Bizi Takip Edin

Lifestyle

Ofiste organik yaşam nasıl mümkündür?

Yayınlandı

tarihinde

Beyaz yakalılar için ofiste organik yaşam bilgileri Ofix Blog'da...

Organik yaşam kavramını ne sık duyuyoruz, öyle değil mi efendim!?… Organik yaşam, özellikle de beyaz yakalılar arasında son yılların en önemli sağlık trendlerinden biri. Bu kavram ilk ortaya çıktığında, üretimde ve beslenme alışkanlıklarında geleneksel yöntemlere dayalı bir besin zincirine duyulan özlemi ifade ediyordu. Zaman içinde anlam genişlemesine uğradı ve bugün artık doğal olmayan her şeye karşı bir eleştiri niteliğini aldı. Peki, ofiste organik yaşam nasıl mümkündür? Ofix Blog’da bugünkü yazımızda bu konuyu ele alacağız.

Organik yaşam nedir?

Öncelikle organik yaşam kavramını biraz açalım efendim. Başta da belirttiğimiz gibi organik yaşam aslında, geleneksel yöntemlere dayalı bir besin zincirine göndermede bulunuyordu. 2000’li yıllarda üretimde kullanılan hormon ve katkı maddeleri ile genetiği değiştirilmiş organizmalar gündemde üst sıralara çıkınca, organik yaşam kavramını daha sık duyar olduk. Organik yaşam çiftliği, organik yaşam köyü, organik yaşam festivali gibi organizasyonların sayısı zaman içinde arttı. Organik yaşam felsefesi hakkında pek çok kitap yazıldı.

Bu gelişmelere bağlı olarak organik yaşam kavramı bugün artık, doğal olmayan her şeye karşı bir eleştiri niteliği kazandı. Gazete haberlerinden televizyon programlarına, radyo konuşmalarından sosyal medya yazışmalarına kadar her alanda organik yaşam ifadesini görmeye başladık. Bugün artık organik yaşam, her türlü yapmacık ve sahte duygu ve düşüncenin bir kenara bırakılarak insanın kendi doğasına dönüşünü ifade ediyor.

Yüzlerce yıllık birikime dayalı olarak hızla ilerleyen bilim ve teknoloji, gerek özel hayatımızda, gerekse iş hayatımızda pek çok sorunu beraberinde getirmekte. Modern iş hayatı, mümkün olan en kısa sürede en fazla artı değeri üretme esası üzerine kurulu. Bu nedenle, ciddi sağlık sorunları yaşanıyor, sosyal ilişkiler zayıflıyor, yabancılaşma duygusu artıyor. Teknoloji bağımlılığı en çok beyaz yakalılar arasında görülüyor. Oysa, günde onlarca kez e-posta hesabımıza bakmadan da yaşayabiliriz. Eskiden olduğu gibi sağlıklı beslenebilir, spor yapabilir, sosyal ilişkilerimize özen gösterebiliriz. Ofiste organik yaşam kavramı, işte tüm bunları kapsıyor.

Ofiste organik yaşam için ilk kural sağlıklı beslenmedir.

Sağlıklı beslenme denince akla gelen ilk şey kilo vermek oluyor efendim. Kilo verme ihtiyacı hissettiğimizde, sağlıksız beslendiğimizi anlamış oluyoruz aslında. Nitekim sağlıklı beslenme, hem bir iyileşme aracıdır, hem de koruyucu hekimliğin gereğidir. Ve bu konuda ezbere hiçbir adım atmamak gerekir. Çünkü, insanın doğal varlık yapısı itibariyle metabolizmanın işleyiş özellikleri aynı olsa da verdiği tepkiler farklıdır.

Örneğin yumurta, pek çoğumuz için sağlıklı bir besindir, fakat bazılarımızda alerjik etkiler gösterebilir. Aynı şekilde, pek çoğumuz için antioksidan kaynağı olan çilek, bazılarımızda yüksek kaşıntı veya burun akıntısı gibi semptomlara yol açabilir. Metabolizmamızın verdiği tepkiler farklı olduğu içindir ki, aynı diyeti uygulayan iki kişiden biri incecik olabilirken, diğeri kilo kaybetmeyebilir. Dolayısıyla, sağlıklı beslenebilmek için her türlü hazır ve ezbere diyet, tarif ve reçeteden uzak durmalıyız.

Ofiste organik yaşam için, gün içinde aldığımız kalori miktarının harcadığımız kaloriyle dengeli olması gerekir efendim. Masa başı işler yapıyorsak ve tüm günümüz neredeyse hiç hareket etmeden geçiyorsa, hızlı kilo almamız şaşırtıcı olmayacaktır. Ve maalesef bu durum, başta diyabet olmak üzere pek çok sağlık sorununu beraberinde getiriyor. Pankreasın yağlanması sonucu, kanda şeker seviyesini kontrol eden beta hücrelerinde baskı oluşuyor. Sağlıklı beslenmek için, pankreas yağlanmasına yol açabilecek her türlü gıdadan uzak durmalıyız. Üstelik, Tip 2 diyabet hastasıysanız ve fazla kilonuz varsa, mutlaka kilo vermeniz gerekir. Hazma yardımcı olan bitki çayları ve maden suyu gibi içecekleri fazla tüketmemeye de dikkat etmelisiniz.

Öğün atlamamak ve fast food yiyeceklerden uzak durmak gerekir.

Hızlı geçen iş temposu içinde maalesef yemek yemeye vakit bulamadığımız durumlar oluyor efendim. Fakat ne olursa olsun, öğün atlamamalı ve toksik kalori içermeyen yiyecekleri tercih etmeliyiz. Yapılan bilimsel araştırmalara göre, günlük ortalama aldığımız kalori miktarı 100 yıl öncesinden fazla değil. Ancak günümüzde, özellikle de fast food yiyecekler nedeniyle toksik kalori alımı çok yüksek düzeyde. 100 yıl önce günlük 2-3 bin kalorilik bir beslenme alışkanlığı tehlike yaratmıyordu. Oysa, günümüzde bu miktarlar fast food yiyeceklerden alındığı için ve çok az hareket edildiği için ciddi sağlık sorunları ortaya çıkıyor. 

Geleneksel beslenme alışkanlıklarını giderek kaybeden bir toplumda yaşıyoruz efendim. Fast food ağırlıklı beslendiğimiz için ülkemizde obezite hızlı bir artış göstermekte. Amerika’da başlayıp Avrupa’ya, oradan da bize yayılan obezite artışı, yanlış beslenme alışkanlıklarımızın bir sonucu. Uzmanlara göre böyle devam ederse, 25-30 yıl sonra ülkemizde 2 kişiden biri obez olacak. Öğün atladığımızda uzun süre aç kalan vücut, yüksek kalorili yiyeceklere yöneliyor. Fakat, bu yiyeceklerle vücudumuzda biriken glukoz ve fruktoz, pankreasımıza zarar veriyor. İnsülin patlamaları ve hipogliseminin hızla artmasının esas nedeni bu.

Toksik kalorili yiyecek tüketimi, yalnızca obeziteyi değil, aynı zamanda koroner hastalık ve kanser risklerini de beraberinde getiriyor efendim. Genç yaşlarda geçirilen kalp krizleri, hipertansiyon atakları, uyku bozuklukları, depresyon gibi hastalıklar, toksik kalorili yiyecekler nedeniyle son yıllarda hızlı bir artış göstermekte. Oysa, öğün atlamadığımızda ve sağlıklı beslendiğimizde ofiste organik yaşam için büyük bir mesafe kat edebiliriz. 

Uykusuzluk ofiste organik yaşam için büyük bir engeldir.

Sağlıklı bir yaşam için günde yaklaşık 6-8 saat uyumak gerekir efendim. Genetik farklılıklara bağlı olarak bu süre 3-4 saate kadar düşebilir. Fakat, böyle bir farklılığa sahip değilseniz, günde 6 saatten az uyuduğunuzda ciddi sağlık risklerine davetiye çıkartmış olursunuz. Uykuda geçirmeniz gereken süreyi uyanık olarak geçirdiğinizde, kandaki kortizon üretimi şeker dengesini bozuyor. Artan şeker miktarı nedeniyle, böbreküstü bezlerden daha fazla kortizon salgılanıyor. Bunun doğal bir sonucu, gece gelen açlık atakları. Ve gece atıştırması sonucu alınan kaloriler önce karaciğerde, sonra göbekte, sonra da kalçada yağ olarak birikiyor.

Uykusuzluğun çeşitli nedenleri olabilir efendim. Sık seyahat ediyorsanız ve zaman farkı olan yerlere gidip geliyorsanız, vardiyalı çalışıyorsanız, kronik bir hastalığınız varsa ve sürekli ilaç kullanıyorsanız, uykusuzluk sorununu akut veya kronik olarak yaşıyor olabilirsiniz. Fakat, alabileceğiniz basit birtakım önlemlerle bu konuda belli bir iyileşme sağlayabilirsiniz. Örneğin, yatmadan önce aç veya tok olmamalısınız, gün içinde fazla çay ve kahve tüketmemelisiniz. Akşam saatlerinde heyecanlı aktivitelerden kaçınmalısınız, her akşam yatağa aynı saatte girerek biyoritminizi korumalısınız.

Uykusuzluk sorunu, gün içinde enerjinizi ciddi oranda düşürür efendim. Enerjinizi arttırmak için tüketeceğiniz besin ve içeceklerin hiç biri, sağlıklı bir uykunun yerini tutmaz. Eğer akut veya kronik uykusuzluk sorununuz varsa, ofiste gün içinde kısa uykularla bu sorunu geçiştirmeye çalışmamalısınız. Mutlaka bir hekime danışmalı, bu sorunu kesin olarak çözme yoluna gitmelisiniz. Sağlıklı bir uyku düzeniniz oluştuğunda, ofiste organik yaşam için önemli bir şartı daha yerine getirmiş olacaksınız.

Ofiste organik yaşam için egzersizler çok önemli.

Masa başı işlerde çalışan beyaz yakalılar arasında hızla artan kas ve eklem ağrılarının büyük bir bölümü, gün içinde yeterince hareket etmemekten kaynaklanıyor efendim. Ofise özel aracınızla veya toplu taşıma araçlarıyla geliyorsanız, aslında en kolay ve en faydalı spor olan yürüyüşten biraz mahrum kalıyorsunuz demektir. Tüm günü masa başında geçirmek yerine öğle paydosunda bir miktar yürüyüş yapmak, işe gelip giderken bir durak erken inmek gibi basit önlemlerle hareketsiz bir yaşama son verebilirsiniz.

Düzenli yürüyüşler yapmak istiyorsanız, beton veya asfalt gibi sert yüzeyler yerine toprak zeminleri tercih etmelisiniz. Sert yüzeylerde yapılan yürüyüşler, dizde menisküse ve bel fıtığına yol açabilmekte. Ofiste yapabileceğiniz en basit egzersizler ise başı yavaşça öne, arkaya ve yanlara doğru eğmek, omuzları yukarı doğru 3 saniye kaldırmak, öne ve arkaya doğru hareket ettirmek şeklinde basit egzersizlerdir. Ayrıca, elleri açıp kapamak, ayak bilekleriyle dairesel hareketler çizmek, beli yanlara ve geriye doğru esnetmek de oldukça faydalı.

Ofiste organik yaşam için egzersiz yaparken, her gün aynı saatte aynı egzersizleri yapmak yerine, farklı saatlerde farklı egzersizler yapmalısınız. Çünkü vücudumuz, doğal yapısı itibariyle, hareket konusunda oluşan kaos karşısında daha güçlü tepkiler veriyor. Ve biriken yağları daha hızlı bir şekilde yakıyor. Egzersizlerin hızı da farklı olmalı. Aynı tempo yerine hızlanıp yavaşlayan egzersizler, metabolizma üzerinde daha faydalı.

Zaman yönetimi ve öfke kontrolüne özen göstermelisiniz.

Modern iş hayatı, kısa sürede büyük başarılar elde etme esasına dayanıyor efendim. Bunun için, günlük iş miktarımız hemen her gün artıyor, zamanında yetişmeyen proje veya raporlardan dolayı strese giriyor ve öfke kontrolümüzü kaybedebiliyoruz. Ofis ortamı içinde yaşadığımız sorunların önemli bir bölümü, zaman yönetimi ve öfke kontrolü konusunda yeterince başarılı olamayışımızdan kaynaklanıyor. Ofiste organik yaşam için bu konulara da dikkat etmemiz çok önemli.

Zaman yönetiminde başarı sağlayabilmek için, iş planlamasında temel önceliklerin belirlenmesi gerekir efendim. O gün içinde mutlaka yapılması gereken işler, listenin ilk sırasında yer almalı. İkinci ve üçüncü derecede önem arz eden konuları netleştirin ve birincil işleri fazla vakit geçirmeden halledin. Size zaman kaybettiren teknik ve insansal faktörleri belirleyin ve nasıl hız kazanabileceğinizi düşünün. Bu tarz düşünceler, sorun çözme becerinizi geliştirecektir. İyi bir ekibiniz ve çalışma ortamınız varsa, zaman yönetimi sizin için önemli bir sorun değildir aslında. 

Öfke kontrolünde ise dışsal unsurlardan çok kendinizle baş başasınız efendim. İnsan psikolojisinde öfkenin bir kaynağı olsa da öfke kontrolü iş hayatının olmazsa olmazları arasında. Öfke kontrolü konusunda, ne yapmak istediğinize değil, ne yapmak istemediğinize odaklanmalısınız. Hedeflerinizi gerçekleştirmek için acele etmeyin, çevrenizdekilerin sizi anlaması için onlara zaman tanıyın, iş arkadaşlarınızla iletişim düzeyinizi hep yüksek tutun. Öfkelenmeye yol açan nedenleri hiçbir zaman ortadan kaldıramazsınız, ama öfke kontrolünüzü sağlayarak başarı düzeyinizi arttırabilirsiniz.

Sosyal ilişkilerinizi güçlendirmelisiniz.

İnsanın sosyal bir varlık olduğu gerçeği, iş hayatında daha açık bir şekilde ortaya çıkıyor efendim. Sosyal ilişkiler zayıfladığında, iş ilişkilerini korumak mümkün olmuyor. Oysa, sosyal ilişkilerimiz güçlendiğinde, iş ilişkilerimiz bundan olumlu yönde etkileniyor. Sosyal ilişkileri güçlendirmek de yine, ofiste organik yaşam için bir diğer unsur. Günlük iş yükünüz ne olursa olsun, arkadaşlarınızla bir araya gelmek için yaratıcı çözümler bulabilir, en azından çay kahve molalarında bir araya gelebilirsiniz. Sosyal ilişkileriniz güçlendikçe, ekip içi uyumunuz ve sorun çözme beceriniz de yükselecektir.

Sosyal ilişkileri güçlendirmenin en iyi yöntemlerinden biri övgü ve takdir sözleridir efendim. Size en küçük bir katkı sağlayan herkese teşekkür edin. Bu konuda fazlasıyla cömert olabilirsiniz. Nitekim teşekkür etmek, verilen emeğe duyulan saygının bir göstergesidir. Bu saygıyı gösterirseniz, daha güzel işler yapılmasının önünü açar, arkadaşlarınızı motive edersiniz. Her güzel işi övüp her başarıyı takdir ettiğinizde, çevrenizde olumlu duygu ve düşüncelerin arttığına tanıklık edeceksiniz.

Sosyal ilişkilerinizi güçlendirmek için ayrıca, kısık sesle ve yavaşça konuşmalı, yalan söylememeli, kendinizi övmekten kaçınmalısınız. Yüksek sesle söylenen sözler, karşı taraf üzerinde olumsuz etkiler uyandırır ve savunma mekanizmalarını devreye sokar. Söylenen her yalan, başka bir yalana kapı aralar ve güven yitimiyle sonuçlanır. Kendini öven kişiler, başta kıskançlık olmak üzere pek çok soruna zemin hazırlar.

İşte böyle efendim, bu konulara dikkat ederseniz, ofiste organik yaşam sürdürebilirsiniz…

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
2 Yorum

1 Yorum

  1. ÜMİT DAGDEVİREN

    8 Ağustos 2018 saat 16:38

    BU DEVİRDE ORGANİK YAŞAM ARTIK İMKANSIZ , ORGANİK DİYE ALIYORSUN ESNAF BİLE SAHTEKAR OLMUŞ.

  2. İstanbul Organizasyon Şirketi

    21 Eylül 2019 saat 15:21

    Öneriler için teşekkürler, kaleminize sağlık…

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Türkiye İlk Kez Sabah Maçlarına Çıkıyor: Ülkece Uyku Düzeni Dağılıyor

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye olarak yıllardır gece maçına alışmış insanlarız.
20.45 mi? Mis gibi saat.
Çay koy, kanepeye yayıl, maçı aç.

Ama sabah 06.00’da milli maç izlemek…
İşte orada pek alışık değiliz gibi.

Bu Dünya Kupası’yla birlikte ilk kez “güne Türkiye maçıyla başlama” dönemine giriyoruz.
Yani artık alarm sesi bile stres yaratacak.

Sabah Alarmıyla Milli Duygu Aynı Anda Yaşanır mı?

Muhtemelen yaşanacak.

Çünkü milyonlarca insan ilk kez kendi isteğiyle 05.30 alarmı kuracak.
Normalde işe zor uyanan insanlar, Türkiye maçı için karanlıkta ayakta olacak.

Ve o sabah herkesin evinde aşağı yukarı aynı sahne dönecek:

  • Tek göz açık televizyonu açma çabası
  • Mutfakta sessiz sessiz kahve yapma
  • “Daha hava bile aydınlanmadı ya” söylemleri
  • İlk düdükle birlikte bir anda kendine gelme

Ofisler Birkaç Gün Hafif Dağılabilir

Şimdiden söyleyelim…
Bu maç saatleri ofis düzenini biraz bozacak gibi duruyor.

Çünkü biri maçı izlemek için 3 saat uyuyacak.
Biri “Uyumam ben” diyecek, öğleden sonra ekrana boş boş bakacak.
Birileri toplantıda istemsizce maç yorumu yapacak.

Hatta bazı ofislerde şu konuşmaların geçme ihtimali çok yüksek:

— “Kaçta yattın?”
— “Yatmadım.”
— “Maçı izledin mi?”
— “İkinci yarıyı hatırlamıyorum bile.”

FIFA Biraz Bizi Zorlamış Gibi

Maç saatleri şöyle:

  • 07.00
  • 06.00
  • 05.00

Yani biri özellikle “Türk halkının sabır seviyesi ölçülsün” istemiş gibi.

Ama işin garip tarafı şu:
Ne kadar erken olursa olsun, konu milli maç olunca insanlar yine ekran başına geçiyor.

Normalde sabah yürüyüşüne çıkmayan adam, Türkiye maçı için gün doğmadan kahveyle koltuğa kurulacak.

Bu Turnuvanın Gizli Kahramanı Kahve Olabilir

Bu süreçte en yoğun mesaiyi futbolcular kadar kahveler de yapacak gibi duruyor.

Çünkü sabah 5’te maç izlemek normal seyircilik değil.
Bir noktadan sonra hayatta kalma mücadelesine dönüyor.

Şimdiden bazı klasikler oluştu bile:

  • “Ben maçı ofisten açarım”cılar
  • Termosu akşamdan hazırlayanlar
  • Maç günü toplantıyı ertelemeye çalışanlar
  • Ve “Ben zaten erken kalkıyorum” diye hava atanlar

Ama Güzel Tarafı da Bu Galiba

Ne kadar uykusuz olursak olalım…
O saatlerde yine milyonlar aynı anda aynı maçı izleyecek.

Bir yanda kahve, bir yanda milli heyecan.
Göz yarı kapalı ama yorumlar tam gaz.

Çünkü Türkiye’de milli maç sadece futbol değil.
Biraz stres, biraz umut, biraz da “Bu maçı alırız” inadıdır.

Ve galiba ilk kez,
Dünya Kupası’nı “günaydın” diyerek yaşayacağız.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Eskiden “Çıkıp Alalım” Diyorduk, Şimdi Kargo 1 Gün Gecikince Sinirleniyoruz..

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’de e-ticaret artık sadece “internetten alışveriş” meselesi değil.
İnsanların günlük alışkanlıklarını değiştiren bambaşka bir düzene dönüştü.

Bir dönem internetten sipariş vermek insanlara riskli gelirdi.
Şimdi ise kargo bir gün geç kalsa herkesin canı sıkılıyor.

Çünkü alıştık.
Hem de çok hızlı alıştık.

Son 5 yılda Türkiye’de e-ticaret hacminin yaklaşık 12 kat artıp 10,6 trilyon liraya ulaşması da bunu açıkça gösteriyor.

Üstelik sadece para büyümüyor.
İşlem sayısı da inanılmaz seviyelere çıktı.

Bugün Türkiye’de e-ticaret işlem sayısı 25,85 milyara ulaşmış durumda.
Yani insanlar artık büyük küçük fark etmeksizin birçok ihtiyacını internetten çözmeye başladı.

Bir kulaklık…
Bir kahve makinesi…
Bir paket fotokopi kağıdı…
Hatta ofisin çayı kahvesi bile artık birkaç dakikada sipariş veriliyor.

Dolar bazında bakıldığında da tablo aynı.
Türkiye’nin e-ticaret hacmi 43 milyar dolardan 115,4 milyar dolara yükseldi.

Aslında bu değişimi anlamak için istatistiklere bile çok gerek yok.

Çevremize bakmamız yeterli.

Eskiden biri bir şey alacağı zaman mağaza mağaza gezerdi.
Şimdi önce telefondan fiyat bakılıyor.
Yorum okunuyor.
“Yarın gelir mi?” diye teslimat süresi kontrol ediliyor.

Hatta bazen mağazada görülen ürün bile internetten sipariş ediliyor.

Çünkü artık insanlar sadece ürün almıyor.
Kolaylık satın alıyor.

Özellikle şirketler tarafında bu durum çok daha net hissediliyor.

Kimse tek bir eksik için gün içinde farklı yerlere yetişmeye çalışmak istemiyor.
Kırtasiye ayrı yerden, temizlik ürünü başka yerden, kahve başka yerden derken iş uzayıp gidiyor.

Bu yüzden Ofix gibi platformlar son dönemde şirketlerin işini ciddi anlamda kolaylaştırmaya başladı.

İnsanlar artık ofis ihtiyaçlarını tek tek düşünmek yerine, tek noktadan hızlıca çözmek istiyor.
Ürün bulunsun, fiyat uğraştırmasın, sipariş zamanında gelsin yeterli oluyor çoğu zaman.

Geldiğimiz noktada e-ticaret artık ekstra bir seçenek değil.
Günlük hayatın normal akışına dönüşmüş durumda.

Ve görünen o ki insanlar bu hızdan kolay kolay vazgeçmeyecek.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden Her İki Beyaz Yakalıdan Biri “Ben Bunu Daha Ne Kadar Yapacağım” Diyor?

Yayınlandı

tarihinde

İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası.
Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.

İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi.
Bir nevi kimlik.

Ama işte tam burada işler karışıyor.
Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.


Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil

Modern iş hayatı sana şunu söylüyor:
Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.

Yani bir nevi:
“Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”

Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor.
Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”

Spoiler: Fazla.


Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor

Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor.
Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj gelirse cevaplanıyor.
“Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.

Sonra bir de hayat var:
Ev, düzen, sorumluluklar…

Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun,
sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.


Aynı iş, farklı hayatlar

Aynı pozisyonda iki kişi düşün.
Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.

Ya da şöyle:
Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.

İşte o an bir şey kırılıyor.

Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.


Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor:
“Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”

Çünkü mesele işin kendisinden çok,
o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.

Ve belki de asıl ihtiyaç,
daha fazla çalışmak değil…
daha dengeli yaşamak.

Okumaya Devam Et

Trendler