlarını tek tek düşünmek yerine, tek noktadan hızlıca çözmek istiyor.
Ürün bulunsun, fiyat uğraştırmasın, sipariş zamanında gelsin yeterli oluyor çoğu zaman.

Geldiğimiz noktada e-ticaret artık ekstra bir seçenek değil.
Günlük hayatın normal akışına dönüşmüş durumda.

Ve görünen o ki insanlar bu hızdan kolay kolay vazgeçmeyecek.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden Her İki Beyaz Yakalıdan Biri “Ben Bunu Daha Ne Kadar Yapacağım” Diyor?

Yayınlandı

tarihinde

İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası.
Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.

İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi.
Bir nevi kimlik.

Ama işte tam burada işler karışıyor.
Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.


Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil

Modern iş hayatı sana şunu söylüyor:
Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.

Yani bir nevi:
“Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”

Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor.
Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”

Spoiler: Fazla.


Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor

Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor.
Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj gelirse cevaplanıyor.
“Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.

Sonra bir de hayat var:
Ev, düzen, sorumluluklar…

Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun,
sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.


Aynı iş, farklı hayatlar

Aynı pozisyonda iki kişi düşün.
Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.

Ya da şöyle:
Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.

İşte o an bir şey kırılıyor.

Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.


Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor:
“Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”

Çünkü mesele işin kendisinden çok,
o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.

Ve belki de asıl ihtiyaç,
daha fazla çalışmak değil…
daha dengeli yaşamak.

Okumaya Devam Et

Trendler