Bizi Takip Edin

Lifestyle

Rulopak alkol bazlı el dezenfektanlarını henüz denemediniz mi?

Yayınlandı

tarihinde

Rulopak alkol bazlı el dezenfektanları hakkında faydalı bilgiler Ofix Blog'da...

Koronavirüs salgınıyla birlikte alkol bazlı el dezenfektanları hayatımızda geniş bir yer tutmaya başladı. İnternet aramalarında en sık aranan kelimelerden biri haline gelen el dezenfektanı, korona döneminin sembolü oldu. Dezenfektan çeşitleri arasında alkol bazlı ürünler, bakteri ve virüslere karşı çok güçlü bir silahtır. Dezenfektan alkol ve alkol bazlı el dezenfektanı çeşitlerinin etkisi diğer dezenfektan türlerine oranla çok daha yüksektir. Dışarıda veya ofiste iyi bir el dezenfektanına ihtiyaç duyuyorsanız, Rulopak alkol bazlı el dezenfektanları iyi bir seçim olabilir. Ofix Blog’da bugünkü yazımızda, Rulopak alkol bazlı el dezenfektanları hakkında faydalı bilgiler paylaşacağız. 

Rulopak Alkol Bazlı El Dezenfektanı Pompalı 1 L

Toplu yaşam ve çalışma alanlarında dezenfekte yüzeyler ve el temizliği çok önem taşımakta. Temas yoluyla bulaşan virüs ve bakteriler, el hijyenine gereken özen gösterilmediğinde kolayca yayılabiliyor. Evde ya da ev dışı ortamlarda antibakteriyel temizleyiciler veya alkol bazlı dezenfektanlar, temizlik ve hijyen konusunda daha etkin sonuçlar sağlamakta. İster mutfak hijyeni olsun, isterse endüstriyel hijyen, alkol bazlı ürünlerle daha kalıcı sonuçlar alabilirsiniz. İşyerinizde personel hijyeni için de yine alkol bazlı ürünleri ilk sırada değerlendirebilirsiniz. İşyerleri gibi fazla kişinin bir arada bulunduğu ortamlarda sıvı sabunlar bazen yetersiz kalabiliyor. Sıvı sabunların kullanıldığı nemli yüzeylerden mikroorganizmalar kolayca yayılabiliyor.

El hijyeni konusunda kolay ve etkili bir çözüm arıyorsanız, Rulopak alkol bazlı el dezenfektanı pompalı 1 l ürünümüz iyi bir seçim olabilir. Ofiste çalışırken farklı birçok yüzeyle temas sağlıyor ve el yıkamak için vakit bulamıyor olabilirsiniz. Masanızda bulunduracağınız bu ürünlerle el hijyeninizi rahatlıkla sağlayabilirsiniz. Mesainize başlarken az miktarda kullanacağınız bu ürünlerle ellerinizde hızlı ve etkin bir antibakteriyel-antiviral koruma sağlayabilirsiniz. Temas yoluyla bulaşan virüs ve bakterilere karşı etkili olan bu ürünler, cilt üzerinde uzun süreli bakteriyostatik etki göstermekte. Doğa dostu bu ürünler, aynı zamanda da cildin doğal nem dengesini korumasına katkı sağlıyor.

Rulopak Alkol Bazlı El Dezenfektanı 5 L

Kurumsal ve endüstriyel alanlarda çalışan personel sayısı fazla olduğu için, el hijyeni konusunda 5 litre ve üzeri ürünler daha doğru bir seçim olabilir. El dezenfektanı alımını yüksek hacimlerde gerçekleştiren işletmeler, bu ürünleri dispenser yardımıyla kullanmakta. Bu ürünleri uygun bir dispenserle kullanırsanız, dozaj aşımını önler ve tasarruf sağlayabilirsiniz. Bu ürünler alkol bazlı olduğu için uygulamada az miktar bile yeterli olmakta. Basit ovma hareketiyle ellerinize ve bileklerinize uygulayabileceğiniz bu ürünlerin etkili olabilmesi için fazla acele etmemelisiniz. Uygulamanın ardından ellerinizi kurutmaya çalışmak yerine, kendiliğinden kurumasını bekleyebilirsiniz. Kurutma hareketleri nedeniyle cildinizde kızarıklık oluşabilir.

Bununla birlikte, gün içinde eğer fazla temas kurmuyorsanız, el hijyeni konusunda alkol bazlı dezenfektanları tercih etmeyebilirsiniz. Günlük kullanımlar için alkollü el dezenfektanı çeşitlerine değil, alkolsüz el dezenfektanı çeşitlerine yönelebilirsiniz. Günlük kullanımlar için alkollü el antiseptiği veya alkol bazlı hızlı el antiseptiği çeşitlerini pek tercih etmemelisiniz. Bu ürünleri gereksiz yere kullanırsanız, cildinizde oluşan tahriş ve yanmayı gidermekte zorluk çekebilirsiniz. Cilt bakımı için ekstra ürünler kullanmak zorunda kalabilir, buna bağlı olarak cilt bariyerlerinizin zayıflamasına yol açabilirsiniz. Gün içinde fazla yüzeyle temas kurmuyor ve günün büyük bölümünü evde geçiriyorsanız, alkol bazlı el dezenfektanları yerine sıvı sabunlar da el hijyeninizi sağlayabilir. Rulopak alkol bazlı el dezenfektanı 5 l ürünümüz için fiyat bilgisi öğrenme ve sipariş işlemlerinizi satış sitemizde yapabilirsiniz.

Alkol Bazlı El Dezenfektanı Kullanırken Bunlara Dikkat!

Yaptığınız işin gereği olarak günün önemli bir kısmını dışarıda geçiriyor olabilirsiniz. Ne kadar azaltmaya çalışsanız da gün içinde çok fazla yüzeye temas ediyor olabilirsiniz. Antibakteriyel sabun ve su kullanarak ellerinizi yıkama imkanınız da olmayabilir. Bu gibi durumlarda, çantanızda veya cebinizde bulunduracağınız küçük bir şişe el dezenfektanı el hijyeni konusunda pratik çözümler sunabilir. El dezenfektanları arasında parfümlü ve renksiz olanlarına ilgi daha yüksek düzeyde. Parfümlü oldukları için ellerin güzel kokmasını sağlayan bu ürünler, renksiz oldukları için yüzeylerde iz bırakmıyor. Dezenfeksiyon için dezenfektan sprey çeşitleri kullanıldığında, ürünlerin bir miktarı havaya karışabiliyor. Sıvı ve jel ürünler ise el temizliği ve hijyeni için daha verimli kullanım imkanı sağlıyor.

El dezenfektanlarını kullanımdan sonra saklama koşullarına dikkat etmelisiniz. Uygulamanın ardından kapağını sıkıca kapatmalı, ürünleri olabildiğince serin ve kuru ortamlarda saklamalısınız. Alkol bazlı ürünler kullanıyorsanız, bu ürünleri ateş ve ısı kaynaklarından kesinlikle uzak tutmalısınız. Aksi durumda istenmeyen pek çok olayla karşılaşabilirsiniz. Ve tabii, hiçbir el dezenfektanını gıda temizliğinde kullanmamalısınız. Cilt üzerinde bile fazla kullanım halinde istenmeyen etkiler yaratabilen bu ürünler, besinler yoluyla vücuda alınması durumunda bazı sağlık risklerine yol açabilir.

Tüm okurlarımıza sağlıklı, keyifli ve bol kazançlı günler diliyoruz…

Okumaya Devam Et
Yorum yapmak için tıklayın

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

As Bayrakları: Türkiye’nin Dünya Kupası Yolculuğunda Yeni Bir Sayfa

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Futbol, Türkiye’de sadece bir spor değil;
bazen bir umut, bazen birleştirici bir heyecan, bazen de “bu sefer olacak” duygusu.

Dünya Kupası ise bu hikayenin en büyük sahnesi.
Ve biz, o sahnede az görünmüş ama unutulmayacak izler bırakmış bir ülkeyiz.

Türkiye Dünya Kupası’na Kaç Kez Katıldı?

Türkiye, FIFA Dünya Kupası tarihine bakıldığında
çok sık katılım gösteren bir ülke değil.

  • 1954 Dünya Kupası (İsviçre)
  • 2002 Dünya Kupası (Güney Kore & Japonya)

Toplamda sadece 2 kez katıldık.

Ama işin ilginç kısmı şu:
Bu iki katılımın biri, Türk futbol tarihinin en büyük başarılarından birine dönüştü.

2002 yılı…
Türkiye için sadece bir turnuva değil, kolektif bir hatıradır.

Teknik direktör Şenol Güneş yönetimindeki milli takım;
disiplinli oyun, güçlü savunma ve doğru zamanda gelen gollerle turnuvaya damga vurdu.

Türkiye Neden Uzun Süredir Dünya Kupası’nda Yok?

Bu soru yıllardır soruluyor.

  • İstikrarsız performans
  • Kadro sürekliliğinin sağlanamaması
  • Avrupa elemelerindeki zorlu rekabet

gibi faktörler, Türkiye’nin bu sahneden uzak kalmasına neden oldu.

Ama futbolun güzel yanı şu:
Her zaman yeni bir hikaye yazma şansı vardır.

Yeni Nesil, Yeni Umut

Son yıllarda genç ve yetenekli oyuncuların yükselişi
milli takım için yeniden umut oluşturuyor.

Avrupa’da forma giyen Türk futbolcuların sayısı artarken,
oyun kalitesi ve rekabet gücü de yukarı çıkıyor.


Ofiste Dünya Kupası Heyecanı

Dünya Kupası sadece sahada yaşanmıyor.

Ofiste:

  • Maç skorları takip edilir
  • Tahminler yapılır
  • “Bu maç alınır” tartışmaları döner
  • Kahve molaları uzar

İşte tam da bu anlarda, küçük detaylar büyük fark yaratır.

İyi bir kahve, rahat bir çalışma ortamı ve ihtiyaç duyulan ofis ürünleri…
Tüm bunlar, o heyecanı daha keyifli hale getirir.

Ofix, ofislerin bu tarz anlarda ihtiyaç duyduğu her şeyi bir araya getirirken,
günün temposunu bozmadan keyifli molalar vermenizi sağlar.

Son Söz: Yine Olabilir

Türkiye, Dünya Kupası’na çok sık katılmamış olabilir.
Ama katıldığında iz bırakmayı başarmış bir takım.

2002 bunun en büyük kanıtı.

Belki bir sonraki turnuvada,
yine aynı heyecanı yaşarız.

Ve belki yine ofislerde, ekran başında
“bu sefer gerçekten oluyor” deriz.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

İş Güvenliği: Plaza Hayatında Fark Etmeden Biriken Riskler

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Ofiste çalışıyorsan büyük ihtimalle kendini güvende hissediyorsundur.
Ne de olsa ne şantiye var ne ağır makineler. Masa, sandalye, bilgisayar… hepsi oldukça “zararsız” görünüyor.

Ama işin aslı şu: Ofis ortamı tehlikesiz değil, sadece tehlikeleri sessiz.

Gün içinde başına gelenleri düşün.
Masaya oturuyorsun, bilgisayarı açıyorsun, bir yandan kahve içiyorsun. Saatler geçiyor ama fark etmiyorsun. Çünkü her şey alıştığın gibi. Zaten problem de tam burada başlıyor: alışkanlıklar, zamanla hataları görünmez hale getiriyor.

Mesela masa altındaki kablolar…
İlk gün dikkat edersin. Sonra görmezden gelmeye başlarsın. Bir süre sonra artık orada olduklarını bile unutursun. Ta ki bir anlık dalgınlıkta ayağın takılana kadar.

Ya da sandalye…
“Rahat gibi” gelir ama aslında doğru ayarda değildir. Günler geçtikçe omuzların biraz daha öne düşer, ekran biraz daha aşağıda kalır. O an bir şey hissetmezsin ama gün sonunda yorgunluk artar. Bir süre sonra bu durum normalin olur.

İşte plaza hayatındaki riskler tam olarak böyle çalışır: büyük değil, biriken.

İş güvenliği denince çoğu kişinin aklına prosedürler, eğitimler, uzun uzun anlatılan kurallar gelir. O yüzden de sıkıcı bulunur. Ama ofis tarafında iş güvenliği aslında çok daha basit bir yerden başlar: düzen.

Düzenli bir masa, doğru yerleştirilmiş bir ekran, güvenli kullanılan prizler… Bunlar kulağa küçük detaylar gibi gelir ama günün sonunda hem konforu hem verimi doğrudan etkiler. Hatta çoğu zaman fark etmeden yaşadığın yorgunluğun sebebi bile bu küçük eksiklikler olur.

Bir de işin hijyen tarafı var ki genelde en çok atlanan konu burası.
Ortak kullanılan alanlar, mutfak, masa yüzeyleri… Bunlar sadece temizlik meselesi değil, doğrudan iş güvenliği konusu. Çünkü sağlıklı olmayan bir ortamda çalışmak da bir risk.

Bu noktada doğru ürün seçimi devreye giriyor. Ergonomik ofis ekipmanları, kablo düzenleyiciler, güvenli priz çözümleri ya da temizlik ürünleri… Bunların hepsi aslında “daha konforlu” bir ofis için değil, daha güvenli bir çalışma ortamı için var. Ofix gibi platformlarda bu ürünleri doğru şekilde seçmek, işi oldukça kolaylaştırıyor.

Sonuçta kimse ofise gelirken “bugün başıma bir şey gelir” diye düşünmez.
Ama kimse de gün sonunda sebepsiz yere yorulmak, ağrıyla kalkmak ya da küçük bir kazayla günü kapatmak istemez.

Plaza hayatında riskler gürültüyle gelmez.
Sessizce birikir, alışkanlığa dönüşür.

Ve çoğu zaman çözümü de büyük değişikliklerde değil,
gözünün önünde duran küçük detaylarda saklıdır.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden her iki beyaz yakalıdan biri “ben bunu daha ne kadar yapacağım?” diyor?

Yayınlandı

tarihinde

Yazar:

Sabah alarm çalıyor.
Bir anlığına “bugün işe gitmesem ne olur?” düşüncesi geçiyor aklından.

Sonra herkes gibi kalkıyorsun. Kahveni alıyorsun, bilgisayarın başına geçiyorsun.
Ama içten içe şunu hissediyorsun: Bu sadece yorgunluk değil.

Son dönemde beyaz yakalıların büyük bir kısmı aynı şeyi düşünüyor.
Gitmek değil belki… ama kalmak da eskisi kadar kolay gelmiyor.


İş sandığımızdan daha fazlası

Kimse sadece para kazanmak için çalıştığını düşünmek istemiyor.
İnsan biraz da “ben ne yapıyorum?” sorusunun cevabını arıyor.

Yaptığın işin bir anlamı olsun istiyorsun.
Bir katkın olsun.
Birileri fark etsin.

O yüzden iş sadece iş olmuyor.
Yavaş yavaş senin bir parçan haline geliyor.

Ama işte tam bu yüzden, karşılığını alamadığında sadece yorulmuyorsun… kırılıyorsun.


“Biraz daha dayan” hali

İş hayatı sana açık açık şunu söylemiyor ama hissettiriyor:
Biraz daha hızlı ol, biraz daha fazla sorumluluk al, biraz daha idare et.

Bir süre sonra bu “biraz daha”lar birikiyor.

Akşam laptopu kapatıyorsun ama zihnin kapanmıyor.
Hafta sonu geliyor ama tam dinlenemiyorsun.
Pazartesi daha gelmeden yorgun hissediyorsun.

Ve bir noktada insan kendine şu soruyu soruyor:
“Ben gerçekten bu tempoya alıştım mı, yoksa sadece katlanıyor muyum?”


Gün bitiyor ama iş bitmiyor

Eskiden iş çıkınca iş biterdi.
Şimdi sadece mekan değişiyor.

Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj düşerse cevaplanıyor.
“Şunu da hızlıca halledeyim” dediğin şey, geceye sarkıyor.

Bir de hayatın kendisi var.

Ev, sorumluluklar, yapılacaklar…
Yani aslında gün içinde tek bir iş yapmıyorsun.
Sürekli bir şeyleri dengede tutmaya çalışıyorsun.

Ama o denge çoğu zaman tutmuyor.


İçten içe bir şeyler eksik

En yorucu olan şey bazen işin kendisi değil.
Karşılığını alamadığını hissetmek.

Çok çalışıyorsun ama yeterince görülmüyorsun.
Emek veriyorsun ama fark yaratıyormuş gibi hissetmiyorsun.

Bazen aynı işi yaptığın insanların farklı yerlerde olduğunu görüyorsun.
Ve o an şunu düşünüyorsun:

“Ben nerede yanlış yapıyorum?”

Aslında çoğu zaman yanlış yapan sen değilsin.
Ama bunu anlamak zaman alıyor.


“İstifa” dediğimiz şey

Dışarıdan bakınca basit:
“İşi bırakmış.”

Ama içeride olan şey biraz daha farklı.

Bu karar genelde bir anda verilmiyor.
Biriken şeyler var.

Yavaş yavaş uzaklaşmak,
kendini geri çekmek,
eskisi kadar önemsememek…

Ve bir gün, artık devam edemediğini fark etmek.

O yüzden bu sadece bir işten ayrılma değil.
Bir hissin, bir yükün, bir döngünün içinden çıkma hali.


Aynı döngü, aynı yorgunluk

Birçok insanın yaşadığı şey aslında birbirine çok benziyor.

Yaptığın işin karşılığını tam alamadığını hissetmek,
ilerliyormuş gibi değil de yerinde sayıyormuş gibi hissetmek,
ne kadar çabalarsan çabala yetmiyormuş gibi gelmesi…

Ve en önemlisi,
hayatın sadece işten ibaretmiş gibi hissettirmesi.

İşte bu his biriktiğinde,
insan “bırakayım mı?” diye düşünmeye başlıyor.


Asıl mesele

Bugün beyaz yakalıların yaşadığı şey tembellik değil.

Kimse çalışmaktan kaçmıyor.
Ama kimse de kendini kaybedecek kadar çalışmak istemiyor.

İnsanlar üretmek istiyor, faydalı olmak istiyor, iyi hissetmek istiyor.

Ama bunun karşılığında sadece yorgunluk kalıyorsa,
orada bir problem var.

O yüzden mesele şu değil:
“İnsanlar neden çalışmak istemiyor?”

Asıl mesele şu:
İnsanlar neden bu şekilde çalışmak istemiyor?

Okumaya Devam Et

Trendler