Bizi Takip Edin

Lifestyle

Dünya Kahve Günü’nüz Kutlu Olsun!

Yayınlandı

tarihinde

Dünya Kahve Günü'nüz Kutlu Olsun!

Hem iş hayatımızda, hem de özel hayatımızda kahvenin çok özel bir yeri var. Sabah uyandığımızda belki kahvaltı bile yapmadan kahvemizi hazırlıyoruz. Ofiste çalışırken, misafir ağırlarken, toplantı yaparken veya mola anlarımızda kahvemizi yudumluyoruz. Kahveyi o kadar seviyoruz ki, kendi pişirme tekniğimizi geliştirerek kahveye Türk kahvesi ismini vermişiz. Aslına bakarsanız, kahveyi sevenler için her gün kahve günü! Fakat, dünya genelinde pek çok ülkede her yıl 1 Ekim günü Dünya Kahve Günü olarak çeşitli etkinliklerle kutlanıyor. Ofix Blog‘da bugünkü yazımızda, bu özel gün vesilesiyle kahveyle ilgili birkaç noktaya kısaca temas edeceğiz.

Kahvenin Kısa Tarihçesi

Kahvenin kökeni olarak pek çok kaynakta, bugün Etiyopya dediğimiz Habeşistan’ın ismi geçmekte. 9. yüzyılda Kaldi isimli Habeşistanlı bir sığırtmaç (sığır çobanı), keçilerin bir meyveyi yedikten sonra daha enerjik hale geldiğini fark eder. Bunun üzerine, kendisi de bu meyveyi yer ve meyvenin hem tadı, hem de verdiği enerji çok hoşuna gider. Zaman içinde bu bitki, Habeşistan ve çevresinde yayılmaya başlar. İlk olarak 11. yüzyılda kahve, Habeşistan dışına çıkar ve Yemen’de üretilmeye başlanır.

Osmanlı Devleti’nin 16. yüzyılda Yemen’i fethetmesiyle kahve, Yemen Valisi Özdemir Paşa sayesinde saraya girer ve yemeklerden sonra tüketilen en gözde içeceklerden biri haline gelir. Şu farkla ki, kahvenin tadı çok acı bulunur ve tatlandırmak için süt kullanılır. Sarayın ardından konaklarda ve evlerde başlayan kahve tüketimi, kahvehanelerin ortaya çıkmasıyla farklı bir nitelik kazanır ve kahve, sosyal iletişimin en önemli araçlarından biri haline gelir.

16. yüzyılın sonlarına doğru kahvehaneler yalnızca kahve tüketilen yerler olmaktan çıkar ve toplumsal olayların konuşulup değerlendirildiği mekanlar haline gelir. Durumdan rahatsız olan devlet erkanı, saraya telkinde bulunarak kahvehanelerin kapatılmasını ve hatta kahvenin yasaklanmasını sağlar. O kadar ki, dönemin şeyhülislamı Ebussuud Efendi, kahvenin haram olduğu ve kahve taşıyan gemilerin batırılması yönünde fetvalar verir. Fakat Osmanlı toplumu kahveyi o kadar çok sever ki, günlük yaşamda ve özel günlerde kahve tüketimi devam eder.

Kahvenin Avrupa’ya yayılması, Venedikli tüccarlar sayesinde 17. yüzyılda başlar. Avrupa’da ilk olarak Venedik’te tüketilen kahve, kısa sürede İtalyanların en sevdiği içeceklerden biri haline gelir. Fakat Venedikli din adamları bu içeceğin Müslümanlar tarafından tüketilmesinden dolayı kahveyi “şeytanın acı buluşu” olarak nitelendirir. Viyana’da ise 1683 yılında yapılan ikinci kuşatmadan sonra Yeniçerilerin arkalarında bıraktığı çuvallar dolusu yeşil kahve tohumları, ilk önce hayvan yemi zannedilir. Daha sonra bunlardan “Türk içkisi” yapıldığı anlaşılır ve Papa‘dan bu içeceği yasaklaması istenir.

Kahve Endüstrisinin Doğuşu

20. yüzyıla kadar kahveyle ilgili lehte ve aleyhte çok sayıda görüş dile getirilir. Fakat, 20. yüzyılda kahve endüstrisinin doğuşuyla kahve tüketimi büyük artışlar gösterir ve kahveyle ilgili olumsuz görüşler yumuşamaya başlar. Kahve endüstrisinin doğuşunda, çay yetiştirmenin zorlukları ve çaydan alınan vergilerin yüksek olmasının önemli bir yeri vardı. Üstelik, henüz 17. yüzyılda başlayan yeni kahve plantasyonu kurma çalışmaları pek çok olumsuz denemenin ardından 19. yüzyılın sonlarına doğru başarılı sonuçlar vermiş ve kahve arzı artmaya başlamıştı. Habeşistan ve Yemen’in ardından ilk kahve plantasyonları, bugünkü Endonezya’da Hollandalılar tarafından kuruldu. Brezilya ve diğer Güney Amerika kolonilerindeki kahve plantasyonları ise Fransızlar tarafından kuruldu.

20. yüzyılın ikinci çeyreğinde kahve endüstrisi, hazır kahvenin bulunuşuyla yeni bir ivme yakaladı. İlk olarak Japon kimyager Satori Kato tarafından başlatılan çalışmalar olumlu sonuç vermemiş, hazır çay üretmek için kullanılan yöntemler hazır kahve üretiminde işe yaramamıştı. Dünyaca ünlü gıda ve içecek firması Nescafe bünyesinde çalışmalarını sürdüren Dr. Max Morgenthaler ise özel olarak geliştirdiği püskürtmeli kurutma yöntemi sayesinde kahve çekirdeklerinin suda kolayca çözünmesini ve kahvenin tadını korumasını sağladı.

1970’li yıllar, Nescafe‘nin ürün çeşitliliğini hızla arttırdığı ve dünya pazarında büyük başarılar elde ettiği yıllardı. İlk olarak 1965 yılında piyasaya sunulan Nescafe Gold, dondurularak kurutulmuş çözülebilir kahve çekirdeklerinden üretiliyor ve yepyeni bir kahve deneyimi sunuyordu. Bu başarının ardından Espresso, Frappe, Cappuccino gibi ürünler geldi. Ve bu ürünlerin hepsi, kahve tüketim alışkanlıklarında önemli değişiklikleri de beraberinde getirdi. Artan ürün çeşitliliği ve pazar payına paralel bir şekilde, Nestle‘nin üretim tesislerinin sayısında da yıllar içinde önemli bir artış gerçekleşti. Bugün sayıları 50’yi bulan fabrikasında, 150’den fazla ülkenin damak zevkine uygun bir şekilde, bin 600 kadar farklı formül kullanılarak üretim gerçekleştirilmekte.

Ofis dostu kahve ürünleri Ofix.com’da!

Dünya Kahve Günü vesilesiyle kahveyle ilgili önemli birkaç noktaya temas ettiğimiz bu yazımızı bitirmeden önce, online ofis marketiniz Ofix.com‘un verilerine göre ofislerin en sık sipariş verdiği kahve ürünleri içinde ilk üçte yer alanları kısaca tanıtacağız. Kurumsal müşterilerimiz için sunduğumuz özel fırsatlardan yararlanmak için burayı tıklayabilirsiniz.

Kurukahveci Mehmet Efendi Türk Kahvesi

Listemizin ilk sırasında, Kurukahveci Mehmet Efendi Türk kahvesi var. Paket ağırlığı 100 gram olan bu ürünlerle geleneksel kahve lezzetini alabilir, ofisinizde lezzetli bir Türk kahvesi içebilirsiniz. Çiğ kahve çekirdeklerini özenle kavurup öğüterek pişirmeye hazır şekilde sunan bu ürünlerin tazeliğini korumak için, kullanımın ardından paketi sıkıca kapatmalısınız. Ayrıca, kahvenizin bayatlamaması için 15 günlük tüketim peryotlarınıza göre sipariş vermenizi tavsiye ederiz. Ürün sayfasına buradan ulaşabilirsiniz. Türk kahvesi pişirmenin inceliklerini ise Ofix Blog‘da daha önce yayınlamış olduğumuz İyi bir Türk kahvesi pişirmenin püf noktaları nelerdir? isimli yazımızda bulabilirsiniz.

Nescafe Gold Kahve Poşet

Listemizin ikinci sırasında, Nescafe Gold kahve poşet var. 200 gramlık bu ürünlerin 1 tatlı kaşığında 0.1 mg karbonhidrat, 0.2 mg protein var; kalori miktarı ise yalnızca 2 kalori. Ofis çalışanları tarafından sıkça tercih edilen Nescafe markası, 1938 yılından bu yana kahve severlerin yakından tanıdığı ve ürün çeşitliliğine hayran kaldığı bir dünya markası. Kahve keyfini modern ve pratik hale getiren, kahveye günlük tüketim için uygun özellikler kazandıran Nescafe, “Kahvenin en iyisi!” sözünü zihinlerimize kazımayı başardı. Ürün sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

Jacobs Monarch Filtre Kahve

Listemizin üçüncü sırasında, Jacobs Monarch filtre kahve var. 500 gramlık bu ürünle hazırlayacağınız 1 fincan kahvede ortalama 0.18 gram protein, 0.06 gram yağ ve 3 gram sodyum bulunmakta. Kahveyi yalnızca tadıyla değil, aynı zamanda kokusuyla da çok sevenler için bu ürünler doğru bir seçim olabilir. 120 yıldan uzun bir süredir Jacobs markası, kahve üretiminde kullandığı özel teknikler sayesinde benzersiz bir aromaya sahip ürünleriyle kahve severlerin damaklarında kalıcı izler bırakmayı başardı. Ürün sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

Tüm kahve severlerin Dünya Kahve Günü bir kez daha kutlu olsun! 

Okumaya Devam Et
1 Yorum

1 Yorum

  1. Karton Bardak

    16 Kasım 2020 saat 17:27

    Kahve ev yaşantımızda ve ofis alanlarında tüketicilere keyif veriyor. Sağlık açısından çokta faydalıdır. Evde, işte, sokaklarda ister fincan olsun ister karton bardak tadına varılarak yudumlanmalıdır.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Lifestyle

Türkiye İlk Kez Sabah Maçlarına Çıkıyor: Ülkece Uyku Düzeni Dağılıyor

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye olarak yıllardır gece maçına alışmış insanlarız.
20.45 mi? Mis gibi saat.
Çay koy, kanepeye yayıl, maçı aç.

Ama sabah 06.00’da milli maç izlemek…
İşte orada pek alışık değiliz gibi.

Bu Dünya Kupası’yla birlikte ilk kez “güne Türkiye maçıyla başlama” dönemine giriyoruz.
Yani artık alarm sesi bile stres yaratacak.

Sabah Alarmıyla Milli Duygu Aynı Anda Yaşanır mı?

Muhtemelen yaşanacak.

Çünkü milyonlarca insan ilk kez kendi isteğiyle 05.30 alarmı kuracak.
Normalde işe zor uyanan insanlar, Türkiye maçı için karanlıkta ayakta olacak.

Ve o sabah herkesin evinde aşağı yukarı aynı sahne dönecek:

  • Tek göz açık televizyonu açma çabası
  • Mutfakta sessiz sessiz kahve yapma
  • “Daha hava bile aydınlanmadı ya” söylemleri
  • İlk düdükle birlikte bir anda kendine gelme

Ofisler Birkaç Gün Hafif Dağılabilir

Şimdiden söyleyelim…
Bu maç saatleri ofis düzenini biraz bozacak gibi duruyor.

Çünkü biri maçı izlemek için 3 saat uyuyacak.
Biri “Uyumam ben” diyecek, öğleden sonra ekrana boş boş bakacak.
Birileri toplantıda istemsizce maç yorumu yapacak.

Hatta bazı ofislerde şu konuşmaların geçme ihtimali çok yüksek:

— “Kaçta yattın?”
— “Yatmadım.”
— “Maçı izledin mi?”
— “İkinci yarıyı hatırlamıyorum bile.”

FIFA Biraz Bizi Zorlamış Gibi

Maç saatleri şöyle:

  • 07.00
  • 06.00
  • 05.00

Yani biri özellikle “Türk halkının sabır seviyesi ölçülsün” istemiş gibi.

Ama işin garip tarafı şu:
Ne kadar erken olursa olsun, konu milli maç olunca insanlar yine ekran başına geçiyor.

Normalde sabah yürüyüşüne çıkmayan adam, Türkiye maçı için gün doğmadan kahveyle koltuğa kurulacak.

Bu Turnuvanın Gizli Kahramanı Kahve Olabilir

Bu süreçte en yoğun mesaiyi futbolcular kadar kahveler de yapacak gibi duruyor.

Çünkü sabah 5’te maç izlemek normal seyircilik değil.
Bir noktadan sonra hayatta kalma mücadelesine dönüyor.

Şimdiden bazı klasikler oluştu bile:

  • “Ben maçı ofisten açarım”cılar
  • Termosu akşamdan hazırlayanlar
  • Maç günü toplantıyı ertelemeye çalışanlar
  • Ve “Ben zaten erken kalkıyorum” diye hava atanlar

Ama Güzel Tarafı da Bu Galiba

Ne kadar uykusuz olursak olalım…
O saatlerde yine milyonlar aynı anda aynı maçı izleyecek.

Bir yanda kahve, bir yanda milli heyecan.
Göz yarı kapalı ama yorumlar tam gaz.

Çünkü Türkiye’de milli maç sadece futbol değil.
Biraz stres, biraz umut, biraz da “Bu maçı alırız” inadıdır.

Ve galiba ilk kez,
Dünya Kupası’nı “günaydın” diyerek yaşayacağız.

Okumaya Devam Et

Lifestyle

Eskiden “Çıkıp Alalım” Diyorduk, Şimdi Kargo 1 Gün Gecikince Sinirleniyoruz..

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’de e-ticaret artık sadece “internetten alışveriş” meselesi değil.
İnsanların günlük alışkanlıklarını değiştiren bambaşka bir düzene dönüştü.

Bir dönem internetten sipariş vermek insanlara riskli gelirdi.
Şimdi ise kargo bir gün geç kalsa herkesin canı sıkılıyor.

Çünkü alıştık.
Hem de çok hızlı alıştık.

Son 5 yılda Türkiye’de e-ticaret hacminin yaklaşık 12 kat artıp 10,6 trilyon liraya ulaşması da bunu açıkça gösteriyor.

Üstelik sadece para büyümüyor.
İşlem sayısı da inanılmaz seviyelere çıktı.

Bugün Türkiye’de e-ticaret işlem sayısı 25,85 milyara ulaşmış durumda.
Yani insanlar artık büyük küçük fark etmeksizin birçok ihtiyacını internetten çözmeye başladı.

Bir kulaklık…
Bir kahve makinesi…
Bir paket fotokopi kağıdı…
Hatta ofisin çayı kahvesi bile artık birkaç dakikada sipariş veriliyor.

Dolar bazında bakıldığında da tablo aynı.
Türkiye’nin e-ticaret hacmi 43 milyar dolardan 115,4 milyar dolara yükseldi.

Aslında bu değişimi anlamak için istatistiklere bile çok gerek yok.

Çevremize bakmamız yeterli.

Eskiden biri bir şey alacağı zaman mağaza mağaza gezerdi.
Şimdi önce telefondan fiyat bakılıyor.
Yorum okunuyor.
“Yarın gelir mi?” diye teslimat süresi kontrol ediliyor.

Hatta bazen mağazada görülen ürün bile internetten sipariş ediliyor.

Çünkü artık insanlar sadece ürün almıyor.
Kolaylık satın alıyor.

Özellikle şirketler tarafında bu durum çok daha net hissediliyor.

Kimse tek bir eksik için gün içinde farklı yerlere yetişmeye çalışmak istemiyor.
Kırtasiye ayrı yerden, temizlik ürünü başka yerden, kahve başka yerden derken iş uzayıp gidiyor.

Bu yüzden Ofix gibi platformlar son dönemde şirketlerin işini ciddi anlamda kolaylaştırmaya başladı.

İnsanlar artık ofis ihtiyaçlarını tek tek düşünmek yerine, tek noktadan hızlıca çözmek istiyor.
Ürün bulunsun, fiyat uğraştırmasın, sipariş zamanında gelsin yeterli oluyor çoğu zaman.

Geldiğimiz noktada e-ticaret artık ekstra bir seçenek değil.
Günlük hayatın normal akışına dönüşmüş durumda.

Ve görünen o ki insanlar bu hızdan kolay kolay vazgeçmeyecek.

Okumaya Devam Et

Beyaz Yakalım

Neden Her İki Beyaz Yakalıdan Biri “Ben Bunu Daha Ne Kadar Yapacağım” Diyor?

Yayınlandı

tarihinde

İş sandığın şey aslında biraz daha fazlası.
Beyaz yakalılar için iş, sadece maaş değil. Kimse sabah kalkıp “bugün de Excel açayım, hayatımın anlamı bu” diye uyanmıyor.

İş; kendini kanıtlama, bir yere ait olma, “ben bir şey yapıyorum” hissi.
Bir nevi kimlik.

Ama işte tam burada işler karışıyor.
Çünkü beklenti büyüdükçe, hayal kırıklığı da büyüyor.


Herkes süper kahraman… ama kimse o kadar güçlü değil

Modern iş hayatı sana şunu söylüyor:
Hem hızlı ol, hem iyi ol, hem ulaşılabilir ol, hem de asla yorulma.

Yani bir nevi:
“Makine gibi çalış ama insan gibi hissetmeye devam et.”

Bir noktadan sonra bu denklem bozuluyor.
Ve insanlar şunu düşünmeye başlıyor:
“Ben mi abartıyorum, yoksa bu gerçekten fazla mı?”

Spoiler: Fazla.


Mesai bitiyor… ama aslında bitmiyor

Ofisten çıkıyorsun ama iş kafadan çıkmıyor.
Mail gelirse bakılıyor.
Mesaj gelirse cevaplanıyor.
“Bir bakayım” diye açılan laptop 2 saat kapanmıyor.

Sonra bir de hayat var:
Ev, düzen, sorumluluklar…

Yani günün sonunda sadece çalışmıyorsun,
sürekli bir şeyleri yetiştiriyorsun.


Aynı iş, farklı hayatlar

Aynı pozisyonda iki kişi düşün.
Biri daha az çalışıyor ama daha çok kazanıyor gibi hissediyorsun.

Ya da şöyle:
Çok emek veriyorsun ama kimse fark etmiyor.

İşte o an bir şey kırılıyor.

Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele “karşılığını alıyor muyum?” hissi.


Bugün birçok beyaz yakalının kafasında dönen o soru tam da buradan çıkıyor:
“Ben bunu daha ne kadar yapacağım?”

Çünkü mesele işin kendisinden çok,
o işin hayatın içindeki yerinin giderek büyümesi.

Ve belki de asıl ihtiyaç,
daha fazla çalışmak değil…
daha dengeli yaşamak.

Okumaya Devam Et

Trendler